FBE- Şehir Planlama Lisansüstü Programı - Yüksek Lisans

Bu koleksiyon için kalıcı URI

Gözat

Son Başvurular

Şimdi gösteriliyor 1 - 5 / 62
  • Öge
    Dönüşen kentlerde değişen gündelik hayat: Esenler havaalanı mahallesi, İstanbul
    (Fen Bilimleri Enstitüsü, 2020) Tekçe, Özge ; Günay, Zeynep ; Şehir Planlama ; Urban Planning
    İstanbul, kentsel mekânsallığın her metrekaresinde dönüşüm baskısına maruz bırakıldığı bir kentsel gündeme sahiptir. Dönüşümle birlikte ortaya çıkan yeni durum kentsel dokunun yıkım ve yeniden inşa sürecinin bir parçası olarak yeniden üretilmesi yanında, değişen ekonomik ve sosyo-politik konjonktürle birlikte kentsel mekânı mülkiyet yapısının yeniden tanımlanması, yerinden edilme, ayrıştırma ve soylulaştırma gibi sorunlar çerçevesinde toplumsal bir mücadele alanı haline getirmektedir. Modern zamanların, 'sıradan' insanların gündelik hayatlarını mekanize bir sistem içerisinde öğütmesi sonucu, bireyin var olamadığı yeni kent mekânları oluşmaktadır. Kentlerin hızla dönüşümü, kent ve toplum arasındaki bağı kopartmakta, kentsiz toplumlar ve toplumsuz kentler ortaya çıkmaktadır. Toplumsal mücadelenin odağında da, yaratılan yeni mekânsallık ve bu mekânsallığa bağlı belleğin göstergesi ve bireyin mekânla kurduğu özgün ilişkinin anlatısı olan gündelik hayat anlatılarının yeniden üretimi bulunmaktadır. Mekânı toplumdan, toplumu da mekândan koparan neoliberal kentleşme politiğine karşı, toplumun ve mekânın bütüncül ve birbirine bağımlı değişkenler olarak irdelenmesine olanak tanıyan gündelik hayat konusu, toplumun her geçen gün ayrıştığı ve katmanlaştığı dünya düzeninde akıp geçen yaşamın insani yüzü olması sebebiyle önemlidir. Bu bağlamda bireyin görmez kılındığı, dönüşümün politik, ekonomik ve yeni artı değer yaratılmasına dair kaygılar altında kurgulandığından araştırma, bireyin gündelik hayatına odaklanarak bir ailenin hikâyesini dinleyerek ve hissederek süreci deneyimleme ve sorgulama vaadiyle yola çıkmaktadır. Bu kapsamda araştırma, Esenler Havaalanı Mahallesi'nde yaşayan bir ailenin gündelik hayatına dair bir anlatı kurarak, kentsel dönüşümün gündelik hayat pratiğine etkisi üzerine eleştirel bir perspektif ortaya koymayı amaçlamaktadır. Belirtilen amaç doğrultusunda, araştırmanın hedefleri: Neoliberal kentsel gündem çerçevesinde mekân, toplum ve gündelik hayat ilişkisini tartışmak; Türkiye'de dönüşüm odaklı kentleşmenin ve mekânsallığın gündelik hayat pratiklerine etkisini sorgulamak; ve etnografik araştırma sürecinin bir parçası olarak gündelik hayat anlatı araştırmalarına odaklanmanın kentleşme politiği ve pratiği için önemini anlamlandırmaktır. Amaç ve hedefler doğrultusunda "dönüşümle birlikte yeniden üretilen mekânların, bireylerin gündelik hayat pratikleri üzerine etkisi nedir?" temel sorusuna yanıt arayan araştırma 6 bölümden oluşmaktadır. İlk bölüm, araştırmanın problemini, amaç ve hedefleri ve araştırma sorularını tanımlamaktadır. Araştırmanın amacına ulaşmak üzere, araştırma yöntemi ve strüktürü bu bölümde kurgulanmaktadır. İkinci bölümde ilk olarak dönüşen kent ve mekân konusu irdelenerek, toplumun dönüşen varlığını algılayabilmek adına öncelikle onu etkileyen değişkenlere odaklanmak gerektiği düşüncesiyle mekânın dönüşüm baskısı ve dönüşüm sürecinde ortaya çıkan kavramlar tartışılmaktadır. İkinci olarak ise, dönüşen kentte gündelik temsilleri irdelenerek mekânın gündelik hayat ve toplumsal yapı üzerindeki etkisi irdelenmektedir. Toplumun kendi içerisindeki var olan dengesi ve düzeni üzerinde ortaya çıkan baskılar bu bölümde değerlendirilmektedir. Üçüncü bölümde, uluslararası literatürde değerlendirilen mekân, toplum ve gündelik hayat ilişkilerinin Türkiye'ye yansımaları sunulmaktadır. Bölümde mekânın dönüşümüne bağlı olarak etkilenen toplum yapısına odaklanılması nedeniyle Türkiye'de kentsel dönüşüm süreci dört dönemde irdelenmekte, bu dönüşümün birey ve toplumsal yapı üzerindeki yansımaları tartışılmaktadır. Türkiye kentleşme sürecinde mekânın dönüşümünü konu alan bölümde, bireyin yaşamsal faaliyetleri üzerindeki dönüşüm baskısıyla beraberinde ortaya çıkan yeni kavramlar ve bu kavramların bireyin gündelik hayatı üzerindeki baskısına odaklanılmaktadır. Dördüncü bölüm, Esenler Havaalanı Mahallesinde gündelik hayat anlatısına odaklanan araştırmanın yöntemini konu almaktadır. Yöntem olarak, geleneksel sosyal davranış temellerine inerek, sosyal davranışlara odaklanan 'narrative' veya 'life histories' olarak adlandırılan gündelik hayat anlatılarından beslenen etnografik yaklaşımlar benimsenmektedir. Araştırmanın temelini, gündelik hayatın doğrudan gözlemlenebilmesine dayalı katılımcı gözlem ve gündelik hayatın anlatılarına dair notlar alınarak, günlük deneyimler üzerine yapılan mülakatların ve sözlü tarihten beslenen hayat öykülerinin derlenmesi oluşturmaktadır. Araştırmanın beşinci bölümünde ise 2012 yılında 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun kapsamında riskli alan ilan edilen, aynı zamanda Türkiye'nin ilk kentsel dönüşüm projesi olan Esenler Havaalanı Mahallesi'ne dair araştırma bulguları sunulmakta; dönüşen kentlerde gündelik hayat deneyimlerinin değişimine odaklanarak bir ailenin anlatıları çerçevesinde dönüşümün gündelik hayatın yeniden üretimindeki etkisi tartışılmaktadır. Bölümün en önemli başlığını oluşturan, mekânın dönüşümüne bağlı olarak değişen gündelik hayat kavramı, ailenin hikâyesi çerçevesinde, tektipleşme, belleksizleşme ve yabancılaşma, bireyselleşme ve yalnızlaşma olmak üzere temelde üç bileşen üzerinden değerlendirilmektedir. Son bölümde ise, araştırma sonuçlarına yer verilmektedir. Mekânın dönüşümü kavramının başat olarak etkilediği bireysel hayatın gündelik hayat çalışmalarında edindiği yerin mekânla bağlantısının kurulması çalışmanın katkısını ortaya çıkartmaktadır.
  • Öge
    İklim değişikliğine uyumda yeşil sertifikasyonların yeri: Kırklareli -TOKİ örneği üzerinden bir değerlendirme
    (Fen Bilimleri Enstitüsü, 2020-06-15) Begen, Büşra ; Özçevik, Özlem ; 502161830 ; Şehir Planlama ; Urban Planning
    Günümüzde iklim değişikliği kavramı önemi giderek artan ve kentleri tehdit eden çevresel problemlerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Sanayi devriminden itibaren, ekonomik ve teknolojik açıdan gelişen kentlerin nüfusu giderek artmış ve bu artışlarla birlikte kentler büyüme göstermiştir. Nüfus rakamlarındaki artışın devam edeceği, 2030 yılına gelindiğinde dünyadaki nüfusun %60'ının yaşam yerinin kentler olacağı öngörülmektedir. 2050 yılındaki nüfusun yaklaşık 10 milyar kişi, 2100 yılına gelindiğinde ise nüfusun yaklaşık 11 milyar kişi olacağı tahmin edilmektedir (United Nations, 2018). Son yıllarda hızlı büyüme ve hızlı nüfus artışı sebebiyle kent ekosistemlerinde yapısal ve çevresel problemler ortaya çıkmaktadır. Dinamik yapıdaki kentler, sanayilerini, ekonomik ve teknolojik altyapılarını geliştirirken, çevresel açıdan zarar görmektedir. Bu zararların günümüzde yarattığı olumsuz etkiler ve gelecekte ulaşacağı kritik boyutlar öngörülerek, özellikle iklim değişikliği konusuna yönelik çözüm arayışları başlamıştır. İklim değişikliğinin etkileri üzerine yoğunlaşan uyum politikaları ile kentlerin daha sürdürülebilir hale getirilmesi gerekliliği giderek önemini artırmaktadır. Sürdürülebilir olma yolunda çeşitli çözümler üreten kentler, bir yandan benimsedikleri sürdürülebilir gelişme hedeflerine ulaşıp ulaşmadıklarını test etme ihtiyacı duymaktadır. Bu ihtiyaç sebebiyle, sürdürülebilir gelişimin ölçülmesine yönelik farklı ülkeler tarafından bina bazında sürdürülebilirlik derecelendirmesi yapan yeşil sertifikasyon sistemleri geliştirilmiş ve günümüzde giderek yaygınlaşan hale gelmiştir. Ortaya çıkışlarında bina ölçeğinde derecelendirme yapan sistemler, zamanla bütüncül değerlendirmeler yapabilmek amacıyla yerleşme düzeyinde sistemler de geliştirmiştir. Çalışma kapsamında, Dünyada ve Türkiye'de iklim değişikliği politikaları, iklim değişikliğinin kentler üzerindeki etkileri ve bu etkide en fazla paya sahip olan konut sektörü ve Türkiye'de konut üretiminin başat aktörü olan TOKİ ve uygulamaları irdelenmektedir. Sonraki aşamada kentlerde sürdürülebilirlik ölçümlerine yönelik geliştirilen ve yerleşme düzeyinde değerlendirme yapan yeşil sertifika sistemlerinden LEED – ND, BREEAM Communities, CASBEE -UD, DGNB-UD, Green Star Communities, Green Mark For District sistemleri ele alınmakta ve çeşitli başlıklarda karşılaştırılmaktadır. Alan çalışması olarak, Kırklareli-TOKİ yerleşimi öne çıkan sistem ile incelenmekte ve kriter değerlendirmeleri ortaya konmaktadır. Sonucunda, yerleşim düzeyindeki sertifikasyon sistemlerinin iklim değişikliğine uyum konusunda bir araç olarak yerelde kullanımına yönelik değerlendirmesi ve bir takım sorunların tespiti, ayrıca Türkiye'de geniş çapta konut üretim potansiyeline sahip olan TOKİ için iklim değişikliğine uyum konusunda yönlendirici bir bakış açısı sunulmaktadır.
  • Öge
    Kentsel Dönüşüm Alanlarında Yaşayan Farklı Hak Sahiplerinin Uzlaşma Eğilimleri: Gaziosmanpaşa / Sarıgöl Mahallesi Örneği
    (Fen Bilimleri Enstitüsü, 2017-02-9) Özcivan, Kübra ; Türk, Şevkiye Şence ; 10135651 ; Şehir Planlama ; Urban Planning
    Kentsel mekânlarda zaman içinde meydana gelen fiziksel, sosyal, ekonomik ve çevresel şartların sebep olduğu köhneme sürecine giren bölgelerde kalıcı çözümler sağlamaya çalışan kentsel dönüşüm uygulamaları; temelde bir süreci ifade eder ve bu çok aktörlü süreçte kamu, özel sektör ve alanda yaşayan sakinler bu sürecin omurgasını oluşturmaktadır. Sosyal, fiziksel, ekonomik ve politik dinamiklerin iç içe geçtiği kent mekânı; zaman içerisinde politik ve sosyo-ekonomik dinamikler ile dönüşüme uğramaktadır. Kent mekânında gerçekleşen dönüşümlerin sonucunda köhneleşen bölgeler ortaya çıkmış ve müdahale edilmesi gereken alanlar haline gelmiştir. Türkiye’de 1950’ler sonrası başlayan hızlı kentleşme ve sanayileşme süreci beraberinde göç ve kentlerde gelişen yasadışı konut alanları ile sonuçlanmıştır. Dolayısıyla 1980’li yıllardan günümüze kadar kentlerde konut ihtiyacı karşılanamadığından, kaçak yapılaşma önemli derece de artmıştır. Bu alanlardaki yasadışı yapılaşma ve görüntü kirliliğinin önlenmesi ve bu alanların kentlere tekrardan kazandırılması için kentsel dönüşüm zorunlu hale gelmiştir. Özellikle 2000 sonrası planlama çalışmaları da bu sorunun çözümüne yönelik gündemi oluşturmaktadır. Yapılan yasal ve yönetsel düzenlemeler ile kentsel dönüşüm kavramı ele alınmış ancak uygulamada karşılaşılan güçlüklere yönelik çözüm yolları yeterince tanımlanmamıştır. Bu sürecin yansımalarının en iyi okunduğu ilçelerden biri de Gaziosmanpaşa ilçesi olmuştur. Ulusal politikaların ışığında ve İstanbul özelinde değerlendirildiğinde öncelikle merkez ilçelere yapılan yatırımlar sebebiyle uzun süre ihmal edilmiş ve katlanarak artan, uzun vadeye yayılmış bu sorunların yerleşmeye verdiği mekânsal zararlar kadar sosyal boyutu da içine alan karmaşık, sorunlu bir ilçe haline gelmiştir. Bu sebeple müdahale edilmesi gereken bir alan haline gelmiştir. Aslında temel problem olarak sağlıksız yapı stoku, suçla özdeşleşmiş, marjinalleşmiş, gelir seviyesi düşük bulunan mahallelerin kentsel dönüşüme konu olması mahallelerin sahip olduğu dinamikler gerekçe olarak gösterilerek meşruiyet kazandırılmaktadır. Bu faktörler aslında birçok gecekondu alanının kentsel dönüşüm kapsamında ele alınmasında nedensellik altyapısını oluşturmaktadır. Bu şekilde kentsel alanlardaki dönüşüm faaliyetlerinde kamusal güç kullanma ve yıkımı meşrulaştırıcı bir etken olarak sunulmaktadır. Bu sürecin devamı olarak da alanda gerçekleşen uzlaşma sürecinde yaşayanların mülkiyet hakkı üzerindeki yasal belirlilikleri ölçüsünce farklı modeller ve yaptırımlar uygulanmakta veya mülk sahiplerinin kendi hakları ölçüsünce eğilimlerine izin verilmektedir. Oldukça derin ve dinamik bir süreci ifade eden uzlaşma kavramı aktarılırken; kentsel dönüşümün uygulandığı alanda yaşayan farklı mülkiyet sahipliği olan kişiler ele alınmışlardır. Bu çalışmanın amacı, Türkiye‘nin en büyük metropoliten kenti İstanbul‘un Gaziosmanpaşa ilçesine bağlı, Sarıgöl Mahallesi’nde gerçekleştirilen ve Türkiye'nin en büyük yerinde dönüşüm projesi olduğu iddia edilen Sarıgöl kentsel dönüşüm projesi üzerinden alanda yaşayanların mülkiyet desenine bağlı sonuçların analiz edilmesi ve değerlendirilmesidir. Böylece uzlaşma aşamasındaki eğilimlerin anlamlı bir farklılığı olup olmadığı araştırılmıştır. Uzlaşma sürecindeki eğilimlerin test edilmesi için nitel ve nicel gözlemlerin yanı sıra anketler ve derinlemesine mülakatlar gerçekleştirilmiş ve araştırma sorusuna yönelik değerlerin ölçümlenmesi sağlanmıştır. Ülkemizde süregelen yukarıdan aşağıya planlama sisteminin neden olduğu sorunlar, belli ortak kriterlere göre seçilmiş örnek kentsel dönüşüm alanları üzerinde yapılan çalışmalarda hem planlama süreci ve hem de alanda yaşayan aktör davranışları ile incelenmiştir ve söz konusu bu alanlar ile Sarıgöl Mahallesi’nde gerçekleşen uzlaşma süreci karşılaştırılmıştır. Sonuç olarak, kentsel dönüşüm uygulamaları sonunda mülkiyet sahipliliğinden kaynaklanan durumundan ötürü bazı grupların kaybettiği gözlenmiştir. Mülkiyet üzerindeki yasallık düzeyi yani “hak sahipliği” olarak nitelendirilen kavram, kentsel dönüşüm projelerinde alanda yaşayanları kategorize ederek sürecin yönetiminden, projedeki hakediş oranlarına kadar birçok konuda belirleyici olmaktadır. Alanda yaşayanların sürece ne derece müdahil olacakları sahip oldukları belgeye göre değişkenlik göstermektedir. Bu doğrultuda gecekondu bölgelerinin diğer dinamikleri dışlanarak, kentsel dönüşüm sadece mülkiyetteki yasallık düzeyine dayalı bir kurgu üzerinden ilerlemektedir. Türkiye´de gerçekleşen kentsel dönüşüm uygulamalarında uzlaşma sürecinin alanda yaşayan aktörler üzerinden tartışıldığı bu çalışmada, Gaziosmanpaşa Sarıgöl Mahallesi’nde kentsel dönüşüm kapsamında boşaltılan bir kentsel alan ele alınmıştır. Seçilmiş olan bu alan üzerinde yapılan çalışmalarda hem uzlaşma süreci hem de süreç içinde aktörlerin eğilimleri incelenmiştir. Teorik olarak alanda gerçekleşen uzlaşma süreciyle alanda hak sahibi olan tüm paydaşların projeyi sahiplenmesi ve kamu ve yerel halk arasında güven ortamı oluşması; böylece kentsel dönüşüm projesinde katılımcı, şeffaf bir süreç izleyerek, sağlıklı bir tabana oturtmak amaçlanmıştır. Ancak uygulamada durum daha farklı ilerlemiştir. Mahalle sakinlerinin karar alma süreçlerine katıldığını söylemek mümkün değildir. Mevcut bir model vardır ve alanda yaşayanlar mülkiyet durumlarına göre bu modeldeki dağıtımdan paylarını almaktadır. Yani hak sahiplerinin sürece katılımı, onlara önerilen teklifleri kabul etmeleri ya da bu tekliflere itiraz etmeleri ile sınırlıdır. Alanda uzlaşmacı bir yaklaşım ile sürecin yürütüldüğü vurgulansa da aslında saha görüşmelerinde elde edilen sonuca göre uzlaşının olmadığı açıkça görülmektedir. İzlenen yöntem hak sahiplerini zorunlu kılma üzerine temellenmiştir. Kuralları kamu aktörü tarafından belirlenmiş bir modele göre yürütülen bir süreç olduğu ancak bunun tam anlamıyla uzlaşma ilkelerini sağlayan bir model olmadığı gözlenmiştir. Sonuç olarak bu çerçevenin ortaya koyduğu kentsel dönüşüm uygulamalarının, gecekondu yerleşimleri için ciddi bir tehdit kaynağı olduğudur. Kentsel dönüşüm ile mahallenin fiziksel ve sosyal sorunlarına çözüm olacağı inancı kalmamaktadır. Mülkiyet ilişkileri ile alanda yaşayan sakinleri baskı altına alan bir kentsel dönüşüm uygulaması gerçekleştirilmektedir. Sarıgöl gibi enformel yerleşmelerde yaşayanların dayanışma ağları içinde yaşadıkları alana ilişkin sorunları çözmeleri, mekana olan aidiyet hissini kuvvetlendirmiş ve yaşadıkları mekanla özdeşleşmelerini sağlamıştır. Tapulu, tapu tahsis belgeli ve tapusuz bireylere yönelik geliştirilen politikalarla mülkiyete yönelik yasal statülerin anlamı değişirken, dolaylı yoldan mahallelinin kentsel belleği de yok olmaya başlamaktadır.
  • Öge
    Kent Otellerinin Yer Seçimi Kriterleri Ve Arazi Kullanımı İle Olan Etkileşimi: İstanbul Anadolu Yakası Örneği
    (Fen Bilimleri Enstitüsü, 2017-03-2) Özer, Kazım Gürkan ; Eyuboğlu, Engin Eyüp ; 10140351 ; Şehir Planlama ; Urban Planning
    Global ölçekte insan hayatının sosyal ve ekonomik açılardan yaşadığı değişimlerle özellikle 20. yüzyılda erişilebilir hale gelerek yayılmaya başlayan turizm, tüm dünyada en hızlı büyüyen sektörlerden biridir. Uzun süre turizm faaliyetlerinin büyük çoğunluğunu oluşturan doğa ve dinlence turizmi, günümüzde yerini daha çok kent odaklı olan kent turizmi, kültür turizmi, kongre turizmi gibi çeşitlere bırakabilmektedir. Bu nedenle, turizm potansiteli barındıran kentlerde turizm yatırımları giderek hız kazanmaktadır. Bir kentin sahip olduğu tarihi çevre ve kültürel değerler nasıl o kentte gerçekleşen turizm faaliyetleri üzerinde etki sabihiyse; tam tersi şekilde turizm aktivitelerinin ve faaliyetlerinin de kentsel çevre üzerinde büyük etkisi bulunmaktadır. Kentsel yapı ve turizm faaliyetleri arasındaki ilişkiyi karşılıklı bir etkileşim olarak tanımlamak mümkündür. Öte yandan, kültürel ve tarihi değerlere yakın olmayan yerlerde de ulaşım bağlantılarına yakın olma, farklı turizm türlerinde hizmet vermek gibi motivasyonlarla turizm işletmelerinin yer seçimlerinin gerçekleştirildiği görülmektedir. Bu çalışmada, İstanbul’un, Anadolu Yakası’nda inşa edilmiş yeni turizm tesislerinin mekansal dağılımları, coğrafi bilgi sistemleri yardımıyla incelenecek ve bu tesislerin yer seçim kriterleri ve bulundukları bölgenin arazi kullanımına etkileri irdelenecektir. İstanbul, tipik bir gelişmekte olan ülke metropolitan kenti olarak ülkenin ekonomik yükünün çoğunu sırtlanmış durumdadır. Aynı zamanda yüzyıllardır uygarlıklara başkentlik yapmış tarih serüveniyle de kültürel bir zenginliğe sahiptir. Bu nedenle İstanbul, “turizm-kent” etkileşiminin belirgin olduğu bir örnek teşkil etmektedir. İstanbul bir yandan tarihi değerleriyle turizm faaliyetlerini kendisine çekerken, bir yandan da kent üzerindeki turizm yatırımlarının kontrol edilmemesinden doğan tehditlerle karşı karşıyadır. Tarihi çevre ve kültürel değerler bakımından yüzyıllardır İstanbul’un tarihi çekirdeğini barındıran Avrupa Yakası’ndaki otelciliğe nazaran, Anadolu Yakası otelciliğinin daha yeni gelişmektedir. Dolayısıyla Anadolu Yakası’ndaki turizm yatırımlarının yer seçimi esnasında göz önünde bulundurulan noktalar ve bu yer seçimi sebebiyle gerçekleşen arazi kullanımı değişikliklerinin nicelik ve niteliğini anlamak daha açık olacaktır. Çalışmada aynı zamanda Anadolu Yakası’nda konumlanan otellerin yatırımcıları veya geliştirme sürecine hakim yöneticileriyle anket çalışmaları yaparak, yapılan yer seçimlerinin doğası daha iyi anlaşılmaya çalışılmıştır. Bu çalışmanın çıktıları ışığında Anadolu Yakası'nda turizm yatırımlarında yer seçim kriterlerinin yatırımcılar için önemi irdelenmektedir. Çalışma sonucunda görülmüştür ki konaklama tesislerinin “turistik çekicilik ve özelliklere sahip bölgelerde kurulduğu” İstanbul'da, turizm cazibesi olarak öne çıkabilecek tarihi ve kültürel değerler açısından Avrupa Yakası ile rekabet edememesinden ötürü Anadolu Yakası'nda oteller, kendisine iş oteli fonksiyonunu benimsemiş işletmeler olarak öne çıkmaktadır. Anadolu Yakasındaki kent otellerinin yer seçimi sürecinde, arazinin maliyeti, Bakanlık'ın mevcut araziyi Turizm Alanı olarak önermesinden daha önemli bir kriter olarak öne çıkmaktadır. Dolayısıyla Anadolu Yakasındaki kent otelleri, otel yer seçimi sürecinde dikkate alınması gereken “doğal”, “ekonomik”, “yasal” ve “sosyal” kriterlerin tümünü dikkate alınmamaktadır.
  • Öge
    1980 Sonrası İstanbul Metropoliten Kent Çeperinde Gelişen Lüks Konut Alanlarının Gelişme Süreçleri Ve Kentsel Gelişmeye Etkileri
    (Fen Bilimleri Enstitüsü, ) İnal, S. Çağdaş Tuba ; Gezici, Ferhan ; Şehir Planlama ; Urban Planning
    Tüm dünyada yaşanan küreselleşme süreci, Türkiye’yi ve ülkenin en büyük kenti olan İstanbul’u ekonomik, sosyal ve mekansal açıdan etkilemiştir. Özellikle İstanbul’da bazı alanlar bankacılık ve finans hizmetlerinin yer aldığı prestij alanlarına dönüşürken; ekonomik politikalarla büyüyen üst gelir grubuna hitap eden konut projeleri de hızla artmaya başlamıştır. 1980 sonrasının yeni yaşam tarzını oluşturan bu lüks konut projelerinin; yer seçim kriterleri, plan ve gelişme süreçleri ve kent çeperlerindeki gelişim üzerindeki etkileri tezin konusunu oluşturmaktadır. Tezin amacı, İstanbul metropoliten kent çeperinde gelişen lüks konut alanlarının genel özellikleri ile birlikte yer seçim kararlarını ve gelişme süreçlerini inceleyerek bulundukları bölgede oluşan potansiyeli ortaya koymaktır. Metropoliten kent çeperinde, altyapı ve ulaşım olanaklarını geliştirerek bu alandaki gelişmeyi yönlendiren projelerin yerel yönetim ve merkezi idare ile ilişkileri, çevredeki arazi kullanımı ve arazi değerlerine etkileri de tezin inceleme konuları arasında yer almaktadır. Bu bilgilere ulaşmak için kent çeperlerindeki nüfus gelişimi, belde belediyelerinin oluşumu incelenmiş ve lüks konut projelerinin yapımcı firmalarıyla ve firmaların pazarlama ve satış bölümleri ile anket-mülakatlar yapılmış ve değerlendirilmiştir. Sonuç olarak; metropoliten kent çeperinde gelişen lüks konut alanlarının;  Yer seçimi ve gelişimi, arazi kullanımı ve ulaşım ilişkilerinden etkilenirken aynı zamanda arazi kullanımı ve ulaşım kararlarını da yönlendirdiği,  Hem yatırımcı hem de kullanıcının tercihi ile yeni konut projeleri için çekim unsuru oluşturduğu,  Projelerin geliştiği alanların, belde belediyesi olarak Büyükşehir belediyesinden ayrılmasının yatırım sürecini hızlandırdığı ve  Lüks konut alanlarının yakın çevrelerinde arazi değerlerini arttırdığı ortaya konmuştur.