Dijitalleştirme ve hibrit çalışmanın karbon ayak izi etkisine yönelik bir model önerisi
Yükleniyor...
Dosyalar
Tarih
Yazarlar
Bölüm / Program
Proje ve Yapım Yönetimi Bilim Dalı
Dergi Başlığı
Dergi ISSN
Cilt Başlığı
Yayıncı
Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
Türü
Özet
Teknolojik gelişim ve dijital dönüşüm tüm hayatımızı kalıcı bir şekilde değiştirirken iş hayatı ve çalışma düzeni de bu değişim ile birlikte evrilmektedir. Çalışanların masa başındaki işlerini yapmak için gittikleri ortama, ofis denilmektedir. Geleneksel düzende haftada beş gün ofise giderek işlerin yapıldığı dünyada ofis, sadece spesifik fiziksel bir ortamı tanımlarken; günümüzde ise çevrimiçi bağlanıp çalışılabilen her alanı tanımlayabilmektedir. 18. yy' dan günümüze ofis kavramının dönüşümünde dört büyük dönüm noktası olmuştur. Birincisi Sanayi Devrimi ile birçok işçinin kırsaldan şehir merkezine taşınması ve verimlilik, üretkenlik gibi konuların çok daha fazla odağa alınması ile açık planlı ofislerde en fazla sayıda masanın konulduğu yöneticilerin çalışanların hepsini takip ettiği düzendeki ofislerin oluşumudur. İkinci dönüm noktası 19.yy. sonlarında modernleşme döneminde daktilo, telgraf, telefonun çok daha yaygın kullanımı ile ofis ortamında olan dönüşümdür. 20. yy'da Bilgi Çağı'na geçiş ile işlerin bilgisayarlar aracılığıyla yapılması, masa düzenlerinde, işlerin yapılma şeklinde ve buna bağlı olarak da ofis ortamında değişime neden olmuştur. Dördüncü dönüm noktası da Dijitalleşme'dir. Web'in halka açılması ile yüksek hızlı internet bağlantıları genişlemiş, akıllı telefonlar artık gündelik hayatın bir parçası olmuştur. Bu değişiklik ofisleri tek başına çalışılan bir ortamdan, aktivite bazlı olarak ihtiyaca yönelik faklı kullanım alanları bulunan daha özel mekânlar haline getirmiştir. Dijitalleşme ile birlikte, iş yapış şekillerinde köklü değişiklikler meydana gelmiştir. İşlerin tamamlanması için fiziksel olarak bir yerde bulunmak değil hızlı bir internet bağlantısı ve gerekli yazılımların yüklü olduğu bir bilgisayar yeterli olmaktadır. Covid-19 Pandemisi ile birlikte zorunlu olarak deneyimlenen; fiziksel olarak bir araya gelmeden, işlerin tamamlanabilmesi, yeni bir çalışma hayatının mümkün olduğunu herkese kanıtlamıştır. Geleneksel çalışma modelinde işlerin tamamlanması için, fiziksel olarak ofise gidilerek çalışılmakta, toplantılar mümkün olduğunca yüz yüze yapılmaktadır. Dijitalleşme ile hayatımıza giren, pandemi ile birlikte de uygulanılırlığı çok daha fazla genişleyen uzaktan çalışma pratiğinde ise, işlerin tamamı dijital ortamlarda yapılmakta, toplantılar sanal odalarda gerçekleşmekte ve sosyalleşme çevrimiçi platformlarda olmaktadır. Hibrit çalışma ise, belirli süre ofiste, belirli süre ise uzaktan bağlanarak çalışılabilinen karma bir düzendir. Dijitalleşme sonrasında ofislerin sağlaması gereken seviye çok daha farklıdır. Ofisler artık, çalışanların evinin konforu, en sevdikleri kafenin sıcak ortamı ile yarışmakta; gerektiğinde yüksek sesli bir toplantı yapabilecekleri kişisel mahremiyeti sağlayabilecek yerleri de barındıran tasarımlar ile değişmektedir. Hibrit çalışma ile birlikte şirket kültüründe gerçekleşen değişim ofisin kullanım alışkanlıklarını da farklılaştırmıştır. Herkesin kendine ait bir masası, alanı olduğu geleneksel ofislerden, ofisin içerisinde ihtiyacına uygun bir alan rezerve ederek kullanılacak yeni bir düzen oluşmuştur. Hibrit çalışmaya uygun düzenlenmiş bir ofiste çalışan güne ekibi ile kahve içip konforlu bir kanepede sohbet ederek başlayıp, sonrasında ofisteki bir toplantı kabininden dünyanın öbür ucundaki bir toplantıya katılabilir, öğleden sonra ise proje grubu ile ortaklaşa paylaşımlı bir masada fikir alışverişi yaparak çalışabilir. Geleneksel olarak yüz yüze çalışma, uzaktan çalışma ve hibrit çalışma hem işverenler hem de çalışanlar için hem faydalı hem de eksik yönler içermektedir. Geleneksel çalışma şirketlere olan bağlılığı arttırırken, her gün işe gidip gelirken kaybedilen zaman, iş-özel yaşam dengesi anlamında da zordur. Uzaktan çalışmada, yüz yüzeyken kazanılan birliktelik duygusu çevrimiçi çok daha zor olmaktadır, bunun yanında çalışanların günlerini kendi ihtiyaçlarına göre planlama esnekliklerinin olması büyük bir değer yaratmaktadır. Hibrit çalışma ise geleneksel ve uzaktan çalışmanın bir karışımıdır, çalışanlar hem uzaktan hem de ofiste çalışabilmektedir. Çalışanların programları ve konumları anlamında esnek olmalarını sağlarken, işbirliği ve iletişim fırsatları ile verimliliği de arttırmaktadır. Şirketler çalışanların ihtiyaçlarına, şirket kültürüne, kaynakların kullanımına ve özellikle de çevresel etkilerine de bakarak çalışma yöntemlerini planlamalıdırlar. İnsan faaliyetleri ve doğal kaynaklar tarafından atmosfere salınan sera gazları çevreye olan etkimizi arttırmakta ve iklim değişikliğine, deniz seviyesinin yükselmesine, ekosistemin bozulmasına, doğal afetlerin şiddeti ve sıklığının artmasına sebep olmaktadır. Karbon ayak izi; bir kişinin, bir kurumun veya bir faaliyetin sera gazı emisyonlarını ölçmek için kullanılan bir metriktir. Bu metrik ölçülerek, çevreye olan etkinin farkındalığını arttırıp, neden olduğu çevresel etkiyi azaltacak çevre dostu davranışlar sergilemenin desteklenmesi hedeflenmektedir. Karbon ayak izi Karbon eşdeğeri (CO2e) biriminden hesaplanır ve sera gazlarının ışıma kuvvetinin karbon dioksit ile karşılaştırılmasıyla bulunur. Ulaşım, seyahat, enerji tüketimi, inşaat yapımı, bina kullanımı ve atıklar karbon ayak izini arttıran faaliyetlerdir. İş hayatında bu faaliyetleri azaltmak için atılacak önemli adımlar bulunmaktadır. Çalışma hayatının pandemi sonrası değişimi de birçok açıdan olumlu değişiklikler sağlamıştır. Başlıca dört değişim karbon ayak izini olumlu olarak etkilemektedir. Birincisi yeni çalışma yöntemleri ile ofis alanlarına olan ihtiyacın azalması ve ofis alanlarının küçülmesidir. İkinci olarak, hibrit ve uzaktan çalışma olanakları ile işe gidiş geliş trafiğinin azalması önemli bir değişikliktir. Üçüncü olarak, birçok işin uzaktan yapılabilirliğinin görülmesi ile iş seyahatlerinin azalması büyük bir fark yaratmaktadır. Dördüncü olarak da çalışma şeklindeki esneklik, ofislerin havalandırma ve aydınlatma sistemlerinin de daha etkin yürütülmesine olanak tanımış ve karbon ayak izini azaltmayı sağlamıştır. Türkiye çevre konularında uluslararası işbirliği ve koruma çabalarına katkı sağlamak amacıyla, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC), Kyoto Protokolü, Paris Anlaşması, Viyana Sözleşmesi ve Montreal Protokolü gibi çevreyle ilgili uluslararası anlaşmalarda taraftır. Son 25 yılda değişen yaşam tarzımızla Türkiye'deki bireysel karbon ayak izi iki katına çıkmıştır. Ülkemizin 2030 yılına kadar karbon ayak izimizi 500 milyon ton azaltma hedefine ulaşabilmesi için her adımımızda çevresel sürdürülebilirlik bakış açısı mutlaka değerlendirilmelidir. Bu bağlamda tez çalışmasının amacı, çalışma şekillerinde gerçekleşen değişimin sürdürülebilirlik açısından yarattığı etkiyi, danışmanlara veya büyük ölçekli çalışmalara başvurmadan pratik bir şekilde ölçerek, çevresel farkındalığı arttıracak bir model önerisi sunmaktır. Bu model, şirket yöneticilerine, inşaat ve gayrimenkul yöneticilerine, operasyon direktörlerine sürdürülebilirlik perspektifiyle karar alma sürecinde yol gösterici olma potansiyeline sahip olacaktır. Tez çalışmasının kapsamı, İstanbul ili ile sınırlandırılmıştır. Önerilen model, İstanbul merkezli bir şirketin, çalışma şeklini değiştirmesinin karbon ayak izini ne kadar azalttığı hakkında fikir alabileceği, kolay kullanılır bir sayısal hesaplayıcıdır. Tez kapsamında önerilen model çerçevesinde dijitalleşmeyle değişen çalışma şekillerinin çevresel etkisinin dört alanda olacağı belirlenmiştir. Bu dört alandan iş seyahatlerinin azalması ve çalışma şeklinin esnekliği sebebiyle bina havalandırma ve aydınlatma sistemlerinden gelecek etki, bir odak konulduğunda değişen oranlarda olabilecektir. Bu nedenle çalışma yöntemi değiştiğinde mutlaka değişecek olan; ofis alanının küçülmesi ve işe gidiş geliş trafiği ile oluşan emisyonlar çalışmanın kapsamında değerlendirilmiştir. İstanbul ili bisiklet ve yaya ulaşımına uygun olmadığı için, modelde toplu taşıma ve özel araç ile işe gidiş geliş emisyonları hesaplanmıştır. Model hesaplama için, şirketin çalışan sayısını, işe gidip gelirken hangi ulaşım yöntemini tercih ettiklerini, araba ile geliyorlarsa arabalarının yakıt türlerini, ofise kaç gün gelinmesini istediklerini ve ofis alanında yapacakları değişimi sorarak, 5 gün ofise gitmek yerine yeni çalışma modeli bir senede ne kadar CO2e üretmediklerini hesaplamaktadır. Hesaplanan karbon miktarını kaç hektar orman tarafından temizlendiğini de bilgi olarak gösterilmektedir. Modelin içinde çalışan sayısını ve ofise gelme sıklığı bilgisi sonrasında, ideal şartlarda kaç m2 alana ihtiyaçları olacağı da hesaplanarak gösterilmektedir. Önerilen modeli, küçük, orta ve büyük ölçekli üç şirket ile denemesi yapıldığında, hektarlarca ormanın ancak temizleyeceği CO2e üretiminin önüne geçilebileceği görülmektedir. Hibrit çalışma modeli, iş dünyasında karbon ayak izini azaltma yolunda önemli bir araç olarak öne çıkmaktadır. Ofise kaç gün geleceğine, ihtiyaçtan daha büyük ofisleri kullanmaya devam edip etmeyeceğine, belirlediği modelde ne büyüklükte bir ofise ihtiyaçları olduğunu hesaplayanbu model pratik ve önemli bir yol gösterici olacaktır. Şirketlerin karbon ayak izlerinin büyüklüğünü de dikkate alarak karar vermesi, verdiği kararların çevreye olan etkisi konusunda bir karşılaştırma yapabilecek olması, karbon emisyonlarının azaltılması ve çevrenin korunması konusunda önemlidir. Çalışmanın kapsamı, gelecek dönemlerde ek araştırmalar ile farklı şehirlere uygulanabilecek ve ilave kriterlerin de sorularak hesaplamaya imkân vermesi mümkün olabilecektir.
Tanım
Tez (Yüksek Lisans) -- İstanbul Teknik Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2022
Dergi veya Seri
ISSN
ISBN
Haklar
Anahtar Kelimeler
Dijitalleşme, hibrit çalışma, karbon ayak izi, model önerisi