Please use this identifier to cite or link to this item: http://hdl.handle.net/11527/14395
Title: Hareketin Topografyası Olarak Mimarlık
Other Titles: Architecture As Topography Of Movement
Authors: Şentürer, Ayşe
Rasimoğlu, Nazmiye
10065496
Mimarlık
Architecture
Keywords: Mimarlık (architecture)
Hareket (movement)
Topografya (topogarphy)
Zaman (time)
Mekan (space).
Mimarlık (architecture)
Hareket (movement)
Topografya (topogarphy)
Zaman (time)
Mekan (space).
Issue Date: 23-Oct-2015
Publisher: Fen Bilimleri Enstitüsü
Institute of Science And Technology
Abstract: Çalışma, hareket ve mimarlığın ilişkisini araştırır. Hareket kavramı, durağan bir yapı olarak görülen mimarlığın yaşamsallaşmasının aracısı olarak değerlendirilmiştir. Bu araştırma ile yaşamın arka planında kalan mimarlığın, yaşamın etkin unsurlarından birine dönüşebilmesi olanağı tartışılmıştır. Hareketin topografyası olarak mimarlık ise yaşamın içinde yer aldığı boşluğun sınır çizgisi olarak tanımlanmıştır. Döşeme, duvar, merdiven ve tavanın kontur çizgileri, topografyanın sınırlarını çizgilerini oluşturur. Bu sınır, hareketin yaşam ya da durağanlık üzerinden tanımlanmasına paralel olarak biçimlenir. Hareket, neredeyse durağan olmayan her şeyi anlatabilmek için kullanılmaktadır. Yaşam, eylem, değişim, dönüşüm, işlev, yer değiştirme gibi farklı tanımlara sahip hareket kavramı, mimarlık yazınında çok yönlü karşılıklara sahiptir. Zamanla ilgi olarak geçicilik-kalıcılık, işlev, program; mekânla ilgili olarak yönelme, yer değiştirme, ilişki; yapı ile ilgili olarak parça-bütün, sistem, esneklik başlıkları bunlardan bazılarıdır. Çok yönlü, çok anlamlı bir kavram olarak hareketin, mimarlıkla ilişkisinin araştırılabilmesi için bir strateji geliştirmek gereği doğar. Tezin hareket kavramını açıklamak ve mimarlıkla ilişkisini kurmak için kullandığı strateji, hareketi içinde yer aldığı bütün ile birlikte değerlendirilmesi olmuştur. Hareket, içinde bulunduğu bütünden etkilenmektedir. Bu etki, bütünün hareketin tanımlanmasında bir arka plan oluşturması ve hareketin bütünde yer alabilmesi için anlamının dönüştürülmesi olarak gözlenmektedir. Bu nedenle hareketin tarifi, hareketin nasıl bir bütünde yer aldığı ve anlamının ne şekilde dönüştürüldüğünün tarifi ile eş zamanlı olarak yapılmalıdır. Giriş bölümünde, hareketin A ve B noktaları arasında doğrusal ilişki kuran bir çizgi olarak tanımlanması tartışılmıştır. Bergson’a göre hareketin en basit tarifi olan A ve B arasında çizginin yaşamsallaşması olanağı örnekler üzerinden incelenmiştir. Hareketin yaşamsallaşma olanağının; ancak yaşam ile birlikte düşünülmesi durumunda ortaya çıkacağı vurgulanmıştır. Hareketin, bütün içinde etkilendiği unsurların bir arada bulunduğu yer, hareketin topografyası olarak tanımlanmıştır. Hareket ve topografyanın biçimselleştirilmesi başlığında, hareketinin anlamının bir işlevsellik ekseninde dönüştürülmesi süreci açıklanmıştır. Hareket ve topografyanın tarifini belirleyen biçimselleştirme, bütün içinde yer alan tüm parça ve ilişkilerin sınırlarını belirler. Dolayısıyla bütünün sınırlarını belirler. Bu sınırlar dışında kalan nitelikleri tanımsız bırakarak dışlar. Dışarıda kalan anlam, A ve B arasında yer alan çizgi olarak hareket ile yaşamdaki ilişki olarak hareket arasındaki boşluktur. Bu boşluk, hareketin yaşamsallaşma aralığıdır. Hareket ve topografya ilişkisi, bu boşluğun zamansal ve mekânsal niteliklerini tanımlar. Hareketin yaşamsallaşmasının, hareketin zaman ve mekan tarifleri üzerinden topografya ile ilişkilendirilmesi ile olanaklı olduğu vurgulanmıştır. Yaşamsallaşma ve işlevselleşme, hareketin içinde yer aldığı bütünün biçimselleştirilmesindeki eğilimlerdir. Bu bölümde, felsefe ve fizikte tariflenen farklı kurgular, yaşamsallaşma ve işlevselleşme eğilimleri etkisinde yeniden tanımlanan hareket, topografya, zaman ve mekan kavramları üzerinden açıklanmıştır. Bu şekilde hareketin A ve B arasındaki çizgi olarak biçimselleştirilmesinin felsefede ve fizikte dayanakları ve yaşamsallaşmasının olanakları sorgulanmıştır. Yaşamsallaşma olanakları, hareket, topografya, zaman ve mekanın ilişki kurarak sınırlarının belirsizleştiği kesişme (tekillik), bütüne yönelme (çoğulluk) ve yaratıcı ilişki kurma (oluş) durumlarında görülmüştür. Mimari tasarım sürecinde hareketin tanımladığı bütün, felsefede ve fizikte hareketin tanımlandığı bütünün kullandığı biçimselleştirmeden etkilenir. Mimarlığın, hareketi işlevselleşme eğilimiyle tanımladığı bütün, tezde mimari kurgu olarak adlandırılmıştır. Mimari kurgu, hareket topografya ilişkisinde ortaya çıkan zaman ve mekanı, mimari program ile tanımlar. Mimarlık, mimari programa uygun bir mekansal düzenleme oluşturarak hareketin topografyasını biçimselleştirmiş olur. Mimari program, hareketin, dolayısıyla zamanın ve mekanın işlevselleşme eğilimiyle düzenlenmesi olarak karşımıza çıkar. Hareketin topografyası ise mimari programın gereklerine uygun olarak yapılan mekânsal düzenlemenin çizdiği sınırdır. Mimari program, yapıda geçen zamanın tanımlanması ve mekanın düzenlenmesi aracılığı ile hareketi tanımlamış olur. Mimari kurguda yer alan ve yapı içinde gerçekleşmesi öngörülen harekete uygun olarak tasarlanmış duvar, döşeme, merdiven ve çatı hareketin topografyasının sınırlarını oluşturur. Yaşamın hareket aracılığıyla mimari kurguya dahil edilmesi durumu, mimari programın yeniden düzenlenmesi ve kullanılagelen mekânsal düzenlemenin hareketin yeni tarifine göre değiştirilmesini araştıran mimarlıkların ürünlerinde, süreçlerinde ve tasarım yaklaşımlarında gözlenebilir. Tezde, hareketi dolayısıyla yaşamı topografyasına dahil etmeyi deneyen mimarlıklar üç farklı kurgu içinde yaşamsallaşma olanakları üzerinden tartışılmıştır. Bunlar, işlevselleşen mimari kurguda tanımlanan hareket ve topografya, yaşamsallaşan mimari kurguda kesişen hareket ve topografya, mevcut kurgunun aralıklarında yaşamsallaşan hareket ve topografyadır. İşlevselleşen mimari kurgu, farklı hareketlerin etkisinde oluşabilecek zaman ve mekanın tüm olasılıklarını aynı topografya içinde birleştirerek düşünür. Bu bölümde Embriological House projesi incelenmiştir. Projede iç ve dış hareketlerin gerilimiyle bir embriyo kadar yoğun ve esnek bir ilişki kuran bir mimari kabuk tariflenir. Bu mimari kabuğun temel biçimi, güneş ışınları, rüzgar, yağmur gibi dış mekan faktörleri ve işleve ve kullanıcıya dair iç mekan faktörlerinden etkilenir. Farklı hareketlerin birleşmiş etkisi altında, kabuğun formu hareket için uyumlu bir topografya sağlayacak şekilde biçimlenir. Sonuç olarak hareket ve topografyanın en yüksek derecede uyumlu olduğu işlevselleşen bir mimari kurguya ulaşılmış olur. Yaşamsallaşan mimari kurgu, işlevselleşen kurgunun yaptığı hareket ve topografya tarifinin bozulması ile ortaya çıkar. Hareket ve topografyanın, işlevselleşen kurgudaki tanımları ve ayrımlarının anlaşılmaz hale geldiği kesişimler incelenir. Bölümde Parc de la Villette örneği, zamansal ve mekânsal ilişkileri barındıran çizgilerin kesişim noktalarında maddeleştiği bir grid olarak değerlendirilir. Bu grid her noktasında farklı kesişimlerin yer aldığı kurguyla çoğulluğa ve yaşamsallaşmaya işaret eder. Mevcut yapının aralıklarında yaşamsallaşan hareket, ilk iki örnekten farklı olarak, mimari kurgu içinde tanımlanan bir hareket değildir. Hareket, mevcut bütünde kurduğu ilişkilerle yeni bir bütünü işaret eden harekettir. İlişkilerin değiştirilmesi üzerinden mevcut bütünün biçimselleştirmesini aşmaya çalışır. Bu nedenle mevcut bütünün aralıklarını araştırır, ona dahil olma yolu arar. Mevcut kurguda yaşamsallaşan hareketin topografyası olarak mimarlık ise ilişki kurmanın, aralıkları yakalamanın ve açmanın peşindedir. Mevcut kurgunun işlevselleştirmede yetersiz kaldığı aralıklarda, mimari müdahalelerle hareketin mimarlığa dahil edilebileceği ilişkileri yaratır. Sonuç olarak, mimarlığın hareketi tanımlanmasının, mimari tasarım süreci de dahil olmak üzere, daha büyük ölçekte bir biçimselleştirme anlayışından etkilendiği anlaşılmıştır. Felsefe ve fizikte alanlarındaki tarifleri incelenen işlevselleşen biçimselleştirme ve onun aracılığıyla oluşturulan farklı yaşam kurguları, hareket dahil olmak üzere her şeyin anlamlandırıldığı ve tanımlandığı düzlemi belirlemiştir. Bu biçimselleştirmenin belirlediği düzlemden ayrılma yolları da yine felsefe ve fizikte araştırılmış olup hareketin yaşamsallaşamasının olanakları, yaşama yönelik zamansal ve mekânsal ilişkiler kurmasında, bu ilişkilerin mevcut düzlemi dönüştürücü gücünde olduğu görülmüştür. Mimarlıkta mimari program ve mekânsal düzenleme üzerinden tanımlanan hareket ve harekete altlık oluşturan topografyanın, ilişkiler kurmak üzere biçimselleştirmenin yarattığı tanımın dışına çıkarılması gereği ortaya çıkmıştır. Bunun için tezde potansiyel görülen durum ise, mevcut kurgunun aralıklarının hareketin topografyası aracılığıyla etkinleştirilmesidir.
Study searches the relationship between architecture and movement. Movement is evaluated as a key factor for transforming the perception of architecture from being static to be alive. The architecture which now constitutes a background for living has the potency to become an active agent of the living through the space in which movement occurs. At the same time, architecture as the topography of movement is depicted as the borders of the space which is physically restricted by floor, walls, stairs and ceiling. However the description of the borders of architecture as the topography of movement is related to the description of the architecture which is perceived either static or alive. Movement is a term which is used to define almost everything which is non-static. Life, action, change, transformation are common examples which have also different responses in the field of architecture. In relation to time, temporariness, permanence, function, programme; in relation to space, disposition, displacement, relation; in relation to building system and flexibility are few examples of the meanings of movements. As a result, a strategy is needed to be developed to extract a meaning of movement which is expected to be a key factor in the relationship between life and architecture. The adopted strategy of the study, in order to make a description of movement and build a relationship between movement and architecture, is to evaluate movement within the whole where it takes place. The whole effects the description of movement by constituting a background and by transforming the description of movement while integrating it to its own structure. As a result, description of the movement must be done simultaneously with the description of the whole and the description of the transformation which the whole forces the movement to become in order to integrate. In introduction, the most basic understanding of movement as a line from point A to B is discussed. According to Bergson (1991), the line from point A to B is the most basic description of movement and it is due to human’s activities which are based on fulfillment of daily requirements. Then, how does this line can become alive to describe a life within architecture through movement? According to the strategy of the study, the key for movement to become alive is to evaluate it in its vital whole. Movement and topography are re-organized and their meanings are re-shaped in the process of integrating to the whole which contains them. The nature of integration to the whole forms movement and topography in a tendency of becoming functional. Forming which has the tendency of becoming functional, draws borders for every part and relationship between parts. Eventually, forming re-shapes meanings of movement and topography by drawing their borders and constituting discriminations. The aspects which are discrimination through forming process remains excluded in the whole where definitions and discriminations are made. The content of the exclusion is the space between the movement as the line from point A to B and the movement as the relationship in the vital whole. This space defines the gap where movement can become alive. The relationship between topography and movement gives timewise and spatial qualites to the space. The spatialization and temporalisation of the space enables the movement to become alive. Becoming alive and becoming functional are two tendencies for the forming of the whole in which movement occurs. In philosophy and physics different wholes are built under the effects of becoming alive and becoming functional. In these built wholes time, space, movement and topography are also re-built and their definitions change. The movement as the line from point A to B is a definition which is effected from becoming functional tendency. This definition also defines space as a measurement of displacement and time as the measurement of the duration of the displacement. These denifitions have their roots in philosophy and physics which sees the world as a mechanism and movement as an effect which serves for the purpose of the mechanism. How these definitions can become alive is the next question of philosophy and physics after the break down of the mechanic whole. Movement as the line becomes movement at the junction points (singularity), movement which tends toward the vital whole (plurality) and movement as the transformation of the essence (becoming) are emphasized as potencies for the movement becoming alive. In architecture, definition of movement and definition of the whole is affected from their definitions in philosophy and physics. Architecture uses a parallel paradigm while forming the knowledge about movement and life. In the thesis, the counterpart of the whole which is formed within the tendency of functionalization is named architectural setup. The architectural setup regulates movement which contains space and time by adopting an architectural program. Architecture forms the topography of movement by structuring a spatial organisation which is coherent to the architectural program. Architectural program regulates the movement, thereby regulates time and space, in the tendency of becoming functional. Consequently, the topography of movement is the borderline which is drawn by spatial organisation that is build in accordance with the architectural program. The architectural program define the movement by defining the time which takes place in a building and making a spatial organisation. Architectural setup which contains wall, floor, stairs, roof in accordance the movement which is expected to take place in a building establishes the borderline of the topography of movement. Promising opportunities in integration of life into the architecture through movement can be observed on design approach, process and final products of the architectures which question assumptions ve postulates about architectural program and its spatial organisation. In the thesis, the architectures which tries to integrate movement thereby life into their topographies are discussed under three main titles. These are movement and topography that are defined in the architectural setup that is becoming functional, movement and topography which intersect in the architectural setup that is becoming alive and lastly movement and topography which becomes alive in the gaps of the existing setup. Architectural setup that is becoming functional integrates movement to its topography by merging all possible variations of time and space. Therefore all possibilities of movement and thereby time and space are saved to the topography before the even take place. The Embriological House Project of Greg Lynn is discussed in this chapter to decode the topography of movement and definition of architectural setup in order to catch the possibility to become alive. Lynn’s Project depicts an architectural skin which establishes and intense and flexible relationship with tension of internal and external movements like an embrio. Basic form of the embriological shell is effected from external factors like sun light, wind, rain and internal factors which are related to user and function of the inner space. The form of the shell is shaped under the combined effects of the different movements. Consequently, the Embiriological House Project is seen to be established an architectural setup that is becoming functional where the movement and topography have the highest level of coherency. Architectural setup that is becoming alive emerges when architectural setup that is becoming functional deteriorates. Intersections which is a sign of becoming alive appears when the margins of becoming functional are insufficient to explain the movement which takes place in the topography. In order to reveal the potentials on becoming alive, Parc de la Villette project is discussed from the point of intersections and margins. The Parc is approached as a grid which contains timewise and spatial relationships as lines and materialised intersections of timewise and spatial relationships as points. The grid which parc de la villete constitutes a plurality with its architectural setup which has differantiated intersections. Thereby the Project found to be implying an architectural setup that is becoming alive which the thesis study searches for. The movement that is becoming alive in the gaps of the architectural existing setup is different from the first two architectural setup at the point of constituting no architectural setup in means of maintaining a whole to define movement and topography. In this case, it is the movement that is undefined in the existing setup, implies becoming alive and a new life. The movement that is becoming alive constitutes relationships with the existing setup while implying a new whole, setup or life. The movement constitutes transcendant relationships with the existing setup to convert it partially to imply new whole, a new life where the existing setup is partially deteriotes and leaves gaps to integrate in. Tha architecture which is cohesive to the movement that is becoming alive has the aim to find out the gaps for enabling the movement to constitute relationships to transform the existing setup. In conclusion, the definition movement of architecture is understood to be a part of a larger understanding of the world and life which forms the knowledge about movement. In fields of philosophy and physics, forming that is in the tendency of functionalising and setups which are created with the same tendency determines the plane of interpretation on which the movement is explained. The potentials of becoming alive is also searched in physics and philosophy fields. As a result, movements which establishes timewise and spatial relationships and transforms the functions of the existing setup is found to have the potential to maintain becoming alive. In architectural field, movement is defined through architectural program and spatial organisation and the topography is defined as the underlay to the movement. This definitions are found to be blocking the potential of becoming alive and should emergently be disrupted and changed. In the thesis study, topography found to be the architectural tool to transform the movement and make setups becoming alive by maintaining timewise and spatial connections with the movement.
Description: Tez (Yüksek Lisans) -- İstanbul Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2015
Thesis (M.Sc.) -- İstanbul Technical University, Institute of Science and Technology, 2015
URI: http://hdl.handle.net/11527/14395
Appears in Collections:Mimarlık Lisansüstü Programı - Yüksek Lisans

Files in This Item:
File Description SizeFormat 
10065496.pdf2.56 MBAdobe PDFView/Open


Items in DSpace are protected by copyright, with all rights reserved, unless otherwise indicated.