Mimarlık Lisansüstü Programı - Doktora

Bu koleksiyon için kalıcı URI

Gözat

Son Başvurular

Şimdi gösteriliyor 1 - 5 / 130
  • Öge
    Yapılarda yapım süreci çevresel etkisinin azaltılmasına yönelik atık yönetim modeli önerisi
    (Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2020) Aksel Çiçekçi, Havva ; Çetiner, İkbal ; 656932 ; Mimarlık Ana Bilim Dalı
    Gelişen teknoloji ile birlikte ekonomik ve sosyal değişimlere bağlı olarak günden güne doğaya yabancılaşan insan, doğal döngü içerisinde var olmayan birçok atık üretimine neden olmaktadır. Kentsel alanlarda üretilen atığın önemli bir bölümü yapı endüstrisi kaynaklı olup, yapı endüstrisi kaynaklı atık oluşumu nüfus büyüklüğü ve ekonomik aktivitelerle doğrudan ilişkilidir. Türkiye'de ekonomik değişiklikler ile nüfus artışı, kentleşme, göç gibi sosyal değişiklikler vb. etmenlere bağlı olarak, özellikle son on beş yıl içerisinde yapım faaliyetlerinde önemli oranda artışlar gözlenmiştir. Yapım faaliyetlerindeki bu artışın, ülkemizde oluşan yapım atığı miktarını arttırması kaçınılmazdır. Ülkemizde yıllık yapı endüstrisi kaynaklı atık oluşumu miktarına ilişkin yayınlanmış bir veri bulunmamakla birlikte, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yapı endüstrisi kaynaklı atık oluşum miktarının 2023 yılı itibariyle 300 milyon tona ulaşacağı öngörülmektedir. Bu bağlamda, Türkiye'de yapı endüstrisi kaynaklı atıklar için sürdürülebilir atık yönetim stratejilerinin geliştirilmesi ve uygulanması konusu, çevresel açıdan günden güne önemini artıran bir konudur. Yapı endüstrisi kaynaklı atıkların yönetimi konusu, ülkemizde henüz gündeme gelen bir konu olarak nitelendirilebilir. Türkiye'de yapı endüstrisi kaynaklı atık oluşumuna ilişkin veri eksikliği araştırmacılar için en önemli kısıtlardan biridir Literatürde yapı endüstrisi kaynaklı atıklar için; "Yapım ve Yıkım Atığı", "Yapısal Atık", İnşaat ve Yıkıntı Atıkları", "Yıkım Atığı", "Tadilat Atığı" olmak üzere çeşitli kavramlar yer almaktadır. Bu kavramların kullanımları, kapsam ve içerikleri araştırmacılar arasında değişkenlik göstermektedir. Tez çalışması kapsamında yapım sürecinde oluşan atığı ifade eden bir kavram olarak Yapım Atığı kavramı kullanılmıştır. Yapım atığının, yıkım vb. atık türleri ile kıyaslandığında, en belirgin özelliği önlenebilir nitelikte olmasıdır. Buna rağmen, yapım atığı konusu genellikle miktarının görece az olması nedeniyle az sayıda araştırmacının dikkatini çekmiştir. Yapım sürecinde belirli bir zamanda az miktarda atık oluşurken, yapım sürelerinin uzun olması ve yapım sürecinin tekrar eden alt süreçlerden oluşması gibi nedenler ile zaman içerisinde oluşan toplam atık miktarı artabilmektedir. Bu durum, kısa vadede yapım atığının görünürlüğünü etkileyen önemli bir etmendir. Yapım süreci doğası gereği, tasarımcı, yüklenici, alt yüklenici, tedarikçi vb. birden fazla aktörün dahil olduğu; arazi ve iklim koşulları, uygulanan projeye özgü farklılıklar, kullanılan yapım tekniği ve araçlar gibi birçok değişkeni bünyesinde barındıran karmaşık bir süreçtir. Tüm bu değişkenlere bağlı olarak yapım sürecinde üretilen atıklar; tür, miktar bitirilmişlik düzeyi vb. (malzeme, bileşen vb.) özelliklere göre çeşitlenmektedir. Tüm bu değişkenlerin yapım süreci atık yönetiminde değerlendirme ve karar verme sürecine nasıl dahil edileceği konusu önemli bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır. Yapım süreci kaynaklı atıkların yönetilmesine ilişkin farklı kuruluşlarca geliştirilmiş literatürde bazı araçlar bulunmaktadır. Ancak sözü geçen araçlar; veritabanlarının üretildiği ülkeye ait yerel verilere (atık oluşum endeksleri ve hacimsel veriler) dayanılarak üretilmiş olması nedeniyle, farklı ülke ve koşullarda kullanılmaları durumunda güvenilir sonuçlar vermemektedir. Ayrıca sözü geçen araçlarda; atıklar genellikle miktar ve tür olarak kayıt altına alınmakta, atıkların boyutsal özellikleri ile atık oluşum nedenlerine ilişkin bilgiler bulunmamakta ve atık oluşumunu etkileyen proje türü, büyüklüğü, yeri, yapım tekniği vb. değişkenler değerlendirmeye alınamamaktadır. Dolayısıyla, projeye özgü değişkenler ile şantiyeye özgü koşulların değerlendirmeye alındığı bir "Yapım Süreci Atık Yönetim Modelinin" geliştirilmesi; atık oluşumunun önlenmesi/azaltılması ile yapım atığının geri kazanımının sağlanarak ve/veya arttırılarak, yapım sürecinin çevresel etkisinin azaltılması açısından önem taşımaktadır. Tez çalışması kapsamında yapım sırasında ortaya çıkan atıkların; önlenmesi/azaltılması, geri kazanımının (yeniden kullanım ve geri dönüşüm) sağlanması/arttırılması ve geri kazanım seçenekleri arasından çevresel açıdan seçim yapılmasının, değerlendirme ve karar verme sürecine yapım süreci değişkenleri, yerel veriler ve literatür verilerinin dahil edilerek, konunun sistematik bir yaklaşımla ele alınmasının sağlanması amaçlanmıştır. Bu bağlamda, yapıların yapım sürecinin çevresel etkisini azaltmaya yönelik bir atık yönetim modeli geliştirilmiştir. Modelin kullanıcıları; şantiyelerde proje müdürü, şantiye şefi, kısım şefleri vb. pozisyonlarda görev alan mimar, inşaat müh. vb. meslek insanları şeklindedir. Modelin, başta doğal kaynak tüketimi ile atık oluşumu (kirlilik) olmak üzere yapım sürecinin çevresel etkisinin azaltılmasında etkin rol oynayacağı kabul edilmektedir. Çevresel açıdan etkin bir atık yönetiminin ortaya konulabilmesi için öncelikle atığın köken, içerik ve özelliklerinin tanımlanması gerekmektedir. Bu bağlamda, Türkiye'de şantiyelerde yapım süreci atık yönetim uygulamalarına (toplama, ayırma, geri dönüşüm, yeniden kullanım vb.) ilişkin verilerin elde edilebilmesi için; nitel araştırmalarda yaygın olarak yararlanılan bir teknik olan yüz yüze görüşme tekniği ile gerekli izinlerin alınabildiği şantiyelerin yerinde incelenmesi yoluyla nitel bir çalışma (alan çalışması) gerçekleştirilmiştir. Tez çalışması 7 Bölümden oluşmaktadır. 1. Bölümde, çalışmanın problemi tanımlanmış, çalışmanın arka planına ilişkin bilgiler sunularak, amaç ve kapsamı açıklanmıştır. 2. Bölümde çalışmaya temel oluşturan kavramlar (Atık Yönetimi, Yapım ve Yıkım Atığı Yönetimi, Yapım Süreci ve Yapım Süreci Atık Yönetimi) açıklanmıştır. 3. Bölümde; Türkiye'deki şantiyelerde yapım süreci atık yönetim uygulamalarına ilişkin verilerin elde edilebilmesi amacıyla gerçekleştirilen alan çalışmasına ait veriler sunulmuştur. 4. Bölümde; değerlendirme ve karar verme ile ilgili genel bilgiler aktarılmış, tez çalışması kapsamında önerilen model kapsamında yararlanılan çok ölçütlü karar verme yöntemlerinden "Analitik Hiyerarşi Prosesi" yöntemi açıklanmıştır. 5. Bölümde; tez çalışması kapsamında geliştirilen "Yapım Süreci Atık Yönetim Modeline (YS-AYM)" ilişkin bilgiler sunulmuştur. Öncelikle, YS-AYM kapsamında kullanılan temel kavramlar açıklanmış ve modelin amaç, kapsam, zorunlulukları ile kabulleri aktarılmıştır. Daha sonra modelin temel akışı sunularak, modelin adımları açıklanmıştır. 6. Bölümde; YS-AYM'nin şantiye ortamında uygulaması gerçekleştirilerek, uygulama sırasında elde edilen sonuçlar ortaya konulmuştur. 7. Bölümde; tez çalışmasına ait sonuçlar ve öneriler aktarılmıştır. Bu bölümde tez çalışması sonuçları, alan çalışması sonuçları ile modele ait bilgiler olarak aşağıda özetlenmiştir. Alan çalışması sonuçlarına göre; yapım süreci devam ederken, projede revizyona gidilmesi ve malzemelerin boyutlandırma amaçlı kesilmesi en etkili atık oluşum nedenleridir. Revizyonlar genellikle kullanıcıların istekleri doğrultusunda yapılmaktadır. Ticari alanlarda genellikle mekânsal değişiklikler (duvar yerlerinin değiştirilmesi vb.) talep edilirken, konut işlevli yapılarda ise ince yapı elemanlarında değişiklik talep edilmektedir. Görece daha az etkili olmak üzere diğer atık oluşum nedenleri; proje kaynaklı hatalar; iş koordinasyonu sorunları ve depolama organizasyonu bozuklukları, malzemelerin işçiler tarafından amacı dışında kullanımı şeklindedir. Ayrıca şantiyelerde yeterli denetimin sağlanmaması; işçilik, montaj ve uygulama hatalarını arttırarak atık oluşumuna neden olmaktadır. Çalışma sonuçlarına göre; •Türkiye'de atık oluşumuna neden olan faktörler (NE) ile atık oluşumunu azaltan faktörler (AF) izlendiği gibi belirlenmiştir: -NE1. Kullanıcı istekleri, -NE2. Malzeme dayanımı düşüklüğü, -NE3. Uygulanan yüzey alanı, -AF1. Projeye özgü ebatlarda sipariş, -AF2.Tasarımda standart ürünlerin kullanımı, -AF3. Şantiyede prototip yapılması, -AF4. Yüklenici firmanın ölçeği •Türkiye'de yer alan şantiyelerde atık yönetimi genellikle atık yönetimi planı çerçevesinde uygulanmamaktadır. •Şantiyelerde mali kazanç, geri dönüşüm veya yeniden kullanım amacının en önemli tetikleyicisidir. Görüşme çalışması sırasında katılımcılar, geri kazanımın sağlanması için geri dönüşüm firmaları ile yükleniciler arasında yeterli iletişim ağı bulunmamasının, geri dönüşüm uygulamaları açısından önemli bir kısıt olduğunu bildirmiştir. •Türkiye'de atıkların toplama-ayırma, depolama ve bertaraf uygulamalarında etkili faktörler; atık miktarı, şantiye olanakları, depolama olanağı, yüklenici firmanın ölçeği şeklindedir. •Türkiye'de atıkların Geri Kazanım Uygulamalarına etki eden faktörler; geri kazanım uygulamalarını Azaltan (AF) ve Arttıran Faktörler (ATF) olarak izlendiği gibi belirlenmiştir: -AF1. Geri dönüşüm firmaları ile bağlantı kurulamaması, -AF2. Atıkların geri kazanım olanakları ile ilgili yeterli derecede bilgi sahibi olunmaması, -ATF1. Atığın Ekonomik Değeri, -ATF2. Yüklenici firmanın vizyonu, -ATF3. Yapım alt süreçleri arası koordinasyonun sağlanması, -ATF4. Şantiyelerde görev yapan teknik personelin geri kazanım konularında farkındalığı ve yaratıcılığı Modele ait bilgiler; YS-AYM, uygulaması yapılacak olan projeye ait elde edilen verilerin model ortamında analiz edilerek, analiz sonuçlarına göre uygun görülen veya belirlenen atık yönetim stratejilerinin şantiye ortamında uygulanması şeklinde bir yaklaşım ortaya koymaktadır. YS-AYM, yapım sırasında ortaya çıkan atıkların önlenmesi/azaltılması, geri kazanımının (yeniden kullanım ve geri dönüşüm) sağlanması/arttırılması ile geri kazanım seçenekleri arasından çevresel açıdan seçim yapılmasını sistematik bir yaklaşımla sağlamaktadır. YS-AYM ayrıca projeye ve şantiyeye özgü değişkenler ile süreç içi değişkenlerin (yapım süreci) dikkate alınmasını sağlayarak, atık yönetim stratejilerinin yerel verilere dayalı olarak belirlenmesini sağlamaktadır. YS-AYM, ayrıca, kullanıcıların yerel verilere dayalı olarak belirlemiş olduğu yapım süreci atık yönetim stratejilerinin şantiye ortamında uygulanmasını sağlayarak, yapım sürecinin çevresel etkisini azaltmaktadır.  
  • Öge
    Mimarlıkta yapı ve yapım teknolojileri (MYYT) eğitimine yönelik bir yaklaşım ve eğitim materyali önerisi: Detayın üretici dönüşümsel dilbilgisi
    (Fen Bilimleri Enstitüsü, 2020) Kızılyaprak, Hülya Nur ; Altun, Mehmet Cem ; 645209 ; Mimarlık Ana Bilim Dalı
    Geçmişten günümüze Mimarlıkta Yapı ve Yapım Teknolojileri (MYYT) alanı, farklı biçim ve bakış açılarıyla olsa da mimarlık mesleğinin hem eğitimi hem de pratiğinin ayrılmaz bir parçası olarak görülmüş, tasarım düşüncesinin gerçekleşmesi yolunda kazanılması gereken en temel bilgi ve becerilerinden bir olmuştur. Sanayi Devrimi ve 2. Dünya Savaşı, insanların ihtiyaç ve isteklerindeki hızlı değişimi beraberinde getirmiş ve bu durum bilim ve teknolojide de aynı ivmede artan bir gelişmeye sebep olmuştur. Mimarlık pratiğinde de yankı bulan bu gelişmeler, yeni malzemeler, yeni üretim teknolojileri ve üretimdeki hız ihtiyacı, tasarıma ve üretime bakışı köklü bir biçimde değiştirmiştir. Bu değişimin bir yansıması olarak da bulunduğumuz çağda hızla gelişen ve değişen teknolojinin malzeme ve yapım teknolojilerine etkisi, detay ve detaylandırma sürecini, mimarlık eğitimi ve pratiği içerisinde tasarımdan uygulamaya geçişte önemli bir rota olma gerçeğini daha da kritik bir konuma getirmektedir. Mimarlıkta Yapı ve Yapım Teknolojileri (MYYT) eğitimi kapsamında ele alınan detay ve detaylandırma konusunun mevcut eğitim uygulamalarında ve bu alana yönelik literatürde bir takım problemler söz konusudur. Bu problemlerden ilki, mimarlık eğitiminde MYYT alt-alanının tasarım stüdyosu ile olan ilişkisinin zayıflamasıdır. Özellikle detay çözümleme sürecinin, tasarım sürecinin bir kolu olarak sayılmamasının ve bu konunun mimarlık eğitimi içerisindeki "servis dersleri" kapsamında görülmesinin bu zayıflamanın bir yansıması olduğu düşünülmektedir. MYYT alt-alanının eğitimine yönelik ikinci önemli problem ise mevcut eğitim uygulamalarında gözlemlenen MYYT alt-alanına yönelik eğitim içeriği ve bilginin ele alınış düzeyindeki çeşitlilik ve bu çeşitliliğin kontrolsüzlüğüdür. Bunun yanı sıra detay bilgisi ve detaylandırma sürecine yönelik eğitimin önemli adımlarından biri olan mevcut detayların okunması, çözümlenmesi ve sistematik analizine, eğitim sürecinde yeterince yer verilmemesi ve eğitimin bu düzeyine yönelik güncel, bilimsel çalışmaların eksikliği de eğitimin içeriğine yönelik önemli bir diğer sorundur. Tüm bunlarla birlikte MYYT eğitimine yönelik literatür de oldukça sınırlı başlıklar ekseninde sürdürülmekte olduğu, yenilikçi ve radikal yaklaşımlara sıklıkla rastlanılanamadığını söylemek mümkündür. Bu çalışmanın amacı MYYT eğitiminin güncel uygulamalarında ve bu alana yönelik literatürde ortaya çıkan problemlerden biri olan detay bilgisi ve detaylandırma sürecinde mevcut detayların okunması, çözümlenmesi ve sistematik analizi konusuna yeterince önem atfedilmemesi ve bu konuya yönelik güncel bilimsel çalışma ve uygulamaların yeterince yapılmaması konusuna çözüm bulmaya yönelik bir adım atmaktır. Çalışma kapsamında öncelikle MYYT eğitiminin mevcut durumuna ışık tutabilmek amacıyla, nicel ve nitel özelliklerini ortaya koymak hedeflenmiştir. Çalışmanın devamında ise elde edilen bu veriler ışığında, MYYT eğitimi dahilindeki detay ve detaylandırma sürecine yönelik, eğitimin farklı düzeylerinde kullanılabilecek, özgün ve sistematik bir yaklaşım ortaya koymak, böylelikle mimarlık eğitimi içerisinde detay konusunun ele alınmasına yönelik farklı bir perspektif sunarak, öğrencilerin başarı, ilgi ve motivasyonlarında bir artış sağlamak amaçlanmaktadır. Bu tez çalışmasının kapsamını, mimarlık lisans eğitimi içerisindeki uzmanlık alanlarının en önemlilerinden biri olan Mimarlıkta Yapı ve Yapım Teknolojileri (MYYT) alt-alanı ve bu alan dâhilinde ele alınan mimari yapı elemanlarının detayları ve detaylandırma süreçleri olarak tanımlamak mümkündür. Bir mimari yapı elemanının detayı dendiğinde akla nokta detayları, sistem detayları vb. farklı kavramlar gelebilmektedir. Ancak bu çalışmanın odağını oluşturan detay bölgesi, elemanın sürekli ve katmanlı bir yapıya sahip olan ve mimari yapı elemanının tipik özellik gösteren bölgesi olan "tipik bölge detaylarıdır". Araştırmanın yöntemi, öğretim tasarımı (instructional design) bakış açısıyla geliştirilmiştir. Araştırma, analojik akıl yürütme (analogical reasoning) yaklaşımı kullanılan ampirik bir çalışmadır. Çalışmada öncelikle dil bilimi ve mimarlık arasındaki ilişkiye dayalı olarak çizilen bir kuramsal çerçeve kapsamında, tümce ile mimari tipik bölge detayı arasında bir benzetime dayanan sistematik bir mimari detay yaklaşımı oluşturulmuştur. Yaklaşım, Noam Chomsky'nin Üretici Dönüşümsel Dilbilgisi (ÜDD) kuramı kapsamında açıklanan tümcenin yapısını kaynak olarak kabul edip, hedef olarak belirlenen tipik bölge detayının yapısının, analojik akıl yürütme stratejisiyle açıklanması şeklinde geliştirilmiştir. Geliştirilen detay yaklaşımı Detayın Üretici Dönüşümsel Dilbilgisi (DÜDD) olarak adlandırılmıştır. Çalışmanın devamında geliştirilmiş olan yaklaşımın temel modüllerinden oluşan, öğretim tasarımı (instructional design) modellerinden faydalanılarak Mimarlıkta Yapı ve Yapım Teknolojileri (MYYT) eğitiminde kullanılmak üzere bir eğitim materyali tasarlanmış ve bu materyalin uygulamalı olarak denenmesi ile kullanılabilirliğinin test edilmesine karar verilmiştir. Bu doğrultuda, DÜDD Tipik Bölge Detay Analiz Aracı olarak adlandırılan eğitim materyalinin hedef ve öğrenim çıktıları tanımlanmış ve materyalin dokümanları görsel anlatıma uygun olarak üretilmiştir. Hem materyalin, hem de deneme prosedürünün geliştirilmesinde pilot uygulamalardan (denemelerden) faydalanılmıştır. Detayın Üretici Dönüşümsel Dilbilgisi (DÜDD) yaklaşımının mimarlık eğitiminde bir uygulaması olan DÜDD Tipik Bölge Detay Analiz Aracı adlı eğitim materyalinin kullanılabilirliğinin test edilmesinde yarı-deneme (quasi-experiment) modeli kapsamındaki "öntest-sontest tek grup" deseni kullanılmıştır. Uygulamalar sonucu elde edilen çıktılar, yapısal hizalama (constructive aligning) yaklaşımı doğrultusunda değerlendirilmiştir. Tez kapsamında literatür taraması, web taraması, deneysel uygulama ve anket veri toplama tekniklerinden faydalanılmıştır. Tez çalışmasının ilk çıktısı Detayın Üretici Dönüşümsel Dilbilgisi (DÜDD) yaklaşımı olarak adlandırılmış olan özgün ve sistematik bir detay / detaylandırma yaklaşımıdır. Bu yaklaşım MYYT eğitimi kapsamındaki detay konusu içerisinde teorik bilgi sunumu, var olan detayları analiz edebilme ve detay geliştirebilme becerisi kazanımlarına yönelik olarak tasarlanmıştır. Detayın Üretici Dönüşümsel Dilbilgisi (DÜDD) yaklaşımı, Noam Chomsky tarafından ilk olarak 1957 yılında ortaya konan ve tümcelerin yapısını ve bu yapıyı oluşturan kuralları matematiksel bir mantıkla açıklayan Üretici Dönüşümsel Dilbilgisi (ÜDD) kuramı çerçevesinde geliştirilmiştir. Geliştirilen bu özgün yaklaşım içerisinde detay geliştirme süreci bir dil olarak değerlendirilmiş olup, bu dilin yapılarını ve kurallarını düzenleyen bir "dilbilgisi" ortaya konmuştur. Yaklaşım kapsamında tipik bölge detayları, sentaktik bir biçimde ele alınmış ve detayı oluşturan bileşenlere yönelik özgün bir yapısal bileşen sınıflandırması, detayın taban yapıları ve derin yapıları geliştirilmiştir. Daha sonra ortaya konan bu yaklaşımın MYYT eğitiminde kullanılabilmesine yönelik yaklaşımın temel modüllerini, bu modüller içerinde ele alınabilecek konuları ve bu konuların eğitimde ele alınma amaç ve düzeylerini tanımlayan temel bir eğitim çerçevesi çizilmiştir. Çalışmanın ikinci çıktısı ise Detayın Üretici Dönüşümsel Dilbilgisi (DÜDD) yaklaşımının temel modüllerinden faydalanılarak geliştirilmiş bir MYYT eğitim materyali olan DÜDD Tipik Bölge Detayı Analiz Aracıdır. Mevcut tipik bölge detaylarının analizine yönelik bir eğitim destek aracı olan bu eğitim materyali, adından da anlaşılabileceği gibi, detay ve detaylandırma sürecine yönelik eğitim kapsamında, var olan detayların bileşenlerinin ve bu bileşenlerin birbirleri ile olan konumsal ilişkilerinin irdelenmesini hususunda öğrencilere ve eğitmenlere yardımcı olmayı hedeflemektedir. Geliştirilmiş olan Detayın Üretici Dönüşümsel Dilbilgisi (DÜDD) yaklaşımının ilgili modülleri, analiz aracının içeriğinde lisans eğitimine uygun ölçüde basitleştirilerek ve grafik bir anlatım seçilerek kullanılmıştır. Araç, gerçekleştirilecek adımların açıklandığı bir akış şeması, bir analiz altlığı ve model içerisinde geliştirilmiş olan yapısal bileşen sınıflandırmasının grafik bir anlatımından oluşmaktadır. Çalışma kapsamında bu eğitim materyalinin MYYT eğitiminde kullanımı uygulamalı olarak test edilebilmiş, böylelikle hem genelde yaklaşıma, hem de özelde analiz aracının mimarlık eğitimi dahilinde kullanılabilirliğine yönelik bulgular elde etmek mümkün olmuştur. DÜDD Tipik Bölge Detay Analiz Aracının kullanılabilirliğinin değerlendirilmesine yönelik gerçekleştirilen uygulamalar, gönüllü beş lisans öğrencisinin katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Katılımcılara yönelik her uygulama ayrı zamanlarda, bireysel olarak yapılmıştır. Uygulamalar, herhangi bir müdahalede bulunmadan, katılımcıların daha önceden sahip oldukları bilgi, deneyim ve becerilerine dayalı bireysel yaklaşımları ile gerçekleştirdikleri detay analiz çalışması ile DÜDD Detay Analiz Aracı'nı kullanarak gerçekleştirdikleri detay analiz çalışmasının karşılaştırılması şeklinde düzenlenmiştir. Uygulamalar iki başlık altında analiz edilmiştir. İlk olarak süreç sonucu elde edilen çıktılar değerlendirilmiş ve araştırmacının sürece yönelik notları da değerlendirmeye dâhil edilerek elde edilen sonuçların doğruluğu, öğrencilerin süreçlere yönelik motivasyonları ve süreçte uyguladıkları yaklaşımların kullanım kolaylığına yönelik karşılaştırmalar yapılmıştır. İkinci bölümde ise katılımcılara sürecin başında ve sonunda uygulanan anketler değerlendirilmiştir. MYYT eğitimi içerisinde detay ve detaylandırma sürecine yönelik özgün ve sistematik bir yaklaşım geliştirerek öğrencilerin bu konuya yönelik bilgi, beceri ve motivasyonlarında olumlu etki elde etmeyi hedefleyen bu çalışma kapsamında yapılan deneysel uygulamalar hem yaklaşımın hem de eğitim materyalinin değerlendirilebilmesine olanak sağlamıştır. Çalışmanın sonucunda Detayın Üretici Dönüşümsel Dilbilgisi (DÜDD) yaklaşımının ve daha sonrasında ise bu yaklaşım kapsamın geliştirilmiş olan DÜDD Tipik Bölge Detayı Analiz Aracı adlı eğitim materyalinin özellikleri ortaya konulmuş, devamında ise eğitim materyalinin uygulama değerlendirmelerinin karşılaştırılmalı sonuçları ile materyalin olumlu ve geliştirilebilir noktaları üzerinde durularak bir değerlendirme yapılmıştır.
  • Öge
    The morphological side of academic space: A sustainability and liveability multi-criteria evaluation of university-city interaction
    (Fen Bilimleri Enstitüsü, 2020) Fard Razavivand, Haniye ; Demir, Yüksel ; 617127 ; Mimarlık Ana Bilim Dalı
    The emergence of the global knowledge-based world has influenced the reality of higher education institutions. Currently, universities are major sources of knowledge generation and dissemination, innovation and technology transfer, initiators of new visions, supporters of socio-cultural progress, and economic growth engines in the societies. Contemporary universities are not isolated and mono-functional entities anymore, instead they are active urban transformation agencies. In this regard, the mission of universities has altered profoundly from education and research towards the "third mission" i.e. public service and urban outreach activities. Many contemporary universities are engaged in urban dynamics, fostering synergies and functioning as engines of sustainable urban development. This fact has been also represented in the universities' aspiration to be an integral part of the city in which they are located. They are place-based large institutions which create a direct interaction with their surrounding urban setting. Universities are shape and are shaped by their urban context. They are influential actors in urban dynamics of their territories. Considering universities' third mission, they are key urban development agents in terms of social, cultural, economic, environmental, and physical aspects. In this respect, the physical setting of universities has a significant role in addressing their mission. To do so, they revise their urban physical setting to make a mutually beneficial relationship with their hosting urban context. They have a great potential to enhance liveability, promote the quality of urban space and academic space, and enhance the sustainability of the urban space. Universities' mission and vision are materialized in their campus space. Campus physical setting is not just a mean to facilitate learning but it has a larger influence on the educational, social, cultural, economic life of the academic community and the broader society. A university campus with a high-quality urban space can reinforce a higher quality research and education, attract and nurture high-quality human capital, assure the presence of people, support diversified activities, stimulate the flow of synergy, foster social and economic well-being, and consequently contribute to vibrancy, liveability and sustainability of campus space, and promote prosperity of the hosting neighborhood, city, and region. Moreover, it is claimed that the campus location within the residing urban context has an important role in universities' performance and diffusing required synergies in the urban context. The spatial organization and morphological characteristics of universities demonstrate the extent and type of their interaction. The extent of this influence can vary depending on the type of interaction that is formed between two domains and the physical features and morphological characteristics of the university campuses. In this sense, this research argues that the physical features and morphological characteristics of the university campus and its urban outreach activities influence the sustainability and liveability of the campus space and surrounding urban space. For this purpose, this research provides a theoretical framework to evaluate the impact of physical attributes and morphological characteristics of campus form and the university's outreach activities on sustainability and liveability dimensions. In this respect, a methodological framework is proposed which encompasses two cycles: hypothesizing cycle and theorizing cycle. Hypothesizing cycle follows a qualitative approach for hypothesis making and conceptualizing the research object. Considering universities' insertion within surrounding urban context and their morphological attributes, six typologies of university campuses are identified. Following a comprehensive literature review, the theorizing cycle encompasses a content analysis of forty university campus masterplans and investigating the university campus design principles. This approach makes it possible to understand and incorporate the perspectives of both campus design practitioners and academic scholars about the most important campus planning strategies and principles. Based on the developed methodological approach, a set of criteria has been developed that assess the sustainability and liveability of university campuses. The multi-criteria set comprises nine main criteria and twenty-eight sub-criteria. The criteria include liveability, legibility, cohesion, compactness, walkability, accessibility, connectivity, integration, and sustainability. The defined set of criteria addresses spatial and morphological attributes of a campus setting such as campus spatial organization, greenness, compactness, density, legibility, whereas including the dimensions regarding the urban outreach activities of the university which is related to campus physical space such as shared facilities, provided services, and sustainability incentives. The developed set of criteria can be used to assess the performance of different types of university campuses. It can be utilized for the existing university campuses and the campus redevelopment projects as well as newly constructed campuses. To assess the performance of campus regarding each sub-criterion, a "Histology Atlas of Campus Form" has been developed which makes it possible to evaluate the campus spatial maps and score them for each criterion in a base of three-point Likert scale. Acquiring these criteria facilitates the comparisons between campus spatial organizations and makes it possible to generalize the findings. In this research, a multiple case study analysis has been conducted and the set of criteria has been applied to fifteen university campuses which have been selected among the best representatives of their typologies as case studies for the defined six university campus typologies. To do so, a morphological approach has been obtained and an in-depth study has been implemented through which the university campus history, development processes, and third-mission activities have been analyzed. Then, a spatial analysis has been applied to each university campus and analytical maps have been produced. Then, the analytical maps have been assessed according the set of criteria and the Histology Atlas of Campus Form. The case study analysis makes it possible to have a better understanding of how each campus typology performs regarding the defined set of criteria in terms of sustainability and liveability aspects. Based on the produced campus analytical maps, "A Campus Form Morphological Atlas" has been developed. The Campus Form Morphological Atlas is a model to illustrate the performance of various morphological dimensions of the university setting, concerning the campus typology. Indeed, the developed set of criteria and the proposed campus typologies make it possible to propose a well-performing university campus model. This university campus model can assist university campus designers, decision-makers, and university authorities to better understand the relationship between the campus typology and campus form with the associated sustainability and liveability outcomes. It also provides an opportunity to explore the relationship between campus form and the mission and vision of the university.
  • Öge
    Mülkiyet ve müşterekler arasında bir "tolerans aralığı" olarak mekan
    (Fen Bilimleri Enstitüsü, 2018-07) Çetin, Deniz ; Şentürer, Ayşe ; Mimarlık
    Tez çalışmasının amacı "mekan" kavramının "sahiplenme" ve "ortaklaşma" ile ilişkisini sorgulamaktır. Bu sorgulama ile sahiplenme ve ortaklaşmanın mekansal karşılıklarını tartışmak hedeflenmiştir.Tezin temel sorusu "insan [nasıl] mekansallaşır?" sorusudur. Bu soru üzerinden "özne-mekan" ilişkileri açılmış; sahiplenmenin mekansal açılımı olarak "mülkiyet"; ortaklaşmanın mekansal açılımı olarak "müşterekler" tartışmaya katılmıştır. Mülkiyet, sahiplenme üzerinden sahip ve sahip-olmayanı ayıran ve bu ayrım ile mekansal ilişkileri düzenleyen, ötekileştirici ve dışlayıcı bir mekanizmadır. Müşterekler ise, eşitlik, işbirliği, üretim ve paylaşıma dayanan bir ortaklaşma pratiği; her türlü katılıma açık bir ilişki biçimidir.Tez çalışması, "insanın [mülkiyet ve müşterekler arasındaki] mekansallaşmasına" odaklanmıştır. İnsan toplumsal bir varlık olduğu için, insanların birlikte-varoluşunun açıldığı ve kapandığı mekansal durumlar tartışmaya açılmıştır. Bu durumlar, insanın doğasında varolan "mekansal eğilimler" [yerleşiklik" ve "göçebelik]; mülkiyet ve müştereklere dair düşünce, teori, bilgi, pratik üreten ve üretimlerini kurumsallaştıran "kuramsal yapı" [felsefe, mimarlık, dil ve politika]; mülkiyet ilişkilerini ve müşterekler pratiğini sorgulatan [sanal ve fiziksel] "eylemsellik" durumlarıdır. Tez çalışmasının, "insanın [mülkiyet ve müşterekler arasındaki] mekansallaşmasını" sorgulaması ile bu sorgulamanın hangi yöntem ile yapılacağının araştırılması eş zamanlı gelişmiştir. Mülkiyet ve müşterekler arasındaki birlikte-varoluşun açıldığı ve kapandığı durumları karşıt mekansal ilişkiler olarak tartışmanın ötesine geçebilmek ve hem potansiyellerini hem de sorunlarını birlikte inceleyebilmek araştırmanın temel "yöntem sorunu" olarak belirlenmiştir. Bu sorunu aşmak için, iki kutuplu bakış yerine bir "aralık" üzerinden tartışma yaklaşımı geliştirilmiştir.
  • Öge
    Sustainable performance measurement model for urban regeneration projects
    ( 2020) Ilıcalı, Emre ; Heyecan Giritli, Fatma ; 643558 ; Mimarlık Ana Bilim Dalı
    The rapid urbanization of today's world requires integrated policies to improve the lives of households. It could be claimed that the best way to address such problems in major cities is through sustainable urban regeneration where economical, ecological and social impacts of urbanization are examined and practiced thoroughly. The main purpose of this study is to develop a sustainable performance measurement model for urban transformation projects. This model will provide an opportunity to measure the performance of urban regeneration projects with a multi-criteria hierarchical approach consisting of key performance indicators. The first of the specific objectives is to identify sustainability performance indicators. Another specific objective is to determine the importance weights of the components that make up the performance measurement model using the Analytic Hierarchy Process method. The thesis study provided the formulation of the sustainable performance measurement model and key performance indicators for the urban transformation projects through the data obtained from the AHP method and field studies. The components of the performance measurement model were obtained from project performance indicators and sustainable indicators specific to urban regeneration projects in the literature. Also, performance components were presented for expert evaluations in field studies and their validity was evaluated accordingly. These results demonstrate a low-level utilization of performance measurement systems in the overall construction sector, which also indicate the need for a thorough, practical performance measurement model proposed for the purpose of this thesis. The most important motivating factors for adopting performance measurement systems were respectively: expected benefits of performance measurement, recommendations by consultants, client needs and expectations and requirements by international project partners. Other factors for adopting a performance measurement system voluntarily, such as becoming one of the best companies on a national and international scale and initiative of employees were ranked below. These results strongly suggest that performance management in construction projects is usually performed when it is mandatory and/or it is required by a third-party. This is another indication of a need for enhancing measurement practices in the overall management system. Also, most of the experts participating in the survey responded that they intend to utilize performance measurement systems in their future projects. Original value-added parts of the proposed model include; primary focus on performance indicators instead of factors affecting performance, complementary approach on previous performance measurement models, specifying model weights using AHP approach including a validation process and final verification of the developed model in real-life projects. It should also be noted that the proposed model in this study is primarily specific to urban regeneration projects. For the purpose of the study, 32 participants with expertise in different disciplines of construction and urban regeneration were involved in the model development phase. Validation of the proposed model was executed by contributions from 21 different experts. Finally, 5 experts from 3 different urban regeneration projects was involved in the model verification process by providing feedback. The results obtained using AHP methodology indicate that Health & Safety (H & S) performance dimension (0,23), Financial performance dimension (0,20), Environmental performance dimension (0,18) are the most important parameters for measuring the performance of urban regeneration projects. It should be emphasized that in this study, Health and Safety performance was ranked as the most important parameter for measuring the success of urban regeneration projects, which usually carry a high level of Health and Safety risk. Also, focusing on Environmental dimension in the survey results clearly indicate that sustainability issues should be the main topic when defining success in construction projects. These results reveal that there is a need for more sophisticated solutions for performance management in urban regeneration projects with more focus on Health & Safety and Sustainability. Most of the proposed KPI's determined as the output of this study are quantitative, which could be a good indication of the tendency of technical staff to rely on measurable results for project performance. The model developed in this study can be used as a baseline for future research and may be improved in the context of alternative project types, stakeholders and/or organizations.