LEE- Kimya-Doktora

Bu koleksiyon için kalıcı URI

Gözat

Son Başvurular

Şimdi gösteriliyor 1 - 5 / 6
  • Öge
    Yüzey işlemleri öncesi cam yüzeyine uygulanan çözeltilerin etkileri
    (Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2021) Canbazoğlu, Semin ; Akman, Süleyman ; 693658 ; Kimya
    Cam yüzeyinin kimyasal ve fiziksel özelliklerinin detaylı bir şekilde bilinmesi önemlidir. Yüzeydeki atomların enerjisi yüksektir ve koordinasyonlarını en üst düzeye çıkararak enerjilerini minimize etmeye çalışırlar. Bunun yolu da cam yüzeyine uygulanan işlemler ve/veya cam yüzeyinin maruz kaldığı ortam sayesinde cam yüzeyinden bazı bileşenlerin uzaklaşması ve/veya cam yüzeyine bazı bileşenlerin fiziksel veya kimyasal adsorpsiyonudur. Bunun sonucu olarak yüzeyin kimyasal ve fiziksel özellikleri değişebilmekte; yüzey, korozyona uğrayabilmekte, yüzeye uygulanacak kaplamanın yapışması olumsuz etkilenebilmekte ve en sonunda kaplamanın özellikleri değişebilmektedir. Camın korozyon mekanizmasının belirlenebilmesi ve gerekli önlemlerin alınıp korozyon direnci yüksek kaplama yüzeylerinin elde edilebilmesi gerekmektedir. Düz cam yüzeyi, kalay banyosundan çıktıktan hemen sonra, soğutma sırasında ve özellikle depolama ve nakliye sırasında havadaki nem ile temas eder. Camla temas eden su, özellikle Na+ ve Ca2+ katyonlarının yüzeye difüzyonuna neden olur. Soda kireç silika camında bulunan bu alkali iyonlar, yüzey hidrasyonu ile yüzeyde sodyum hidroksit ve/veya sodyum karbonat oluşumuyla sonuçlanan iyon değişimini içerir, bu da sulu çözeltinin pH değerini arttırarak camın yüzey reaktivitesini artırır ve SiO2 ağ yapının çözünmesine, dolayısıyla korozyon, optik özellik ve mekanik mukavemetin bozulmasına neden olabilir. Kimyasal veya mekanik mukavemeti arttırmak için alkalilerin yüzey bölgesinden uzaklaştırılması amacıyla cam yüzeyinin kaplanmasından önce etkili yıkama işlemleri uygulanmaktadır. Tez çalışmasının ilk kısmında, kaplama uygulamaları öncesinde, yüzeyden alkalilerin uzaklaştırılması için cam yüzeyine uygulanan farklı ön temizleme işlemlerinin etkisi incelenmiştir. Bu amaçla, yüzey liçleme hücresi kullanılarak düzcam yüzeylerinden çözeltilere geçen alkali miktarının sıcaklığa bağlı değişimi, yüzey kompozisyonu, bağ yapısı, yüzey morfolojisi ve yüzey gerilimi analizleri gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın ikinci kısmında, soda kireç silikat cam yüzey temizliğinin, iyon değişimi yoluyla basma gerilmesi tabakasının oluştuğu kimyasal temperleme işlemine etkisi incelenmiştir. Ön işlem uygulanmış ve uygulanmamış numunelerin yüzey kompozisyonları, bağ yapıları, yüzey morfolojileri incelenmiş, kimyasal temperleme işleminden sonra numunelerde meydana gelen ağırlık değişimleri, iyon değişim miktarları, yüzey basma gerilmesi ve tabaka derinliği, kırılma yükü analizleri gerçekleştirilmiştir. Kimyasal temperleme işlemi, difüzyon temelli iyon değişim reaksiyonlarına dayanır. Alkali oksit içeren cam, camsı geçiş sıcaklığının altında, eriyik alkali tuz banyosuna daldırılmasıyla harici çekme gerilmesine karşı bir artık basma gerilme tabakası oluşturulur. Bu durum, cam yüzeyindeki küçük çaplı alkali iyonların, daha büyük çaplı alkali iyonlarla değiştirilmesiyle elde edilir. Yüzeyde oluşan basma gerilmesi camın mekanik olarak dayanımının artmasına neden olur. Kimyasal temperleme işlemi için temizleme işlemi uygulanmamış, deiyonize su ve asidik çözeltilerle temizlenen cam yüzeyler, eriyik KNO3 banyosunda belirli süre ve sıcaklıkta iyon değişimine tabi tutulmuştur. Cam yüzeyinin ön temizlenmesiyle elde edilen sıkıştırılmış tabakanın derinliği arasındaki ilişki yüzey gerilmesi analiziyle incelenmiş ve birim yüzey alanı başına toplam yer değiştiren iyon miktarı ile ilişkilendirilmiştir. Ön temizleme işlemi, işlem uygulanmamış numunelere kıyasla kimyasal temperleme sonrasında potasyum yüzey konsantrasyonu değişerek yüzey stres profillerine ve tabaka derinliğine etki etmektedir. Bu bulgu, kimyasal temperleme için camın optimum ön işlem koşullarının belirlenmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır. Uygun yüzey temizleme işlemleriyle, halka-üstü halka çift eksenli bükme testlerinde, kimyasal temperlenmiş camlar için daha yüksek kırılma yüklerinin elde edildiği tespit edilmiştir.
  • Öge
    Karbonil fonksiyonu içeren heterohalkaların atom ekonomik sentezi
    (Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2021) Kubilay, Hatice Nur ; Merey, Gökçe ; 693185 ; Kimya Ana Bilim Dalı
    Farklı fonksiyonel gruplara sahip heterosiklik bileşiklerin sentezi, uzun yıllardır organik kimya alanında verimli bir araştırma konusu olmuştur. Bu alanda, diazo bileşiklerinin metal katalizörler varlığında reaksiyonlarından yararlanmak oldukça pratik bir yaklaşımdır. Bu yaklaşımla regio-, diastereo- ve enantiyo seçici olarak hedefli heterosiklik yapıların sentezi mümkün olmaktadır. Reaksiyonlarda kullanılan katalizörün metali, ligandının yapısı, diazo bileşiğinde bulunan grupların akseptör/donör özellikleri ve reaksiyon koşulları ürün çeşidini ve dağılımını önemli ölçüde etkilemektedir. Çalışmada, Mitsunobu reaksiyonu kullanılarak, diazo fonksiyonu bulunduran sekiz farklı N-alkoksi-N-alkilamid türevi sentezlenmiştir. Bu bileşiklerin önemli özelliklerinden biri, yapılarında N-O birimi bulundurmalarıdır çünkü N-O bağı, kolaylıkla kırılarak, diazo reaksiyonu sonrası elde edilen heterosiklik yapıların rahatlıkla farklı türevlere dönüştürülmesine olanak tanımaktadır. Aynı zamanda N-O biriminin kendisi de yapıya ilave elektronik özellikler kazandırmaktadır. Sentezlenen diazo fonksiyonlu N-alkoksi-N-alkilamid türevleri ile gerçekleştirilen katalitik diazo reaksiyonlarında katalizör olarak CuCl/AgSbF6 karışımı ile Rh2(OAc)4 kullanılmış ve ürün çeşidinin, katalizöre bağlı olarak çarpıcı şekilde değiştiği görülmüştür. Kullanılan çıkış bileşiğindeki alkoksi fonksiyonu üzerinde çift bağ olması durumunda, CuCl/AgSbF6 ile yalnızca siklopropanlaşma reaksiyonu, Rh2(OAc)4 ile de ağırlıklı olarak C-H araya girme reaksiyonu gözlenmiştir. Bununla birlikte araya girme reaksiyonlarında, amid azotu üzerindeki alkil grubu metil ise oksijene bağlı alkil grubu üzerinden beş üyeli halka; benzil grubu ise, benzil karbonu üzerinden dört üyeli azetidinon halkası elde edilmiştir. Dört üyeli halkaların, beş üyeli halkalara göre daha zor oluştuğu bilinmesine rağmen böyle bir sonuç elde edilmesi dikkat çekicidir. Katalizör olarak Rh2(OAc)4 kullanılan reaksiyonlarda ve amid azotu üzerinde benzil grubu varlığında çok az miktarda da olsa dihidroksi hepta[c]pirol türevleri de elde edilmiştir. Bu türevlerin, aromatik çift bağ üzerinden siklopropanlaşma ve ardından halka genişlemesi ile oluştuğu düşünülmektedir. Tüm bu reaksiyonlar sonucunda elde edilen bileşikler, literatürde yer almıyor olup ilaç ve malzeme kimyası açısından değerli bileşiklerdir. Yapıdaki N-O birimi, elde edilen ürünlerden kolay bir şekilde farklı türevlerin de elde edilmesine olanak tanımaktadır. Çalışma ile biyolojik aktivite potansiyeli olan bileşiklerin atom-ekonomik (az aşamalı) sentezi gerçekleştirilmiş, uygun yapıda diazo bileşiklerinden yola çıkarak kullanılan katalizöre bağlı olarak hedefli ürünlerin elde edilebileceği gösterilmiş ve gerçekleştirilen reaksiyonların mekanizmaları irdelenmiştir.
  • Öge
    Karbonil fonksiyonu içeren heterohalkaların atom ekonomik sentezi
    (Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2021) Kubilay, Hatice Nur ; Anaç, Olcay ; Merey, Gökçe ; 693185 ; Kimya
    Farklı fonksiyonel gruplara sahip heterosiklik bileşiklerin sentezi, uzun yıllardır organik kimya alanında verimli bir araştırma konusu olmuştur. Bu alanda, diazo bileşiklerinin metal katalizörler varlığında reaksiyonlarından yararlanmak oldukça pratik bir yaklaşımdır. Bu yaklaşımla regio-, diastereo- ve enantiyo seçici olarak hedefli heterosiklik yapıların sentezi mümkün olmaktadır. Reaksiyonlarda kullanılan katalizörün metali, ligandının yapısı, diazo bileşiğinde bulunan grupların akseptör/donör özellikleri ve reaksiyon koşulları ürün çeşidini ve dağılımını önemli ölçüde etkilemektedir. Çalışmada, Mitsunobu reaksiyonu kullanılarak, diazo fonksiyonu bulunduran sekiz farklı N-alkoksi-N-alkilamid türevi sentezlenmiştir. Bu bileşiklerin önemli özelliklerinden biri, yapılarında N-O birimi bulundurmalarıdır çünkü N-O bağı, kolaylıkla kırılarak, diazo reaksiyonu sonrası elde edilen heterosiklik yapıların rahatlıkla farklı türevlere dönüştürülmesine olanak tanımaktadır. Aynı zamanda N-O biriminin kendisi de yapıya ilave elektronik özellikler kazandırmaktadır. Sentezlenen diazo fonksiyonlu N-alkoksi-N-alkilamid türevleri ile gerçekleştirilen katalitik diazo reaksiyonlarında katalizör olarak CuCl/AgSbF6 karışımı ile Rh2(OAc)4 kullanılmış ve ürün çeşidinin, katalizöre bağlı olarak çarpıcı şekilde değiştiği görülmüştür. Kullanılan çıkış bileşiğindeki alkoksi fonksiyonu üzerinde çift bağ olması durumunda, CuCl/AgSbF6 ile yalnızca siklopropanlaşma reaksiyonu, Rh2(OAc)4 ile de ağırlıklı olarak C-H araya girme reaksiyonu gözlenmiştir. Bununla birlikte araya girme reaksiyonlarında, amid azotu üzerindeki alkil grubu metil ise oksijene bağlı alkil grubu üzerinden beş üyeli halka; benzil grubu ise, benzil karbonu üzerinden dört üyeli azetidinon halkası elde edilmiştir. Dört üyeli halkaların, beş üyeli halkalara göre daha zor oluştuğu bilinmesine rağmen böyle bir sonuç elde edilmesi dikkat çekicidir. Katalizör olarak Rh2(OAc)4 kullanılan reaksiyonlarda ve amid azotu üzerinde benzil grubu varlığında çok az miktarda da olsa dihidroksi hepta[c]pirol türevleri de elde edilmiştir. Bu türevlerin, aromatik çift bağ üzerinden siklopropanlaşma ve ardından halka genişlemesi ile oluştuğu düşünülmektedir. Tüm bu reaksiyonlar sonucunda elde edilen bileşikler, literatürde yer almıyor olup ilaç ve malzeme kimyası açısından değerli bileşiklerdir. Yapıdaki N-O birimi, elde edilen ürünlerden kolay bir şekilde farklı türevlerin de elde edilmesine olanak tanımaktadır. Çalışma ile biyolojik aktivite potansiyeli olan bileşiklerin atom-ekonomik (az aşamalı) sentezi gerçekleştirilmiş, uygun yapıda diazo bileşiklerinden yola çıkarak kullanılan katalizöre bağlı olarak hedefli ürünlerin elde edilebileceği gösterilmiş ve gerçekleştirilen reaksiyonların mekanizmaları irdelenmiştir.
  • Öge
    Azo grupları ile modifiye edilmiş ftalosiyaninlerin sentezi
    (Fen Bilimleri Enstitüsü, 2020) Özkan Garip, Ebru ; Hamuryudan, Esin ; 650308 ; Kimya Ana Bilim Dalı
    20. yüzyılın başlarında tesadüfen bulunan ftalosiyaninler, uzun yıllar boyunca boyar madde ve pigment olarak boya ve tekstil endüstrilerinde kullanılmıştır. Ftalosiyaninler sentezlendiği ilk yıllardan bugüne kadar ticari açıdan önemleri ve sahip oldukları ilginç ve yüksek teknolojik özelliklerinden dolayı evrensel anlamda araştırma odağı olmaktadırlar. Sentetik bir tetrapirol türevi olan ftalosiyanin, 1,3 pozisyonlarından aza köprüleri ile birbirine bağlanmış olan dört izoindol ünitesinden oluşmaktadır. Aromatik ve düzlemsel makrosiklik yapılar olan ftalosiyaninler, sahip oldukları kimyasal özellikler bakımından yüksek kararlılığa sahiplerdir. Bununla birlikte, geliştirilmiş spektroskopik özellikleri ve esnek yapılarından dolayı pek çok bilim dalı için ilgi çekici özellikler barındırmaktadır. Boyar madde ve katalizör olarak kullanım alanları oldukça geniş olan ftalosiyaninler, sahip oldukları fiziksel ve kimyasal özellikleri ve farklı kullanım alanları açısından da ilgi çekmektedir. Yeni ftalosiyaninlerin eldesi amacıyla yapılan çalışmalar gün gittikçe artmaktadır. Özellikle lineer olmayan optik cihazlarda, gaz sensörlerinde, Langmuir-Blodgett filmlerde, sıvı kristallerde, elektrokromik cihazlarda ve önemli bir kanser tedavi yöntemi olan fotodinamik terapide fotoalgılayıcı (fotosensitizer) olarak birçok alanda uygulama alanı bulmaktadır. Merkezdeki metal atomu ile periferal ve non-periferal konumlarına bağlanan fonksiyonel gruplar değiştirilerek ftalosiyaninlerin uygulama alanlarında çeşitlilik sağlanmakta ve yeni sentezlenen ftalosiyaninlere benzersiz birçok özellik kazandırılmaktadır. Bu bilgilerden yola çıkılarak bu tez çalışmasında farklı azo grupları ile sübstitüe edilmiş ftalosiyaninlerin sentezi üzerine çalışmalar yapılması amaçlanmıştır. Literatür çalışmalarına bakıldığında azo grupları içeren ftalosiyaninlerin sentezi konusundaki çalışmaların oldukça sınırlı sayıda olduğu gözlemlenmektedir. Azo boyar maddeler, endüstride kullanılan boyar maddelerin %80'ini oluşturmakta yani boyar madde sınıfının en önemli grubunu oluşturmaktadır. Farklı diazo ve kenetlenme bileşenleri kullanılarak çok çeşitli azo boyar madde sentezlenmesi mümkündür. Bu çeşitlilik, geniş bir renk spektrumunda ve farklı özelliklere sahip azo boyar maddelerin sentezlenmesini mümkün kılmaktadır. Azo boyar maddelerin karakterize edilmesinde ve yapılarının aydınlatılmasında kullanılan en iyi analiz yöntemlerinden biri olan NMR yöntemi, molekül yapısında bulunan protonların pozisyonlarını ve sayılarını belirterek yapının aydınlatılmasında yardımcı olur. Fakat paramanyetik metal atomu içeren komplekslerde yapı oldukça karmaşık olduğundan yapının tayin edilmesi de oldukça zordur. NMR yönteminin dışında kütle spektroskopisi, elementel analiz, X-ışını kırınımı teknikleri de azo boyar maddelerin yapılarının aydınlatılmasında yaygın şekilde kullanılmaktadır. Yapısında sübstitüent olarak azo grubu içeren ftalosiyanin türevleri ise uygulama alanlarındaki çeşitlilik bakımından ilgi çeken yapılar arasında yer almaktadırlar. Konjuge yapıları nedeniyle farklı elektronik ve optik özelliklere sahiptirler ve bu özellikler malzeme ve tıbbi uygulamalar için azo yapılarını ilginç kılmaktadır. Sübstitüe ftalosiyaninlerin sentezlenmesinde genellikle uygulanan yöntem istenilen sübstitüentleri içeren dinitril türevlerinin sentezlenmesi ve bunların siklotetramerizasyonundan metalli ve metalsiz ftalosiyaninlerin elde edilmesidir. 4-nitroftalonitril, 4,5-dikloroftalonitril ve bu bileşiklere nükleofilik sübstitüsyon reaksiyonları sonucu alkil, aril, tiyoeter gibi grupların bağlanmasıyla elde edilen farklı ftalonitril türevleri başlangıç maddelerinin hazırlanmasında sıklıkla kullanılan bileşiklerdir. Bu doktora tezi kapsamında; çok sayıda literatürde bulunmayan azo sübstitüe simetrik ve asimetrik, metalli ve metalsiz ftalosiyanin bileşiklerinin sentezi ve karakterizasyonu gerçekleştirilerek hem azo hem de ftalosiyanin kimyasındaki çalışmalara katkı sağlanmıştır. Ayrıca bu yapıların spektroskopik, optik, elektrokimyasal ve teorik olarak özellikleri incelenmiştir. Çalışmanın ilk aşamasında 4-tert-butilanilin, 4-nitroanilin ve pentafloroanilin gibi bileşiklerin diazonyum tuzları elde edilmiş, sentezlenen aril diazonyum bileşikleri ile 2,6-dimetiltiafenol, 2,6-dimetilfenol ve 1-naftol gibi fenol türevlerinin reaksiyon sıcaklığının 0-5 °C' de kalmasına dikkat edilerek kenetleme reaksiyonları ile 2,6-dimetil-4-(4-tert-bütil-fenilazo)tiafenol (4), 2,6-dimetil-4-(4-tert-bütil-fenilazo)fenol (8), 2,6-dimetil-4-(4-nitro-fenilazo)fenol (18), 2,6-dimetil-4-(pentaflorofenilazo)fenol (20) ve 4-(4-nitro-fenilazo)-1-naftol (21) bileşikleri elde edilmiştir. İkinci aşamada; 4-nitroftalonitril (3) bileşiği elde edilen 4, 8, 18, 20 ve 21 bileşikleri ile azot atmosferi altında K2CO3 varlığında muamele edilerek aromatik sübstitüsyon reaksiyonu sonucunda yeni ftalonitril türevleri olan 4-[2,6-dimetil-4-(4-tert-bütil-fenilazo)tiafenoksi]ftalonitril (5), 4-[2,6-dimetil-4-(4-tert-bütil-fenilazo)fenoksi]ftalonitril (9), 4-hekziltiyoftalonitril (15) ve 4-[2,6-dimetil-4-(4-nitro-fenilazo)fenoksi]ftalonitril (19) bileşikleri sentezlenmiştir. Çalışmanın üçüncü aşamasında ise 2-dimetilaminoetanol veya DMF içerisinde azot atmosferi altında yaklaşık 150 °C' de simetrik veya asimetrik metalli ve metalsiz ftalosiyaninler olarak; 2,9(10),16(17),23(24)-tetrakis[2,6-dimetil-4-(4-tert-bütil-fenilazo)tiafenoksi]ftalosiyaninatokobalt(II) (6), 2,9(10),16(17),23(24)-tetrakis[2,6-dimetil-4-(4-tert-bütil-fenilazo)tiafenoksi]ftalosiyaninatoçinko(II) (7), 2,9(10),16(17),23(24)-tetrakis[2,6-dimetil-4-(4-tert-butil-fenilazo)fenoksi]ftalosiyaninatokobalt(II) (10), 2,9(10),16(17),23(24)-tetrakis[2,6-dimetil-4-(4-tert-butil-fenilazo)fenoksi]ftalosiyaninatobakır(II) (11), 2,9(10),16(17),23(24)-tetrakis[2,6-dimetil-4-(4-tert-butil-fenilazo)fenoksi]ftalosiyaninatomangan(III)klorür (12), 2,9(10),16(17),23(24)-tetrakis[2,6-dimetil-4-(4-tert-butil-fenilazo)fenoksi]ftalosiyanin (13), 2,9(10),16(17),23(24)-tetrakis[2,6-dimetil-4-(4-tert-butil-fenilazo)fenoksi]ftalosiyaninatoçinko(II) (14), 2(3),9(10),16(17)-tris(hekziltiyo)-23-[2,6-dimetil-4-(4-tert-butil-fenilazo)fenoksi]ftalosiyanin (16) ve 2(3),9(10),16(17)-tris(hekziltiyo)-23-[2,6-dimetil-4-(4-tert-butil-fenilazo)fenoksi] ftalosiyaninatoçinko(II) (17) bileşikleri sentezlenmiştir. Son aşama olarak; elde edilen tüm bileşiklerin yapıları UV-Vis, FT-IR, 1H NMR, 13C NMR ve kütle spektrumu teknikleri kullanılarak karakterize edilmiş, 10, 11, 12, 13, 14, 16 ve 17 nolu bileşiklerinin floresans özellikleri, agregasyon özellikleri, fotofiziksel ve elektrokimyasal özellikleri incelenmiştir. Çeşitli uygulamalar için agregasyon özelliği göstermeyen ftalosiyaninler son derece önemlidir. Bu çalışma kapsamında iyi çözünürlüğe sahip simetrik olmayan metalsiz (13, 16) ve metalli ftalosiyanlerin (14, 17) agregasyon davranışları üzerindeki konsantrasyon etkisi ve fotofiziksel özellikleri THF içerisinde incelenmiş ve bu bileşiklerin agregasyon özelliği göstermediği gözlenmiştir. 13, 14, 16 ve 17 nolu ftalosiyaninlerin THF' de sübstitüe edilmemiş ZnPc ile karşılaştırılarak floresans kuantum verimleri ve floresans ömürleri hesaplanmış, 1,4-benzokinon ile floresans söndürülme çalışmaları yapılmıştır. Ayrıca, komplekslerin elektrokimyasal özellikleri dönüşümlü voltametri ve kare dalga voltametrisi teknikleri ile incelenmiştir. Metalsiz, çinko ve bakır ftalosiyaninler halka-bazlı redoks prosesleri, kobalt ve mangan ftalosiyaninler hem metal hem de halka bazlı redoks prosesleri vermektedir. Bunların yanında 16 ve 17 nolu bileşiklerin optimize edilmiş geometrisi, elektronik özellikleri ve ultraviyole-görünür spektrumları hesaplamalı çalışmalar kullanılarak incelenmiş ve bulunan teorik sonuçların deneysel verilerle tutarlı olduğu bulunmuştur.
  • Öge
    Extremely rapid synthesis of polymers and post-polymerization modifications via novel and straightforward methods
    (Fen Bilimleri Enstitüsü, 2020) Dağlar, Özgün ; Durmaz, Hakan ; 650227 ; Kimya Ana Bilim Dalı
    Chemistry as a science, along with the requirements of today's conditions and the scientific developments that have already taken place, present a significant difference in terms of need today, when the foundations of this science were laid. Environmental developments have made it compulsory to act with the awareness of some responsibilities while fulfilling the goals of science. Global warming and climate change, which have been on the agenda of humanity since the 2000s, have started to affect human life more effectively than ever before. As the effects of the deteriorated climate balances are observed, the emergence of damage to the environment made it necessary to take some precautions in the field of chemistry, as in many other disciplines. The concept of "green chemistry", based on this idea, contains some basic working principles that will keep the environmental damage to a minimum. According to green chemistry; environmental damage can be reduced or even made almost harmless by some method changes. In this context, the use of non-toxic, safe, and renewable chemicals, the design of atom efficient and energy-saving reactions, and preferably the use of non-metal catalysts are recommended. Also, the use of non-toxic green solvents or even solvent-free reactions are being encouraged. Although the systems where all of them can be carried out at the same time are not very easy to conduct, many reactions are seen to be carried out by fulfilling these requirements, albeit partially. In this thesis, which is expected to make a great contribution to the literature, the criteria of green chemistry have been taken into consideration. However, very important and interesting findings were obtained by integrating nucleophilic addition reactions, one of the most interesting topics of organic chemistry, into polymer chemistry. In the study carried out in the second chapter of the thesis, the modifications of a polyester structure containing a reactive double bond with various thiol and amine compounds were focused. The compound, namely 1,5,7-Triazabicyclo[4.4.0]dec-5-ene (TBD), which is a strong nucleophilic and basic catalyst, was determined as the most suitable catalyst to be used in the rest of the study. In this study, the polyester structure containing reactive double bond was modified in chloroform (CHCl3) solution in a short time like 1 minute in the presence of TBD with various thiol compounds. The reaction results were supported by 1H NMR, 13C NMR, DSC, and GPC analyses. It was determined that the polymer modifications obtained were approximately 100%. Following these modifications with thiols, the polymer was tried to be modified with amines without using an extra catalyst. It was found that the maleate structure in the polyester backbone transforms into fumarate without any addition reaction after the polymer was treated with diethylamine. In the third chapter, the dimethyl acetylenedicarboxylate structure, which has a reactive triple bond and which we call DMADC in this study, was treated as a monomer and polymerized with dithiol compounds, by experimenting with various amidine and guanidine bases as catalysts. Among these catalysts, TBD has come to the fore as the catalyst that provides the most efficient polymerization. After determining the optimum polymerization conditions, various dialkyl acetylenedicarboxylates and dithiols were reacted to synthesize polythioethers with different properties. The polymerization mechanisms were revealed and characterizations of the polymers were performed using 1H NMR, 13C NMR, FTIR, TGA, DSC, and GPC analyses. Subsequently, propiolate structures, having only one electron-withdrawing group, were reacted with 1,6-hexanedithiol and polymerization behaviors were examined. Following the synthesis of new types of linear polythioethers, using the same method, a series of experiments were carried out for the synthesis of hyperbranched polymers, which we can refer to as a different topological analogue of these two structures containing an electron-deficient triple bond. DMADC and methyl propiolate structures used in the linear study were reacted separately with trimethylolpropane tris (3-mercaptopropionate) compound, which we can refer to as trithiol, in the presence of TBD in CHCl3, and A2B3 type polymers were synthesized. Various catalysts and reaction conditions were tried to determine the most suitable polymerization conditions and analyzes were performed depending on the reaction time. In the fifth chapter, the polymerization study presented to the literature as a simple and new method is intended to be used in an application. For this, acetylene dicarboxylic acid compound, which is an electron-deficient structure, is esterified with fatty alcohols with long chains to form ester monomers of different lengths. In this study, based on the idea that the known thermal energy storage properties of long fatty alcohols can be used as phase-change materials, also known as an insulating material, electron-deficient alkyl acetylenedicarboxylate compounds with different chain lengths were polymerized and the resulting polymers were analyzed. These materials, which were tested for leakage, whose thermal stability and phase change properties were examined, gave similar results with other phase change materials used in the literature. The synthesis of fluorine-containing polymers is always privileged in polymer chemistry. It has always been interesting to discover alternative new methods for the synthesis of such polymers, which are normally difficult to obtain. In the sixth chapter of the thesis, a study on the synthesis of new types of fluorinated polythioethers have been carried out. The compound, namely ethyl 4,4,4-trifluoro-2-butynoate, which we encounter as an analogue of DMADC, has been polymerized with various dithiols using TBD as a catalyst. Contrary to the difficulty in polymerization conditions of other structures containing CF3- group, in this study, polymerizations have been successfully accomplished in extremely soft conditions, with high yields, high efficiencies, high molecular weights, and in a relatively short time. The mechanism of polymerization was illuminated, characterizations of the resulting polymers were carried out by 1H NMR, 13C NMR, 19F NMR, FTIR, TGA, DSC, and GPC. At the same time, since the fluorinated polymers show different surface properties compared to other types of polymers, the contact angle measurements were examined to determine the hydrophobicity of the polymer and high contact angle values were found as expected from the hydrophobic surfaces. In order to obtain detailed information on the surface properties of polymers, topographic morphologies of polymers were examined and homogeneous surfaces were observed without any deflect. As a result of these studies, new types of fluorine-containing polymers have been presented to the literature with a new synthesis method. Within the scope of this thesis, many researches, experiments, and applications have been carried out considering the requirements of green chemistry and the needs of the literature. The studies carried out in each section of the thesis have been published in highly respected international journals in the polymer fields. Great experiences have been obtained from all the studies carried out, and also these studies; received three separate project supports (TGA-2019-42295 and TDK-2018-41700), one of which is the TUBITAK 1001 (118Z319) project.