Mimarlık Lisansüstü Programı - Doktora

Bu koleksiyon için kalıcı URI

Gözat

Son Başvurular

Şimdi gösteriliyor 1 - 5 / 139
  • Öge
    Mimarinin kıvamı: Dikiş figürasyonu ve şehirde yürüyüş inşaları üzerinden bir araştırma
    (Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2021) Uysal, Hatice Işıl ; Gökmen Pulat, Gülçin ; 723129 ; Mimarlık
    Maddi bir olgu olan şehir farklı kuvvetlerin etkisiyle çok farklı şekillerde biçimlenmekte ve yaşanmaktadır. Biçimlendirerek ve deneyimleyerek şehirde görünür hale gelen görme biçimlerinin etkinliği olmaktadır. Şehri insan kendi görme biçimiyle inşa etmekte; mesafe ve ayrıklık ile karakterize olan hakim özne konumlarına bağlı olarak insani anlamlar üreten bu bakış kendi nesnelerini yaratmaktadır. Otoyollar, sokaklar, kıyılar, farklı kullanımlardaki yapılar, parklar ve diğer çevresel müdahaleler yukarıdan bakış ile sokak kotunda olmanın tüm ara seviyelerinin okunaklı nesnellikleridir. Yürüyüş şehirde beden seviyesinde, insan ve insan-dışı her şeyle aynı düzlemde gerçekleşen bir eylem olarak yakın ilişki ve çevresel bağlar kurmaktadır. Yukarıdan bakışla bir uydu haritasında görünen şey eğer bir yüzeyse, yürüyüş yüzeyin derinliğindeki maddenin bir hareketi olmaktadır. Tez kapsamında yürüyüşlerin kurduğu yakın ilişkilerin ve bağların detaylarına bakmak ve inceltmek üzere dikiş bir imge, yüzeyin derinliğine temas ederek maddeyle ilişkilenen ve gömülü olanı çözen bedenlenen bir kavram olarak ele alınmaktadır. Dikişin özellikleri üzerinden bedensel bağ dokudan başlamak üzere bedensellikler ve mimariler tartışılmaktadır. Tez sürecinde İstanbul'da bir seri yürüyüş gerçekleştirilmiştir. Yukarıdan bakışla görülen yüzeyler kesik, yırtık, parça olmaları yönünden değerlendirilerek bunların arasından geçen, dik yön rotaları olarak belirlenen ve çizilen hatlarda yürünmüş, yürüyüşlerin dik yönün ayrıklıklarını diktiği imgelemiyle hareket edilmiştir. Bu tez özne ve nesne oluşun aşırılaştığı, inceldiği ve etkileşimler üzerinden betimlendiği bir rotayı takip etmekte, görme biçimlerini ve failliği sorunsallaştırarak mimariyi yüzeyin derinliğindeki maddede oluşan bir ilişkiler seti olarak tartışmaktadır. Bu tartışmalar tez kapsamında yapılan yürüyüşlerdeki etkileşimlerin irdelenmesiyle yapılmaktadır. Yürümenin dikmek olduğu düşüncesiyle dikiş; katılımcıları iğne, iplik ve kumaş olan, katılımcıların birbirini ziyaretiyle gerçekleşen, kesik, delik ve yırtıkların onarıldığı, yeni birleşimlerin oluştuğu ilişkisel, sağaltıcı ve birleştiren ancak dönüştürmeyen bir imgedir. Bu imgede iğne uğrayan, kumaşta delik açarak iplikle izler bırakan ve ayrılan, ip kumaşı kat eden ve birleştiren, kumaş ise birçok ipliğin birbirinden geçmesiyle oluşan ve iğne ile ipin tüm ziyaretlerine açık olan katılımcılardır. Birbirine uğrama ve ayrılmanın yaşanmasıyla gerçekleşen bu ziyarette ipliğin kumaşta yol almasından dolayı mekânzamansal birleşimler oluşmakta, katılımcıların birbirini ziyaretiyle maddi bağlar kurulmaktadır. Dik yön; akışın tersine veya akışı geçen bir yoldur. Bu yolu açmak veya bu yolda hareket etmekle, engelli, engebeli, parçalı, ayrık, keskin, çoklu ve sıcak bölgelerden geçilmektedir. Şehirde dik yönler bu çalışmada planlanmış ancak zorlayıcı olan hatlardır, çünkü şehirde var olan akışların dikine geçmekte, bunu yaparken ayrıklığı oluşturan görme biçimini bağlantısallığa doğru açılmaya zorlamaktadır. Ziyaretçi, sürekli, sağaltıcı, bağlayıcı ve sakin bir imge olarak dikişin sıcak bir dik yönle buluştuğu yer beden seviyesidir. Beden gevşek bir bedenlenme, beden seviyesi ise etkileşimli ve çok-anlamlı bir bölge olarak ele alınmaktadır. Çalışma beden seviyesinden dikiş hayaliyle başlayarak gezintiye çıkan ve şehir yüzeylerine yüzü izleyene çevrilmemiş yönlerinden yaklaşan bakış etrafında şekillenmektedir. Dikişi imgeleyerek oluşan figürasyonlarla, metinler, görüntüler ve yerler arasında yürüyerek kurulan çalışmanın yöntemi (posthümanist) fenomenolojik yaklaşımla çerçevelenmektedir. Tez metni dünyada endüstriyel orman ile kutsal orman arasındaki dramatik farkın, bu farkı oluşturan yaklaşım ve yaşantının üzerine düşünülmesiyle başlar. Endüstriyel orman imgesi ormanın kesilmek üzere var olduğu düşüncesi, insanın merkeziyeti ve diğer şeylerin onun için malzeme oluşuyla oluşmaktadır. Bu düşünüşten yola çıkarak çevreyi beden seviyesinden insan-merkezli olmayan bir bakışla görebilmek, insan yapımı olanı, mimari inşayı, insana bağlı ve insandan türeyen anlam katmanlarını, maddeye bakışı ve algılamayı sorunsallaştırmaktadır. Bu sorunsallaştırma ile kıvamlı mimari tezin maddesel etkileşimler, hareketler ve anlamları irdeleyen kuramsal tartışmasının kapsamını ifade etmekte, insan ve insan-olmayan maddenin iç içe geçmiş ağı ontolojik zemin olarak alınarak maddesel bütünlüğün içerisinden yüzey ilişkilerine yaklaşılmakta ve mimari fenomenoloji alanında hareket edilmektedir. Mimari fenomenoloji şeylerin kendisini gösterdiği şekilde görülmesi ve gösterilmesi ile hareket halinde, deneyime bağlı olarak ve yaşayarak inşa olan mimariyi öne sürmektedir. Bu alanda biri yüzeyin ardının hayali, görünür olanın anlamlarının oluşma süreci ve bu oluşun katılımcılarının, gömülü olanın nasıl bir bedenlenme olduğunun irdelenmesiyle, diğeri bedensel özellikler olan zamansallık ve mekânsallık üzerinden gerçekleşen algılamaya bağlı inşa ve bedenlenmenin maddiliği ile çevçevelenen iki yaklaşımın söz konusu olduğu ve bu iki yaklaşımın zaman zaman birlikte ele alındığı izlenmektedir. Mimari fenomenoloji bu bağlamda madde, anlam ve inşanın algılamaya bağlı olarak irdelendiği kuramsal pratik bir alan olmaktadır. Öte yandan fenomenolojik betimlemelerin insan-madde ile nesne arasında oluşan deneyim anlatıları insandan kaynaklanan tek yönlü anlamları içerdiği için betimlemeler problematize edilmekte ve içerisindeki maddesel hareketlerin tekrar değerlendirilmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Tez kapsamında merkezileşen bakış filtresi kaldırıldığında oluşacak ilişkilerin iç içeliğinin görülebilmesi ile anlamların çokluğu konu edilmekte ve ontolojik olarak ortak bir zeminden, maddeler arası, gevşek bir bedenlenme içerisinden ancak beden seviyesinde kalarak çevreye bakılmaktadır. Tanıdık olanın içinden geçip gitmek yüzeyleri maddenin bir işlevi olarak görmenin ve ilişkileri insani bağlardan fazlasını içeren karışımlara doğru genişletmenin yöntemi olmaktadır. Yeryüzüne koruyucu ve sevecen bir örtü seren yürüyüşler, dikiş imgelemiyle birlikte yüzeylerin bağlarının bakım ve sağaltımı için aracı olmakta, yüzeylerle ilgilenmek ise hem kendine hem de çevreye sağaltıcı bir şekilde temas etmeyi sağlamaktadır. Şehrin tüm failleri kendi yapılarında ilişkiler üreterek kıvamı değişen bir karışım yaratırken, mimarinin bu karışımın içerisinde ne olduğunu tartışmak, genişleyen bir etik düzlemde dünyanın ihtiyaç duyduğu farkındalık ve duyarlılık için bir adım olarak görülmektedir.
  • Öge
    Doğal puzolan esaslı hafif jeopolimer duvar malzemesi
    (Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2021) Barış Ekiz, Kübra ; Tanaçan, Leyla ; 713986 ; Mimarlık
    İskelet sistemli yapılarda yoğunluğu en fazla 1 gr/cm3 ve basınç dayanımı 2.5-7.5 MPa olan yatay ve düşey delikli pişmiş toprak tuğla, gazbeton blok ve bimsblok gibi bölücü duvar malzemeleri, TS 825 standardında belirtilen Uduvar değerlerini "ince kesitli halde" tek başına sağlayamamaktadır. Diğer yandan, gözenekli bir yapıya sahip olan bu malzemelerin, dış iklim koşullarına karşı herhangi bir koruyucu katman olmaksızın kullanılması halinde fiziksel ve mekanik performansının yüksek olması beklenemez. Bundan dolayı, yapı kabuğu tasarımında, kendini taşıma, ısı yalıtımı sağlama ve kaplama işlevlerinin farklı malzemeler tarafından karşılandığı katmanlı duvar kesiti yaklaşımı günümüzde yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu yaklaşımda, çok sayıda farklı malzeme aynı duvar kesitinde bir arada kullanılmakta, yapım süreci birçok adımdan oluşmakta, inşaat süresi uzamakta ve daha yüksek yapım maliyetleri ortaya çıkmaktadır. Farklı malzemelerin bir arada kullanımı detay tasarımını daha karmaşık hale getirebilmektedir. Katmanlı duvar kesiti yaklaşımının neden olduğu bu dezavantajları ortadan kaldıracak bir monolitik duvar malzemesi geliştirmek, bu doktora tezinin temel anlamını ve önemini ortaya koymaktadır. Doktora tezinin amacı, ülkemiz yerel hammadde kaynaklarından üretilen; iç/dış bölücü duvar elemanı tasarımında kullanılabilen; belirli bir dayanım, rijitlik ve stabiliteye sahip; hafif ve kolay taşınabilen; ülkemiz iklim koşulları altında dış duvar için gereken ısı geçirgenlik katsayısı gereksinimini sağlayabilen; koruma gereksinimini kendi bağlayıcısı kullanılarak sağlayabilen; geleneksel çok katmanlı duvara nazaran daha az sayı ve çeşitte malzeme kullanılarak daha hızlı uygulama sürecine olanak sağlayan bir doğal puzolan esaslı hafif jeopolimer duvar malzemesi geliştirilmesidir. Söz konusu monolitik duvar malzemesi kendi içerisinde üç katmanlı olarak tasarlanmaktadır. Ortada yer alan gözenekli çekirdek katmanının işlevi malzeme gövdesini oluşturmak ve ısıl performansı sağlamak, çekirdeğe nazaran daha ince tasarlanan iç ve dış koruyucu katmanlarının işlevi ise nispeten boşluklu malzeme gövdesini fiziksel ve mekanik etkenlerden korumak ve gerekli strüktürel stabiliteyi sağlamaktır. Deneysel yöntem üç aşamadan oluşmaktadır. Birinci aşamada, hedeflenen hafif jeopolimer duvar malzemesinin iç ve dış koruyucu katmanını tasarlamak amacıyla bağlayıcı cinsi, karışım oranı ve kür koşulları saptanmaktadır. Bu aşamada, monolitik bölücü duvar malzemesinin iç ve dış koruyucu katmanının fiziksel ve mekanik özelikleri üzerinde ideal alkali aktivatör türü; sıcaklık kürü koşulları; alkali hidroksit konsantrasyonu ve aktivatör oranı; toplam aktivatör / puzolan oranının etkileri tespit edilmektedir. İkinci aşamada hedeflenen hafif jeopolimer duvar malzemesinin ısıl performansa sahip çekirdek katmanını tasarlamak amaçlanmaktadır. Yüksek ısıl performans sağlamak amacıyla, birinci aşamada ideal karışım oranları ve kür koşulları belirlenmiş olan bağlayıcının içerisinde kimyasal yöntemle köpük oluşturulmaktadır. Köpükleştirici ajan oranının çekirdek katmanının fiziksel, mekanik ve ısıl performansı üzerindeki etkileri araştırılmaktadır. Çalışmanın son aşamasında, Datça puzolanı esaslı jeopolimer bağlayıcıdan üretilen, fiziksel, mekanik ve ısıl özelikleri belirlenen iç/dış koruyucu ve çekirdek katmanlarının, ülkemizin Binalarda Isı Yalıtım Kuralları Yönetmeliği (TS 825) ile belirlenmiş beş iklim bölgesi için dış duvar malzemesi olarak kullanım olanakları belirlenmektedir. Karışımlar hazırlanırken ilk olarak puzolan ve dolgu maddeleri (dış ve iç koruyucu katmanlarda standart kum, çekirdek katmanında ince öğütülmüş silis kumu) kuru halde karıştırılmış ve bu karışıma 24 saat önceden hazırlanmış olan NaOH/KOH çözeltileri, sıvı sodyum silikat çözeltisi ve su eklenmiştir. Kalıplanan karışım, bünyesinde sahip olduğu nemi kaybetmemesi için PE kaplanarak 20±2 °C ve % 95±5 bağıl nemde 24 saat ön kürlemeye tabi tutulmuştur. Ön kürlemenin ardından, kalıplar sökülerek numuneler 90 °C sıcaklıkta ve PE kaplı halde 24 saat etüvde kürlenmiştir. Fiziksel özeliklerin belirlenmesi için özgül kütle, birim hacim ağırlık, kapiler su emme, atmosfer basıncı altında su emme, kompasite ve porozite, buhar geçirgenlik direnci, ultrases hızı ve elastiklik modülü; mekanik özeliklerin belirlenmesi için eğilmede çekme dayanımı ve basınç dayanımı; ısıl performansın belirlenmesi için ısı iletkenlik katsayısı ve makro boyutlu boşluk yapısının belirlenmesi için optik analizler yapılmıştır. Çalışma sonunda, Datça Puzolanı alkali kimyasallar ile aktive edildiğinde, jeopolimer bağlayıcı üretimine elverişli olduğu ve söz konusu puzolanın jeopolimer öncüsü olarak kullanılabileceği tespit edilmiştir. En yüksek mekanik özeliklere sahip Datça Puzolanı esaslı jeopolimer bağlayıcı, 12.5 M potasyum hidroksit ve sodyum silikat alkali aktivatörlerinin kombinasyonuyla üretilebilmektedir. 12.5 M KOH çözeltisinin 2.5 aktivatör oranı (Na2SiO3/KOH) ile birlikte kullanılması, polikondansasyon reaksiyonlarının gelişimi için gerekli olan öncü maddenin daha fazla çözünmesine, daha az gözenekli ve daha az geçirgen bir matris oluşumuna ve en yüksek mekanik özeliklere sahip malzeme üretimine imkan vermektedir. Datça Puzolanı esaslı jeopolimer harcın ideal toplam alkali aktivatör/puzolan oranı kütlece 0.3'tür. Alkali aktivatör miktarı daha fazla artırıldığında, fazla miktardaki alkali kimyasal suyun buharlaşmasını ve buna bağlı olarak harcın içyapı gelişimini engellediğinden fiziksel ve mekanik özelikleri olumsuz yönde etkilemektedir. Ayrıca konu ekonomik açıdan değerlendirildiğinde, malzemeden beklenen performans kriterlerinden ödün verilmeksizin, alkali aktivatörlerin minimum miktarda kullanımına yönelmek gerekmektedir. Datça Puzolanı esaslı jeopolimer harcın ideal kür koşulu 90 °C sıcaklıkta ve PE kaplanarak 24 saat etüv kürüdür. PE kaplı halde kürleme daha yüksek mukavemet sonuçları sağlarken, PE kaplanmaksızın kürleme kuruma rötresinden dolayı numunelerin yüzeyinde gözle görülür çatlaklara neden olmaktadır. Bu nedenle kürleme sırasındaki nem koşulları sağlanmalıdır. Karışım oranları ve kür koşullarının optimize edilmesiyle 2.0 g/ cm3 yoğunluk, % 5.48 su emme oranı ve 10.57 MPa basınç dayanımına sahip jeopolimer bağlayıcı üretilmesi mümkündür. Malzemenin su emme oranı (% 5.48) ve doyma derecesinin (0.64) cephede kullanılan malzeme özelikleriyle ilgili gereksinimleri karşılamasından dolayı, sertleşmiş harcın iç ve dış koruyucu katman olarak kullanılabilmesi mümkün olabilmektedir. Datça Puzolanı esaslı jeopolimer bağlayıcının alüminyum tozu ile köpürtülmesiyle yüksek poroziteye ve iyi ısıl performansa sahip bir jeopolimer köpük üretilebilmesi umut vaat etmektedir. Söz konusu jeopolimer köpüğün taze haldeki hacimsel stabilitesini koruması ve çökmenin engellenebilmesi için karışıma ince öğütülmüş silis kumu eklemek önemlidir. Köpükten beklenen fiziksel, mekanik ve ısıl özelikleri sağlayan ideal Al tozu/puzolan oranı ağırlıkça % 0.5 olarak tespit edilmiştir. Söz konusu orana sahip numuneler, daha küçük gözenek çapına, daha düzenli gözenek boyutu dağılımına, gözeneklerin birbirleriyle daha az bağlantısına ve daha homojen bir içyapıya sahiptir. İdeal karışım oranları tespit edilmiş olan Datça Puzolanı esaslı jeopolimer köpüğün ısı iletkenlik katsayısı (0.088 W/mK), yapı sektöründe yaygın olarak kullanılan hafif duvar malzemesi alternatifleri olan düşey delikli hafif tuğla, pomza betonu, gazbeton ve köpük beton gibi bölücü duvar malzemelerinin ısı iletkenlik katsayılarına nazaran daha düşük olması, geliştirilmiş olan malzemenin herhangi bir ısı yalıtım malzemesine gerek duyulmadan kullanılma potansiyelinin olabileceğini göstermektedir. İç ve dış koruyucu katman ve çekirdek katmanı olmak üzere üç tabakalı monolitik duvar malzemesinin Türkiye'nin beş farklı iklim bölgesinde kullanılma olanakları değerlendirildiğinde, birinci derece iklim bölgesinde gereken Uduvar değerini sağlayan ve yıl içerisinde herhangi bir ayda yoğuşmaya sebep olmayan optimum katmanlaşma, 2'şer cm'lik iç ve dış koruyucu katman ve 10 cm'lik çekirdek katmanı olarak tespit edilmiştir. İkinci derece iklim koşulları altında, optimum katmanlaşma 2'şer cm'lik iç ve dış koruyucu katman ve 12.5 cm'lik çekirdek katmanı ile elde edilmiştir. Üçüncü derece iklim bölgesinde, Uduvar gereksinimi 2'şer cm'lik iç ve dış koruyucu katman ve 15 cm'lik çekirdek katmanı kullanılarak elde edilebilmiştir. Dördüncü ve beşinci derece iklim bölgelerinde, 2 cm iç, 2 cm dış koruyucu ve 20 cm çekirdek katmanı ile kriterler sağlanabilmiştir. Ülkemiz iklim koşullarının sıcak/ılıman iklimden soğuk ve karasal iklime doğru ilerlemesiyle, Uduvar gereksinimini sağlayan ve yıl içerisinde herhangi bir ayda yoğuşma oluşumuna neden olmayan ideal duvar kalınlığı kademeli olarak artmaktadır. Bundan dolayı, her bir iklim bölgesi için uygun duvar katmanlaşması tasarlanırken aynı türde duvar kesiti tasarımı yerine, sistem bir bütün olarak ele alınmalı, duvarlardaki ısıl performansın yanısıra yoğuşma ve bunların kullanıcı sağlığı üzerindeki etkileri birlikte değerlendirilmeli ve ideal malzeme katmanlaşmasına karar verilmelidir. Üretilen monolitik duvar malzemesinin kesiti, geleneksel çok katmanlı dış duvar kesitleriyle karşılaştırmalı olarak değerlendirildiğinde, monolitik malzemenin Uduvar değerini sağlayan ve yoğuşma oluşmayan toplam kalınlığı, düşey delikli pişmiş toprak tuğla ve gazbeton gövdeli çok katmanlı ve dıştan yalıtımlı duvarların toplam kalınlığının yaklaşık yarısı olması bakımından önemlidir. Yani, monolitik duvar malzemesinin yapılarda kullanılabilmesiyle, toplam duvar kalınlığı yarı yarıya azalması ve yapının kullanılabilir alanında artış olması beklenmektedir. Gerek duvar kalınlığındaki azalma gerekse malzeme çeşidinin ve sayısının azalması, yapıdaki duvar ağırlığının azalmasını beraberinde getirebilmektedir. Türkiye'nin yerel hammadde kaynağı olan doğal Datça Puzolanı'nın alkali aktivasyonuyla üretilen, ideal karışım oranları, kür koşulları, fiziksel, mekanik ve ısıl özelikleri tespit edilmiş, ülkemizdeki farklı iklim koşulları altında dış duvar kesitinden beklenen ısıl performansı herhangi bir ısı yalıtım malzemesi kullanılmadan sağlayabilen, koruma gereksinimini herhangi ek bir kaplamaya gerek duyulmaksızın sağlayabilen, kendi içinde katmanlı ancak makro ölçekte homojen davranan bir jeopolimerin üretilebileceği tespit edilmiştir.
  • Öge
    Tasarım yoluyla araştırma ile düşünüm kayıtları: Mimarlar ve defterleri
    (Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2021) Uzunkaya, Aslı ; Paker Kahvecioğlu, Nurbin ; 663231 ; Mimarlık
    Bu çalışma mimari tasarımı etkileyen, oluşturan örtük bilgiyi öznel birikimler ve araçlar üzerinden araştırma denemesidir. Araştırma ve tasarlama birlikteliğine verilen önemle odağı; özneler, birikimleri ve bu birikimi sağlayan araçları (defterler) özelinde mimari tasarım araştırmalarıdır. "Mimarlar" üzerinden ve "araştırmacı"nın sürece dahil edilmesiyle, örtük bilgiyi dışsallaştırmak üzere geliştirilip sunulan araştırma yaklaşımı ve irdeleme aracı ile mimari tasarım araştırmaları literatürüne eklemlenmek hedeflenir. Mimarın tasarıma yaklaşımının ve dolayısıyla ürünün, her eylemden bilinçli veya bilinçsizce edinilen deneyimler ve kazanımlar aracılığıyla biriktirilerek oluştuğuna dair bir kabulle başlayan çalışma iki önemli sav üzerine kuruludur: mimarlık araştırmasının pratiğe dair problematiklerden doğacağı ve pratiğin süreçleri, araçları ve özneleri aracılığıyla araştırılıp, geliştirilebileceği. Bu bağlamda çalışma, mimarlık pratiğini salt inşa eylemi olarak ele almaz ve mimarlık araştırmasına dair eylemler de pratiğin içinde kabul edilir. Çalışma kapsamında kişinin araştırma eylemini de kapsayan mimari tasarıma dair bu örtük bilgi "düşünümsel birikim" olarak tanımlanır. Mimari tasarım süreci ve ürünü, ortak kabuller, bakışlar, odaklar ve kavramların varlığıyla birlikte, öznelerin düşünümsel birikimleri ve bu doğrultuda kurdukları kavramlar arası ilişkilerle çeşitlenir. Bu savla düşünüm, mimari tasarım ürünü ve süreci araştırmalarında önemli bir noktaya yerleştirilir. Sonuç ürün temsillerine ek olarak bu birikimi de özneler odağında incelemenin, mimarlık teorisinin/pratiğinin gelişimine katkıda bulunacağı öne sürülür. Bu hedef doğrultusunda çalışma (1) öznel birikime bakış ve (2) disiplinin kendi araçlarına bakış olarak tanımlanabilecek iki durum üzerinden örtük olan bu bilgiyi araştırmaya odaklanır. Örtük bilgiyi dışsallaştırma hedefiyle çalışma, bu bilgiyi özneler ve araçlar üzerinden irdelemeye dair bir döngüden beslenir. Kişiler özelinde, ürünü oluşturan, tasarımcıyı besleyen ve biriken bilgi üzerine temellenir. Örtük bilgi ve özne odaklı çalışmalarda, eylemi gerçekleştiren ve ürünü oluşturan kişi aynı zamanda araştırmacının kendisiyken; böylesi araştırmaların eylemin gerçekleştiricisi ve düşünümün sahibi özne(ler) dışındaki kişiler tarafından nasıl yapılacağı çalışmanın problematiğini oluşturur. Mimari tasarım süreçlerindeki örtük bilgi birikimini, bu sürecin öznesi gibi araştırmak mümkün müdür? sorusundan hareketle, başlangıçta bir kısıt oluşturan öznelere dair bu ayrım, araştırmacının da sürecin bir parçası olarak çalışmada yer alışına ve bu bakışla kurgulanan bir araştırma yaklaşımına dönüşmüştür. Bu yaklaşımla çalışma, sürecin öznesi(ymiş) gibi, birikimi araştırmanın ve bu esnada tasarım-araştırma eyleminden yani mimarların süreçteki eylemlerinin temsilini içeren araçlardan faydalanmanın gerekliliğini vurgular. "Düşünüm üzerinden (mimari) tasarım araştırması" ismiyle önerilen bu yaklaşım, temel olarak "tasarım yoluyla araştırma" (ing. research by design) yöntemi altında yer alır. Düşünüm odağında detaylandırabilmek amacıyla, sanat araştırmaları ve mimari tasarım araştırmaları incelenmiş; Christopher Frayling'in (1993) araştırma ve tasarlama birlikteliğine dair fikirleri baz alınmış ve çalışmanın bağlamına göre uyarlanmıştır. Önerilen bu yaklaşım ürün, sonuç ürün temsili, tasarım süreci ile araştırma yoluyla biriktirilen "düşünüm"ü, aracı ve özneyi birbirinden ayırmaz. "Araştırmacı", "kavramsal altlık" ve "mimar" bileşenlerinden oluşan yaklaşım çerçevesinde (1) düşünümsel birikimi araştırmak önemsenir ve örtük olan bu bilgiyi deşifre etmek amaçlanır. (2) Araştırma, disipline dair süreçlerde kullanılan ve birikimi aktaran araçlar vasıtasıyla yapılır. (3) Araştırmacının çalışmaları öncül bileşen olarak kullanılır. (4) Süreç, kavramsal altlık ile desteklenerek geliştirilir. Bu doğrultuda öznelerin düşünümsel birikimi yani örtük bilgi tasarım pratiğiyle ilintili biçimde araştırılmış olur. Önerilen yaklaşımın uygulama sürecinde, "araştırmacı" üzerinden yapılan öncül irdelemeyle bakış açısı kurgulanırken; bu aşama, bir başka öznenin araçlarını (defterler) izlenebilecek bilgi ve eylemleri belirlemeye yönelik bir bileşen olarak ele alınır ve keşif süreci olarak nitelendirilir. Öznelere verilen önem doğrultusunda, araştırmacının da sürecin bir parçası olarak çalışmada yer alışının denenmesinin, mimarlık araştırmalarında yine öznellik odaklı yeni bir çerçeveyi işaret ettiği düşünülmektedir. Ardıl bileşen, "kavramsal altlık", Bryan Lawson'ın (2005a) mimarların birikimini, yönlendirici prensipler şeklinde tanımlayarak incelediği çalışması üzerine kuruludur. Düşünüm odağındaki bu metnin deşifre edilmesiyle, bir mimarın "düşünümsel birikim"ini oluşturabilecek ve katılımcılarda izlenebilecek kavramlar teorik düzlemde belirlenir. Kavramsal altlık ve (araştırmacının) keşif süreci, mimarları (özneleri) inceleyebilmek amaçlı öncül süreçlerdir ve bir altlık görevi görürler. Özneler, burada "mimarlar", bu altlıkla, araştırmacı defterlerinden edinilen bakış ve kavramsal altlık ile ortaya konulan kavramsal ağ aracılığıyla, incelenir. Bu süreçte inceleme aracı, yine tasarım ve araştırma süreçlerine dair örtük bilgiyi barındıran defterlerken; inceleme katılımcılarla yapılan eş zamanlı görüşmeler ile genişler. Bu aşama, pratiğin özneleri ve onların "tasarlama ve araştırma" eylemlerini içeren örtük bilginin, düşünümsel birikimlerinin araştırılması açısından önemlidir. Bununla birlikte, çalışmanın ürünü olan çözümleme diyagramı oluşumuna da katkı sağlar. Öncül bileşende belirlenen kavramlara yeni eklemeler yapılmasında, kavramlar arası ilişkilerin kurulmasında ve çeşitlenmesinde önemli rol oynar. Bu rol ile bir yandan da mimari tasarım süreçlerini şekillendiren düşünüme dair literatürde mevcut perspektif genişletilmiş ve güncellenmiş olur. Üç bileşen doğrultusunda erişilen bağlam, mimarların birikimini yani örtük bilgiyi oluşturması muhtemel kavramlar ve aralarındaki ilişki ağıdır. Bu ağ, "çözümleme diyagramı" adı altında, yine ilişkiler üzerinden ve dönüştürülebilecek bir irdeleme altlığı olarak görselleştirilir. Çözümleme diyagramı, öznelerin düşünümsel birikimini çerçevesinde, değişmeye müsait ilişkilerin yorumlanabileceği; bu doğrultuda mimari tasarım ürününün ve süreçlerinin, özneler ve araçları ile çözümlenebileceği bir araç olarak sunulur. Çözümleme diyagramı ile birlikte diyagramın tasarlanma, üretilme süreci, daha geniş veya farklı katılımcı gruplarını/araçlarını araştırabilecek ileri çalışmalar için bir temel oluşturur. Bu bağlamda, çalışmanın katkısı çözümleme diyagramı önerisi ile temsil bulan örtük bilgiyi araştırmaya yönelik kurgulanan araştırma yaklaşımıdır. Bu yaklaşımla, çalışmanın mimarlık pratiğinin salt ürüne indirgenemeyeceği, araştırmayı da içerdiği ve öznel birikimin önemine dair savı, öznelerin düşünümsel sürecine ulaşarak araştırmanın pratikle ilişkilendirilebileceği yönündeki söylemine dönüşmüştür. Önerilen yaklaşım sebep-sonuç ilişkisi içinde, her konu için tekrar edilebilecek statik ve sıralı bir yapı sunmaz; aksine süreçlere ve öznelere verilen önemle, her problematik ve koşulun kendi yöntemini yaratabileceği savıyla, uyarlamalara müsait organik bir sistem sunar. Sunulan, aynı zamanda, mimari tasarım araştırmalarında özne(ler) ve araç(lar) üzerinden farklı kurguların oluşturulabileceğine dair bir denemeyle, bir bütün halinde düşünme ve üretme biçimidir.
  • Öge
    Yapı malzemesi yaşam döngüsü değerlendirmesi-envanter analizi üzerine bir model
    (Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2021) Oğuz, Cazibe Zeynep ; Tanaçan, Leyla ; 671575 ; Mimarlık
    Yaşam döngüsü değerlendirmesi (YDD) ürün/hizmetlerin üretimden-yok edilmelerine kadar oluşturdukları çevresel etkilerin hesaplanması için geliştirilmiş bir yöntemdir. Dünyada giderek daha yaygın olan YDD çalışmaları kapsamlı çalışmalardır. Bu çalışmalar uygulamada, belirli etki değerlendirme kategorileri açısından ürünleri değerlendiren çevresel ürün beyanlarına (ÇÜB) da dönüştürülmektedir. Dört evreden oluşan YDD içerisinde ikinci evre olan envanter analizi, bu çevresel etkilere sebep olan girdi ve çıktıların nicel olarak derlenmesinin yapıldığı evredir. Dünyadaki uygulamasına baktığımızda farklı ülkelerin, yaşam döngüsü değerlendirmesi amaçlı, yerel ve küresel değerlendirme araçları ve bunlarla ilişkili veri tabanları oluşturdukları görülmektedir. Doğru sonuçlara ulaşan YDD çalışmaları için yerel özellikleri yansıtan ve koşullarla uyumlu araçların ve veri tabanlarının kullanılması önemlidir. Çalışmanın amacı, Türkiye yapı malzemesi sektörü için küresel veri tabanları ile uyumlu bir YDD envanter analizi modeli geliştirilmesidir. Bu çalışma ile Türkiye koşullarını göz önüne alan modelin oluşturulmasıyla, yapı malzemesine dair çevresel etkilerin değerlendirilmesi daha doğru yapılabilecektir. Bu model, yapı malzemesi üreticilerinin çevresel etkisi olumlu malzemesinin öne çıkabilmesine, proje için malzeme seçimi yapacak mimar/mühendislerin daha az çevre etkisine sebep olan malzeme/ürün seçebilmelerine ve genel anlamda çevresel etkisi daha az malzemenin seçilebilmesini kolaylaştırararak ekolojik faydaya hizmet edecektir. Bu çalışma kapsamında YDD ve ÇÜB standartları, YDD yaklaşımları, YDE hesaplama yöntemleri ve seçili veri tabanları incelenmiştir. Veri tabanları seçimi, yapı malzemesine odaklanan YDD veri tabanlarının incelendiği öncül bir çalışmaya dayanır. Bu çalışma kapsamında da incelenen aynı veri tabanları: ecoinvent, GaBi, ELCD/ILCD, Plastics Europe eco-profiles, Athena, US LCI, CPM, Bedec, Probas ve Base Carbone'dur. Bu veri tabanları envanter analizi ile ilişkili temel başlıklar olarak: veri toplanması, veri hesaplanması ve verinin dağıtılması adımları için incelenmiştir. Veri toplanması ile ilişkili alt başlıklar: veri kaynakları, sistem sınırları, işlevsel birim, kapsam kararları, kesim kuralları, elementer akışlar, veri toplanması yöntemi ve veri biriktirilmesidir. Veri hesaplanması ile ilişkili alt başlıklar: eksik verinin tamamlanması, veri kalitesi kontrolü, verinin onaylanması, verinin işlevsel birim ile ilişkilendirilmesi, verinin birim süreç ile ilişkilendirilmesi, verinin kümelendirilmesi ve sistem sınırlarının inceltilmesidir. Bu inceleme sonucunda gözönüne alınan veri tabanları ile olabildiğince uyumlu sınırlar çizilmiş, genel akış şeması oluşturulmuştur. Bu çalışmanın ardından Türkiye yapı malzemesi sektörü için güncel koşullar incelenmiştir. Önceki bölümde oluşturulan akış şemasının Türkiye yapı malzemesi sektörü koşularına göre güncellemesi yapılarak Türkiye yapı malzemesi envanter analizi (TRea) modeli akış diyagramı oluşturulmuştur. Ardından modelin işlerliği alüminyum (Al) yapısal profil üretimi üzerinden incelenmiştir. Çalışmanın sonucunda, Al yapısal profil üzerinden malzemenin sınanmasında, Türkiye'de modern araçlar kullanılarak yapılan çalışmalarda birçok girdi-çıktı verisine ulaşımın olduğu görülmüştür. Buna paralel olarak mevzuat kapsamında da bazı girdi-çıktı verilerinin talep edildiği görülmüştür. Ancak çalışma kapsamının genişletilmesi için gerekli arka plan verilerine dair çalışmaların yapılması gereklidir. Türkiye açısından konu değerlendirildiğinde, envanter analizi akışına dair sektörel abakların oluşturulması ve ölçümlerin sıklaştırılması gereklidir. Çevresel etkilere olumsuz katkısı dolayısıyla özellikle yapı malzemesi sektörü için firma tercihi ile alınan çevresel ürün beyanlarının (ÇÜB) arttırılması gereklidir.
  • Öge
    Kentsel müdahalelerin kurgusal anlatısına ait sınırların kartezyen altlıklar üzerinden yeniden okunması
    (Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2021) Haznedar, Burak ; Şener, Sinan Mert ; 675308 ; Mimarlık
    Günümüz kentlerinin oluşum süreçlerinde modern dönem sonrası ön plana çıkan kentsel müdahalelerin altlıkları incelendiğinde Kartezyen bakış açısı temelinde ortaya konulan yaklaşımların müdahaleler üzerindeki yönlendirici etkisi görülebilir. Temelde belirli bir tarihsel süreci baz alarak çoğu zaman geriye dönük olarak yapılan lineer okumalar neticesinde ilerlemeci bir altlık ile oluşturulduğu ifade edilen bu yaklaşımların toplumsal ikna ve kabulün sağlanması üzerinde etkileri sınırlıdır. Buna karşın bugünün dinamik etkileşimler üzerinden ilerleyen dünyasında ise sosyo-politik ve sosyo-kültürel süreçler lineerlikten uzak şekilde üst üste çakışan katmanların etkisiyle, ilerlemek için bir miktar geri gidişlerin de olabileceği bir kurgu ile gelişir. Bu etkileşim sistematiği karar vericinin sorgulanmasını da beraberinde getirir ve kimi zaman bağımsız şekilde kendi egemenini ve yaratıcısını sisteme dâhil ederek ilerler. Kentsel gelişim ise karşıtlıklar ve ikilikler gibi Kartezyen altlıkların sınırlayıcı bir şekilde ortaya konularak bağlamın göz ardı edilebildiği yaklaşımlar üzerinden ele alınır. Sürecin ve katmanlaşmanın getirisi olarak çatışmanın da oluşacağı bu ara mekânlar kentin tüm aktörleri için verimli kullanım olasılıklarını ve her an orada olabilecek durum içerisinde saklı olan eğilimleri barındırır. Saklı olan bu eğilimler aracılığıyla bağlamın yitimi ile oluşacak bağlam-bağımsız yaklaşımlar da kentsel müdahale süreçleri içerisine dâhil edilebileceklerdir. Müdahale yaklaşımları bu sistematiğe anlatıları üzerinden etkin şekilde dâhil oldukları ölçüde gerçekleştirilebilme şansına sahip olurlar. Bu doğrultuda, toplumsal kabulün sağlanabilmesi için müdahalenin anlatısı geliştirilir. Anlatı kendisini bir bütünselliğin parçası yapabildiği sürece etkin olabilecektir. Tamamlayıcı bütünsellik küresel veya yerel altlıklar aracılığıyla oluşturulan kurgusal altyapı alanı üzerinden ortaya konulur. Kentsel müdahaler için anlatının taşıyıcısı uzmandır, ve bu uzman müdahalenin kahraman anlatıcısı olarak ortaya çıkan mimardır, plancıdır. Uzmanın öncelikle kurgusal altlıktaki tüm çatlakları kapatarak kendi kabulünü, sonrasında da anlatının kabulünü sağlayabilmesi için anlatıya yön verebilmesi gerekir. Bu amaçla çeşitli sınırlamalar ve tanımlı bir üst kurallar sistematiği gereklidir. Üst kurallar koyabilme açısından oldukça verimli olan günümüz kentleri incelendiğinde bu dizimin kimi zaman özgürlükler, kimi zaman gereksinimler, ama her an için içeriği ve kurgusu sorgulanabilecek bir üst tanım üzerinden oluşturulduğu görülür. İlk bakışta bu kuralların müdahaleyi yönlendirebilme amacıyla ortaya konulduğu düşünülse de gerçekte kontrolün sağlanabilmesi için kurgulanmıştır ve sürekli olarak güncellenir. Müdahalenin anlatısı da bu güncellemenin parçası olarak günümüz kentinin kentsel kurgusunun sahip olduğu altyapı düzeninde yerini alır. Altyapı alanının bir parçası olan anlatı artık kurgusaldır, içeriği sorgulanmaz ve toplumsal kabulün sağlanabilmesi amacıyla sık tekrarlar aracılığıyla bir meta-anlatı halini alarak günümüz kentlerinin müdahale yaklaşımlarına yön verir.