Welcome to the Polen - ITU Academic Archive
Polen stores all academic resources—such as books, articles, theses, papers, reports, and research data—directly or indirectly published by the academic and administrative staff and students of Istanbul Technical University in a digital environment in accordance with international standards. It facilitates monitoring the university’s academic performance, ensures the long-term preservation of resources, and provides open access to publications in compliance with copyright regulations to enhance their impact.
The ITU Open Access System provides access to scientific and artistic works—such as books, articles, theses, encyclopedias, and artworks—produced by our faculty members and students in accordance with international standards and intellectual property rights.

Discover
Communities in DSpace
Select a community to browse its collections.
- İTÜ'de verilen bazı derslerin video kayıtlarını içermektedir.
- İTÜ'de yapılan akademik çalışmaları içermektedir.
- Çeşitli birimlerde yer alan arşiv koleksiyonunu içermektedir.
- Kurum içinde yapılan çeşitli sunumların çıktılarını içermektedir.
- Master Data
Recent Submissions
Item type:Item, Access status: Open Access , Synthesis of cuinse2/zns quantum dots and investigation of dye adsorption properties for waste treatment(Graduate School, 2026-06-29) Çeltek Elif; Ünlü, Caner; 509241257; ChemistryIn recent years, rapidly increasing industrial growth, specifically in the paper and textile sectors, has led to a significant environmental threat to water resources. In addition, organic dyes released as a result of these industrial activities and frequently found in water sources carry a serious risk to both the environment and human health. Research on the removal of organic dyes is gaining importance due to their harmful effects on human health, such as the risk of cancer as well as their toxicity and potential to remain in the environment for long periods. Compared to various traditional methods for removing the dyes, the adsorption method emerges as a promising approach in terms of efficiency, as it is both more cost-effective and offers easy application. In this thesis, the potential of quantum dots for adsorption studies against organic dyes was investigated. Quantum dots, one of the most recent developments in the field of nanotechnology, are widely used in many areas due to their outstanding optical and photophysical properties. In this study, their dye removal performance was examined through the adsorption studies conducted and the underlying mechanism, particularly due to their surface advantage. In the experimental part, CuInSe2/ZnS core/shell quantum dots which containing no heavy metals such as cadmium and lead were synthesized and capped with three different ligands: L-glutathione, N-acetyl-L-cysteine, and 3-mercaptopropionic acid. The synthesis of core/shell CuInSe2/ZnS quantum dots was carried out in one pot, in aqueous medium, under reflux and nitrogen gas for a total reaction time of 1.5 hours. In this process, syntheses were also conducted by doubling the amounts of copper nitrate hemi-pentahydrate as copper source and indium acetate as indium source, while keeping all other parameters constant, to examine the effect of metal stoichiometry on the structure and optical properties. In the second stage, the structural properties of the synthesized quantum dots were characterized using XRD, FTIR, and Raman spectroscopy. The XRD spectrum confirmed the crystal structure, and the analysis of the structure verified the formation of a core/shell structure and confirmed that the material is quantum dot. A common finding observed in the FTIR spectra of all synthesized quantum dots is the disappearance of thiol peaks typically seen around 2500 cm-1 on all ligand surfaces. This result indicates that all three selected ligands have successfully bonded to the quantum dot via sulfur atoms. To characterize their optical properties, the solubility of the quantum dots was also investigated in a total of seven pH solutions ranging from pH 5 to pH 11 using photoluminescence and UV spectroscopy. Since no conclusive results were obtained regarding the optimal pH at which they dissolve, they were considered unsuitable for use in pH sensor applications. However, it was clearly observed that the L-glutathione capped CuInSe2/ZnS QDs dissolved at pH 11. The investigation of such pH-dependent solubility provides valuable insight for adsorption studies with dyes. Following the characterization of structural and optical properties, adsorption studies were conducted using three different dyes. These dyes were methylene blue, rhodamine B and methyl orange. After these three dyes were interacted with quantum dots, the adsorption mechanism was investigated using UV spectroscopy and FTIR methods. According to the UV results, methylene blue exhibits the best interaction with the quantum dots, and the highest removal efficiency of 99.1% was observed with N-acetyl-L-cysteine capped Cu(x2)InSe2/ZnS QDs. Although the primary adsorption mechanism here is explained by electrostatic interactions arising from the positive and negative charges on the surfaces of the dye and quantum dots, FTIR spectra of the adsorption products suggest that hydrogen bonding and hydrophobic interactions also play a critical role. Another important factor is the type of ligand that is used in the synthesis of QDs. For instance, since Lglutathione is a larger ligand with greater steric hindrance compared to others, L-GSH capped QDs' dye adsorption performance is lower. Desorption experiments were conducted to investigate the potential for recovering the adsorbed dye. During this study, two different approaches were employed: a solvent based approach and a thermal based approach. In the solvent based approach, methanol was added to the quantum dots that had interacted with the dyes and analyzed via UV spectroscopy. In the thermal based approach, distilled water was added to the quantum dots adsorbing the dye, followed by a shaking in a water bath at 50°C. According to the results obtained from UV spectroscopy after the experiments, no dye recovery was observed following thermal treatment, whereas the experiments conducted with methanol, characteristic spectrum of the pristine dyes were observed, particularly for the quantum dots that had interacted with rhodamine B and methylene blue. In summary, the potential of QDs developed for environmental applications was thoroughly investigated in adsorption and desorption processes. Analytical results and characterization results showed that the QDs were capable of adsorbing different dye molecules, showing the highest adsorption efficiency toward methylene blue.Item type:Item, Access status: Open Access , Mekan kuran hikayeler(Fen Bilimleri Enstitüsü, 2017-12-15) Menlioğlu, Ayşe Hilal; Şenel, Aslıhan; 502141001; Mimari TasarımBu tez çalışması okuma deneyimi ile mekan deneyiminin birbirine benziyor olduğu fikrinden yola çıkmaktadır. Okumanın nasıl bir mekansallık ürettiğini sormaktadır. Buna bağlı olarak hikayelerin mekansal karakterlerini ne gibi yöntemler aracılığıyla kurabildiklerini merak etmektedir. Araştırma, hikayelerin betimleyici özellikleri ile ilgilenmemektedir. Daha çok anlatım biçimleri sayesinde kazandıkları ilişki kurma şekillerini incelemektedir. Hikayeye ait özelliklerin yanında, yazarın ve okurun üretebildiği mekansal pratikler ve taktikler de tartışılmaktadır. Bu tez anlatı mimarlığından (narrative architecture) farklı olarak, "hikaye gibi" mekan üretme yöntemleri aramamakta, hikayelerin nasıl mekansal üretimde bulunabildiğini araştırmaktadır. Metin, yazar ve okur arasındaki ilişki ise yapısalcı ve art yapısalcı kuramdan yardım ile açılabilmektedir. Tezin ikinci bölümü okurun nasıl olup da metindeki anlamı üretmekte yazardan daha etkin bir rol oynayabildiği üzerinedir. Burada anlamın, yazar-metin-okur arasındaki hareketinin önemi ortaya çıkar. İlişkili olarak; mesafeler, yer değiştirme ve hareket kavramları ile hikaye anlatıcılığı arasındaki bağ açığa çıkar. Anlatıbilim kuramında hikayelerin olay, aktör, zaman ve yer olmak üzere farklı dört malzemeden imal edildiği söylenmiştir. Mieke Bal'ın kuramsallaştırdığı bu yaklaşımın, mimarlık pratiklerine ve mekan üretimine uyarlanabilir olduğu dikkat çekicidir. Bu malzemelerin mimarlık ve ilişkili disiplinlerde ne gibi ögeler ve kavramlar ile karşılandığı, mekan üretiminin sahip olduğu imkanları ve buradan açılabilecek perspektifleri gösterebilir. Hikayeyi imal eden malzeme ile mekanı imal edenler arasındaki ortaklaşmalar ile farklılaşmaların bu disiplinlerin birbiriyle ilişkilendiği farklı düzlemlere denk geldiği söylenebilir. Kuramsal çalışmalar disiplinler arası bağlamı kurarken, hikaye okuma denemeleri içeren "Hikayeleri Haritalamak" bölümünde bu bağlamda araştırmalar içeri. Sekiz farklı hikaye diyagramı metinlerin zaman, yer, aktör ve olay bilgisi taşıyan ögelerinin birbirinin işini yapabildiğini açığa çıkarır. Bu şekilde okunmaya başlanan mekan bilgisi, metnin önerdiği hareketin şekline ve karakteri aracılığıyla açığa çıkmaktadır. Hikayede var olan mekansallığın yeniden üretilmesi hem notasyon-diyagram araştırmaları ile hem de farklı okuma yöntemleri ile desteklenmektedir. Bu araştırmada hiçbir zaman kesitleri yalıtarak, yalnızca bir öge ya da bir özellik dikkate alınarak tartışmak benimsenmemiştir. Dolayısıyla hikaye diyagramlarının taşıdığı mekan bilgisini hem biçim, hem de içerik kurmaktadır. Üçüncü bölümde yer alan diyagramların net ve kesin şekillerde birbirinde ayrılmadığı söylense de en baskın mekânsal özellikleri üzerinden bir sınıflandırma önerilmektedir. 'Genişletilmiş mekanlar' hikayede var olan zihinsel hareketlerin hikaye mekanını kurduğu ve hikayede bahsi geçen mekanları genişletiyor olduğu söylenebilir. 'Çerçevelenmiş mekanlar' hikayedeki birbirinden bağımsız ögelerin hikaye içindeki hareketi zaman ya da mekan üzerinden çerçevelemesi ile özelleşebilir. Son olarak 'ızgara mekanlar' hikayedeki en güçlü mekan kurucu ögenin ritim olduğu hikayeleri tanımlar. Bu mekanlarda var olan güçlü ritim ile hikayenin hareketinin birbiri ile kurduğu ilişki açığa çıkabilir. Hareketin ızgarayı takip ettiği ve ızgaradan taştığı anları görebilmek hikaye mekanını anlamaya yardım eder. Araştırmanın ikinci deneysel üretimi ise bir yaz atölyesidir. Bilgi Üniversitesi'nde bir grup tasarım öğrencisi Eduardo Galeano'nun Aynalar: Neredeyse Evrensel bir Tarih kitabını bir tür kent rehberine dönüştürmek ve Santralistanbul kampüsünün yakın çevresini bu kitaptan metinler aracılığıyla keşfetme deneyleri yapmıştır. Üstyazılı Yürüyüşler atölyesi, hikayelerin ve okuma eyleminin, kenti okumak üzere bir araca dönüştüğü ve mekan kurucu bir pratik olarak ele alındığı bir ortam sağlamaktadır. Bu atölye aracılığıyla hikaye okumanın mekan kuran özelliğinin bir eğitim modeli olarak imkanlarını tartışmak mümkün olmuştur. Hikayelerin ve okuma eyleminin doğasında bulunan mekan üretme imkanlarının bu tezde keşfedilenlerden daha fazla olduğu, bahsedilen kuramsal ve deneysel çalışmaların mimari tasarım düşüncesinde çoğaltılabileceği söylenmelidir.Item type:Item, Access status: Open Access , Uluslararası aktarma konteyner terminali seçimine yönelik analitik hiyerarşi süreci ve TOPSIS temelli yaklaşım: Akdeniz bölgesi uygulaması(Fen Bilimleri Enstitüsü, 2018-06-06) Arıcan, Umut Çelen; Satır, Tanzer; 512151008; Deniz Ulaştırma MühendisliğiGeride bıraktığımız yarım yüzyılda küresel bazda deniz taşımacılığı 20 kat artmış, 2017 yılı dünyada taşınan yüklerin hacim olarak %84'ü, deniz yolu ile taşınmıştır. Dünyadaki trende paralel olarak 2017 yılında Türkiye'nin dış ticaretinin yaklaşık % 87'si denizyolu taşımacılığıyla gerçekleştirilmiştir. Dünyada toplam elleçlenen konteynerlerin %25'i aktarmalı olarak taşınmaktadır. 2016 ve 2017 yılları arasında Türkiye'de elleçlenen konteyner hacmi %15 artarken aktarma yükleri %20 lik bir artış göstermiştir. 2016 yılı dünyada taşınan konteyner 180,6 milyon TEU ve limanlara yansıması 700 milyon TEU civarındadır. Limanların 2016 toplam kapasitesi ise 1,053 Milyar TEU iken Türkiye'de konteynere hizmet verebilen terminallerin toplam elleçlemesi yaklaşık 9 milyon TEU dur. 2017 yılında ise dünyada taşınan konteyner adedi artarak 200 milyon TEU' ya ulaşmış, bu hacmin limanlara yansıması 780 milyon TEU civarında olmuştur. Aynı yıl limanların toplam kapasitesi ise 1,089 Milyar TEU iken Türkiye'de konteynere hizmet verebilen 26 konteyner terminalinin toplam kapasitesi yaklaşık 20 milyon TEU, elleçlenen konteyner 10 milyon TEU'ya ulaşmıştır. 2021 yılında dünya limanlarının toplam kapasitesitelerinin 1.2 Milyar TEU'ya çıkacağı ve tüm limanların doluluk oranlarının ortalama %70.9 (851.1 Milyon TEU) olacağı öngörülmektedir. Bu artışlar piyasanın aktarma limanlarına olan ihtiyacını göstermekte ve konteyner taşıyan firmaların aktarma terminali seçimi oldukça önemli bir karar problemi olarak karşılarına çıkmaktadır. Tezde bu problemin çözümüne yönelik yeni bir bakış açısı ve konteyner taşımacılığı yapan şirketlerin konteyner aktarma terminali seçiminde etkin bir araç olarak kullanabileceği bir karar modeli önerme amaçlanmıştır. Birinci bölümünde konteyner hakkında detaylı bilgi ve gemiye ilk yüklenen konteynerden bugüne kadar tarihi incelenmiş, konteyner tipleri, kullanımının sağladığı avantaj ve dezavantajlar güncel bilgiler eşliğinde detaylandırılmıştır. İkinci bölümde ilk konteyneri taşıyan gemiden başlayarak bugün kullanımda olan mega konteyner gemilerine konteyner gemilerinin tarihi, kullanım amaçlarına göre sınıfları ve son yıllarda kanallarda yapılan revizyonlar ile konteyner gemi literatürüde meydana gelen değişimler anlatılmıştır. Üçüncü bölümde liman ve terminal kavramları üzerinde durularak, ilk konteyner elleçlenmesinden bugüne liman gelişimi, fonksiyonları, verilen hizmetler, etkileşimde olduğu taraflar ve yapısı hakkında inceleme yapılmıştır. Ayrıca global konteyner operatörleri, global terminal operatörleri ve alyanslar hakkında inceleme yapılmış güncel bilgiler verilmiştir. Aktarma konteyner terminali detaylandırılmış çalışmada ele alınacak Akdeniz Bölgesi ana hub, aktarma limanları seçilmiş ve bu limanlar hakkında detaylı bilgiler paylaşılmıştır. Dördüncü bölümde kullanılacak yöntemlerin anlaşılabilmesi adına karar verme ve çok kriterli karar verme ve yöntemleri anlatılmıştır. Çalışmada kullanılacak olan AHP ve TOPSIS yöntemleri bu bölümde detaylı olarak anlatılmış yapılan literatür taraması incelenmiştir. Beşinci bölümde konteyner, konteyner terminalleri, aktarma terminali seçim kriterleri çalışmaya yönelik makale ve tezlerin literatür incelemesi paylaşılmıştır. Çalışmada kullanılacak ana ve alt kriterlerin seçimi ve alt kriterlerin sadeleştirilmesi yapılmıştır. Bölümün uygulama aşamasında AHP ve TOPSIS çok kriterli karar verme modeli sonucunda Akdeniz bölgesinde aktarma terminali seçmek için ele alınan kriterler uzman görüşlerine başvurularak AHP ile ağırlıklandırılmış, alternatifler doğrultusunda aktarma yapılması en uygun liman ve sıralaması TOPSIS ile bulunmuştur. Yapılan çalışmalarda seçilen uzman grubu tüm süreçlere dahil edilmiş her uygulama sonrası kendilerinden sonuçlar hakkında yorum yapılması istenmiş çalışma pararlelinde bu şekilde ayrıca bir tutarlılık ölçümlenmiştir. Altıncı sonuç bölümünde ise çözüm yaklasımına ait uygulama sonuçları incelenmiş, Türkiye' nin bu sonuçlar ışığındaki durumu analiz ayrıca edilmiştir. Çalışmanın liteaatüre katkısı, getirdiği yenilikler ve gelecekte yapılabilecek olan çalışmalara öneriler sunulmuştur.Item type:Item, Access status: Open Access , Tek alkil grubu içeren tiyeno[3,2-b]tiyofen sentezleri, polimerleri ve özelliklerinin incelenmesi(Fen Bilimleri Enstitüsü, 2017-06-05) İlhan, Koray Tansu; Öztürk, Turan; 509141045; KimyaOrganik iletken polimerlerin uygulama alanları özellikle son yıllarda genişlemiş ve bu alandaki bilimsel araştırmalar hız kazanarak farklı araştırma grupları tarafından sentezlenen bileşikler artmıştır [1]. Özellikle -konjügasyona sahip yarı iletken organik güneş (veya fotovoltaik) hücrelerinin sentezlerinde önemli adımlar atılmıştır. Bunun yanında OLED yani Organik Işık Yayan Diotlar (Organic light emitting diods) bu tür bileşiklerin uygulama alanlarından biri olup, düşük voltajla çalışma, yüksek çözünürlük, yüksek parlaklık, geniş görüş açısı, geniş renk gamı, yüksek kontrast, daha az ağırlık ve boyut, verimlilik vb. nedenlerden dolayı bu alanın önemli konusunu oluşturmaktadır. Artan enerji ve çevre sorunları, sürdürülebilir ve yenilenebilir kaynakların geliştirilmesini gerektirir. Bu nedenle, enerjiyi dönüştüren ve tasarruf edebilen malzemeler istenilir. Elektrokromizm, optik özellikleri küçük bir elektrik alanı uygulayarak tersine çevrilebilir ve kalıcı olarak değiştirilebilen malzemelerin özel işlevselliğine işaret eder. Bu malzemeler, enerji tasarruflu binalar için akıllı pencereler, bilgi ekranları, otomobiller için kendinden aydınlatmalı arka aynalar, elektronik kağıtlar, elektrokromik yüzeyler ve benzeri yerlerde umut verici uygulamalar göstermektedirler. Elektrokromizm, iç sıcaklığın ve ışık koşullarının değişimine aktif bir yanıt olarak binanın güneş ışığı miktarını ve aydınlatma girişini dinamik olarak kontrol edebilen akıllı pencereler yapmak için kullanıldığında gelecek vaat eden bir enerji tasarrufu teknolojisidir. Bir çok organik materyal, elektrokromik yüzey olarak kullanılabilir. İnorganik malzemeler genellikle açık akıllı pencereler için kullanılırken, organik elektrokromik malzemelerin dış ortamda UV ışınlarına maruz kaldığında zayıf dayanıklılığı nedeniyle, organik elektrokromik cihazlar tipik olarak kapalı alan uygulamaları için uygundur. Elektrokromizmi olan ya da olmayan iyon depolama katmanı, aktif elektrokromik katmandan elektrolit üzerinden geçen yüklerin dengelenmesi için gereklidir. İyon iletkeninin orta tabakası, sıvı veya katı haldeki şeffaf bir elektrolittir. Üst ve alt elektrot olarak yaygın olarak kullanılan şeffaf iletkenler, indiyum kalay oksit (İTO) kaplamalı cam ve flor katkılı kalay oksit (FTO) kaplamalı camdır. Elektrokromik malzemeler, cihazlar ve uygulamaları son yıllarda incelenmiş ve teorik ve pratik açıdan ilerlemesi sağlanmıştır. Yine de daha işlevsel ve yeni özelliklere sahip olan elektrokromik cihazların uygulama alanları genişletilmeye çalışılmaktadır. Örneğin, esnek, katlanabilir, gerilebilir ve giyilebilir elektrokromik cihazlar taşınabilir ve giyilebilir elektroniklerin artan taleplerini karşılamak için geliştirilmiştir. hem enerji depolamasını hem de elektrokromizmi bir cihaza, örneğin enerji depolama birimini gösterebilme yeteneğine sahip akıllı bir pencere içine entegre etmek son derece ilgi çekici bir uygulamadır. Bu alanda en çok ilgi gören ve uygulama alanları geniş olan bileşiklerden bir tanesi de tiyofen temelli polimerlerdir. Kimyasal ve elektrokimyasal alanlarda kimyasal kararlılığa [2] sahip olan bu bileşikler kolay fonksiyonlandırılabilmeleri ve önemli elektronik yapılarından dolayı elektronik ve optoelektronik uygulamalarda kendine yer bulmuştur [3-9]. İki halkalı tiyofen ünitesi içeren en basit birleşik tiyofenler tiyenotiyofen (TT) olarak adlandırılır. Tiyenotiyofenler elektronca zengin yapılardır ve bu durum onları konjuge ve düşük band aralıklı organik yarı iletken yapmalarını sağlar. Sunulmakta olan tezin amacı çeşitli alkil grupları içeren tiyeno[3,2-b]tiyofenlerin sentezlerini iki basamaktan oluşan kolay bir yöntemle sentezlemek ve polimerlerinin elektronik ve optoelektronik özelliklerini incelemektir. Literatürde alkil grubu içeren TT'lerin örnekleri olmasına rağmen yaygın kullanımları henüz kazanılmamıştır. Bunun önemli nedeni sentezlerinin dört basamakta gerçekleşmesi ve bazı basamaklarının istenmeyen izomer içermesidir. Dolayısı ile önerilen tez bu bileşiklerin daha kısa (iki basamak) ve yüksek verimle elde edilmesi yönünde önem taşımaktadır. Tüm bu bilgiler ışığında elektrokromik cihaz ve güneş hücresi olabilecek moleküllerin sentezine başlanmıştır. Yapılması planlanan tüm monomerler başarıyla sentezlenip karakterize edildikten sonra döngül voltametri (CV) yöntemiyle elektropolimerizasyonları gerçekleştirilmiş ve elektropolimerleri elde edilmiştir. Elektropolimerizasyon için monomer CV yöntemi ile ilk olarak Pt tel üzerinde polimerleştirilmiştir. Sistemde Ag tel referans elektrot olarak kullanılmış, elektrolit 0.1M TBAPF6 (tetrabütilamonyum hekzafloro fosfat)'ın ACN karışımında hazırlanmasıyla elde edilmiştir. Monomer konsantrasyonu 1x10-3 M olacak şekilde ayarlanmıştır. Polimerleşme olduğu görüldüğünde benzer sistem ile İTO üzerine kaplama gerçekleştirilmiş ve CV-UV çalışması ile elektrokromik özellikleri incelenmiştir. Elde edilmiş olan elektropolimerlerin UV spektrum üzerinden hesaplanan bant aralıklarının 1.90 eV ile 2.32 eV arasında değişiklik gösterdiği ve maksimum absorbsiyonlarının 393-441 nm arasında olduğu görülmüştür. Tüm bu sonuçlar ışığında 35b monomerinden elde edilen P6 elektropolimerinin en iyi sonuçları verdiği sonucuna varılmıştır. Bir sonraki adım ise donör özelliğe sahip monomerlerin bir akseptör grup ile stille coupling kullanılarak, güneş hücrelerine uygulanabilecek bir D--A polimerinin sentezlenmesidir.Item type:Item, Access status: Open Access , Kenar ve tampon arayüzleri olarak çeper kuşak alanlarının afet direnci bağlamında değerlendirilmesi: İznik örneği, Bursa(Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2026-06-25) Yeşil, Rabia; Kürkçüoğlu, Eren; 519231016; Kentsel TasarımÇeper kuşak alanları, kentsel morfoloji literatüründe farklı yaklaşımlarla ele alınan ve kentlerin tarihsel büyüme ve duraklama süreçleri arasında oluşarak bu dönemlere ait mekânsal izler taşıyan önemli morfolojik unsurlardır. Kentin belirli bir evresinde kent kenarı karakteri gösteren bu alanlar, kentsel büyümenin devam etmesiyle birlikte kentsel doku içinde kalarak eşik ve tampon bölge işlevi görmektedir. Bu özellikleri, çeper kuşak alanlarının hem korunması gereken tarihsel miras niteliği taşıdığını hem de açık alan oranı, geniş parsel yapısı ve arazi kullanımı sayesinde afet sonrası kentsel işlevlerin yeniden kazanılmasına katkı sağlayabilecek mekânsal potansiyele sahip olduğunu göstermektedir. Günümüz kentleri ise hızlı kentleşme ve büyüme odaklı politikalar nedeniyle yoğun yapılaşma, riskli fiziksel çevre ve yetersiz açık alan sistemleriyle afetlere karşı kırılgan hâle gelmektedir. Afetlere dirençli kent yaklaşımının gözetilmediği planlama süreçleri, iyileşme kapasitesi sınırlı kamusal alanların oluşmasına yol açarak kentsel dirençliliği zayıflatmaktadır. Bu durum özellikle 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremlerinde açıkça görülmüş; yapı stokunda meydana gelen ağır hasar ile afet sonrası müdahale ve geçici barınma süreçlerinde ortaya çıkan açık alan ihtiyacı, dirençli kentsel mekânların önemini bir kez daha ortaya koymuştur. Bu çalışmanın amacı, çeper kuşak alanlarının afetlere dirençli kentsel planlama ve kentsel morfoloji perspektifleri çerçevesinde sahip olduğu stratejik potansiyeli, özellikle afet sonrasında üstlenebilecekleri kritik işlevler (toplanma ve geçici barınma alanları) bağlamında incelemektir. Çalışma alanı olarak, çok katmanlı tarihsel gelişim süreci, çeper kuşakların oluşumunda belirgin rol oynayan surlarla çevrili kent formu ve farklı dönemlere ait morfolojik katmanların okunabilirliği nedeniyle İznik seçilmiştir. İznik'in yüksek deprem tehlikesi taşıyan bir bölgede yer alması, geçmişte yıkıcı etkiler bırakan şiddetli depremlere maruz kalmış olması ve gelecekte de deprem tehlikesi altında bulunması, araştırma alanı olarak seçilmesini destekleyen önemli faktörler arasında yer almaktadır. Bu kapsamda çalışma, Kentsel Morfoloji ve Afet Yönetimi disiplinlerini bütünleştiren nicel bir metodolojik çerçeve önermektedir. Bu çerçeve, Conzen temelli morfolojik analiz, Mekân Dizimi (Space Syntax) ve CBS tabanlı mekânsal uygunluk analizlerinden oluşan üç tamamlayıcı yaklaşımı içermektedir. Bu yöntemlerden ilki, morfolojik analiz yöntemlerinden biri olan M. R. G. Conzen'in çeper kuşak teorisi temel alınarak, çeper kuşak alanlarının oluşum ve değişim süreçlerinin tarihsel haritalar ve kaynaklar üzerinden analiz edilmesidir. İkinci yöntem, dönüşümü hedeflenen çeper kuşak alanlarının afet sonrası tahliye kapasitesi ve erişilebilirlik düzeylerinin ölçülmesi amacıyla Mekân Dizimi modelinin bütünleşme parametrelerinin kullanıldığı analizlerden oluşmaktadır. Son olarak, bütünleşme ve erişilebilirlik düzeyleri analiz edilen İznik yol ağı ile çeper kuşak alanları arasındaki ilişki üzerinden, bu alanların afet sonrası stratejik mekânlar olarak değerlendirilmesi amacıyla güvenli erişim, alana uygunluk ve güvenlik parametreleri belirlenmiş; bu parametreler alt kriterler aracılığıyla analiz edilmiştir. Belirlenen kriterler, afet toplanma ve barınma alanlarının yer seçimi ve değerlendirilmesine ilişkin literatür taranarak oluşturulmuş, çalışma kapsamına en uygun olanlar seçilmiştir. Bu parametreler, alana uygunluk, güvenlik ve güvenli erişim olmak üzere üç ana başlık ve bunlara ait alt kriterlerden oluşmaktadır. Bununla birlikte, güvenli erişim parametresine ait alt kriterlerden elde edilen bulgular ile Mekân Dizimi analizinden elde edilen yerel bütünleşme (R500) değerleri, deprem sonrası işlev kaybını temsil eden Cf azaltım katsayıları ile birlikte değerlendirilerek bileşik bir erişilebilirlik performans göstergesi (RLI) oluşturulmuştur. Çalışma kapsamında belirlenen analiz yöntemlerinin aşamalı olarak uygulanması sonucunda, İznik çeper kuşak alanları içerisinde afet sonrası toplanma ve geçici barınma işlevlerine uygun dirençli kentsel mekânlar tespit edilmiştir. Devamında ise bu alanların afet öncesi ve sonrası süreçlerde nasıl planlanması ve tasarlanması gerektiğine ilişkin kentsel tasarım stratejilerini içeren yaklaşımlar geliştirilmiştir. Çalışmanın ilk aşaması, İznik çeper kuşak alanlarının tespiti ve değişim süreçlerinin analizinden oluşmaktadır. Yıllar içerisinde kentleşme politikaları, imar planları ve İznik'in arkeolojik ve kentsel sit alanı statüsünden kaynaklanan koruma kararlarının etkisiyle sağlamlaşma ve yabancılaşma süreçlerinden geçen iç ve orta çeper kuşak alanları belirlenmiştir. Dış çeper kuşak alanlarının ise henüz oluşumun başlangıç aşamasında olduğu ve ikincil sabitlenme hattı olarak gelişen çevre yolunun etkisiyle ilk izlerini göstermeye başladığı tespit edilmiştir. İznik'in, yüzyıllar boyunca kentsel sabitlenme hattını oluşturan surların etkisiyle sur içi ve sur dışı iç çeper kuşak bileşenlerini geliştirdiği görülmektedir. Bununla birlikte, 1975–1980 yıllarından itibaren sur içi alanın büyük ölçüde yapılaşması ve iç çeper kuşak dokusunun yapılaşma ile çevrelenmesinin ardından orta çeper kuşakların oluşmaya başladığı belirlenmiştir. Çalışmanın sonraki aşamasında, İznik ağ sistemi üzerinde Mekân Dizimi analizleri uygulanmıştır. Bulgular, sur içi ana akslar ile sur dışındaki kuzeydoğu aksında yer alan yol ağının yüksek yerel bütünleşme ve erişilebilirlik değerlerine sahip olduğunu ve tahliye açısından önemli bir potansiyel taşıdığını göstermektedir. Bununla birlikte, güvenli erişim parametresine ilişkin alt kriterler kapsamında gerçekleştirilen analizlerle İznik'te deprem sonrası yol kapanma riski ve enkaz etkisi altında kalabilecek yollar belirlenmiştir. Sur içi yol ağı dokusunun, çeper kuşak alanlarının yoğun olarak bulunduğu sur dışı bölgeye kıyasla daha kırılgan bir yapı sergilediği tespit edilmiştir. Ayrıca Mekân Dizimi analizlerinde yüksek bütünleşme ve erişilebilirlik değerlerine sahip yol segmentlerinin, afet koşullarında yol güvenliği açısından risk taşıyabileceği ve işlevsel kapasitelerinin azalması sonucunda kentin diğer bölgelerine yönelik tahliye kapasitesini zayıflatabileceği ortaya konmuştur. Bu bulgu, teorik bütünleşme metriklerinin afet sonrası erişilebilirlik performansını tek başına değerlendirmede yeterli olmadığını göstermektedir. Yöntemin uygulanması sonucunda, sur içi doku ile sur dışındaki çeper kuşak alanlarıyla ilişkili kentsel doku arasında yol güvenliği açısından önemli farklılıklar olduğu belirlenmiştir. Afet koşullarında sur içi yol dokusunun, fiziksel riskler nedeniyle yerel bütünleşme değerlerini sur dışındaki yol ağına kıyasla daha fazla kaybettiği görülmüştür. RLI değerlerinin yol sistemine uygulanmasının ardından çeper kuşak alanları, afet sonrası erişilebilirlik performanslarına göre üç kademeli bir sınıflandırmaya tabi tutulmuştur. Araştırmanın sonraki aşamalarında ise üç kademeye ayrılan çeper kuşak alanlarının afet sonrası dirençli kentsel mekânlara dönüşüm uygunluğu değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmeler; alana uygunluk (arazi kullanımı ve işlev, alansal büyüklük, kapasite, eğim ve geçici barınma uygunluğu) ile güvenlik (jeolojik-jeoteknik yapı, taşkın, fay hattına uzaklık, bina yıkılma riski, tehlikeli yapılara uzaklık) kriterleri üzerinden gerçekleştirilmiştir. Analiz sonuçlarına göre uygun olmayan çeper kuşak alanları değerlendirme dışında bırakılmıştır. Uygun bulunan alanlar ise RLI değerleri dikkate alınarak RB-P, RB-C ve RB-I dirençlilik tipolojilerine ayrılmıştır. Bu tipolojiler; erişilebilirlik düzeyi, güvenli net alan kapasitesi ve mevcut kentsel donatı olanakları birlikte değerlendirilerek afet sonrası toplanma, kısa süreli geçici barınma ve organize geçici yerleşim işlevleri açısından sınıflandırılmıştır. Elde edilen sınıflandırma doğrultusunda çeper kuşak alanlarına yönelik kademeli afet sonrası alan yönetimi modeli oluşturulmuştur. Son aşamada, geliştirilen dirençlilik tipolojileri mevcut arazi kullanımı, açık alan karakteri ve kentsel donatı özellikleri dikkate alınarak alt kullanım gruplarına ayrılmış; her alt kullanım için afet sonrası işlevleri destekleyen kentsel tasarım stratejileri geliştirilmiştir. Geliştirilen stratejilerin İznik'e özgü morfolojik ve jeolojik koşullar doğrultusunda şekillendirilmesine özen gösterilmiştir. Çeper kuşak alanlarının kentlere özgü morfolojik ve mekânsal farklılıklar gösterdiği dikkate alındığında, bu alanlara yönelik kentsel tasarım rehberlerinin yerel ve çok ölçekli yaklaşımlarla geliştirilmesi gerektiği ortaya konmaktadır. Çalışmada geliştirilen metodolojik çerçeve, İznik örneği üzerinden uygulanarak, İznik gibi tarihsel sınırları bulunan ve kendine özgü morfolojik özellikler taşıyan kentlerin çeper kuşak alanlarının afet sonrası kullanım potansiyelinin değerlendirilmesine yönelik gelecek araştırmalar için bir referans oluşturmayı hedeflemektedir. Metodolojik çerçeve, çeper kuşak alanlarının afet sonrası kullanımının mekânsal varlıkların yanı sıra zemin güvenliği, erişilebilirlik ve morfolojik bütünleşme ile birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Elde edilen sonuçlar, afet sonrası mekânsal planlamanın erişilebilirlik ve risk parametrelerine duyarlı dinamik bir planlama yaklaşımı gerektirdiğini göstermektedir. Kapasite analizleri, önerilen model kapsamında toplanma kapasitesinin çalışma alanı nüfusunu karşılayabildiğini; buna karşın geçici barınma kapasitesinin yetersiz kaldığını ve ilave güvenli açık alan rezervleri ile bölgesel planlama yaklaşımlarına ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir. Bu çalışma, çeper kuşak alanlarının kentlerin kenar ve tampon ara yüzleri olarak, afet yönetimi bağlamında dirençli kentsel mekânlar olarak değerlendirilmesinin önemini vurgulamaktadır. Çalışma aracılığıyla, çeper kuşak kavramının yalnızca kentsel morfolojinin bir bileşeni olarak değil, aynı zamanda afet sonrası dirençliliği destekleyici potansiyele sahip önemli mekânsal kaynaklar olarak değerlendirilmesi gerektiği savunulmaktadır. Tez kapsamında elde edilen bulgular ile geliştirilen model ve yaklaşımın, morfolojik verilerin afet odaklı kentsel planlama süreçlerinde kullanımını güçlendirerek dirençli kent yaklaşımlarına yönelik katkı sağlayacağı öngörülmektedir.