Mimarlıkta ifade ve içerik problemi

dc.contributor.advisor Aydınlı, Semra ; Akay, Ali
dc.contributor.author Çelik, Önder
dc.contributor.authorID 657220 tr_TR
dc.contributor.department Mimari Tasarım Bilim Dalı tr_TR
dc.date.accessioned 2022-03-16T10:51:04Z
dc.date.available 2022-03-16T10:51:04Z
dc.date.issued 2020
dc.description Tez (Doktora) -- İstanbul Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2020 tr_TR
dc.description.abstract Enformasyon ve iletişim toplumlarının günümüzde geldiği nokta ile birlikte mimarlık faaliyetinin pek çok açıdan köklü bir dönüşüm geçirdiği gözlemlenebilir. Bu toplumlara özgü teknolojilerin yarattığı olanaklarla mimarlığa özgü düşünsel ve araçsal pek çok temsil biçimi etkisiz hale gelmiştir. Bu çalışmada mimarlığın güncel durumunda yeniden etkili olabilmesi için ifade ve içerik problemi üzerinden 'paradoksal fark' perspektifinden pratik-etik bir eleştiri olanağı için bir yeniden-okuma yapılmaktadır. Bu tez çalışmasının amacı, özellikle 20. yüzyılın ortalarından itibaren ortaya çıkan sibernetik ve simülasyon teknolojilerinin yarattığı olanaklarla mümkün hale gelen enformasyon ve iletişim teknolojilerinin, mimarlığa özgü hakikat kurguları ve öznellik biçimlerine, kent ve mimarlık deneyimlerine etkileri ve bu etkilerin yarattığı dönüşümlerin ortaya konulmasıdır. Bu teknolojilerin etkilerinden biri olan "sayısallaşma" ile mimarlık özellikle 1990'lardan sonra beliren ağsı toplumların enformasyon akışlarında temsil-altı bir sürece girmiş olup, süreci, değişimi ve zamanı kendisine nesne kılmıştır. Bu tez çalışmasının bakış açısında, nesnesi süreç ve değişim olmaya başlayan mimarlığın yeni simülasyon teknolojileri aracılığıyla zamanı taklit etmeye başladığı, bu anlamda mimarlığa özgü düşünsel ve araçsal pek çok temsil biçiminin etkisiz hale geldiği düşünülmektedir. Ortaya çıkan bu köklü dönüşüm içinde pratik-etik başka bir yaşama olanağı kurabilmek için hem bu süreci anlamaya yardımcı olacak hem de dönüştürmek için çeşitli perspektifler kazandırabilecek bir yaklaşım geliştirmek, bir yeniden-okuma önermek ve yeni tartışmaların kapısını aralamak bu çalışmanın temel hedeflerindendir. Bu çalışmada bu amaç ve hedeflerle, mimarlığın çağdaş durumunda yeniden etkili olabilmesi için ifade ve içerik problemi üzerinden 'paradoksal fark' perspektifinden bir yeniden-okuma yapılmaktadır. Gilles Deleuze ve Felix Guattari'nin, geliştirdikleri ifade ve içerik kavram ikilisi, felsefede temsilsel-analojik düşünce geleneğinin politikalarına karşı alternatif bir yol önermekle birlikte, sibernetik çağda kendi içinde önemli dönüşümler geçiren kapitalizmin de, özellikle yirminci yüzyılın ikinci yarısından itibaren ortaya çıkan enformasyon ekonomisinin analizi için de daha etkin olabilecek pratik-etik bir eleştiri olanağını verir. Bu enformasyon ekonomisi analizi özünde içinde bulunduğumuz toplumların enformasyon değil denetim toplumları olduğu üzerinedir. Dolayısıyla bu çalışma, denetim toplumları koşullarında mimarlığın ne yapabileceği ve ne isteyebileceği üzerinedir. Diğer bir deyişle, pratik-etik bir eleştiri olanağı bu tez çalışmasının -mimarlıkta alternatif bir hakikat ve öznellik tarzı üretimi potansiyeli açısından- temel motivasyonudur. Mimarlığın zamanı taklit ettiğini ileri süren bu çalışma, problemin anlaşılması için geleneksel ve modern pek çok zaman anlayışından farklı olarak soybilimsel bir zaman anlayışı çerçevesinde soruna yaklaşmayı önerir. "Şimdinin ontolojisi" (Foucault) olarak soybilim, sibernetik teknolojilerince üretilen simülasyon biçimlerini ve bu biçimlerin ışık akışları boyunca ürettiği enformel öznellikleri paradoksal fark perspektifinden ve ifade ve içerik ikilisinin eklemlenmesi üzerinden analiz edebilme olanağı sağladığı ve yaşamı kendisine nesne kılan biyoiktidarın üretiği hakikat oyunları ve öznellikleri çözümleme olanağı sağladığı ve başka bir yönetimsellik perspektifine işaret ettiği için bu çalışmada benimsenen düşünsel yöntemdir. Bu çalışmanın ikinci bölümü ifade ve içerik probleminin ne olduğu ve nasıl kurulduğu üzerinedir. İfadenin, paradoksal fark ile ilişkisi bakımından tarihine odaklanan bir altbölümden sonra ifade ve içerik probleminin mantığına değinilmiştir. Daha sonra da ifade ve içerik probleminin soybilimsel yöntem ile olan ilişkisi çözümlenmiş, mimarlıkla olası bağlantılarına odaklanılmış ve daha sonraki bölümlerde mimarlığa özgü malzemenin nasıl ele alınacağına dair yaklaşım gösterilmiştir. Temsili-analojik düşünce anlayışı, genel olarak zihin ve madde ayrımı (zihin-beden veya düşünülür ve duyulur veya gösteren ve gösterilen) üzerinden kurgulanan mimari tasarım problemleri, bu ayrım veya yarık üzerinden işleyen birçok tasarım politikası veya stratejisi klasik, modern veya postmodern mimari tasarım stratejileri ve yorumları, zihin ve beden arasında karşılıklı uyum, tipoloji, veya gösteren ve gösterilen arasındaki ilişki aracılığı ile kurulmuştur. Fakat ifade ve içerik arasında "hiçbir karşılıklı uyum, hiçbir neden-sonuç ilişkisi ve hiçbir gösteren-gösterilen ilişkisi yoktur: gerçek bir ayrım, karşılıklı önvarsayım yalnızca eşbiçimcilik vardır." Bu strateji ile düşüncenin temsili-analojik düşüncenin dogmatik imgesine karşı yeni bir imgenin mümkün olduğu, geleneksel düşünce imajlarının eleştirisi ile tasarım süreci için yeni soyut makinelerin icad edilmesinin mümkün olduğu tartışmaya açılmıştır. Düşünce sorunsallaştırılmış ve sorunsallaştırmanın üçlü kökü olan bilgi, iktidar ve kendilik üzerinden yeniden nasıl kurgulandığı çözümlenmiştir. İfade ve içerik ikilisinin eklemlenmesi düşüncenin bu üçlü kökü üzerinden ele alınmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümü, eski toplumlara özgü iktidar etme pratiklerinin on sekizinci yüzyılın sonlarındaki mutasyonu ile ortaya çıkan biyopolitik çağda, yaşamı kendi nesnesi kılan iktidar biçiminin ürettiği hakikat değerleri ve bilgi düzenekleri (ışık ve dilin eklemlenmesi olarak) ile mimari öznelliklerin üretimi üzerine odaklanmıştır. Yeni bir yönetimsel aklın (Foucault) ortaya çıktığı bu süreç, bu tez çalışmasının bakış açısından modern mimarlığın ortaya çıkışı Foucault'nun çözümlemesini yaptığı, "biyopolitik çağ" olarak adlandırdığı bu süreçten ayrı olamaz. Bu çağda mimarlığa özgü dönüşümler sanayi devrimlerini takiben ortaya çıkan dört dönem ile birlikte kurgulanmıştır. Her bir sanayi dönemi, biyopolitik makinedeki farklı üretim tarzları olarak düşünülmüş ve paradoksal farkın kontrolü bağlamında ifade ve içerik eklemlenmelerine odaklanmıştır. Biyopolitik makinenin sırasıyla mekanik tarzı, teknik tarzı, elektronik tarzı ve dijital tarzı, literatürde yaygın olarak kullanılan sanayi devrimlerinin yerlerine kullanılmıştır. Çalışmanın dördüncü bölümü ise, üçüncü bölümde yeniden-okuması yapılan biyopolitik çağın son aşamasında beliren biyopolitik makinenin dijital tarzında paradoksal farkın denetimi bağlamında ifade ve içerik ikilisinin eklemlenmelerine odaklanan bir okuma yapmış, mimari hakikat ve öznelliklerin nasıl üretildiği üzerinde durmuştur. Paradoksal farkın mimarlıkta özelikle 1970'lerden sonra gündeme gelişi üzerinde durulmuş ve pratik-eleştiri ile ilişkisine değinilmiştir. Eleştiri ile ilişkisi bakımından özellikle 1990'larda ortaya çıkan mimarlıkta politika-sonrası ve eleştiri-sonrası söylemleri, ifade ve içerik problemi açısından tartışılmıştır. İnsan-sonrası bir sürecin tartışıldığı mimarlık ortamında mimarlığın maddesi ve biyolojisi yine paradoksal fark perspektifinden ifade ve içerik ikilisinin eklemlenmesi açısından ele alınmıştır. Mimarlığın denetim teknolojileri bağlamında değişen kent dinamiği ile ilişkisine dikkat çekilerek mimarlığın zamanı taklit eden faaliyet olarak bir "duygulanım mimarlığına" dönüştüğü gösterilmiştir. Bu çalışma düşüncenin söz konusu edilen problematizasyonu ile mimarlık üretimi içinde paradoksal farkın gündeme getirdiği ifade ve içerik problemi üzerinden mimarlık, yaşam ve siyaset ilişkisine dair, insan-sonrası tartışmaları ile birlikte hem bir yeniden-okuma hem de pratik-etik bir eleştirel yaklaşımın araştırılması üzerine olmakla beraber gelecekte verimli tartışmalara yol açmasını temenni etmektedir. tr_TR
dc.description.abstract Considering the state of information and communication societies in the present day, it can be observed that the practice of architecture is transformed in a radical way. With the possibilities created by technologies peculiar to these societies, many intellectual and instrumental forms peculiar to architecture became ineffective. For the sake of a practico-ethical criticism, this work attempts a re-reading from a 'paradoxical difference' perspective and through the problem of expression and content so that architecture may become effective again in the current situation. The aim of this thesis is to reveal the effects of information and communication technologies, which have become possible with the possibilities created by cybernetics and simulation technologies that have emerged since the mid-20th century, on truth formations and forms of subjectivities specific to architecture, on the urban and architectural experiences, and also to reveal the transformations created by these effects. With 'digitalization', which is one of the effects of these technologies, architecture has entered a sub-representation process in the information flows of the network societies that appeared especially after the 1990s, and rendered the process, change and time as its objects. From the point of view of this thesis, it is argued that architecture, whose object has become process and change, has begun to imitate time through new simulation technologies, and in this sense, many intellectual and instrumental representation forms specific to architecture become ineffective. Main objectives of this study are to develop an approach that will both help to understand this process and bring various perspectives to transform it in order to establish a practico-ethical possibility of another life during this radical transformation propose; to suggest a re-reading and open the door to new discussions. With these goals and objectives, a re-reading is made from a 'paradoxical difference' perspective and through the problem of expression and content, in order to render the discipline of architecture effective again in its contemporary situation. The dual concept of expression and content developed by Gilles Deleuze and Felix Guattari offers an alternative way to the politics of the representational-analogical tradition of thought in philosophy. It also provides the opportunity for a practico-ethical criticism that can be more effective for the analysis of capitalism, which has undergone significant transformations in the cybernetic era, especially for the information economy that emerged in the second half of the twentieth century. In essence, this information economy analysis suggests that we are no longer living in information societies but control societies. Therefore, this study is about what architecture can do and want under the conditions of control societies. In other words, the possibility of a practico-ethical criticism -in terms of the potential to produce an alternative mode of truth and subjectivity in architecture- is the main motivation of this thesis study. This study, which claims that architecture imitates time, suggests approaching the problem within the framework of a genealogical understanding of time, unlike many traditional and modern conceptions of time. Genealogy, as the 'ontology of the present' (Foucault), is the intellectual method of this study because it provides the opportunity to analyze the simulation forms produced by cybernetic technologies and the informal subjectivities produced by these forms through the light flows from the perspective of paradoxical difference and through the articulation of the expression and content duality. It also provides the opportunity to analyse the truth games and subjectivities produced by the biopower and points out another perspective of governmentality. The second part of this study is on what the expression and content problem is and how it is established. After a subsection focusing on the history of the expression in terms of its relation to the paradoxical difference, it focuses on the logic of the expression and content. Later, the relationship between the expression and content problem and the genealogical method was analyzed, focusing on its possible connections with architecture, and in the following chapters, the approach to how to handle material peculiar to architecture is shown. Representational-analogical understanding of thought; architectural design problems that are constructed on the separation of mind and matter in general (mind-body or cognitive-sensible or signifier- signified); many design policies or strategies operating through this rupture or split; classical, modern or postmodern architectural design strategies and their interpretations are established through mutual harmony between mind and body, typology, or the relationship between signifier and signified. But between expression and content "there is no mutual congruence, no cause-effect relationship and no signifier-signified relationship, but a real distinction, only isomorphism with reciprocal presupposition". With this strategy, it has been discussed that a new image is possible against the dogmatic image of the representational-analogical thought, and that it is possible to invent new abstract machines for the design process with the criticism of traditional images of thought. Thought has been problematized and how it is reconstructed through knowledge, power and self -which are the triple roots of problematization- has been analyzed. The articulation of the expression and content pair has been handled over this triple root of thought. The third part of the work focuses on the production of architectural subjectivities with truth values and knowledge mechanisms (as articulation of light and language) produced by the form of power that made life its object in the biopolitical age that emerged with the mutation of the power practices peculiar to ancient societies at the end of the eighteenth century. This process, in which a new governmentality (Foucault) emerged -from the point of view of this thesis study, the emergence of modern architecture- cannot be separated from this process that Foucault analyzed and called the 'biopolitical age'. Architectural transformations in this age are categorized within the four periods that emerged following the industrial revolutions. Each industrial period is conceived as different modes of production in the biopolitical machine and focused on articulation of expression and content in the context of the control of paradoxical difference. The mechanical style, technical style, electronic style and digital style of the biopolitical machine have been used respectively in place of the industrial revolutions widely used in the literature. The fourth part of the study, on the other hand, made a reading focusing on the articulation of the expression and content pair in the context of the control of the paradoxical difference in the digital mode of the biopolitical machine that emerged in the final stage of the biopolitical age -which was rereaded in the third part- and focused on how the architectural truth and subjectivities are produced. The come up of paradoxical difference in architecture, especially after the 1970s, has been emphasized and its relation with practico-criticism is mentioned. In terms of its relation to criticism, post-political and post-critical discourses in architecture, which emerged especially in the 1990s, were discussed in terms of the problem of expression and content. In an architectural environment where a post-human process is discussed, the substance and biology of architecture are discussed from the perspective of paradoxical difference in terms of articulating the duo of expression and content. Drawing attention to the relationship of architecture with the changing urban dynamics in the context of control technologies, it has been shown that architecture has transformed into an 'architecture of affect' as an activity imitating time. This study is about both a re-reading and the investigation of a practico-ethical critical approach on the aforementioned problematization of thought and the problem of expression and content brought to the fore by the paradoxical difference in architectural production, together with post-human discussions on the relationship between architecture, life and politics. It's hoped that this study will lead to fruitful discussions in the future. en_US
dc.description.degree Doktora tr_TR
dc.description.degree Ph. D. en_US
dc.identifier.uri http://hdl.handle.net/11527/20018
dc.language.iso tr tr_TR
dc.publisher Fen Bilimleri Enstitüsü tr_TR
dc.subject Batı mimarisi tr_TR
dc.subject Western architecture en_US
dc.subject Bilişsel mimari tr_TR
dc.subject Cognition architecture en_US
dc.subject Kent mimarisi tr_TR
dc.subject Urban architecture en_US
dc.subject Modern mimari tr_TR
dc.subject Modern architecture en_US
dc.subject Çağdaş mimari tr_TR
dc.subject Postmodern architecture en_US
dc.title Mimarlıkta ifade ve içerik problemi tr_TR
dc.title.alternative The problem of expression and content in architecture en_US
dc.type Doctoral Thesis
dcterms.rights Kurumsal arşive yüklenen tüm eserler telif hakkı ile korunmaktadır. Bunlar, bu kaynak üzerinden herhangi bir amaçla görüntülenebilir, ancak yazılı izin alınmadan herhangi bir biçimde yeniden oluşturulması veya dağıtılması yasaklanmıştır. tr_TR
dcterms.rights All works uploaded to the institutional repository are protected by copyright. They may be viewed from this source for any purpose, but reproduction or distribution in any format is prohibited without written permission. en_US
Dosyalar
Orijinal seri
Şimdi gösteriliyor 1 - 1 / 1
thumbnail.default.alt
Ad:
502112008.pdf
Boyut:
3.73 MB
Format:
Adobe Portable Document Format
Açıklama
Doktora tezi
Lisanslı seri
Şimdi gösteriliyor 1 - 1 / 1
thumbnail.default.placeholder
Ad:
license.txt
Boyut:
3.06 KB
Format:
Item-specific license agreed upon to submission
Açıklama