İşletme Lisansüstü Programı - Yüksek Lİsans

Bu koleksiyon için kalıcı URI

Gözat

Son Başvurular

Şimdi gösteriliyor 1 - 5 / 141
  • Öge
    Türkiye şekerleme pazarı ve uygulanan pazarlama stratejileri
    (Sosyal Bilimler Enstitüsü, 1995) Çakır, Mine ; Uray, Nimet ; 43836 ; İşletme
    So, a new entrant must benefit from this niche in the market, by focusing on natural products and by positioning products on this attribute. On the other hand the firms to supply those natural and tooth friendly products have to set higher prices resulting from higher production cost to meet consumer expectation on natural products. The new entrant must target middle level feminen users at 18-25 age group and from C socio-economic group. The reason of targeting this group of consumer can be explained as feminen consumers between the age of 18-25 are ready to pay high level of prices to get products offering natural ingrediants and products which are "tooth friendly". It is important also to obtain spatial availibility. Because consumer consider high level of availibility as an extra benefit offered by a product. To capture brand shifthing consumer, the new entrant must try to obtain better spatial availibility than main competitors. SPSS ststistics programme was used in the processing of the data gathered by the research. The hypothesis are tested by ki-square,t-statistics and one way anova model. To define consumer personal characteristic profiles, factor analysis and to obtain a perceptual mapping for 5 candy brand, multidimensional scaling analysis were the methods I used in te research. However, since multidimensional scaling results were not reliable, perceptual mapping is not shown in the analyse. The result of the marketing research shows that candy consumers can be clustered in to three groups by consumption level. The demographic socio economic profile of these three groups of consumers are as follows. HEAVY USER: Both feminine and masculine, in all age groups, at any of education levels with high/middle/low level of income but especially from C socio-economic, group. MIDDLE LEVEL USER : Both feminine and masculine, in all age groups, at any of education levels with middle/low level of income, from C,D and E socio economic group but especially from the C group. RARE USER : Both feminine and masculine, in all age groups, at any of education levels with low level of income, from C,D and E socio economic group but especially from the C group. Consumers evaluate alternatives first off all by quality veriables such as natural ingredients and not causing tooth decay. Then they expect from candy producing companies offer them some extra benefit such as products including vitamin C, spatial availibility, the convenience between smell and taste of th product. Visual attractiveness of the product has the lowest importance on the buying decesions of consumers. The results of the marketing research shows also that any brand in the market do not satisfy consumer expectations for natural products. Candy consumers especially rare and middle level users give importance to the ingredients of the products which define their quality veriables. So, a new entrant must benefit from this niche in the market, by focusing on natural products and by positioning products on this attribute. On the other hand the firms to supply those natural and tooth friendly products have to set higher prices resulting from higher production cost to meet consumer expectation on natural products. The new entrant must target middle level feminen users at 18-25 age group and from C socio-economic group. The reason of targeting this group of consumer can be explained as feminen consumers between the age of 18-25 are ready to pay high level of prices to get products offering natural ingrediants and products which are "tooth friendly". It is important also to obtain spatial availibility. Because consumer consider high level of availibility as an extra benefit offered by a product. To capture brand shifthing consumer, the new entrant must try to obtain better spatial availibility than main competitors. So, a new entrant must benefit from this niche in the market, by focusing on natural products and by positioning products on this attribute. On the other hand the firms to supply those natural and tooth friendly products have to set higher prices resulting from higher production cost to meet consumer expectation on natural products. The new entrant must target middle level feminen users at 18-25 age group and from C socio-economic group. The reason of targeting this group of consumer can be explained as feminen consumers between the age of 18-25 are ready to pay high level of prices to get products offering natural ingrediants and products which are "tooth friendly". It is important also to obtain spatial availibility. Because consumer consider high level of availibility as an extra benefit offered by a product. To capture brand shifthing consumer, the new entrant must try to obtain better spatial availibility than main competitors.
  • Öge
    Finansal derinliğin ekonomik gelişmeye etkisi ve Avrupa Birliği ülkeleri ile Türkiye'de finansal derinliğinin istatiksel analizi
    (Sosyal Bilimler Enstitüsü, 1996) Taşkıran, Gülbahar ; Gürsoy, Cudi Tuncer ; 53294 ; İşletme
    Finansman, ekonomide kaynakların tasarruf edenlerden yatırımcılara geçmesini sağlayan bir araçtır. Tasarruf eden-ödünç alan tarafların karşı karşıya olduğu finans türü doğrudan finansman olarak adlandırılırken ödünç verme işine aracılık eden bir bir kişi /kuruluşun bulunduğu duruma dolaylı finansman denmektedir. Doğrudan finansmana para ve sermaye piyasası araçları, dolaylı finansmana da bankalar, sigorta şirketleri, yatırım fonları örnek olarak gösterilebilir. Finansal kurumlar tasarrufların oluşumunu ve kaynaklarm etkin dağılımım sağladıklarından gelişme sürecinde önemli yer tutmaktadır. GOÜTerde düşük olan finansal kurumsallaşma oram gelişmiş ekonomilerde yükselirken bu kurumların niteliği de değişmektedir. GOÜ'lerde finansal sistemin kurumsal yapısında bankalar önemli yer tutarken gelişmiş ekonomilerde bankaların ağırlığı azalmakta ve diğer finansal kurumlann payı artmaktadır. Geçmişte doğal kaynakların zenginliği ile ekonomik büyüme arasında ilişki kurulurken günümüzde bunun geçerli olmadığı bilinmektedir. Gerçekte kaynakların miktarı değil kullanım etkinliği geliri artırmaktadır. Finansın ekonomik büyümeye katkısı da bu etkinliği artırmayı sağlamasından kaynaklanmaktadır. Büyüme, daha fazla yatırım ve yüksek finansal derinlik daha fazla tasarruftan kaynaklanır. Yüksek finansal derinlik ayrıca yatırımların verimliliğim artırarak da büyümeye yardımcı olur. Finansal derinliğin ölçülerinden biri likit varlıkların GSMH'ya oranıdır. Monetizasyon oram olarak da adlandırılan bu oran gelişmiş üllkelerde GOÜTere göre daha yüksektir. Yetmişli yıllarda ortaya atılan liberalleşme teorisinde liberizasyonun monetizasyon oranını artındığı ileri sürülmektedir. Bu nedenle liberalizasyon finansal grelişmenin en önemli ön şartlarından IX sağlamak için de finansal sistem devlet müdahelesinden bağımsızlaştınlmalı, ancak sağlam hukuki temellere dayandırılmak ve kullanıcılarının ihtiyaç duyduğu bilgi akışı sağlamalıdır. Finansal derinliğin ekonomik gelişmeye etkisinin bir diğer ölçüsü de FIR oranıdır. Goldsmith'in toplam finansal varlıklar/milli servet olarak tanımladığı oran gelişmiş ülkelerde yüksek, GOÜ'lerde düşük değerler almaktadır. FIR oram ekonomik gelişme ile artar ve sonuçta 1-1.5 değerinde sabitlenir. Goldsmith'in ileri sürdüğü diğer bir özellik de finansal yapımn milli refahtan daha hızlı artmasıdır. Sonuç olarak literatürde finansal derinliğin büyümeyle ilişkili olduğu hipotezinin yetmişlerden sonra destek gördüğü söylenebilir. Ancak bu ilişkinin yönü, derecesi ve işleyişi tam olarak açıklanamamaktadır. Finansal derinliğe ait literatürde berlirtilen ölçütlerin dışında finansal sistemle ilgili her büyüklük derinliğin bir ölçüsü olarak kabul edilebilir. Bu amaçla irdelenen ölçütlerin AB ve Türkiye'deki görünüşü finansal derinlikleri hakkında bilgi verecektir. Gelişmiş ekonomileri temsil eden AB ülkelerinde finansal derinliğin yüksek ve birbiriyle uyumlu bulunması finansal derinlik- ekonomik gelişme ilişkisi hipotezini doğrulayacaktır. Benzer şekilde henüz gelişme sürecini tamamlamamış Türkiye'de bulunacak düşük ve birlik üyelerinden farklı oranlar hipotezin doğruluğunun diğer bir kanıtı olacaktır. Doğrudan finansman analiz edilirken incelenen ilk kriterler para piyasasına ait finansman ve hazine bonolarıdır. Her iki bono türüne ait işlem hacmi ve piyasa değerleri birlik ülkeleri arasında büyük farklılıklar göstermekte ve bu fark istatistiksel olarak da anlamlı görülmektedir. Benzer şekilde Türkiye'nin gruptan farklılığı da istatistiksel olarak ispatlanmaktadır. Finansman bonolarında Danimarka ve Hollanda'ya ait veriler GSMHTanna oranlandığında uç değerler sergileyerek bu farklılığa neden olmaktadır. Hazine bonolarında ise işlem hacminde Danimarka'yla birlikte İngiltere ve İtalya da gruptan oldukça yüksek değerler alırken piyasa değerlerinin GSMH'ya oranında aşın farklar görülmemektedir. Ancak yine de birlik üyeleri arasındaki farklılığın tesadüften kaynaklanmadığı kamtlanmaktadır. Sermaye piyasasına gelindiğinde İngiltere, Fransa ve Almanya gibi sanayileşmiş ülkelerin liderliği göze çarpmaktadır. Sermaye piyasası ile ilgili yapılan testlerde yine birlik ülkeleri arasında bir uyum bulunmadığı görülmektedir. Türkiye ise para piyasasındaki kadar olmasa da yine topluluğu geriden takip etmekte ancak bazı kriterlerde birkaç üye ülkeden daha iyi performans göstermektedir. Dikkat çekici bir nokta da menkul kıymet borsasının Türkiye'de kısa zamanda geliştiğidir. Örneğin borsada gerçekleşen işlem hacmi 1989'da GSMH'nın %l'ı iken 1994'de %16'ya ulaşmıştır. Ekonomiye yeni kaynak sağlamanın ucuz bir yolu olan sermaye artırımlarında gelişmiş borsalara sahip İngiltere, Fransa ve Almanya' mn yanında Hollanda ve İtalya da ön plan çıkmaktadır. Menkul kıymet borsalarının gelişip kabul görmesinin bir ölçüsü olarak görülen endeks artışlarında ise Türkiye ilk sırada yer almaktadır. Beş yılda %837.21 artış gösteren IMKB'nin en yakın takipçisi Fransa'da ancak %302 artış yaşanmıştır. Ancak bu artış enflasyonla birlikte düşünüldüğünde reel olarak en çok kazandıran borsamn Fransa'ya ait olduğu görülmektedir. Borsadan sağlanana getiri incelendiğinde de Türkiye'de sadece 1 993 yılında enflasyonun üzeerinde bir getiri elde edildiği görülmektedir. AB ülkelerinde de istikrarlı bir getiri sözkonusu olmamakla birlikte enflasyon oranlan çok düşük olduğundan kayıplar da Türkiye'deki kadar büyük olmamaktadır. Dolaylı finansmanda incelenen ilk ölçüt olan monetizasyonda da topluluk arasındaki farklar istatistiki olarak reddedilememektedir. Türkiye ise düşük monetizasyon oranıyla literatürü destekler görülmekte ve AB'den farklılığı da açıkça kamtlanmaktadır. Luxemburg sürekli artan ve sonunda sabitleşmiş görülen oramyla topluluk içinde fınansal sistemi en geniş ülke konumundadır. Daha önce incelenen kriterlerde de Luxemburg'a ait verilerin diğer birlik ülkelerine kıyasla ekonomisinde daha büyük yer tuttuğu görülmüştü. Bu da ülkenin ekonomik yapısında finansmanın önemli yer tuttuğunu göstermektedir. Genel olarak ise monetizasyon oranının tek başına XI ekonomik gelişmeyi açıklamadığı, ancak gelişme sürecinin ilk evrelerinde yukarı doğru hareket ettiği söylenebilir. Dolaylı finansmanda önemli bir yer tutan bankacılık kesimi sadece 1989 verileriyle incelenebilmiş, bu nedenle de istatistiksel analiz yapılamamıştır. Sektörde göze çarpan ilk nokta faiz marjının (faiz gelir-gider farkı/toplam aktifler) düşük gelir grubundaki ülkelerde yüksek gelir grubundakilere göre daha düşük oluşudur. Sadece Yunanistan bu genellemenin dışında kalmakta ve Türkiye'den sonra en düşük gelire sahip olmasına rağmen bankacılık sektörü düşük bir faiz marjı ile çalışmaktadır. Luxemburg ise marjın en düşük olduğu ülkedir. Faiz marjı küçüldükçe bankaların etkinliği artacağından bu ülkede bankaların finansal aracılık hizmetini etkin bir şekilde yerine getirdiğini söylemek mümkündür. Türkiye'de ise kaynaklarının %60'ı mevduatlara dayanan bankacılık kesiminin bu yüksek kar marjının azaltılması gereklidir. Bunun için de bankaların faiz gelirleri yerine gelir getiren aktiflerini artırmaları erekmektedir. Gerçekten de Türk bankacılık sisteminde gelir getiren aktiflerin oranı %60'a ulaşmazken yüksek gelir grubundaki ülkelerde %80-90 civarındadır. Bankalardan sonra önemli yer tutan diğer finansal kurumlar sigorta şirketleridir. Sigorta şirketlerince toplanan primler sektörün eknomideki ağırlığım göstermektedir. Primlerin GSMH'ya oram AB ülkelerinde yaklaşık %6 iken Türkiye'de sadeece %1'dir. Kişi başına prim üretimi de birlik üyeleriyle karşılaştırılamayacak kadar düşüktür. Sektörün ekonomiye katkısının direkt ölçüsü olan yatırımların toplanan primlere oram da gelişmiş ülkelerde %8 ve üzeri iken Türkiye ve Portekiz'de %2 civarındadır. Son olarak toplanan tüm verilerin ışığında hesaplanan ve finansal derinliğin en önemli ölçülerinden biri kabul edilen FTR incelenmiştir. Beklendiği gibi Türkiye'de oran birlik ülkelerinden çok düşük çıkmaktadır. AB ülkeleri ise gelişmişlik düzeyini temsil eden bir değerinin üstünde yer almaktadır. Böylece tek tek finansal büyüklükler incelendiğinde farklılıklar gösteren ve finansal derinlik-ekonomik gelişme hipotezim gerçekleştiremeyen topluluk tüm finansal varlıklar birarada gözönüne alındığında sözkonusu ilişkinin varlığına dair sinyaller vermektedir.
  • Öge
    Toplam kalite özdeğerlendirme modelinin satış fonksiyonlarına uygulanması
    (Sosyal Bilimler Enstitüsü, 1996) Kulaklı, Atik ; Gözlü, Sıtkı ; 53314 ; İşletme
    Günümüze gelinceye değin ekonomi, sosyal yapı ve iş dünyasını kapsayan bir çok yenilik ve buluş; daha iyi yaşam koşullarını sağlama, kaynakların etkin ve verimli kullanılmasını temin etme yanında son yıllarda rekabet faktörünün de önem kazanmasıyla alışageldiğimiz süreçleri sorgulamamıza ve geliştirmemize neden olmaktadır. Serbest rekabet kurallarına dayanan dışa açık sanayileşme modelleri tüm dünya ülkelerini etkilemekte ve bu etkileşim bir çok alanda yenilikçi yapılanmaları ve yaklaşımları gerekli kılmaktadır. Özellikle teknolojinin ve telekomünikasyonun vardığı boyut gelişmelerde baş döndürücü bir hızla hareket edilmesini ve toplumların içe dönük yapısını değişime zorlamaktadır. 1980' ü yıllardan sonra Serbest Piyasa Ekonomi1 sini ve dışa açık sanayileşme modelini benimseyerek uluslararası alanda rekabete giren Türkiye, hedeflediği ekonomik ve sosyal başarılara ulaşmak amacıyla işletmelerin verimli çalışmasına, gereksinimleri karşılayabilecek düzeyde ve çeşitli mal ve hizmet üretimine, rekabetçi ortamda pazar bulabilecek fiyata ve düşük maliyet giderleriyle çalışmalara, özellikle üretilen ürünlerin kalitesine önem vermelidir. Kalite alanında sağlanan gelişmelerin ulaştığı son nokta olan Toplam Kalite Yönetimi, rekabet gücünün arttırılması için firmaların müşteri mutluluğuna, çalışanların katılımına ve sürekli gelişim ilkelerine dayanan bir yapı içinde faaliyetlerini sürdürmesine yardımcı olur. Toplam Kalite anlayışının uygulama düzeyini ölçmek ve olumlu gelişmeleri sürece katmak amacıyla çeşitli kalite ödülleri verilmektedir. Modellerin içerdiği Özdeğerlendirme yaklaşımı, kuruluşların faaliyet alanlarında karşılaşacakları problemleri çözme ve iyileştirme sürecini daha etkin hale getirme yönünde yararlar sağlamaktadır.
  • Öge
    Basın sektörünün finansal yapısı: Sabah ile Hürriyet gazetelerinin finansal tablolarının karşılaştırmalı analizi
    (Sosyal Bilimler Enstitüsü, 1996) Merter, Tülay ; Berk, Niyazi ; 53273 ; İşletme
    Günümüzde gazeteler, kitle iletişim araçları içinde son derece önemli bir yere sahiptir. Gazetelerin doğru ve açık haberler verebilmesi herşeyden önce bağımsız olmalarıyla olanaklıdır. Bu çalışmada gazetelerin yaşadıkları fınansal sıkıntıların gelişmelerini ve bu sıkıntıların ortak yanlarını bulabilmek amacıyla günümüzde kullanılan fmansal analiz tekniklerinden yararlanarak Sabah ve Hürriyet gazetelerinin bilanço ve gelir tablolarının karşılaştırmalı analizi yapılmaya çalışılmaktadır. Basın işletmeleri, kitle iletişimi üstlenen kuruluşlardan biridir. Günlük faaliyetlerin son derece karmaşık bir ortamda sürdürüldüğü basın işletmelerinde üretim teknolojisi, Web Ofset tekniği kullanılarak hızlı bir şekilde gerçekleştirilmektedir. Basın işletmelerinde iki farklı hizmet ortaya konularak iki farklı müşteri grubu elde tutulmaya çalışılmaktadır. Hizmetlerden biri kamuoyuna satılan haber ve bilgi ; diğeri iş dünyasına katılan reklamlardır. Müşteri gruplarından ilki, gazeteyi satın alan okuyucu ; diğeri gazetede yer satın alan reklam sahipleridir. Diğer bir ifade ile gazete ile sağlanan okuyucu yoğunluğu reklam sahiplerine pazarlanmaktadır. Buradan şu sonucu çıkarmak mümkündür : Basın işletmeleri sürekli bir büyüme ve iyi kaliteli ürün için çok sayıda reklam satabilmeli, buna karşılık reklam sahiplerine çekici görünüp daha çok gelir elde edebilmek için iyi bir ürün ortaya koyarak çok sayıda okuyucuya ulaşabilmelidir. Bir ürün ortaya çıkarırken maliyet sözkonusudur. Basın işletmelerinde temel maliyet unsuru kağıt giderleridir. Daha sonra, ortaya çıkan ürünü tutundurmak amacıyla yapılan promosyon harcamaları gelir. Önemi gün geçtikçe artan promosyon faaliyetleri toplam giderler içinde büyük bir pay almaktadır. Basın sektöründe yatırımlar, makine parkının yenilenmesi amacına yöneliktir. Yüksek meblağlara varan bu yatırımlar banka kredileri ile desteklenmektedir. Son aşamada ürünün dağıtılması esnesında yapılan harcamalar sözkonusudur. Üretilen mal kadar verilen hizmet de işletmeler açısından önem taşımaktadır. Her basın işletmesinin kuruluş ve varoluş amaçlarından biri kuşkusuz kar elde edebilmektir. Karlılığın sürekli olabilmesinde satış gelirlerinin rolü büyüktür. Satış geliri kadar önemli olan ilan gelirlerinin arttırılabilmesi için mümkün olduğunca çok sayıda ilan ve reklama gazetelerde yer verilmelidir. Finansal performans değerlendirmesi yapılırken başvurulan fınansal analiz teknikleri, işletmeleri hem kendi içlerinde hemde rakip firmalarla karşılaştırma yapma imkanı sağlar. Bu tezde incelenmeye çalışılan Sabah Yayıncılık A.Ş.'nin seneler itibariyle izlediği performans düzeyi devamlı artış göstermiştir. Şirketi kendi bünyesinde inceledikten sonra karşılaştırma yapabilmek için en büyük rakibi olan Hürriyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.'nin bilanço ve gelir tabloları değerlendirmeye alınmıştır. Genelde Sabah Yayıncılık A.Ş.'nin daha iyi bir performansa sahip olduğunu söyleyebiliriz.
  • Öge
    Borsa gelişmesi ve ekonomik büyüme ilişkilerinin nedensellik analizi
    (Sosyal Bilimler Enstitüsü, 1998) Müslümov, Alövsat ; Gürsoy, Cudi Tuncer ; 72132 ; İşletme
    Borsaların ekonomik büyümeni likidite, risk farklılaştırması, bilgi yönetimi, tasarruf birikimi fonksiyonları aracılığıyla etkilediği literatürdeki araştırmalar tarafından gösterilmiştir. Fakat ekonomik büyüme de, ekonomideki ortalama gelir düzeyini artırarak borsaların sundukları finansal hizmetlere talep oluşturmaktadır. Bu zaman ortaya bir soru çıkmaktadır. Borsa gelişmesi mi ekonomik büyümeden önce gelmekte ve ekonomik büyümenin habercisi olmaktadır, yoksa ekonomik büyüme mi, borsa gelişmesinin nedeni olmakta ve borsa gelişmesini haber vermektedir? Bu soruyu cevaplandırmak için araştırmamızda borsa gelişmesi ve ekonomik büyüme değişkenleri arasındaki nedensellik ilişkileri panel veri kullanılarak analiz edilmiştir. Borsa gelişme göstergesi olarak borsa likiditesi ve borsa hacmini kapsayan karma borsa gelişme endeksi kullanılmıştır. Araştırma yöntemi olarak Granger nedensellik testi kullanılmıştır. Araştırma verileri 20 ülkeye ait 1981-1994 yıllan zaman serisini kapsamaktadır. Borsa gelişmesi ve ekonomik büyüme değişkenleri arasında yapılan Granger nedensellik testi ile borsa gelişmesi ve ekonomik büyüme değişkenleri arasında çift yönlü nedensellik ilişkisi bulunmuştur. Panel veri analizi sonucunda ekonomik büyümenin borsa gelişmesi üzerinde hem kısa, hem uzun dönemde etkili olduğunu, borsa gelişmesinin ise ekonomik büyüme üzerinde sadece uzun dönemde etkili olduğu bulunmuştur. Ülke kategorilerine göre yapılan karşılaştırma analizleri sonucunda ise borsa gelişmesi ve ekonomik büyüme arasındaki nedensellik ilişkilerinin ülkelerin gelir düzeyi, ortalama ekonomik büyüme oram, ortalama borsa gelişmesi düzeyi ve coğrafi mevkii gibi faktörlerden bağımlı olduğu gözlemlenmiştir. Araştırmanın sonuçlan istikrarlı ve hızlı ekonomik büyüme için borsaları geliştirilmesi gerektiğini önermektedir.