Restorasyon Lisansüstü Programı - Doktora

Bu koleksiyon için kalıcı URI

Gözat

Son Başvurular

Şimdi gösteriliyor 1 - 5 / 31
  • Öge
    Büyükada'nın kültürel peyzaj değerlerinin korunmasına yönelik değerlendirme yöntemleri
    (Fen Bilimleri Enstitüsü, 2019) Karsan , Selin ; Sayar, Yegan Kahya ; 10274213 ; Restorasyon ; Restoration
    Tez çalışması, Büyükada Kültürel Peyzaj Değerlerinin korunmasına yönelik değerlendirme yöntemlerine odaklanmakta, kentleşme dinamikleri çerçevesinde değişim ve dönüşüm taleplerinin yarattığı baskının tarihi çevre üzerindeki etkilerini kontrol etmek amacıyla İstanbul Adaları'nı da gözeten holistik bir sistem yaklaşımı sunmaktadır. Büyükada'yı kentsel bir müzeden öte yaşayan bir organizmaya dönüştürebilmek Büyükada kültürel peyzajını oluşturan unsurların sürdürülebilirliğiyle mümkündür. Yapılan çalışmalar doğrultusunda adanın sürgün yeri olduğu yıllardan itibaren gerek tarım faaliyetleri gerekse de madencilik faaliyetleri dolayısıyla kendi kendine yeten bir çevre oluşturduğu tespit edilmiştir. Adaya karakterini veren anakaradan izole olma durumu, ulaşım faaliyetlerinin düzene girdiği 1800'lerin sonuna kadar devam etmiştir. Bu süreçte öncelikle azınlıkların tercih ettiği Adalar'da özgür ve batılı bir yaşantının tohumları atılmıştır. İstanbul'un baskısından ve sıkışıklığından kaçarak Adalar'a yerleşen gayri-müslim toplum burada deneysel bir mimari akım başlatmış, Avrupalı yaşantı biçimini ada yaşantısına adapte etmişlerdir. Geçmişin sürgün yeri olan Adalar, zengin tüccar ve bürokratların gelişiyle karakter değiştirmiş, eski balıkçı köyü olan Büyükada ise ahşap mimarinin değişik üsluplarla uygulandığı nadir bir çevreye bürünmüştür. Levantenlerin İstanbul'un baskısından kaçarak biçimlendirdiği bu çevre, Galata'nın sıkışık parsel düzeninin izin vermediği görkem ve ihtişamın Büyükada'da batılı üslupların sivil mimariye ahşap-kagir yapım tekniği ile aktarıldığı tekil yapılarla hayat bulmuştur. Her ne kadar adada tek bir baskın üslup söz konusu olmasa da, Neo Klasik, Neo Gotik, Neo Barok, Ampir, Eklektizm ve Art Nouveau'nun en güzel örnekleri ahşap-kagir yapım tekniği ile birleşerek zengin bir ada mimarisi oluşturmuştur. Doğal peyzajın, kentsel peyzaja dönüştüğü bu alanlarda doğa ile insan arasındaki etkileşimin en güzel ürünü olarak ada peyzajı şekillenmiştir. Modernizmin etkisiyle başlayan akım Adalar'a da sıçramış 1930'lu yıllardan itibaren kentsel doku içerisinde Art Deco mütevazi yapılarıyla kendini hissettirmeye başlamıştır. Büyükada'da özellikle merkeze yakın bölgelerde yoğunlaşan bu mimari modern mimarlık mirasının bir ürünü olarak korunmaya ve tescile değer yapılarla kentsel dokuyu zenginleştirmiştir. İstanbul'da rant nedeniyle arsa fiyatlarının yüksek olması, ünlü mimarların Büyükada'da daha büyük parsellerde özgün modern yapılar tasarlamalarına vesile olmuş, ayrık nizam parsel düzeninde özgürce mimarilerini sergilemelerine olanak tanımıştır. Sivil mimarinin nadir örneklerinin birarada bulunduğu bir kentsel doku, ekzotik bitkilerin ve karakteristik çam ağaçlarının fon oluşturduğu doğal peyzajla bütünleşerek kendini göstermiştir. 1950'li yıllarda adanın geçim kaynaklarından biri olan çiçek yetiştiriciliğinin köşklerin kendi özel bahçelerine ve kış bahçelerine kadar yayılmış olması ada peyzajının şekillenmesinde tetikleyici olmuştur. Bu sayede birçok köşkün bahçesi ekzotik bitkilerle özenle tasarlanarak peyzaja entegre olmuş ve Büyükada açık bir Arboretum görünümüne kavuşmuştur. Doğal peyzajın şekillenmesinde önemli rol oynayan köşk bahçeleri ve ekzotik bitki türleri kentsel peyzajla bütünleşerek kültürel peyzajı zenginleştirmişlerdir. Adalar'da 1900'lü yılların ortalarına kadar korunan kaynak-kullanıcı dengesi, apartmanlaşma faaliyetlerinin başladığı 1950'li yıllardan itibaren bir çözülme sürecine girmiştir. Kaynakların sınırlı olması, azınlıkların yaşadığı sıkıntılar nedeniyle evlerini terketmesi, nüfusun azalması, arsa fiyatlarının yükselmesi-kaçak yapılaşmanın ve gecekondulaşmanın artması sonucunda başlayan sosyal çözülme, kentsel doku tahribatını da beraberinde getirmiştir. Büyükada'da geleneksel sivil mimari örneklerinden bir kısmı geçirdiği restorasyonlar sonrasında yapım tekniği, plan ve cephe özellikleri açısından özgünlüğünü yitirmiş, birçok yapı özgün işlevini de kaybederek otel veya apartmana dönüşmüştür. Son yıllarda teknolojik gelişmelerle değişen ada hayatı, ulaşım ve iletişim sistemlerinin de adaptasyonuyla Adalar'ı artık uzak yerler olmaktan çıkarmış, Adalar, rehabilitasyon alanları olarak insanların hafta sonlarını veya tatillerini geçirmek istediği mekanlara dönüşmüş, turistler için bir destinasyon niteliği kazanmış, sürekli kullanıcılar için ise şehir yaşantısından uzak bir alternatif haline gelmiştir. Geçmişte izole bir yaşantının sembolü olan Adalar, günümüzde peyzaj, insan ve doğa birleşiminin bir ürünü olarak birer cazibe merkezine dönüşmüş, ancak Büyükada'nın mevcut kapasitesi gelen ziyaretçi karşısında yetersiz kalmıştır. İstanbul Adaları ile birlikte Büyükada'nın tüm bu özellikleriyle Kültürel Peyzaj olarak tanınması ve korunması için tez kapsamında değerlendirme yöntemlerinin incelendiği metodolojik bir çerçeve oluşturulmaktadır. Bu çerçevede ada kavramı, kültürel ve kentsel peyzaj kavramları, peyzaj karakter alanları tanımı ve planlama sürecine entegrasyonu, miras alanlarının yönetimi kapsamında ziyaretçi yönetimi ve taşıma kapasitesi kavramları ele alınmaktadır. Tarihi çevre koruma ve kültürel peyzaj kavramlarını planlama sistematiğine entegre etmiş İngiltere planlama süreci incelenerek kültürel peyzaj ve karakter alanları tanımları sağlam bir zemine oturtulmaya çalışılmaktadır. İngiltere'de bölgesel mekansal stratejilerle başlayan planlama faaliyetinin alt-bölgesel politikaları da içermesi ve yerel kalkınma çerçeveleri ile mahalle ölçeğine kadar inebilmesi dolayısıyla üst ölçekte başlayan koruma yaklaşımı alt ölçeğe kadar planlama faaliyetlerinin odak noktasını oluşturmaktadır. Bu bağlamda, yerel mekansal planlama sistemiyle sürece katılımın sağlandığı, yerel halka yaşadığı mekanı şekillendirme ve kültürel mirası koruma hak ve sorumluluğu tanındığı bir süreç tarif edilmektedir. Büyükada özelinde ise peyzaj karakter tanımlamasının planlama ve koruma sürecine dahil edilebilmesi için İngiltere örneği referans alınmaktadır. İstanbul Adaları içinde Büyükada tüm bu kavramlar çerçevesinde çalışma alanı olarak değerlendirilerek, ada özelliğinden kaynaklanan karakteri tanımlanmaya çalışılmaktadır. Bu bağlamda adaya karakterini veren doğal, tarihi, kentsel ve kültürel özellikleri araştırılarak ICOMOS ve UNESCO kriter ve göstergeleri doğrultusunda kültürel peyzaj niteliğini ne kadar sergilediği irdelenmektedir. Bu amaçla ICOMOS tarafından Dünya Miras Listesi adaylığına ilişkin oluşturulan sorulara Büyükada özelinde cevaplar verilerek, peyzajın karakteri ve karakterini oluşturan unsurları analiz edilmektedir. Kültürel Peyzaj kavramının karakter alanlarıyla birlikte değerlendirilerek sunulmasıyla, gelecekteki planlama faaliyetlerine bilgi aktaracak bir zemin oluşturulmaktadır. Bu çerçevede kültürel peyzajın değişim ve dönüşümünde etkili olan dinamikler, karakter alanları ve kronolojik analiz çalışmaları ile yorumlanmaktadır. Analiz ve değerlendirme çalışmaları kapsamında 1918 yılından itibaren adanın değişim ve dönüşümü, ulaşılabilen tarihi haritalar, uydu fotoğrafları ve imar planları doğrultusunda 1912-1918, 1918-1938, 1938-1970, 1970-1987 ve 1987-2018 olmak üzere beş ayrı dönem için incelenmektedir. Adanın dönem dönem değişimini ve karakter alanlarının dönüşümünü ortaya koyan bu çalışmalarla fonksiyonların sürdürülebilirliği analiz edilmektedir. Değişimi ve dönüşümü tetikleyen unsurlar, planlama sürecindeki aksaklıklar, yasal süreçteki denetimsizlikler ve taşıma kapasitesi çerçevesinde değerlendirilmektedir. Sonuç olarak, Büyükada'nın Kültürel Peyzajı'nın korunmasına yönelik değerlendirme yöntemlerinin analitik olarak yorumlanmasıyla, kuramsal ve kavramsal bir çerçeve oluşturularak koruma olasılıkları tanımlanmaktadır. Bu çalışmanın, yöntem ve göstergeler sunması bakımından Adalar kültürel mirasının korunması için sistematik bir yaklaşım sunacağı öngörülmektedir.
  • Öge
    Çatalca vilayetindeki tarihi kırsal alan camilerinin mimari analizi ve koruma sorunları
    (Fen Bilimleri Enstitüsü, 2018) Giray Küçük, Sezgi ; Eyüpgiller, Kemal Kutgün ; 10180881 ; Restorasyon ; Restoration
    Çatalca, geçmişten günümüze İstanbul'un savunmasında önemli rol oynamış, kentin gıda ve su gereksinimini karşılayan, Osmanlı döneminde yeşil doğası sebebiyle pek çok çiftlik ve mesire alanına ev sahipliği yapan bir yerleşim olmuştur. Bu yerleşim padişah ve vezirlere avlanma olanağı sunmuş, burada zamanla av köşkü, hamam, cami, mescit, çeşme gibi çeşitli yapılar inşa edilmiştir. Bu yapı gruplarından bazıları zaman içerisinde işlevini yitirmiş, bazıları farklı birer işlevle kullanılmış, bazıları ise özgün fonksiyonunu koruyarak günümüze gelmiştir. Cami ve mescitlerin bir kısmı savaşlar, doğal afetler, nüfus değişimi gibi nedenlerle günümüze ulaşamamıştır. Çalışma kapsamında, Osmanlı yönetim sistemi içerisinde zaman içinde farklı dönemlerde köy, nahiye, sancak ve vilayet olarak tanımlanan Çatalca Vilayeti içerisinde, günümüze ulaşabilmiş cami ve mescitler incelenmektedir. Günümüzde İstanbul'un batı ilçelerinden Silivri, Çatalca, Büyükçekmece, Arnavutköy ve Esenyurt, geçmişteki Çatalca Vilayeti'nin sınırları içerisinde kalmaktadır. Başakşehir, Küçükçekmece ve Tekirdağ ise bu vilayete komşu yerleşimlerdir. Çatalca Vilayeti ile ilgili haritalarda, vilayet sınırları net olarak belirlenmediğinden, sınırların yakın çevresindeki tarihî camiler de analoji oluşturmak amacıyla çalışmaya dahil edilmiştir. Son yıllarda İstanbul'un batıya, Çatalca Vilayeti sınırlarına doğru hızla genişlemesi, pek çok tarihî kültür varlığı için tehdit unsuru oluşturmaktadır. Bölgenin tarihî camileri de tehdit altındaki kültür varlıklarımızdandır. Kubbeli camilere, tarihî olmalarına karşın kırma çatılı camilerden daha fazla önem verilmesi, bu gruptaki camilerin hızla yok edilip yerlerine kubbeli camilerin yapılması sorununu doğurmuştur. Bu çalışma kapsamında, uzun bir süredir ciddi tehdit altında bulunan tarihi camilerin tespit edilmesi ve bu yapıların koruma sorunlarının ele alınması hedeflenmiştir. Tezin ilk aşamalarında, önce alan çalışması yapılmış, kültür varlığı tarihî yapılar fotoğraf ve çizimlerle belgelenmiştir. İlgili belediye ve müftülüklerden söz konusu camiler hakkında bilgi ve belgeler derlenmiştir. Tarihî camiler ile ilgili en doyurucu bilginin alındığı kurumlar; İstanbul 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü Arşivi, T.C. Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü İstanbul 1. Bölge Müdürlüğü Arşivi, T.C. Başbakanlık Osmanlı Arşivi olmuştur. Bunlar dışında pek çok kitap, süreli yayın, ansiklopedi ve haritalardan da faydalanılmıştır. Tez kapsamında Çatalca Vilayeti'nde 31 tarihi cami, 2 tarihi minarenin varlığı tespit edilmiştir. Bu camilerin 22'si kırma çatılı kırsal alan camileri, 3'ü kubbeli ve tek minareli sadrazam/vezir camileri olup 6'sı kilise olarak inşa edilmiş, 1923-1930 yılları arasında Yunanistan ve Türkiye arasındaki nüfus mübadelesi sonrası camiye çevrilmiş yapılardır. Çalışma alanında yer alan 2 tescilli minare de, günümüzde mevcut olmayan kırsal alan camilerinin günümüze ulaşmış minareleridir. Yapılan araştırmalar, kubbeli camilerin merkezlerde, kırma çatılı camilerin genellikle köylerde konumlandığını ortaya koymaktadır. Bu durum, cami inşasında yerleşimlerdeki nüfus yoğunluğunun dikkate alındığını göstermektedir. Çalışmanın geniş bir bölümünü oluşturan kırma çatılı kırsal alan camileri, tek katlı, büyük çoğunluğu dörtgen planlı harime sahip, minareleri batıda konumlanan, taş duvarlı, çatısı kiremit ile örtülü ve ahşap minberli mütevazı yapılardır. Bunlar, kendi içinde inşa tarihlerine göre sınıflandırılmıştır. Bu sınıflandırmaya göre 2 cami 15. yüzyıla, 4 cami 16. yüzyıla, bir cami 17. yüzyıla, 5 cami 19. yüzyıla ve bir cami 20. yüzyıla tarihlenmekledir. 9 caminin inşa tarihi ise net olarak bilinmemekle birlikte, bunlar hakkındaki belgeler derlenerek inşa tarihleri hakkında çıkarımlar yapılmıştır. Kubbeli camiler, vilayet ve nahiye merkezlerine konumlanmış, kırsal alan camilerine göre daha büyük, kubbeli kare planlı, tek minareli, anıtsal yapı ve görünüme sahip camilerdir. Kilise-camiler ise dönüşüm sürecinde plan şemalarını büyük ölçüde koruyan, dikdörtgen planlı, çoğunluğu üç nefli kültür varlıklarımızdandır. Anılan kilise-camilerin büyük çoğunluğu yakınına yeni cami inşa edilince kullanım dışı kalmıştır. 1950 sonrası yapım tarihli camiler, kültür varlığı değeri taşımadığından. Yerinde incelenen camiler dışında pek çok kaynakta, eskiden var olan camilerin isimlerine rastlanmıştır. Bunlar da ayrı bir bölüm haline getirilerek tez kapsamına alınmıştır. Çatalca Vilayeti'nin batı komşusu olan Tekirdağ Vilayeti'ndeki Çatalca sınırına en yakın camiler, analoji oluşturmak amacıyla incelenmiş ve ayrı bir bölüm haline getirilmiştir. Bu bölümün sonunda, Tekirdağ ve Çatalca vilayetlerindeki camiler birbirleri ile kıyaslanmış ve her iki vilayette yer alan camilerin plan şemalarının benzerlik gösterdiği saptanmıştır. (Bu durum, vilayet sınırlarının aslında yapay bir sınır olduğunu göstermektedir.) Tezin sonuç bölümünde tarihi kırsal alan camilerinin korunmasına engel unsurlar, "5. Çatalca Vilayeti'ndeki Tarihi Camilerin Koruma Sorunları" başlığı altında saptanmış ve gözler önüne serilmiştir. Bunlar kısaca; nüfus artışı sebebiyle camilerin yetersiz kalması, camilerin tescilsiz olması, camilere yapılan izinsiz müdahaleler, deprem, yangın, heyelan gibi doğal afetler nedeniyle fiziksel tahribat veya camilerin işlevsiz kalması, kırma çatılı camiyi kubbeliye, özgün "kısa" minareleri yüksek minareye çevirme isteği, muhdes malzeme ile onarım, betonarme ek yapımı olarak sıralanabilir. Bu sorunlara getirilen çözüm önerileri, sonuç bölümünde aktarılmış ve tarihi kırsal alan camilerinin korunmasının önemi vurgulamıştır. Son yıllarda hız kazanan restorasyon çalışmalarıyla bu camilerin korunması konusunda önemli adımlar atılması sevindiricidir. Çatalca Vilayeti içerisindeki tarihi camileri, mimari ve koruma sorunları bağlamında bütüncül olarak ele alan bu çalışmanın belgeleme açısından literatürdeki büyük bir eksikliğe cevap vereceği düşünülmektedir.
  • Öge
    Mardin Anıtsal Yapılarında Değişmişlik ve Özgünlük Sorunları
    (Fen Bilimleri Enstitüsü, 2017) Çağlayan, Murat ; Tanyeli, Gülsüm ; 450906 ; Restorasyon ; Restoration
    Dünya Kültür Mirası Aday Listesi'nde olan Mardin'in anıtsal ve sivil mimarisinin oluşturduğu kentsel dokusu, son zamanlarda yoğun bir restorasyon ve dönüşüm içindedir. Sivil mimarlık yapılarına yönelik çalışmalar özel şahıslar; kamulaştırılmış olanlar da Valilik tarafından yürütülmekte; anıtsal yapılar ise çoğunlukla farklı kamu kurumlarının (Vakıflar Bölge Müdürlüğü, Valilik, Rölöve ve Anıtlar Bölge Müdürlüğü, vb.) sorumluluğunda ele alınmaktadır. Kamunun özellikle anıtsal eserlerin kullanımı ve işlev değişiklikleri de dâhil olmak üzere yenileme kararları; ülkemizde olduğu gibi Mardin'de de irdelenmeyi gerektirmektedir. Geleneksel yapım tekniğinin hala devam ettiği Mardin'de, anıtların ve anıtlara zamanla eklemlenen bölümlerin tarihlendirilmesini yapmak çok zordur. Günümüzde hala eklektik uygulamalar devam etmekte, birçok dönem ekinin ya da uygulama sonucunun yapının özgün elemanı veya özgün ifadesi olduğu sanılmaktadır. Tez, çok sayıda kültür varlığı bulunan Mardin'de, anıtsal eserlerde gözlemlenen ve özgün oldukları kabul edilen dönem eklerini ve değişiklikleri inceler. Çalışma; Mardin'in anıtsal yapılarının süreç içindeki değişimlerini ele alarak farklı zaman dilimlerinde yapılara eklemlenen mimari eleman ve katmanların özgünlük, değişmişlik durumlarını araştırmaktadır. Yapılan araştırma ile Mardin'deki koruma ve onarım çalışmalarında, özellikle yapılardaki dönem ekleri ve müdahaleleri konusunda bundan sonra alınacak kararlarda daha kapsamlı verilere ulaşılması sağlanmıştır. Bu çerçevede, anıtlara yönelik gelecekteki koruma çalışmalarına katkı sağlayarak eserlerin bilimsel müdahalelerle gelecek nesillere aktarılması amaçlanmaktadır. Bu kapsamda kentsel sit alanı ve yakın çevresindeki anıtsal ya da 1. grup korunması gerekli kültür varlıkları incelenmiştir. Bunların arasında Artuklu Beyliği Dönemi eserlerinden Mardin Ulu Cami, Şehidiye Medresesi, Zinciriye Medresesi ve Akkoyunlu eseri Kasımiye Medresesi önceliklidir. Seçilen anıtlara ait erken dönem araştırmalarına ulaşılmıştır. 19. yüzyılın sonlarına doğru ilgili anıtlara ait farklı arşivlerden görseller bulunmuştur. Alman bürokrat Oppenheim'in XIX. yüzyıl sonu ile XX. yüzyıl başında çektiği ve 1911'de Mardin'e gelen İngiliz misyoner Getrude Bell'in çekmiş olduğu fotoğraflarından faydalanılmıştır. Bilimsel sayılabilecek en erken veriler 20. yüzyılın başında Albert Gabriel'e aittir. Gabriel, 1932'de Mardin'deki anıtsal yapıları tanıtmış, yapıların iç ve dış mekân fotoğraflarını çekip, çizimlerini yapmış, kitabelerini okumaya çalışmıştır. Cumhuriyet döneminde ise özellikle Ara Altun'un yapmış olduğu çalışmalar çok önemlidir. Altun; 1967'de Mardin kentsel sit alanındaki anıtları inceleyip plan krokilerini çıkarmıştır. Yaptığı incelemelerde Gabriel eskizlerini altlık olarak kullanmış 35-40 yıl arasındaki zaman diliminde bile mevcut farklılıkları dile getirmiştir. Anıtlar üzerindeki değişimler, Altun belgelemelerinden günümüze kadar yaklaşık 50 yıllık zaman diliminde hala devam etmektedir. Anıtların farklı dönemlerdeki vakıf kayıtları, Başbakanlık Devlet Arşivleri'ndeki kayıtları, Mardin Şer'iye sicillerindeki ve o dönem Mardin'in bağlı bulunduğu vilayet olan Diyarbakır Salnamelerindeki kayıtlar incelenmiştir. Özellikle Cumhuriyet dönemi Vakıflar onarımları sonucu anıtlara yapılmış müdahaleler, çalışmada ilk defa ele alınmış ve çok önemli verilere ulaşılmıştır. Daha önce okunamayan ya da keşfedilmemiş kitabeler okunmuştur. Anıtların yapım tekniği ve malzemeleri incelenmiş; kendi içlerinde karşılaştırılmıştır. Yapım tekniklerinin okunması; zamanla yenilenen mimari elamanların tespitinde yardımcı olmuştur. Anıtlara özgü ölçü birimlerinin yanında farklı dönemlere ait arşın değerleri bulunmuştur. Geçmişte yapılan tüm araştırmalar, güncel veriler ile karşılaştırılmış; eserlerin mimari elamanları özgünlükleri ve değişmişlikleri üzerine güncel bilgilere ulaşılmıştır.
  • Öge
    İstanbul'un fethinden Lale devrine kadar Osmanlı kargir mimarisinde yapım teknikleri 1453-1730
    (Fen Bilimleri Enstitüsü, 1998) Akıncı, Şirin ; Kuban, Doğan ; 75021 ; Restorasyon ; Restoration
    Bu çalışma, İstanbul'un Fethinden Lâle devri sonuna (1453-1730) kadar, Osmanlı yapım teknikleri konusunu, genelde Klasik dönemin tümünü içeren ikiyüzelli yıllık bir süreyi incelemektedir. Genelde anıtsal yapılardaki yapı teknikleri ve konstrüktif yapı biçimlerinin derlenmesi, sınıflandırılması ve Osmanlı yapı 'corpus 'una bir katkı amacını taşımaktadır. Tezin içerdiği yapım evreleri ve yapım elemanları şimdiye kadar bir çok çalışmanın konusunu oluşturmuşsada, bunlar daha çok tek yapı ya da tek eleman bağlamında ele alınmıştır. Bu çalışmada, yapım tekniklerinin mimarlık tarihinin gelişmesi içindeki, oldukça homojen ve saptayıcı rolleri belirlenmeğe çalışılmıştır. Öteyandan yapı ayrıntılarını içeren böyle bir yapıtın restorasyon çalışmalarına katkısı olabileceği düşünülmüştür. Kronolojik bir dizin içinde, yapı tipi ayırımına gitmeden, Klasik dönemin genel geçer yapım sürecinin bir tablosu oluşturulmağa çalışılmıştır. Birinci bölümde Osmanlı dönemi yapım teknikleri üzerine genel gözlemler dile getirilmiş, Bizans ve Fetih öncesinin etkilerine değinilmiştir. İkinci bölümde Fetih' ten sonra yapı tasarımı ve malzeme konusu ele alınmıştır. Burada, bir Osmanlı yapısının tasarımından başlanarak inşaat alanının hazırlanması (malzeme ve işgücünün sağlanmasıyla ilgili hazırlık çalışmaları )ve şantiye organizasyonunun bugüne kadar saptanan kurgusu açıklanmıştır. Bu süreçte, yazılı kaynaklardaki terimlerin yardımına dayanarak yapıların projelendirme konusu tartışılmıştır. Çalışmanın ağırlığı üçüncü bölümdedir. Tüm yapı elemanları, malzeme, yapım ve mimari biçim ilişkileri içinde ele alınmıştır. Temelden başlayan ve çatıda biten araştırma süreci 104 yapı üzerindeki 186 yapı elemanının rölövesi ve daha önceki çalışmalardan 166 yapı elemanı ayrıntısı, 389 fotoğrafla birleştirilerek hem görsel hem deskriptif bir anlatımla tanımlanıp, yapı tarihi başlıca özellikleriyle sunulmuştur. Dördüncü bölüm bu panoramanın tanımladığı genel sonuçları içermektedir.
  • Öge
    Tarihsel çevreyi korumanın Türkiye'ye özgü koşulları (İstanbul 1923-1973)
    (Fen Bilimleri Enstitüsü, 1997) Altınyıldız, Nur ; Kuban, Doğan ; 68890 ; Restorasyon ; Restoration
    Bu çalışmanın amacı, koruma kavramının Türk toplumunun kültürel söylemine katıldığı ondokuzuncu yüzyıl ortalarından, kurumlaşmasını tamamladığı 1970'lere kadar uzanan süreç boyunca İstanbul'da tarihsel çevrenin geçirdiği değişimleri, etkilendiği düşünülen ideolojik ve ekonomik öncelikler ile mimarlık ve kent planlamasındaki yönelişler bağlamında inceleyerek, Türkiye'ye özgü koşulların koruma etkinliği üzerindeki belirleyiciliğini ortaya koymaktır. Tarihsel çevrenin korunmasında karşılaşılan güçlükleri çözümlemek amacıyla, Türkiye'yi Batı toplumlarından farklılaştıran temel özellikler göz ardı edilmeden, belirlenen dönemlerde tarihsel kentin değişiminde etkili olan özgül unsurlar irdelenmiştir. Avrupa'da ve Türkiye'de korumanın kökenlerine kısaca değinildikten sonra, 1874- 1923 arasındaki elli yıl, tezin asıl konusu olan cumhuriyet sonrasındaki gelişmelere ışık tutmak üzere, sınırlı olarak ele alınmıştır. Hem kentleşme ve değişmenin, hem de korumaya ilişkin tartışma ve uygulamaların odağında yer alan İstanbul'da tarihsel çevrenin değişimi, 1923-1973 arasındaki elli yıl boyunca ve dört ayrı dönemde izlenmiştir. Zaman dilimlerini birbirinden ayırdeden nitelikler, iktisadi, siyasal ve toplumsal değişimler ve her bir dönem ile çakışan ayrı mimari eğilimlerdir. Dönemleri farklılaştıran özellikler, kültürel duyarlılıkları ve öncelikleri etkileyerek, tarihsel çevrenin değerlendirilme ölçütlerine de yansımıştır. Tarihsel yapılarla ilgili tutum, imar adı verilen tümel yapılanmada, koruma çabaları ile onları göz ardı eden uygulamalar bağlamında incelenmiştir. Soyut düşünce boyutundaki gelişmiş koruma anlayışı, somut uygulamaları denetlemek üzere koruma alanını yöneten yasalara, yönetmeliklere ve kararlara yansıtılmıştır. Ancak tarihsel çevrenin korunmasını özendirecek bir kültürel ortamın yokluğunda, sürekli ve tutarlı bir koruma yaklaşımı etkinleşememiştir. Tarihsel çevrenin siyasal ve ekonomik yararlılığı kültürel değerlerinin önüne geçmiş, uygulamaları yönlendirenler de uzmanlar yerine yöneticiler olmuştur. Eski eserleri kültürel değerleri için korumak üzere oluşturulan ilkeleri, kuralları ve kurumlan aşarak tarihsel çevrenin geleceğini belirleyen yöneticiler, korumaya karşı yenilemeye öncelik veren tavırlarını tutarlılıkla sürdürmüşlerdir. Denetimsizlik, yalnızca yeni kent parçalarının biçimlenmesini değil, tarihsel çevrenin korunmasını da bireysel çıkarlarla toplumsal yararın arasındaki çatışmanın konusu durumuna getirmiştir. Tüm yapı alanı gibi, tarihsel çevre de kamu yararına öncelik verilerek ve bilimsel ilkeler izlenerek düzenlenmek yerine, siyasal öncelikler ve bireysel çıkarlar doğrultusunda biçimlenmiştir. Sonuçta kuramsal düzlemde varılan yetkinlik ile uygulama alanında yaşanan etkinlik arasında koşutluk yerine karşıtlık yaratılmıştır.