FBE- Mimarlık Tarihi Lisansüstü Programı - Yüksek Lisans

Bu koleksiyon için kalıcı URI

Gözat

Son Başvurular

Şimdi gösteriliyor 1 - 5 / 111
  • Öge
    An investigation into the improvement of the contract preparation phase of the BIM-based construction
    (Institute of Science and Technology, 2020) Erpay, Mehmet Yavuzhan ; Sertyeşilışık, Begüm ; 630567 ; Department of Architecture
    Building information modeling (BIM) is gaining its importance through the advantages it can provide to the project stakeholders. It has the potential to support competitiveness of the construction companies through enhanced and lean processes contributing to the cost and time effectiveness and customer satisfaction. Regulating the relationships of stakeholders throughout the entire building life cycle can become, however, a challenge as all stakeholders in various phases of the project share information through the common BIM model. Stakeholders in the construction industry can experience concerns in BIM processes due to legal difficulties as well as difficulties, claims, and disputes in the contract execution phase. Consequently, this situation can obstacle the spread of BIM integration into projects. This research aims to contribute to the improvement of the contract preparation phase of the BIM-based construction projects through a preliminary checklist template proposal which can be considered as a potential input in the contract preparation phase of these projects. With this aim, the following objectives have been addressed: to review the BIM guidelines, standard contracts, and protocols; to determine the critical aspects and issues to be considered in the BIM-based construction contracts; and to propose a preliminary checklist template which can be considered as a potential input in the contract preparation phase of the BIM-based construction projects. The first objective has been achieved through literature review and review of relevant international guidelines, standard contracts, and protocols. The second objective has been achieved through analyses of legal issues and causes of disputes related with BIM-based construction projects based on the litigation awards and case-law research conducted in national and international databases. Furthermore, for the accomplishment of the second objective, interviews have been performed with professionals working in the BIM-based construction projects who are experienced in and having expertise in BIM. Additionally, to achieve the second objective, an online questionnaire survey has been applied to professionals and academics who have expertise in BIM and/or experience in working in BIM-based construction projects. The third objective has been achieved through the preparation of the preliminary checklist template based on the findings obtained through literature review, interviews, and online questionnaire.
  • Öge
    Anadolu Selçuklu kapalı medreseleri ve kubbe-havuz ilişkisi
    (İstanbul Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 1992) Ağır, Aygül ; Ögel, Semra ; 21835 ; Mimarlık Tarihi ; History of Architecture
    Bu çalışmada, Anadolu Selçuklu Kapalı Medreseleri tüm özellikleri ile ele alınmaya çalışılmış, ancak ağırlıklı olarak kubbe-havuz ilişkisi üzerinde durulmuştur. Konunun seçilme nedenleri, kapsamı, yapılan araştırmalar ve çalışmada izlenen yöntem birinci bölümde yer almaktadır. İkinci bölümde, kubbealtı havuz geleneği araştırılmakta, üçüncü bölümde ise, kapalı medreselerin kökeni incelenmekte ve ilk kapalı medreselerin tanımı yapılmaktadır. Anadolu Selçuklu Kapalı Medreseleri' nin inşa edildikleri dönem de, siyasal, sosyal, sanat ve bilim ortamları ile eğitim sisteminin ele alındığı bölüm dördüncü bölümdür. Beşinci bölümde, Anadolu Selçuklu Kapalı Medreseleri tek tek-, de taylı olarak ele alınmaya çalışılmış, havuzlarının varlığı ve kubbe ile ilişkileri araştırılmıştır.Anadolu Selçuklu Devleti eseri olmamakla birlikte,aynı zaman diliminde yapılmasından ötürü Divriği Turan Melik Şif ananesi de bu bölümde incelenmiştir. Anadolu Selçuklu Kapalı Medreseleri ' nde, kubbe-havuz ilişkisinin pragmatik ve simgesel anlamları üzerine yorumların bulunduğu, bunun yanısıra tek tek incelenirlerken, bugüne kadar bilinen bazı. özelliklerinin yeniden değerlendirildiği bölüm sonuncu bölümdür.
  • Öge
    Halit Femir'in (1910-1954) hayatı ve mimarlığı
    (Fen Bilimleri Enstitüsü, 2020-05-07) İnan, Bilge Ekin ; Tokgöz, Zeynep Kuban ; 502161114 ; Mimarlık Tarihi ; History of Architecture
    Türkiye'nin Erken Cumhuriyet Dönemi mimarlığı hakkındaki yayınlar belli aktörler ve öne çıkan işlerine odaklanmıştır. Araştırmadaki bu eksiklik, belli mimarlar ve eserleri hakkındaki belleğin yitimiyle sonuçlanmıştır, bu sebeple 20. yy'ın ilk yarısında etkinlik gösteren ünlü olmayan Türk mimarların eserleri koruma altına alınmamıştır. Bu tezin çıkış noktası, 1940'lara ait, İstanbul'un yaşlı kuşağı tarafından Lido Yüzme Havuzu olarak bilinen ünlü kulüp yapısının yıkımı ve içler acısı bir durumda bırakılışıdır. 1990'larda el değiştiren yapı, Reina isimli gece kulübüne dönüştürülürken yapısal değişikliklerle zarar görmüştür. 2016'yı 2017'ye bağlayan yılbaşı gecesinde birçok kişinin öldürüldüğü bir terörist saldırı sonrasında, bazı bahanelerle yapı kısmen yıkılmış ve tamamen ortadan kaldırılacağı günü beklemektedir. Halbuki Lido olimpik boyutlarda ve dönemin teknolojik imkanlarından yararlanan ilk modern yüzme havuzlarından biriydi, yanındaki otel ve restoranla birlikte 1941 yılında Mimar Halit Femir tarafından, iş adamı olan dayısı Emin Vafi için tasarlanmıştır. Yapı, Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun ilk duvar resimlerini içermekteydi. Halit Femir'in ismi sadece çok az sayıda ilgili kişi tarafından bilinmekte ve mimar hakkında bir yayına ulaşılamamaktadır. Bu tez mimarın eserleri ve hayatı hakkındaki bilgileri bir araya getirerek analiz etmeyi, eserlerinden günümüze ulaşanları belirlemeyi ve döneminin eserleri ile karşılaştırma yapmak yoluyla üretken mimarı saygıyla anarken onun kendi dönemi içindeki yerini belirleme amacını taşımaktadır. Femir'in eserleri hakkında ana ve temel kaynak, mimarlık dergisi Arkitekt'tir; Femir'in Akozan'la ve tek başına tasarladığı ve çoğu inşa edilen çalışmaların önemli bir kısmı bu dergide yayınlanmıştır. Mimarın tasarladığı eserlerinden mevcut olanlar, kaybolanlar ve gerçekleşmeyen yarışma projeleri analiz edilerek kapsamlı bir katalogda bir araya getirilmiştir. Bir trafik kazası sonucu zamansız vefat eden Femir'i anmak üzere, iş arkadaşları Şevki Vanlı ve Feridun Akozan, Arkitekt Dergisi'nde bilgi verici makaleler kaleme almışlardır. Femir'in Arkitekt Dergisi'nde yazdığı tek yazı, 1939'da İzmir Uluslararası Fuarı'nda yapılan yapılarla ilgilidir. Yapıların sahipleriyle ve Femir ve Vafi ailesi fertleriyle yapılan görüşmelerle dergilerdeki bilgiler bir araya getirilmiştir. Tez çalışması boyunca, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Personel Dairesi ve Öğrenci İşleri Arşivleri, Paris'teki Le Corbusier Vakfı Arşivi ve diğer arşivlere başvurulmuştur. Girit Resmo'da doğan Halit Femir, ailesiyle Cumhuriyet'in ilan edildiği 1923 senesinden önce İstanbul'a gelmişlerdir. Galatasaray Lisesi'nde iyi bir eğitim gördükten sonra 1932 yılında G.S.A.'nde mimarlık eğitimine başlamış ve 1937 yılında okuldan mezun olmuştur. Ernst Egli ve ardından Bruno Taut'un derslerini takip ederek modernist ilkelerden hareketle kendi mimari dilini oluşturmuştur. Mezuniyetinden sonra, İzmir Belediyesi'nde işe başlayan Femir, 1937 ve 1939'da İzmir Uluslararası Fuarı için projeler tasarlamıştır. Bu çalışmalar, Çimento Pavyonu, Atlı Spor Binası ve İzmir Kent Müzesi için iç mekan tasarımıdır. Ayrıca İzmir Şehir Oteli için proje tasarlamış, fakat gerçekleşmemiştir. Belediye için çalıştığı üç yılın neredeyse iki yılını İsveç, İsviçre ve Paris'te stajlarda geçirmiştir. Sven Markelius ve Le Corbusier'nin ofislerinde gerçekleştirdiği gönüllü stajyerliklerin tasarımda yeni bakış açısı kazanmasına katkıda bulunduğu tahmin edilebilir. Mimari stajları şehir planlama odaklıdır ve stajlar boyunca modern mimari, konut, şehir planlama hakkında yeni perspektifler edinmiştir. Bu fikirlerden bazılarını 1940-1954 arasında yaptığı projelerine aktarmıştır. Mimarın kendi anıları olmasa da, Markelius ve Le Corbusier'nin ofislerinde çalışan çağdaşlarının tasvirleri, mimar sanatçı iletişimlerinin kurulduğu ve ofislerin bütün dünyadan gelen genç mimarlardan oluşan uluslararası atmosferini yansıtmaktadır. Bu dönemde mimari pratiğini aktif olarak sürdüren kişiler aynı zamanda Güzel Sanatlar Akademisi'nde tam zamanlı veya yarı zamanlı eğitimci olarak çalışmaktaydı. Femir de benzer şekilde, yaklaşık 1940- 1941 yılında eğitimci olarak çalışmaya başlamıştır; akademideki özlük dosyası, verdiği dersler, proje dersleri, daha üst sınıflara ders vermek isteğini yansıtmaktadır; fakat Femir'in daha yaşlı olan eğitimciler tarafından geriye itildiği açıkça görülmektedir. Kurumda çalışan çoğu eğitimci gibi projelerini Akademi'de gerçekleştirmiştir; diğer hocalar ortaklarını değiştirerek kariyerlerini sürdürürken, Femir ve Akozan uzun yıllar ortaklıklarını devam ettirmişlerdir. Femir, tasarladığı 37 projesinden 29'unda Feridun Akozan ile birlikte çalışmıştır. 1950'lere kadar büyük ölçekli projelerin büyük kısmı, yabancı mimarlar veya belediyede çalışan mimarlar tarafından gerçekleştirilmiş olsa da Femir'in büyükleri olan Sedad Hakkı Eldem ve Arif Hikmet Holtay bu dönemde de önemli projeler gerçekleştirmişlerdir. Tez çalışması, Femir'in mimari üretiminin özel hayatıyla bağlantılı olduğunu göstermiştir. Halit Femir 1937'den önce, daha mezun olmadan mimarlık kariyerine başlamıştır. İlk işvereni olan dayısı Emin Vafi'nin verdiği villa işini 1937 yılında tamamlamıştır. Taut Evi'nin de bulunduğu Emin Vafi Korusu'nda yer alan bu konutta, bir süre hocası Bruno Taut ikamet etmiştir. Femir, 1947 yılında, aynı koruda Giuloi Mongeri'nin kızının ailesi için bir villa tasarlamıştır. Yapı, Boğaziçi Köprüsü'nün inşası sırasında yıkılmıştır. Emin Vafi, daha önce bahsi geçen Lido Yüzme Havuzu Gazino ve Oteli'nin de işverenidir. Femir ve Akozan'ın yapıları konut, banka şubeleri ve turizm acentaları, fabrika ve Bursa'daki hal olarak sınıflandırılabilir. Mimar, Bursa ile olan bağlantısını büyük bir olasılıkla Bursa'dan varlıklı ve önemli bir ailenin kızıyla evlenerek kurmuş olmalıdır. Femir ve Akozan bu kentte pek çok önemli proje üstlenmiştir. İpek üretimi ile uğraşan bir aile, ipek üretim tesisi ve özel villa projelerini bu ikiliye sipariş etmiştir. Ne yazık ki yapıların ikisi de günümüze ulaşmamıştır. Bursa'da ayrıca bir süt ürünleri şirketi sahibi olan Süter ailesi için de büyük bir villa projesini Femir ve Akozan gerçekleşmiştir. Muhtemelen Bursa'daki sıradışı hal binası projesi de yine bu bağlantıların sonucunda bu mimarlara verilmiştir. Türkiye'deki erken betonarme kabuk örneklerinden biri olan ve günümüzde hala ayakta olan hal binası, benzer strüktürel çözümü içeren Nevzat Erol'un Belediye Binası ve Eldem'in proje çalışmasında bulunduğu Hilton Oteli'nden önce yapılmıştır. Pier Luigi Nervi'nin yaklaşımları ile yakın olan bu yapı Nervi'nin çok bilinen çalışmalarının birçoğundan da daha erken yapılmıştır. Akademi'deki mimarlık eğitiminde iç mekan tasarımı da önemli bir yer tutmuştur. Bu dönemde mimarlar, iç mekan detaylarını çözerken mobilya tasarlamak ve ayrıca imalatlarında da etkin olmak durumunda kalmışlardır. Femir'in mimari üretiminin büyük kısmını iç mekan tasarımları oluşturmuştur. Femir ve Akozan modern tasarımlı villalar, banka yapıları, seyahat acentaları ve Lido'nun iç mekanını tasarlarken malzeme, yapı teknolojisi ve teknik ekipmanların da modern olmasına özen göstermişlerdir. Örneğin, 1937 tarihli villa gömme bir akvaryuma, Lido'nun havuzu özel teknik bir sisteme ve bazı banka yapıları küçük servis asansörlerine sahiptir. Şevki Vanlı, bankonun mekan organizasyonunda önemli rol üstlendiği banka yapılarının mantıklı şekilde tasarlanmış iç mekanlarını anımsamaktadır. Çoğu banka yapısı strüktürel eklemenin gerekli olduğu mevcut yapılara müdahale biçimindedir. Diğer önemli proje, Taut'un döneminde ve daha sonrasında "Siedlung" ve konut tartışmalarının yapıldığı Akademi'deki mimarlık eğitimi ile bağlantıları olduğu düşünülen Şenesenevler Yapı Kooperatifi'dir. 1947 tarihinde tasarlanıp 1950'de inşa edilen, Ahsen Yapanar'ın üçüncü ortak olarak çalıştığı konut yerleşimi projesi, mimarın tasarladığı tek geniş çaplı konut projesidir. Sakinlerinin hayat kalitesini arttırmaya ve sosyalleşmelerine öncelik verirken, parsellere daha çok ev sıkıştırmak yerine geniş bahçeli, iyi ışık alan konutlar tasarlanmış ve aynı zamanda yerleşimde ortak alanlara yer verilmiştir. Proje, sosyal konut olmadığı, banka çalışanlarının girişimi olduğu için yerleşimde açık ve ortak alanlara daha çok yer verilmesi mümkün olmuştur. Modern tasarımlar gerçekleştiren Halit Femir, hiçbir zaman kendisini dönemin milli mimari akımlarına adamıştır. Aynı zamanda erken dönem çalışmaları bile dönemin yaygın akımı olan "Kübik" olarak da tariflenemez. Projelerinde belli bir standardı korumaya ve modern teknoloji ile birleştirmeye önem vermesi, büyük ihtimalle kendisi gibi toplumun varlıklı kesiminden olan işveren taleplerinin yönlendirmesinin sonucudur. Femir çalışmalarının çoğunda tarihi referans kullanmamasına rağmen, Bursa Hal yapısı tasarımı, tarihi bağlamlarda çalışmayı reddetmediğini kanıtlamaktadır. Femir, 44 yaşında Bursa'da şantiye dönüşü geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybetmiştir. Ardında bıraktığı uzun süre unutulmuş çalışmalar bu tezle yeniden gün yüzüne çıkarılırken konu hakkında yapılacak başka çalışmalara zemin oluşturması umut edilmektedir.
  • Öge
    Ziraat bankası'nın taşradaki yüzü: şube yapıları ve bağlamları
    (Fen Bilimleri Enstitüsü, 2020-05-07) Çilingir, Ayşe Merve ; Tokgöz, Zeynep Kuban ; 502161113 ; Mimarlık Tarihi ; History of Architecture
    Osmanlı Devleti'nde kurulup günümüze dek varlığını sürdüren en eski banka olan Ziraat Bankası'nın kuruluşu Memleket Sandıkları'na dayanmaktadır. Banka'nın Memleket Sandıkları'ndan köken alışı, doğrudan köy ve köylünün ekonomik desteği için kurulduğu tezini doğrular. Memleket Sandıkları'nın örgütlenme ve tek merkezliliği oluşturma gayesinin sonucu olarak ortaya çıkan Ziraat Bankası, yapılanmasında da bu etkiyi taşır. Ülkede faaliyet göstermiş ve göstermekte olan bankaların tümü önce merkez şubelerini açmış daha sonra ülke geneline yayılmıştır. Ziraat Bankası ise taşrada yayılışının ardından teşkilatlanmış ve bir merkez yönetime sahip olmuştur. Bu durum, bankanın şubelerinin bulunduğu yerlerin merkezi bir kararın ürünü olmaktan ziyade doğal bir gelişim seyrettiğini göstermektedir: sandığa en çok ihtiyaç ve talep olan yerler artık bankanın şubeleridir. Bu sayede kurum, stratejik bir genişleme politikasına ihtiyaç duymadan doğal olarak yayılmıştır. Banka'nın tarımsal üretim ve köylüden kaynaklanan ve bu alana destek olan yapısı Cumhuriyet'in ilanından sonra da devam etmiştir. Bu yapının gücü, kurumun şekil değiştirip anonim şirket haline gelme nedeninin "köylünün olanı köylüye vermek" olarak gösterilmesinden anlaşılmaktadır. Yeni devletin siyasi ve ekonomik politikalarını tarımsal üretim üzerinden kurgulaması ve "köylü milletin efendisidir" söyleminden yola çıkarak politika üretmesi, Banka'nın ülke siyaseti ve ekonomisi içindeki rolünü de arttırmıştır. Cumhuriyet'in ilanından sonra birçok banka kurulmuş olsa da hiç biri şube sayısı ve Anadolu'daki yaygınlığı yönünden Ziraat Bankası ile kıyaslanamaz. Yalnızca, Cumhuriyet'in ilanıyla kurulan İş Bankası, hem devlet bankası oluşu hem de çoğu yerleşim merkezinde bulunuşuyla bu kıyasa olanak tanımaktadır. Bu dönemde devlet eliyle kurulan bankaların tümü, tıpkı Ziraat Bankası'nın tarımsal kalkınmadaki rolü gibi, özel bir amaç gütmektedir. Ancak süreç içinde bu kurumlar ya amaçlarını tamamladığı için ya da değişen hükümetlerin kurguladığı yeni amaçlarla örtüşmediği için, kuruldukları şekilde günümüze dek var olamamışlardır. Bu durumun istisnası olarak karşımıza yine Ziraat Bankası ve İş Bankası çıkmaktadır. Bu noktada Ziraat Bankası'nın İş Bankası'ndan ayrılan yönü, yapılarında görülen baskın dönem karakteri ve bu yapıların çok zorunlu durumlar dışında kullanılmaya devam etmesidir. İş Bankası yapılarının süreç içinde yerlerine yeni yapılar geçerken, Ziraat Bankası yapıları büyük ölçüde oldukları gibi ayaktadır. Ziraat Bankası'nın bankacılık faaliyetleri büyük ölçüde tarımsal üretimi desteklemek üzerine kurgulanmıştır. Ziraat Bankası'nın verdiği kredilerin başlarda tamamını, ilerleyen yıllarda ise büyük bir kısmını tarımsal krediler oluşturmaktadır. Tarım üretiminin dış etkenlere bağımlı oluşundan kaynaklanan sıkıntılar, yaşanan savaşlar, ekonomik krizler ve iklim problemleri nedeniyle zor durumda kalan köylüye ve çiftçiye kredi sağlamakla yükümlü olan bankanın tarımsal kredi çerçevesi de giderek değişmiştir. Tarımsal üretimin ülkenin temel ekonomik faaliyeti oluşu, hali hazırda çiftçilikle uğraşanların yanında çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşacak olanlara da kredi sağlanmasını gerektirmiştir. Bu bağlamda, tarımsal üretim ya da hayvancılık yapmak isteyen ancak bu konuda yeterli sermayesi olmayan kişilere de kredi açılmıştır. Tarımsal ekonominin bir sonraki aşaması sanayileşmedir. Ülkede devlet destekli sanayiciliğin gündemde olduğu yıllarda tarımsal üretimin veriminin arttırılması ve sanayi için hammadde sağlanması konuları da gündemdedir. Tarım ürününün modern teknolojilerle işlenmesine yönelik makineler için, modern hayvancılık tesislerinin kurulması için ve bu alanlarda elde edilen ürünlerin işlenme tesisleri ve fabrikalarının kurulması için gerekli ekonomik desteği de Ziraat Bankası sağlamıştır. Ziraat Bankası'nın ülkenin ekonomik örgütlenişinde oynadığı rol yalnızca bankacılık faaliyetleriyle sınırlı kalmamıştır. Tarım kooperatiflerinin kurulması ve ekonomik olarak desteklenmesi de Ziraat Bankası'nın görevleri arasındadır. Tarım kooperatifleri aracılığıyla köy ölçeğine dek inebilen banka, artık köylerde de varlık gösterebilmektedir. Bütün bu faaliyet şeması, ülkenin ekonomik politikalarının uygulanmasındaki en büyük aracının Ziraat Bankası olduğunu göstermektedir. Ziraat Bankası üstlendiği bu geniş kapsamlı amacı kendini ifade etme biçimine de yansıtır. Bankanın verdiği ilanlarda, yaptığı reklamlarda ve kullandığı kumbara, ajanda gibi ürünlerin tümünde emekçi bir köylü figürü ya da buğday başağı yer alır. Kurumun çiftçi ile iletişimde ana aracı olan şubelerin de bu fikirden bağımsız tasarlandığı düşünülemez. Cumhuriyet'in ilanının ardından Ziraat Bankası'ndan bağımsız olarak da köyün ve köylünün kalkındırılması üzerine çalışmalar yapılmıştır. Siyasi bir söylem alanı oluşturan bu çalışmalar aynı zamanda kendilerine çeşitli sanat alanlarında da yer bularak ülkenin bir döneminin entelektüel üretim alanının popüler konusu olmuştur. Bu dönemde yapılan resmi çalışmaların en önemlileri Köy Kanunu, İskân Kanunu, Köy Enstitüleri kanunu ve Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu olmuştur. Bu yasalar bütün halde düşünüldüğünde, kırsal mekânın tanımlanıp, nüfus dağılımının yapıldığı görülür. Eşitlikçi bir yaklaşımla üretim faaliyetine katılımı istenen köylünün aynı zamanda yeni devletin idealize ettiği yaşamı sürmesi umut edilmiştir. Bu kanunlar kırsal alanın şekillendirilmesinde etkili olduğu kadar, hükümetlerin değişmesinde de etkili olan güçlü maddelere sahiptir ve ülkenin siyasi şekillenişini doğrudan etkilemiştir. Yeni Cumhuriyet'in tasarıları tabi ki kırsal alanla sınırlı kalmamıştır. Ülkenin kuruluşuyla başlayan yapım faaliyetleri 50'li yıllara dek sürmüştür. Bu yapım faaliyetlerinin arasında kentlerin yeniden planlanması da yer almaktadır. Ülke genelinde kentsel olarak tanımlanan yerleşimlerin çoğu bu dönemde yeniden planlanmıştır. Yapılan planlamayla kentler yeni ve sağlıklı görünümüne kavuşurken büyük oranda birbirlerine benzemişlerdir. Bu benzerliğin temel nedeni kent planlarının belirleyici unsurlarının sabit oluşundan kaynaklanmaktadır. Yerleşimlerde merkez olan belirlenen alanlarda olması gereken yapılar ve kentsel mekânlar bellidir ve bunların arasında Ziraat Bankası da yer almaktadır. Bu bağlamda, bankanın kent içinde oynadığı rol de belirlenmiş olmaktadır. Yerleşime hükümet yapıları yerleştirilerek yönetim alanı oluşturulur ve bu yönetim alanının içinde devlet ekonomisini temsil eden, halkla iç içe olan banka şubesi de yer almaktadır. Ziraat Bankası'nın yapılarını elde etme şekilleri döneme ve ihtiyaca göre değişmiştir. Erken dönem büyük kent yapılarının tümünü ve 1965 sonrası yapılarını sipariş usulü bir mimara yaptıran bankanın, 1945-1965 yılları arasında kalan, yoğun yapım faaliyetinin görüldüğü aralıkta ise çoğunlukla tip proje yöntemine başvurduğu, tip proje ile uygulanmamış yapılarının ise mimarının belli olmadığı görülmektedir. Başta Mongeri imzalı genel müdürlük yapısı olmak üzere, kurumun erken dönem yapılarının tümü büyük kentlerde görülür. Bu büyük kent yapıları 1930 yılına dek eklektik ve canlandırmacı bir üslupla yapılmıştır. Banka'nın bu dönemdeki çoğu yapısı için Mongeri ile çalışması da doğrudan bu isteğin bir göstergesidir. 1930 yılına dek yapılan çoğu yapının benzer bir görünümde oluşu, dönemin hâkim mimari dilinin Ziraat Bankası tarafından da izlendiğini gösterir. 1935 yılında Arif Hikmet Holtay tarafından tasarlanan Bursa Ziraat Bankası şube yapısı, Ziraat Bankası tarihinde görülen belki de en modern yapıdır. 1930 yılı tüm ülke mimarlığında olduğu gibi Ziraat Bankası mimarlığında da bir dönüm noktası olmuştur. Kurum, Holtay yapısının ardından mimarlarla sipariş usulü çalışmayı bırakmıştır. Holtay ise İş Bankası için tasarladığı çok sayıda yapıyla banka mimarlığına devam etmiştir. Ancak Holtay'ın Ziraat Bankası dışındaki banka tasarımları Ziraat Bankası ile kıyaslanamayacak şekilde canlandırmacıdır. Mimarın neredeyse Mongeri üslubuna dönüşü göz önünde bulundurulduğunda, Holtay'ın bu yıllarda yaptığı yapılar ile Ziraat Bankası'nın istediği temsil arasında büyük bir fark vardır. Banka yapılarında 1930 yılının ardından canlandırmacı özelliklerin tekrar görülmemesi göz önünde bulundurulduğunda, kurumun 1945-1965 yılları arasında sipariş usulü çalışmayı tercih etmemesinin nedenleri arasında, ekonomik sebeplerin yanında, bu dönemde ülke genelinde canlandırmacı ve milli mimarlığın tekrar gündeme gelmesi ve kurumun bu mimarlığa geri dönmek istemeyişi de olmalıdır. Zira anıtsal ve heybetli yapılar ne kadar mütevazı olmaya çalışırsa çalışsın bir üstünlük ve güç göstergesidir. Oysa Ziraat Bankası köylüyü efendi addeden bir anlayış üzerine temellenmiştir ve büyük kent yapıları dışında bu gösteriye ihtiyacı yoktur. Ziraat Bankası'nın ilerleyen dönemlerde ağırbaşlı ve süsten arınmış yapılarla faaliyetine devam ettiği görülmektedir. Kurum 1945-1965 yılları arasında yoğun bir yapım faaliyetine girmiştir. Bu yapım faaliyeti yeni şubeler için yapılan yapıların yanında, faaliyet göstermekte olan şubeler için yapılan yapıları da kapsamaktadır. Bu dönemde kurum, toplamda altmıştan fazla yapısını tip proje ile elde etmiştir. Çoğunlukla ülkenin Ege, Karadeniz ve İç Anadolu bölgelerinde bulunmakla beraber, bütün Anadolu'ya yayılmış durumda olan tip projeler, bankanın bütün yapılarında olduğu gibi yerleşim büyüklüğüne göre şekillenmiştir. Yerleşim büyüklüğüne ve parsel özelliklerine göre çeşitlenen yapıların hepsi, banka girişinde oluşturulan karşılama mekânı üzerinden kimlikliklerini oluşturmuşlardır. Ziraat Bankası şubeleriyle özdeşleşen bu alanlar, dönemde sıklıkla görülen iki kat boyunca süren ince kolonlar ve uzun saçaklar ya da geriye çekilmiş cephelerle oluşturulsa da, banka şubesi ölçeğinde özeldir. Bu noktada gözden kaçırılmaması gereken husus, bahsi geçen yapıların yalnızca kent merkezlerinde değil, kasaba ölçeğinde dahi görülmesidir. Bu kadar küçük yerleşimlere, tip projeyle uygulanmış dahi olsa, belli bir karaktere sahip yapılar inşa ettiren başka bir kurum daha, bu denli geniş faaliyet sahasına sahip olarak, yoktur. Banka'nın açtığı tip proje yarışmasında da belli bir karakterde diretmesi ve bu karakteri elde etmek için yarışmayı tekrarlaması da belli bir mimari kaygının göstergesidir. Kurumun bu kararında etkili olan kurum kimliği, kurum içi bir kararın yanında toplumun şekillenişinde edindiği yere bağlı oluşmuştur. 1950'li yıllardan başlayarak ülke ekonomisinde ve siyasetinde baskın devletçilikten vazgeçilmiş, bu yıllardan başlayarak ülke mimarlığında yaşanan üslup savaşları sona ermiş ve mimarlık da biçimsel olarak küreselleşmeye başlamıştır. Ziraat Bankası özelinde bu durum 1965 yılından başlayarak görülür. Bu dönemde kurum çoğu Güzel Sanatlar Akademisi eğitmeni olan ve birçok banka yapısı tasarlamış mimarlarla çalışmaya başlamıştır. Bu yıllar aynı zamanda bankanın yerleşimlere ikinci şubelerini açtığı ve artık Anadolu'yu teşkilatlandırma aşamasından teşkilatı genişletme aşamasına geçtiği dönemdir. Maruf Önal, Muhlis Türkmen, Muhteşem Giray, Nezih Eldem ve Şevki Vanlı bu dönemde kurum için yapılar tasarlamıştır. Ziraat Bankası yapılarının karakteri, değişimleri ve kararlılıkları tekil bir nedene bağlanamaz. İşveren ve mimar ilişkisinin çok ötesinde, kurumun sahip olduğu kimliği oluşturma süreci bu mimarlığın oluşmasındaki temel noktadır. Kimliğin biçimlenişi ise uzun ve zorlu bir sürecin sonucudur. Osmanlı Devleti'nde oluşmaya başlayan kurum Cumhuriyet ile birlikte karakterinin oluşumuna devam etmiştir. Bu karakterin kentlerde temsil edilme biçimi de kurum mimarisinin oluşumunda önemlidir. Kentte bulunduğu yer, birlikte bulunduğu yapılar ve iletişime geçtiği kitle bu biçimlenişte önemli bir rol oynamıştır. Taşra şubelerinin tip proje ile inşa edilmesi Anadolu genelinde birbirinin eşi olan yapıların görülmesine neden olmuştur. İçinde lojman da barındıran bu yapılar, toplumsal alanda oynadıkları rol kadar, bu yönüyle bireylerin hayatlarında da yer edinmiştir. Ziraat Bankası mimarlığı bu çok yönlü etkileşim alanının ürünüdür.
  • Öge
    Şişli İlçesi'nde Art Deco Üslubuna İlişkin Cephe Düzenlemeleri
    (Fen Bilimleri Enstitüsü, 1995) Baykara, H. Canset ; Akın, Günkut ; 46395 ; Mimarlık Tarihi ; History of Architecture
    Bu çalışmada, Şişli İlçesinde Art Deco üslubunu yansıtan yapılar saptanmaya ve incelenmeye çalışılmıştır. Zaman içinde yeniden yapılanma ile yok olmaya başlayan bir dönemi simgelemesi açısında büyük önem taşıyan yapılar hakkında elde veri kalması için bu çalışmaya ihtiyaç duyulmuştur. Giriş niteliği taşıyan ilk bölümde üslubun en çok görüldüğü semtler, seçilme nedenleri, alana getirilen sınırlamalar, örneklerin incelenmesi sırasında cephe düzenlemeleri ve demir işçiliğinin dikkate alındığı belirtilmiştir. İkinci bölümde, Art Deco'nun Batı Dünyasında ortaya çıkış nedenleri, tarih sınırlan, akımın isminin nereden türetildiği, hangi akımlardan etkilendiği, Fransa dışında hangi ülkelerde başarılı olduğu, üslubun karakteristik özellikleri anlatılmıştır. Üçüncü Bölümde, Art Deco döneminde Türkiye'de ve daha sonra da İstanbul'da ekonomik, siyasal ve toplumsal koşullara bağlı olarak kentsel değişiklikler ve mimarlık mesleğine özgü değişiklikler ele alınmıştır. İstanbul Art Deco'sunun özellikleri üzerinde durulmuştur. Dördüncü Bölüm' de, araştırma bölgesi olarak seçilen Şişli ilçesinde yer alan Kurtuluş, Feriköy, Pangaltı, Osmanbey, Nişantaşı, Teşvikiye ve Şişli semtlerinin, tarihsel gelişimi anlatılmıştır. Şişli ilçesinin oluşmaya başlamasından itibaren hangi akslar üzeride geliştiği ve bu gelişmenin mimari etkileri anlatılmıştır. Gelişme sonucunda hangi alan sınırlarına ulaştığı belirtilmiştir. Beşinci Bölümde, saptanan örnekler çizilerek ve betimlenerek açıklanmıştır. Betimlemelerde yapının Art Deco üslubu ile ilgili kısımları haricinde genel yapısı ve biçim özellilkeri hakkında da bilgi verilmeye çalışılmış, üsluba uymayan kısımların hakkında da açıklamalar yapılmıştır. Bu bölümde ayrıca zaman içinde yapının özgünlüğünü bozan bilinçsiz ilaveler genel çizimden arındırılmaya çalışılarak binanın orijinal haline sadık kalınmaya çalışılmıştır. Altıncı Bölümde ise, binaların cephelerinde görülen karakteristik özellikler belirlenmiştir. Genel- bir yorum yapılarak binalarda rastlanan ortak özellikler sıralanmıştır. Ekler kısmında, genel anlamda Art Deco üslubuna uymayan binalarda rastlanan bu üsluba uygun kapılar da dikkate alınarak ayrıntılı çizimler verilmiştir.