LEE- Kentsel Tasarım Yüksek Lisans

Bu koleksiyon için kalıcı URI

Gözat

Son Başvurular

Şimdi gösteriliyor 1 - 5 / 7
  • Öge
    Geleceğin kentlerinde kamusal açık alan tasarım niteliklerinin değerlendirilmesi
    (Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2023-07-19) Kılıçdağ, Büşra ; Ocakçı, Mehmet ; 519191004 ; Kentsel Tasarım
    İnsanların, toplum ve çevre ile iletişim ve etkileşim kurduğu, yeni deneyimler kazandığı, toplum duygusunu hissettiği mekân olarak kamusal açık alanlar; sosyal, kültürel, politik, psikolojik ve mimari açılımları barındıran çok bileşenli bir olgudur. Kentsel yaşam içerisinde birey-toplum arasındaki ilişkinin fiziksel çevre tarafından desteklendiği bu alanlar dinamik bir sosyo-mekânsal yapıya sahiptir. Temelde bireyler gereksinim ve beklentileri doğrultusunda kamusal açık alanlar ile etkileşim kurmakta ve mekânın biçimlenmesini de bu doğrultuda etkilemektedirler. Kamusal açık alanlarda kullanıcıların bu iletişim ve etkileşimi kurması, kentsel mekânın örüntülerini algılayabilmeleri, benimseyebilmeleri ve kullanabilmeleri ise mekânın nitelikleri ile doğrudan ilişkilidir. Literatürde kamusal açık alanların tasarımlarının sosyo-mekânsal yapısında etkili olarak kullanıcıların bu mekanlara ilgi duymasını sağlayan, yönlendiren ve kullanımını teşvik eden birçok tasarım niteliği bulunmaktadır. Tasarım çalışmalarında etkili olan bu nitelikler birbirini tamamlamakta ve hatta bazı niteliklerin yarattığı etki başka bir niteliği şekillendirerek bir ilişki ağı sistemi kurmaktadır. Bu alanlar, tasarım niteliklerinin bir arada ve doğru ilişkiler çerçevesinde değerlendirilmesiyle anlamlı hale gelmekte ve başarılı olmaktadır. Kamusal açık alanlar, tarihsel süreçte teknolojik gelişmelerin etkisiyle sosyo-mekânsal yapılarında önemli dönüşümler geçirmiş ve bunun sonucunda mekân tasarımına ait kavramlar da gelişmiş ve değişmiştir. Özellikle Endüstri Devrimi sonrasında gelişen teknolojilerin yarattığı katalizör etkisi, kamusal açık alanların dönüşüm sürecine hızlanan bir ivme kazandırmıştır. Bu süreçte, teknolojinin etkisi ile toplum yapısında gerçekleşen her değişim kamusal açık alanları değiştirmiş, bu alanlar değişirken de toplumu dönüştürmüştür. Bu bağlamda teknoloji-toplumsal yaşam-kamusal açık alanlar arasında simbiyotik bir ilişki olduğu anlaşılmaktadır. Kamusal açık alan ve teknoloji ilişkisi, toplumun iletişim, etkileşim ve deneyim süreçlerini etkilemekte ve bu ilişkinin doğru bir şekilde ele alınmaması bu alanların kullanıcılar tarafından tercih edilmemesine sebep olabilmektedir. Bunun sonucunda ise kamusal açık alanlardaki toplumsal yaşam olumsuz etkilenebilmektedir. Ancak kamusal açık alanlar, kent içerisinde toplumsal yaşam kalitesinin sağlanmasında kritik bir rol oynamaktadır. Özellikle son dönemde yaşanan pandemi süreci, bu alanların toplumsal yaşamdaki önemini bir kez daha vurgulamış ve insanların fiziksel çevre ve sosyal etkileşime olan gereksinimlerini hatırlatmıştır. Günümüzde kamusal açık alanlarda toplumsal etkileşimin desteklenmesi, teknoloji etkisiyle farklılaşan kullanıcı gereksinimlerinin başarılı bir şekilde karşılayabilmesine bağlıdır. Bu da ancak teknolojik gelişmeler doğrultusunda oluşan yöntemleri, teknikleri anlamak, değerlendirmek ve mekânın tasarım aşamasından uygulama aşamasına kadar kullanmakla sağlanabilir. Tasarım sürecinde mekân tasarım niteliklerinin temel alınmasının ise inovatif ve çağdaş bir yaklaşımı beraberinde getireceği öngörülmektedir. Bu yaklaşım gelecek tasarımlarında kullanıcı gereksinimlerini karşılamayı hedefleyen, teknolojiyle entegre edilmiş, işlevsel ve estetik açıdan zengin mekanların ortaya çıkmasında önemli bir katkı sağlayabilir. Aynı zamanda bu yaklaşım çerçevesinde gerçekleştirilen tasarım uygulamaları ve mekânsal düzenlemelerde mekân tasarım niteliklerine farklı boyutlar kazanmasında da etkili olabilir. Bu doğrultuda, son dönemde gelişen teknolojilerin doğru bir şekilde ele alınması ve kamusal açık alan tasarımlarında yaratacağı etkinin analiz edilmesi gereklidir. Bu kapsamda tez çalışmasının amacı; yeni gelişen teknolojiler ve kullanıcı gereksinimleri doğrultusunda geleceğin kamusal açık alanlarında etkili mekân tasarım niteliklerini belirlemek ve bu niteliklerin önem/öncelik değerlerini saptayarak, gelecekteki tasarım çalışmaları için kavramsal bir çerçeve oluşturmaktır. Çalışmanın amacı doğrultusunda hipotez olarak; teknolojik gelişmelerle geleceğin kamusal açık alan tasarımlarında etkili mekân tasarım niteliklerinin anlamlarının farklı boyutlar kazanacağı ve bu doğrultuda önem/öncelik değerleri değişeceği savunulmaktadır. Bu hipotezin test edilmesi için öncelikle gelecek tasarım çalışmalarında kamusal açık alanların sosyo-mekânsal yapısında etkili tasarım niteliklerinin belirlenmesine yönelik literatür araştırmasında toplam 56 nitelik saptanmıştır. Bu nitelikler anlamsal açıdan benzerlik gösterenler dışarda bırakılacak şekilde bir kısmı alt nitelik olarak gruplanmış ve bu işlemin sonucunda birçok tasarım niteliğini kapsayan 6 temel nitelik ve 40 alt parametre belirlenerek çalışmanın modeli oluşturulmuştur. Belirlenen temel niteliklerden ikisi teknolojinin etkisiyle kamusal açık alanlarda oluşan sorunlardan yola çıkılarak tasarım niteliği olarak çalışmaya dahil edilmesi uygun bulunan kapsayıcılık ve ekolojik yaklaşım kavramları olup diğer nitelikler ise; imaj/imge oluşturma, çeşitlilik, okunabilirlik ve konfordur. Bu nitelikler son dönemde gelişen ve geleceği şekillendireceği öngörülen teknoloji başlıklarıyla ilişkili olarak ele alınmış niteliklerin anlamları farklı boyutlarda değerlendirilmiştir. Araştırmanın son aşamasında geleceğin kamusal açık alanlarında etkili olacağı belirlenen bu altı mekân tasarım niteliğinin hangilerinin ön planda değerlendirileceğini saptama amacıyla ANP (Analytic Network Process) metodu kullanılmıştır. Bu kapsamda mimar, peyzaj mimarı ve şehir planlama meslek gruplarından 44 uzmana ulaşılarak yöntem çerçevesinde hazırlanan değerlendirme çalışması gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda uzmanlardan elde edilen sonuç verileri ayrı ayrı Super Decisions yazılımına işlenerek çıkan sonuçların tutarlılık analizi gerçekleştirildikten sonra niteliklerin önem ağırlık değerleri belirlenmiştir. Bu değerler uzman katılımcılar arasında meslek ve unvanlarına göre kurulan çapraz ilişkiler bağlamında gruplanmış ve her grup için niteliklerin önem ağırlıkları ve oransal değerleri hesaplanmıştır. Çalışmanın sonucunda mekân tasarım nitelik anlamlarının gelişen teknolojilerin etkisiyle farklı boyutlar kazanabileceğinin yanı sıra yeni niteliklerin oluşabileceği ve bu niteliklerin önem ağırlıklarının ANP metodu kapsamında değerlendirilerek gelecek tasarım çalışmaları için kavramsal bir çerçeve oluşturabileceği görülmüştür. Bu kapsamda elde edilen sonuç bulgularına göre uzmanların dahil edildiği değerlendirme aşamasında kurulan iki çapraz ilişkide de benzer veri sonuçları ortaya çıkmış ve beklenildiği gibi gelecek tasarım çalışmaları için niteliklerin önem/öncelik değerlendirmesinde farklılaşmalar gözlemlenmiş ve çalışmanın hipotezi ispatlanmıştır. Buna göre kurulan iki çapraz ilişkiye ait bulgular incelendiğinde, teknolojin etkisi çerçevesinde çalışma kapsamına tasarım niteliği olarak dahil edilen ekolojik yaklaşım ve kapsayıcılık kavramlarının diğer niteliklerinden çok daha yüksek bir önem ağırlığında değerlendirildiği saptanmıştır. Bu bağlamda, çapraz ilişkilerde oransal değerler farklı olmasına rağmen, ilk üç sırada önceliklendirilen nitelikler aynıdır ve bu sıralama ekolojik yaklaşım, kapsayıcılık ve konfor şeklindedir. Öte yandan, imaj/imge niteliği ise önem/öncelikte en son sırada yer almanın yanı sıra oransal açıdan diğer niteliklere kıyasla oldukça düşük önem ağırlığında değerlendirildiği görülmüştür. Okunabilirlik ve çeşitlilik nitelikleri, iki çapraz ilişkide de dördüncü veya beşinci sıralarda yer almış ve oransal değerlere bakıldığında ise çeşitlilik niteliği biraz daha yüksek bir ağırlık değeri verilmiştir. Tez çalışmasında aynı zamanda teknolojinin etkisiyle tasarım niteliklerinin anlamlarının kazandığı farklı boyutlar ve önem/öncelik sıralaması bağlamında gelecek tasarımlarının kullanıcı gereksinimlerini ne ölçüde karşılanabileceği de incelenmiştir. Elde edilen sonuç bulguları, teknolojik gelişmelerin mekân tasarım nitelikleri kapsamında tasarım çalışmalarına ve mekânsal düzenlemelere entegre edilmesi ile kamusal açık alanlarda işlevsellik, estetik, kullanılabilirlik ve toplumsal gereksinimlere yönelik etkili çözümlerin geliştirilmesine olanak sağlayacağı yönündedir. Bunun yanı sıra teknolojinin kamusal açık alanlara entegrasyonu, sadece mekânın fiziksel özelliklerini değil, aynı zamanda toplumsal etkileşimi ve deneyimini de büyük oranda etkileyecektir. Bu bağlamda, geleceğin kamusal açık alanlarında teknolojinin etkisiyle ekolojik dengeyi koruyan, kullanıcıların gereksinimlerine daha iyi yanıt veren ve inovasyonun ön planda olduğu tasarımların gerçekleştirilebileceği anlaşılmaktadır. Bu kapsamda tüm teorik çerçeve ve değerlendirme çalışmasının, teknolojinin mekân tasarım niteliklerine olan etkisinin değerlendirilmesinde ve teknolojinin bu nitelikler çerçevesinde tasarım çalışmalarında ele alınmasıyla gelecek kamusal açık alan tasarımlarının nasıl şekillenebileceğine dair ilgili meslek gruplarına yararlı bir perspektif sunarak katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
  • Öge
    Morphological analysis of the formation and consolidation of the main street: The case of Kurtuluş Street, Antakya
    (Graduate School, 2023-06-15) Tiryaki, İrem Duygu ; Kürkçüoğlu, İsmail Eren ; 519201002 ; Urban Design
    Moving in a linear space to go from one place to another is an instinctive characteristic of humans. In this context, the street that emerges as a linear space enabling movement and serves as a fundamental response to humans' innate needs is a significant element of the city formed by a combination of various parameters. These parameters affect the street's evolution by being influenced by the changing and transforming process of the city. In its evolutionary change, the street becomes essential to the city's internal integrity by initially incorporating social and economic dimensions into its physicality. In this part and whole relationship, the continuation of the process depends on responding to the needs of the period. The street that meets the local needs of the space undergoes various physical changes while continuing its existence. Therefore, it began to assume different roles involving multiple actors and responsibilities emerging from this changing process. As a result of these roles, the streets are primarily divided into main streets and local streets, with the main street representing a space that stands out from the rest of the street network. Thus, the main street, a linear public space where society spends the most time, the commercial axis that forms an economic centre, the primary carrier of pedestrian and vehicle transportation and the city's backbone is an essential element of the city. The physical integration of the street and its consolidation within the texture of the city is one of the most critical stages in transforming the street into a main street. Therefore, it is necessary to define the permanence of the main street in the urban texture and determine the parameters during the transformation process. This study aims to analyse the parameters of the formation of the main street based on the concept of consolidation. In this context, the research examines significant developments in the formation of the main street from the past to the present and how these steps were realised within an existing urban fabric. Furthermore, the study investigates the physical characteristics that led to the integration and consolidation of the main street with the urban fabric, allowing it to survive throughout history up to the present. Kurtuluş Street, Antakya, is selected as a research area that preserves its main street identity through its rich historical background. The study focuses on analysing the historical past that demonstrates the consolidation of the street and the parameters that make up this consolidation and integration. Accordingly, the study includes five main stages The first stage of this study examines the historical development of the street, starting from ancient settlements where the street is not visible and continuing throughout history. Starting from Çatalhöyük, considered one of the first settlement areas where the street did not exist, the street found its place spatially in the subsequent settlements. Then, it differentiated itself into primary and secondary roles by gaining different functions. As its importance grew, the need for different categories and subcategories in classification arose to increase its ability to respond to transportation needs. As a result of these needs, the street classification system reached its current form. While projects to reduce the impact of the street emerged in the early 19th century as its importance increased, counter-arguments revealed that the street continues to exist as one of the most crucial components of the city today and has solidified its role within the city. At this point, the diversity of functions that emphasise the importance of the street and the physical characteristics that consolidate it within the urban fabric are prominent topics worth analysing. The second stage covers the concept of the main street, including a section that explains the different roles and functions the street serves. The street acquires several names due to its responsibility to provide solutions to multiple variables, including its location and the user group it serves. Thus, the main street, which stands out from the street network, is most commonly defined as the most frequently used street, but its definition varies due to many reasons, such as the urban form and cultural structure of societies. The multiple meanings of the main street create confusion during the management and design phases, making it necessary to redefine it. Therefore, the main street is defined as an urban backbone, a linear space that has a historical past within traditional cities, is accustomed to people's use, meets various urban functions for daily and administrative needs, provides opportunities for vehicular and especially pedestrian transportation, and is designed according to human scale for creating a robust spatial perception in the third dimension. The third stage involves examining the parameters of consolidation within the urban fabric of the main street, with Kurtuluş Street, Antakya, selected as the pilot region. The historical plans and maps of Kurtuluş Street were examined during this phase, dating back to the Hellenistic period. Despite the destructive events that the city has undergone, such as fires, earthquakes, and invasions, it has been observed that Kurtuluş Street has maintained its status as the city's main street throughout history and has survived until the present day. Analysis of historical maps and plans reveals that, despite changes in the city's fabric, the street has remained integrated into the urban fabric and has mostly remained unchanged, consolidating within the urban core over time. The fourth stage investigated the physical parameters underlying the street's continuous importance during history. Based on the literature review, worldwide examples examined, and historical changes in the pilot region analysed, it was found that the degree of integration of the street within the urban fabric, the diversity of land use, and the density and continuity of buildings along the street are the parameters that affect the process of consolidation of the main street within the urban texture. Different examination methods were used for each parameter. The spatial arrangement method was used to investigate the integration of the avenue within the urban fabric, examining both global and local integration values. As a result, it was observed that the axes with the most integration with the fabric at both global and local scales are parts of the street. This observation explains why the street is the most frequently used street in the city centre and fulfils the role of the city's most commonly used artery. For land use analysis, the land use functions of the city's historical core in 1925 and 2022 were compared and evaluated, showing that the roles of the street have diversified and increased over the past century. Thereupon, it satisfies the need for the street to offer a variety of functions to the community and provide access to different social opportunities. The building continuity and density parameter was analysed by examining how buildings are positioned on the street to study building continuity and by analysing the number of doors, windows, and showcase to check building density. As a result, it was observed that buildings are mostly located in line with the street, creating an uninterrupted perspective on the street, thus strengthening the sense of space. Regarding building density, the high number of doors, windows, and showcases in buildings indicates the level of building density and permeability on the street, which increases the frequency of street use and thus consolidates the street within the urban fabric. The building continuity and density on Kurtuluş Street support the street's strong perception of space, which is essential for the main street. The fifth stage of the study is evaluating the analysis data resulting from all stages. As a result, it has been observed that various parameters are effective in the analysis conducted towards the permanence of the main street within the urban fabric. In this context, it has been determined that Kurtuluş Street, with the highest integration rate within the street network, providing various functions primarily as a commercial route, and increasing spatial perception with building density and continuity, is a permeable and used route. These features that Kurtuluş Street possesses as a main street have enabled it to reach the present day as the most frequently used and integrated artery within the city. The parameters examined in the study and the pilot area are thought to contribute to proving the importance of the main street and making interventions for Kurtuluş Street. As a result of the analyses presented by this study, it is believed that examining the formation and consolidation process and parameters of the main street will allow for a different approach to the location and function of the main street in future urban planning and urban design studies. Additionally, after the significant destruction caused by the earthquakes on February 6, 2023, preserving the city's values and reviving Kurtuluş Street as the host to the community's cultural existence has become even more critical to maintain Antakya in the future. In this context, the thesis emphasises the necessity of evaluating Kurtuluş Street as a living space and examining it through this context.
  • Öge
    Kentsel dönüşüm projeleri ile oluşan kayıp mekânların geri kazanımı sürecinde kentsel tasarımın rolü
    (Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2022-06-23) Çetin, Berivan ; Kürkçüoğlu, Eren ; 519181021 ; Kentsel Tasarım
    Bu çalışma kapsamında, literatür okumaları ve örnek kentsel dönüşüm projelerinin incelenmesi üzerine oluşan kayıp mekânlar ve oluşum sebepleri tespit edilmiştir. Yapılan tespitlerin, kentsel tasarım sürecinde çözümlenmesi adına 10 adet kriter belirlenmiştir. Bu kriterler önce mahalle ölçeğindeki kentsel dönüşüm projelerinde, site/bina ölçeğindeki kentsel dönüşüm projelerinde ve kentsel ortak kullanım alanlarındaki kentsel dönüşüm projelerinde olmak üzere üç farklı ölçekte seçilmiş 13 proje kapsamında değerlendirilmiştir. Projelerin hangi kriterde ne gibi eksiklikleri olduğu ve ortaya çıkan kayıp mekânların oluşum sebepleri ve geri kazanılması için yürütülmesi gereken çalışmanın ne olması gerektiği üzerine çıkarımlar yapılmıştır. Ardından, belirlenen bir pilot alanda, kentsel tasarım ile yürütülecek bir dönüşüm projesinin hazırlanması sürecinde aşama aşama uygulanmıştır. Tasarım sonucu ortaya çıkan mekânların kayıp mekân olma potansiyelleri ve kullanım durumları değerlendirilmiştir. Çalışma kapsamında, kentsel dönüşüm projelerinin hazırlanması ve uygulanması sürecine, kentsel tasarımın da dâhil olması ve kayıp mekânların ortaya çıkma ihtimalinin en aza indirilmesi hedeflenmektedir.
  • Öge
    Yaya caddelerinde mikro hareketin nicel analizi: İstiklal caddesi örneği
    (Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2022-06-07) Yılmaz, Ali ; Kürkçüoğlu, Eren ; 519191002 ; Kentsel Tasarım
    Bu çalışmanın amacı, yayaların sosyo-mekânsal hareketlerinin nicel yöntemler üzerinden değişen koşullara bağlı etmenler ile birlikte değerlendirilmesidir. Bu kapsamda yaya hareketi, mikro yürüme hareketinin mekândaki hangi değişkenler tarafından belirlendiği, yaya güzergâhlarının ne ölçüde farklılaştığı, birey hareketlerinin tasarım farklılıklarından ne ölçüde etkilendiği ve zaman dilimlerindeki hareketin nasıl değişkenlik gösterdiği sorguları üzerinden araştırılmıştır. Tez çalışması kapsamında İstiklal Caddesi pilot bölge olarak seçilmiştir.
  • Öge
    Fiziksel ve işlevsel çekim noktalarının kentsel güvenlik algısına etkisi: İstanbul-Balat örneği
    (Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2022-01-07) Şahin, Elifsu ; Kürkçüoğlu, Eren ; 519181008 ; Kentsel Tasarım ; Urban Design
    Kentsel doluluk ve boşluklara; sosyo-ekonomik, sosyo-kültürel ve fiziksel, katmanların eklemlenmesiyle oluşan kent dokuları, içinde barındırdığı doğal ve yapay kentsel mekân öğeleri yoluyla kullanıcılara çeşitli çevresel uyaranlar iletmektedir. Mekân kullanıcıları, kendilerine iletilen çevresel uyaranları, birey kaynaklı faktörlerin etkisinde algılama süreçleri ile almakta, zihinde anlamlandırmakta ve bunun sonucunda mekânsal kararlar vermektedir. Fiziksel çevre öğeleri; mekân kullanıcılarının sosyo-psikolojik ve fiziksel özellikleri, geçmiş deneyimleri, dikkat ve anlık duyuları ile renk, büyüklük, yoğunluk, biçim gibi çevre kaynaklı faktörlerin etkisiyle imgeye dönüşebilmektedir. Bu bağlamda; tarihsel, ekonomik, sosyal, simgesel ve estetik niteliklerden/değerlerden bir ya da birden fazlasını taşıyan fiziksel ve işlevsel çekim noktaları, kullanıcıların algılama süreçleriyle de ilişkili olarak imge değerine sahip olabilmektedir. Güçlü imgeler içeren ve bu sayede imgelenebilirliği yüksek olan kentler ya da kent parçaları, görsel olarak daha kavranabilir olduğu için mekân içerisinde kolay hareket edebilme, kolay yön bulma ve buna bağlı keyifli, konforlu kullanıcı deneyimleri ve güven hissi/algısı sağlamaktadır. Bu nedenle imgelenebilirlik ve güçlü kent imgeleri, kullanıcıların kentsel güvenlik hissini olumlu yönde etkileyen bir özelliktir. Bu çalışmanın amacı, kentsel mekân içerisinde yer alan fiziksel ve işlevsel çekim noktalarının imge değerlerini belirlemek, yaya hareket ve yönelmelerini nasıl etkilediğini incelemek ve kentsel güvenlik algısı arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Çalışma kapsamında, hem fiziksel ve işlevsel çekim noktalarının yoğun olarak bulunduğu hem de bölgesel düşük muhit ve yapı kalitesi, ıssız ve terk edilmiş alanların mevcut olduğu İstanbul ili Fatih İlçesi'nde bulunan Balat bölgesi, çekim noktası-yaya yönelme tercihleri-kentsel güvenlik algısı ilişkisini incelemek için çalışma alanı olarak seçilmiştir. İlk etapta, alanda fiziksel doku bileşenleri; açık alan ağ sistemi ve arazi kullanımı analizleri yapılmıştır. İkinci etapta alanın ekonomik, sosyal, tarihsel, simgesel ve estetik özellikler taşıyan fiziksel ve işlevsel çekim noktaları ile Kırık Camlar Kuramı, Savunulabilir Mekân Kuramı, Rasyonel Tercih Kuramı ve Çevresel Stres Kuramı'na göre kentsel güvenlik hissinin zayıf olduğu alanlar irdelenmiş, yoğunlaştığı alanlar tespit edilmiş ve mekânsallaştırılmıştır. Üçüncü etapta, daha önce mekânı deneyimlememiş 110 kişilik bir katılımcı grubu ile çekim noktası-rota belirleme-kentsel güvenlik algısı/hissi ilişkisi üzerine bir alan çalışması gerçekleştirilmiştir. Bir saatlik çalışma kapsamında katılımcılar, kendilerine verilen yol ağı haritası üzerinde çalışma alanındaki rotalarını ve yönelme tercihlerini etkileyen çekim unsurunu belirtmiş, ayrıca geçtikleri bağlantılar içerisinde hissettikleri kentsel güvenlik hissini Likert ölçeği kullanarak puanlamıştır. Dördüncü ve son etapta ise, fiziksel ve işlevsel çekim noktalarının yoğunlaştığı alanlar ile kentsel güvenlik algısının/hissinin yüksek ve düşük olduğu alanlar, katılımcı grubundan edinilen verilerle çakıştırılarak yorumlanmıştır. Elde edilen bulgular sonucunda, bireylerin fiziksel ve işlevsel çekim noktalarını algılamasında ve yönelmesinde, bu noktaların büyüklük, proporsiyon, renk, biçim gibi niteliksel özelliklerinin önemli olduğu görülmüştür. Fiziksel ve işlevsel çekim noktalarının niteliksel özelliklerinin yanı sıra, sayıca fazla ve bütünleşik olması, bir başka deyişle niceliksel ve yoğunluğa bağlı özelliklerinin de bireylerin bu noktaları algılamasında ve yönelmesinde etkili olduğu sonucuna varılmıştır. Ayrıca fiziksel ve işlevsel çekim noktalarının niteliksel olarak güçlü, sayıca çok, çeşitli ve bütünleşik olduğu yerlerde, kentsel güvenlik hissinin yüksek olduğu tespit edilmiştir.