Jeoloji Mühendisliği Lisansüstü Programı - Doktora

Bu koleksiyon için kalıcı URI

Gözat

Son Başvurular

Şimdi gösteriliyor 1 - 5 / 36
  • Öge
    Doğu pontid kuşağında Topçam, Çambaşı (Ordu-Kd Türkiye) yöresi geç mesozoyik yaşlı granitlerin petrojenezi: Yitim ortamında gelişen a tipi granit oluşumu
    (Fen Bilimleri Enstitüsü, 2013) Ketenci, Murat ; Budakoğlu, Murat ; Karslı, Orhan ; 352448 ; Jeoloji Mühendisliği ; Geological Engineering
    Doğu Pontidler, özellikle Geç Mesozoyik ve Erken Senozoyik boyunca çok yoğun bir magmatik aktivite ile karakteristiktirler. Bu plütonik kütlelerin çoğu I-tipi granitoyid karakteri sunmaktadırlar. Bu çalışma ile, bölgede, I-tipi granitoyidler ile varlığı belirlenen A-tipi karakterli Çambaşı ve Topçam plütonlarının kaynak karakteristikleri ve jeodinamik evrimleri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Geç Kretase (Kampaniyen) yaşlı plütonlar, granit, siyenit, kuvars monzonit ve monzonit bileşimlidirler. Yaygın olmamakla birlikte kayak kapanımları içerirler. Genellikle yüksek Ga/Al oranları ile düşük Mg# (<42) değerleri ile karakteristiktirler. Plütonlar, baskın olarak metalumin karakterli olmakla birlikte, (A/CNK=0.88 to 1.00) peralumin karaktere doğru değişim sunmaktadırlar. Şeşonitik ve ultrapotassik seri özelliği sunarlar. Kayaçlar, çoklukla örümcek diyagramlarında, HNTE?lerce zenginleşme sunarken önemi derecede negative Eu (Eu/Eu*=0.33 to 0.92), Ba, Nb, Sr ve Ti anomalileri göstermektedirler. Bu değerler, alt kabuk ve litosferik manto kaynağı ergiyikleri ile uyumludur. Tüm bulgular ile, plütonların oluşum ve evrimleri için, astenosferin yükselimi ve kısmi ergimeden once zenginleşmiş kıta altı litosferinin ergimesiyle birlikte bazik magma oluşumu modelini önerebiliriz. Oluşan bazik magma, alt kabuğun altına sokularak, kabuğun bu kesiminin ergimesine neden olur. Kıta altı derinliklerinde, oluşan her iki ergiyik bir miktar etkileşerek hibrit bir ergiyik meydana getirmişlerdir. Oluşan hibrit ergiyik fraksiyonel kristallenme ve bir miktar kirlenme ile evrimleşip, kabuğun sığ derinliklerine yükselerek A-tipi karakterli Çambaşı ve Topçam plütonlarını oluştururlar. Bu çalışma ile elde edilen tüm bulgular, söz konusu plütonların, Geç Kretase boyunca var olan yay gerisi ekstansiyonuna bağlı olarak kabuğa sokulum yapabildiklerine işaret etmektedir. Doğu Pontidlerde bu zaman dilimindeki yay gerisi ekstansiyon, Pontidlerin daha kuzeyinde bir yay gerisi havza olarak Karadenizin açılmasına imkan sağlamıştır.
  • Öge
    Miocene to quaternary geodynamic evolution of the Burdur-Fethiye shear zone, South-Western Turkey 
    (Fen Bilimleri Enstitüsü, 2019) Elitez, İrem ; Yaltırak, Cenk ; 10254764 ; Jeoloji Mühendisliği ; Geological Engineering
    Doğu Akdeniz'in tektonik yapısı, aktif bir dalma-batma ve kuzey yönüne doğru ilerleyen okyanusal kabuk üzerinde bulunan küçük sualtı tepeleri/dağlarına dayanmaktadır. Helen Yayı, Anaximander Dağları, Rodos ve Finike basenleri, Batı Toroslar'ın sıkışan güney bölgeleri ve genişlemeli Batı Anadolu grabeni, karmaşık tektonik rejimlerle şekillenen birbiriyle ilişkili tektonik yapılardır. Güneybatı Anadolu'nun yapısal özellikleri ve tektonik evrimi ile ilgili hala hararetli tartışmalar bulunmaktadır. GPS hızları ve depremlerin odak mekanizmaları, Burdur ile Fethiye arasında KD-GB gidişli tek bir transform fay bulunmadığını kanıtlamaktadır. İleri sürünenin tam aksine, normal ve sol yanal oblik atım gösteren yüzlerce küçük fay, doğu Akdeniz tektoniğinde önemli bir rol oynayan güneybatı Türkiye'de bölgesel olarak geniş bir makaslama zonun varlığına işaret etmektedir. Güneybatı Türkiye, Anadolu'nun Kuzey Anadolu Fayı ve Doğu Anadolu Fayı boyunca batıya kaçışı, Helen Yayı'nın geriye çekme (roll-back) etkisine bağlı KD-GB Ege yay ardı genişleme rejimi, Helen ve Kıbrıs yaylarının hareketi ile ilişkili STEP (subduction transform edge propagator) fay zonu ve Batı Toroslar sıkışma bölgesinin etkisi altındadır. Doğu Akdeniz'in Neojen tektonizması Afrika ve Arap levhalarının Avrasya Levhası'na doğru yaklaşması ile ilişkilidir. Afrika Levhası ile Ege-Anadolu Mikrolevhası arasındaki yakınsak sınır iki dalma-batma ile ilişkili yay ile karakterize edilmektedir: batıda Helen Yayı ve doğuda Kıbrıs Yayı. Bu iki yay arasında yaklaşık 400 km atım bulunmaktadır. Helen Yayı'nın altından devam eden dalma-batma, yay ardı bölgesi olan Ege Denizi ve Batı Anadolu'da geç Eosen'den beri gerilmeye neden olmaktadır. Helen ve Kıbrıs yayları arasındaki diferansiyel hareket, iki yayı birbirine bağlayan ve bir STEP fay zonu olarak karşımıza çıkan, dalan levhada bir yırtılma yaratır. Rodos Havzası boyunca kuzeydoğu yönünde ilerleyen STEP fay zonunun devamı güneybatı Anadolu'da, kırılgan kabukta bir makaslama zonu olarak karşımıza çıkar. Bu makaslama zonu Burdur-Fethiye Makaslama Zonu'dur. Burdur-Fethiye Makaslama Zonu kuzeyde Şuhut-Çay ile güneyde Sarıgerme-Gelemiş arasında bulunan, 300 km uzunluğa ve 75 ile 90 km arasında değişen genişliğe sahip olan KD-GB uzanımlı transtansiyonel bir makaslama zonudur. Zon boyunca yükseklikler 0 ile 3000 metre arasında değişmektedir. Zonun batısını Uşak, Büyük Menderes, Muğla ve Marmaris-Rodos blokları, doğusunu ise Batı Toroslar Bloğu sınırlamaktadır. Güneybatı Türkiye genişleme, yanal-atım ve sıkışma tektoniğinin beraber işlediği tektonik olarak oldukça aktif bir bölgedir. Bu bölgenin tektonik gelişimini anlamak oldukça önemlidir, fakat yetersiz yaş verisi nedeniyle tartışmalı bir hal alan Neojen kronostratigrafisi sağlam bir sentez olanağı vermemektedir. Yapılan dikkate değer sayıda çalışma Burdur-Fethiye Makaslama Zonu'nun Neojen stratigrafisi ve gelişimi ile ilgili birbiriyle çelişen pek çok değişik model öne sürmektedir. Burdur-Fethiye Makaslama Zonu üzerinde bulunan Karamık, Eğirdir, Acıgöl, Tefenni, Acıpayam, Çameli, Gölhisar ve Eşen havzaların oluşumu zonun oluşumu ile ilişkilidir. Bu tez çalışmasında detaylı olarak ele alınan zon üzerinde Neojen sedimanlarının en yoğun gözlendiği bölge olan orta kesim Acıpayam, Çameli ve Gölhisar havzalarından oluşmaktadır. Bu bölgede egemen temel kayalar, zonun tamamında da egemen olan Likya Napları'na ait ofiyolitik melanj ve rekristalize kireçtaşlarıdır. Bunun yanı sıra Yeşilbarak Napı'na ait flişler de yer yer gözlemlenmektedir. Bu temel üzerine uyumsuzluk ile alt Miyosen-üst Oligosen yaşlı konglomera ve kumtaşları gelir. Arazi çalışmaları Neojen öncesi temeli uyumsuzluk ile örten iki adet sedimanter istif olduğunu göstermiştir. İlk istif en altta orta-üst Miyosen yaşlı konglomera ve kumtaşlarının egemen olduğu menderes ve örgülü akarsu sedimanlarıyla başlamaktadır. Bu istif yanal ve düşey geçişli olarak üstte kireçtaşı, marn ve kiltaşı gibi gölsel sedimanlardan oluşan üst Miyosen-alt Pliyosen yaşlı birimlere geçer. Bu istifi uyumsuzluk ile örten ikinci istif üst Pliyosen-alt Kuvaterner yaşlı alüvyal yelpaze ortamını işaret eden konglomera, çamurtaşı ve kiltaşından oluşmaktadır. Burdur-Fethiye Makaslama Zonu'nun orta kesiminde bulunan gölsel sedimanların Messiniyen tuzluluk krizi ile ilişkili olarak buharlaşmış bir geç Miyosen göl ortamına ait olduğu düşünülmektedir. Bu çalışma kapsamında Burdur-Fethiye Makaslama Zonu'nun orta kesiminden elde edilen lamproit ve tüf seviyeleri yaşlandırılmıştır. Acıpayam Havzası'nın kuzeyinde bulunan lamproitler bu bölgede genellikle gölsel sedimanları kesmekte ya da üstlerine yerleşmektedir. Bunun yanı sıra gölsel sedimanların alt kesiminde yanal ve düşey geçişli olarak bulunan akarsu sedimanları da lamproitler tarafından lokal olarak kesilmiştir. Ayrıca çalışma alanın güneybatısında gölsel sedimanlar içerisinde bulunan bir tüf seviyesi bulunmuştur. 40Ar-39Ar biyotit ve U-Pb zirkon radyometrik yaşları akarsu sedimanlarının yaşının alt Messiniyen olduğunu göstermiştir. Ayrıca lamproitlerden alınan yaşlar ile gölsel sedimanlar içerisindeki tüf seviyesi korele edilerek bölge için yeni bir kronostratigafi oluşturulmuştur. Bu veriler ve gölsel sedimanların en üst kesiminde bulunan Messiniyen tuzluluk krizini temsil ettiği düşünülen şarap kırmızısı renge sahip kalişli seviyeler dikkate alınarak bölgedeki gölsel sedimanlar üst Miyosen-alt Pliyosen olarak yaşlandırılmıştır. Burdur-Fethiye Makaslama Zonu 1 ile 10 km arasında değişen uzunluklara sahip normal ve oblik ana faylardan oluşmaktadır. Bu ana faylar zonun temelini oluşturan Likya Napı'nın eski faylarının ürünleridir. Zondaki birçok fay KB-GD, KD-GB ve KKD-GGB gerilme/oblik gerilme göstermektedir. Bu durum bölgede birbirine dik iki fay sistemi olduğu anlamına gelmektedir. Zonun orta kesiminde Neojen sedimanlar baskındır ve bu Neojen sedimanları içerisinde birçok küçük ölçekli fay ölçülmüştür. Yapılan kinematik analizler ile KD-GB, KB-GD, KKB-GGD ve KBK-DGD yönelimli stresler gözlemlenmiştir. Bilindiği gibi bölgenin güncel tektoniği Helen Yayı'nın geriye çekme (roll-back) etkisi ile ilişkili KD-GB yönelimli stres ve transtansiyonel makaslamanın neden olduğu KB-GD yönelimli streslerle kontrol edilmektedir. Bu nedenle ana faylar da hep bu doğrultularda gözlemlenmektedir. Bölgeye etki eden hem makaslama, hem içsel rotasyon hem de Anadolu'nun rotasyonu da küçük ölçekli faylardaki stres yönü değişimlerinin başlıca nedenidir. Burdur-Fethiye Makaslama Zonu, Ege genişleme sistemini oluşturan yay-ardı gerilmesi ile Batı Toroslar'ın Akdeniz'e bindirmesi esnasında oluşan geniş bir fermuar gibidir. Bugün, Burdur-Fethiye Makaslama Zonu boyunca sol yanal diferansiyel hareket kuzeyde yaklaşık 3-4 mm/yıl ile güneyde 8-10 mm/yıl olarak değişmektedir. GPS vektörlerine hem paralel hem de dik topografik kesitler ve hız kesitleri oluşturulmuştur. Burdur-Fethiye Makaslama Zonu'nun batı kesiminde kuzeyden güneye doğru hızlarda yüksek bir artış olduğu görülmüştür. Zonun doğu kesiminde ise kuzeyden güneye hız azalması dikkati çekmektedir. Yani batıda topografya düşerken ve hızlar azalırken, doğuda tam tersi bir durum söz konusudur. Bunun nedeni batıdaki gerilme ve doğudaki sıkışma rejimleridir. GPS hızlarına dik alınan kesitlerde de batıdan doğuya doğru hızların düştüğü açıkça görülmektedir. Batı-doğu arasındaki hız farkı kuzeyde azken güneye doğru artmaktadır. Bu durum da bölgedeki makaslamanın bir kanıtı olarak yorumlanabilmektedir. Elde edilen bu verilerin en önemli nedeni Afrika Levhası'nın Helenik Yay'da Batı Anadolu'nun altına dalarken hızlı, Batı Toroslar'da ise yavaşlamış veya kitlenmiş olmasıdır. Bu nedenle de GPS vektörleri ve bunların kara alanındaki dağılımı dikkat çekici hız farkları gösterir. Bu aktif tektonik rejim topoğrafyada da farklılık yaratmaktadır. Bu değişim, GPS hızları ile daha iyi anlaşılan gerilen ve sıkışan bloklar ile arasındaki sol yanal makaslama alanını anlamamızı sağlamıştır. Kinematik fay analizleri ve DEM ve deprem verileri Burdur-Fethiye Makaslama Zonu'nun tek bir ana faydan oluşan bir sistemden ziyade heterojen sol-yanal transtansiyonel bir makaslama zonu olduğunu göstermektedir. Bulgular ayrıca Burdur-Fethiye Makaslama Zonu'nun güneybatı Türkiye'nin saatin tersi yöndeki dönüşü, Ege graben sistemi ve Kıbrıs ve Helen yayları ile ilişkili olarak orta Miyosen'den beri geliştiğini ortaya koymuştur. Zon boyunca bulunan tüm havzalar eski büyük karbonat göllerinin parçalarıdır. Gölsel sedimanlar tüf seviyeleri ile seyrek olarak ardalanma gösteren lamproitler tarafından bölgesel olarak örtülmekte ya da kesilmektedir. Bu tez kapsamında, Acıpayam Havzası'nın kuzey kesiminde gözlemlenen lamproitlerden ve Çameli Havzası'nın güneybatısında bulunan bir tüf seviyesinden elde edilen 40Ar-39Ar biyotit ve U-Pb zirkon radyometrik yaşları daha önceki çalışmalarda Pliyosen olarak yaşlandırılan sedimanların orta Miyosen yaşlı olduklarını kanıtlamıştır. Burdur-Fethiye Makaslama Zonu üzerinde oldukça fazla sayıda antik şehir bulunmaktadır ve bu antik şehirlerin çoğu eski depremlerde önemli ölçüde zarar görmüştür. Bu antik şehirlerde biri de Kibyra antik şehridir. Kibyra antik şehri ve çevresinde yapılmış önceki çalışmalar şehrin Kibyra Fayı olarak adlandırılan bir fay tarafından hasar gördüğünü kabul etmektedir. Fakat, bu şehre en yakın fay şehrin batı kesiminde bulunmaktadır ve şehirde meydana gelen deprem hasarının nedeni büyük olasılıkla yer sarsıntısıdır. Bu tez kapsamında Kibyra Fayı olarak adlandırılan fayın varlığı arazi çalışmaları, jeoloji haritaları, trenç verisi, sayısal yükseklik modeli ve jeomorfolojik analizlerin birleştirilmesi ile tartışılmıştır. Sonuç olarak, önceki çalışmalarda tanımlanan, Kibyra antik kentinin kuzey kesimindeki Çamköy'den başlayıp, antik kentin stadyumunu keserek güneydeki Yusufça'ya ilerleyen, yaklaşık 35 km uzunluğa sahip sol yanal Kibyra Fayı'nın aslında var olmadığı anlaşılmıştır. Bu tez çalışması, Helen ve Kıbrıs yayları arasında bulunan STEP fayının kıtasal alanda devamı olarak izlenen derin yapıların, kırılgan kabuk üzerinde makaslama zonu olarak etkili olabileceğini göstermektedir. Burdur-Fethiye Makaslama Zonu bu kompleks alanın ortasında bulunmaktadır. Sonuç olarak, yeni arazi verileri, kinematik fay analizleri, DEM ve deprem verileri ve yeni 40Ar-39Ar biyotit ve U-Pb zirkon radyometrik yaşları Burdur-Fethiye Makaslama Zonu'nun oluşmasına ve gelişmesine neden olan tektonik aktiviteyi kontrol eden etmenleri ve zonun oluşumunun başlangıç zamanını ortaya koymuştur. Buna ek olarak, bu tezin amacı kapsamında Kibyra Fayı örneği üzerinden gidilerek aktif fay çalışmalarına farklı bir bakış açısı kazandırılmış ve aktif olduğu öne sürülen her fayın sosyo-ekonomik koşulları etkileyici yönleri olduğuna dikkat çekilerek çalışmaların bu titizlikle yapılması gerektiği vurgulanmıştır.
  • Öge
    The geology, petrology and thermochronology of Ilica-Samli (Solarya) volcano-plutonic complex and its significance on Western Anatolian geodynamics
    (Fen Bilimleri Enstitüsü, 2019) Ünal, Alp ; Altunkaynak, Şafak ; 10311286 ; Jeoloji Mühendisliği ; Geological Engineering
    Ege Genişlemeli Bölgesi'nde yer alan Batı Anadolu, çarpışma sonrası magmatizmanın gözlemlenebildiği, volkanik-plütonik sistemler arasındaki ilişkinin ve bu magmaların yerleşim koşullarının incelenebildiği en iyi bölgelerden biridir. Bu özelliklerin araştırılması, bölgenin jeodinamik evriminin anlaşılması açısından önem teşkil etmektedir. Solarya (Ilıca-Şamlı) Volkano-plütonik Kompleksi (SVPK) eş yaşlı ve eş kökenli volkanik, hipabisal ve yüksek Ba-Sr karakterine sahip plütonik kayalardan oluşmaktadır ve çarpışma sonrası magmatik aktivitenin temsili ürünlerinden bir tanesidir. Bu çalışmada, yukarıdaki konulara katkı sunmak adına SVPK'nin saha özellikleri, petrografisi, jeokimyası, petrojenezi ve termokronolojisi incelenmiştir. Solarya (Ilıca-Şamlı) Volkano-plütonik Kompleksi, Solarya Plütonik Topluluğu (SPT) ve onunla ilişkili hipabisal ve volkanik kayalardan oluşmaktadır. Solarya Plütonik Topluluğu üç farklı plütonik üyeyi barındırmaktadır; plütonun kuzey kesimi holokristalen porfrik dokusu ile belirgin K-Feldspat megakristalli granodiyoritten (KFMG) oluşmakta, güney kısımında ise holokristalen mikrogranüler doku gösteren mikrogranodiyorit (MGG) yer almaktadır. Üçüncü olarak da grafik/granofirik dokular içeren aplogranit, ana plüton gövdesi ve temel kayaları arasında bir hare şeklinde mostra vermektedir. Plütonik gövde boyunca mikrogranüler/porfrik dokusu ile belirgin gabroik diyorit- diyorit bileşimli mafik mikrogranüler anklavlar (MME) ve mafik dayklar yaygındır. Plütonik kayalar, granodiyorit/kuvars diyorit porfirlerden oluşan hipabisal kayalar ile geçişli konumda bulunmaktadırlar. Volkanik ve hipabisal kayalar ise birbirlerini farklı bölgelerde kesmekte ve hipabisal kayaların parçaları volkanik kayaların içerisinde bulunmaktadır. Volkanik kayalar tabanda andezitik kül yağma ve kül blok akma birimleri ile temsil edilmektedir. Bu birimlerin üzerine andezitik akma breşleri gelmekte ve daha üst seviyelerde andezit lavları egemen olmaktadır. Trakiandezit- bazaltik trakiandezit lavları andezitik volkanik kayaçların hemen üstünde konumlanmaktadırlar. Stratigafik en üst seviyelerde ise dasitik kül yağma ve kül blok akma birimleri, dasitik akma breşleri ve dasit lavları ile birlikte yer almaktadır. Dasit lavları inceleme alanında hem lav akıntıları hem de domlar ile temsil edilmektedir. Solarya Plütonik Topluluğu'nun U-Pb zirkon yaşları 21.8 ± 0.2 My ile 21.2 ± 0.1 My arasında değişmektedir. Bunlara uyumlu olarak 40Ar/39Ar biyotit yaşları 23.2 ± 0.2 My ile 21.8 ± 0.1 My arasında, K-Feldspat ve plajioklas yaşları ise 20.3 ± 0.2 My ile 21.6 ± 0.4 My arasında değişmektedir. Volkanik ve hipabisal kayaların 40Ar/39Ar biyotit yaşları benzer sonuçlar vererek 23.1 ± 0.2 My ile 21.0 ± 0.2 My arasında değişmektedir. Bu sonuçlar da plütonik, hipabisal ve volkanik kayaların eş yaşlı olduğunu göstermektedir. Solarya (Ilıca-Şamlı) Volkano-plütonik Kompleksi'ne ait plütonik, hipabisal ve volkanik kayalar, ortak magma kaynağından geldiklerinin ve benzer magma odası süreçleri geçirdiklerinin bir işaretçisi olarak benzer ana-iz element ve Sr-Nd-Pb-O izotopik özellikler sergilemektedir. SVPK orta- yüksek-K kalk-alkalen seriler ile temsil edilmekte, çarpışma sonrası kayalarına benzer olarak LILE'inde zenginleşme ve Nb, Ta, P ve Ti elementlerinde ise fakirleşme göstermektedir. Buna ek olarak SPT'na ait örneklerin Ba değerlerinin 710 ile 1505 arasında, Sr değerlerinin ise 305 ile 706 arasında değiştiği görülmektedir. Bu değerler de SPT'nun yüksek Ba-Sr'lu granitoyidlere bir örnek olduğunu göstermektedir. SVPK'nin ilksel izotopik değerlerine bakıldığında 87Sr/86Sr değerlerinin 0.70702–0.70862 arasında, 143Nd/144Nd değerlerinin ise 0.51232 ile 0.512450arasında değiştiği görülmektedir. SVPK −4.9 ile −2.05 ƐNd arasında değişen değerler sunmaktadır. 207Pb/204Pb and 206Pb/204Pb izotop değerleri sırası ile 15.68 ile 15.73 ve 18.75 ile 18.88 arasında değişmektedir. Kuvars ve tüm kaya δ 18O izotop sonuçları da 8 ile 10.6 arasındadır. Jeotermobarometre hesaplamaları amfibol ve plajioklas mineralleri üzerinde yapılmış mineral kimyası sonuçlar kullanılarak hesaplanmıştır. Hesaplanan değerler bir çok farklı araştırıcıyı baz alarak hesaplanmış ve ortalama değerler kullanılmıştır. Bunun sonucunda Solarya Plütonik Topluluğu'na ait üyelerin farklı sıcaklık ve basınç yerleşim koşularına sahip olduğu görülmektedir. K-Feldspat megakristalli granodiyorit için ortalama yerleşim sıcaklığı 797C yerleşim basınç değeri ise 1.65 kbar olarak hesaplanmıştır. Yerleşim basınç ve sıcaklık değerleri mikrogranit-granodiyorit için ise ortalama 745C ve 0.69 kbar olarak ortaya konulmuştur. Aplogranitler üzerinde, içerisindeki mafik mineral eksikliği sebebi ile jeotermobarometre hesaplamaları yapılamamıştır. Ancak kuvars-alkali feldspat-plajioklas üçgenindeki konumu aplogranitlerin yerleşim basınç değerinin 0.5 kbar'dan az olduğunu göstermektedir. Saha, petrografi ve jeotermo-barometre sonuçları, 40Ar/39Ar ve U-Pb zirkon yaş verileri ile birlikte değerlendirildiğinde Solarya Plütonik Topluluğu'nun farklı üyelerinin kabukta farklı derinliklere farklı mekanizmalar ile yerleştiğini ortaya koymuştur. K-Feldspat megakristalli granodiyorit yerleşimine zorlamalı olarak kabuğun nispeten derin kesimlerinde başlamıştır (or. 1.65 kbar; or. 797C; 6.1 km derinlik). Zorlamalı yerleşime işaret eden veriler pluton ve temel kayaları arasındaki nispeten dik dokanaklar, plütonun yerleşimi esnasında gelişen yapısal ve bileşimsel değişiklikler olarak sunulabilir. Bu aşamadan sonra mikrogranit-granodiyorit, kazan göçmesi mekanizması ile daha sığ kesimlere pasif olarak yerleşmiştir (or. 0.69 kbar; or. 745C; 2.4 km derinlik). Bunu izleyen evrede ise levha sokulum kayaları (hipabisal kayalar ve aplogranit) plütonik gövde etrafındaki çembersel kırıklara yaklaşık 1.5 km derinlikte yerleşimini tamamlamıştır. Bu yerleşim sırası elde edilen jeokronoloji verileri ile de desteklenmiştir. Bütün bu veriler bölge jeolojisi ile birlikte değerlendirildiğinde Solarya Volkano-plütonik Kompleksi ve eş yaşlı diğer volkano-plütonik komplekslerin kıtasal litosfer tabanının sıcak astenosfer tarafından kısmi ergimeye uğratılması veya kıta litosferi tabanının kopup astenosfere gömülmesi mekanizmaları tarafından tetiklenen, yakınlaşma ile eş zamanlı gelişen genişlemeli rejim (syn-convergent extension) altında geliştiğine işaret etmektedir.
  • Öge
    Edremit körfezi ve kuzeyinin jeodinamik evrimi
    (Fen Bilimleri Enstitüsü, 2003) Yaltırak, Cenk ; Okay, Aral İ. ; 143114 ; Jeoloji Mühendisliği ; Geological Engineering
    İnceleme alanı Kuzeybatı Anadolu'da Biga Yarımadası'nın güneyinde yer alır ve Edremit Körfezi ile kuzeyinde yer alan Kazdağı kapsar. Çalışma alanı Karbonifer'den günümüze dek uzanan bir jeolojik evrimin parçalarını oluşturan kaya gruplarından oluşur. Bu alanda temelde Kazdağ Grubu'nu oluşturan Babadağ Formasyonu (metaofiyolit), Sarıkız Formasyonu (mermer zarf), Kavurmacılar Formasyonu (amfibolit-mermer) ve Altınoluk Formasyonu (gnays-mermer) ile temsil edilen amfibolit-granulit fasiyesinde metamorfik seri bulunur. Kazdağ Grubu üzerinde bir sıyrılma fayı dokanağı ile yeşil şist fasiyesinde metamorfik Karakaya Karmaşığı bulunur. Karakaya Karmaşığı, doğuda Paleozoyik yaşlı bir granodiyorid temel üzerinde gelişen şist, fillat, bazalt ve mermer içiren Fazlıca, ve bu temelin bindirdiği Kınar ve Kalabak birimleri ile başlar. Bu birimlerin üzerinde tektonik bir dokanakla itilmiş olarak spilitlerden oluşan Nilüfer, felsik fillat ve tüllerden oluşan Tepeoba birimleri gelir. Nilüfer birimi ile yanal geçişli olan arkozik kumtaşı, seyrek spilit ve çört ardalanması ile temsil olunan Hodul Birimi diğer bir kaya topluluğudur. Bu birimlerin üzerinde içinde dağ boyutunda Permiyen ve Triyas yaşlı kireçtaşı blokları bulunan Çal Birimi tektonik dokanakla yer alır. Çalışma sahası doğusunda Karakaya Karmaşığı üniteleri üzerinde uyumsuz olarak Üst Triyas yaşlı arkozik kumtaşlanndan oluşan Çamlık, siyah renkli şeyllerden oluşan Çakaltepe, karbonatlı kumtaşı ve şeyllerden oluşan türbiditik Sakarkaya, Jura'da derin denizel kireçtaşlan ile başlayan erken Kretase'de sığ denizel kireçtaşlanyla sona eren Bilecik formasyonları bulunur. Çalışma sahasının batısında, Kazdağ Grubu ile dokanağını, Kazdağ Sıyrılma Fayı'nın oluşturduğu, geç Kretase yaşlı Çetmi Ofiyolitik Melanjı bulunur. Çalışma sahasında bu birimlerin kesen Üst Oligosen - Alt Miyosen yaşlı Edremit Granodiyorid Grubu ve bu granitlerin sokulumu esnasında gelişen, kalk-alkalen volkaniklerden oluşan aynı yaşlı Kızılkıran Formasyonu yer alır. Kızılkıran Formasyonu üzerinde dereceli XX11 geçişle karasal kırıntılılardan oluşan Alt Miyosen yaşlı Kızılyar Formasyonu bulunur. Üste doğru Alt-Orta Miyosen yaşlı türbiditik Kücükkuyu Formasyonu ve gölsel tüflerden oluşan Büyükçetmi Formasyonu ile istif sona erer. Çalışma sahasının doğusunda Kızılkıran Formasyonu üzerinde Üst Miyosen yaşlı İnönü Formasyonu'nun karasal ve gölsel istifi uyumsuz olarak yer alır. Edremit Körfezi ve kuzeyinde bu birimlerin üzerinde alüvyal yelpaze çökellerinden oluşan Üst Pliyosen - güncel yaşlı Hasanboğuldu Formasyonu uyumsuz olarak bulunur. Edremit Körfezi içinde Hasanboğuldu Formasyonu'nun devamı niteliğinde olan cökellerin üzerinde son 240 yıl içinde zaman zaman deniz etkisi ile görülen buzul arası ve buzul dönemlerini temsil eden Tirheniyen, Würm ve Holosen sismik stratigrafik birimleri bulunmaktadır. Çalışma sahası, Karbonifer-Triyas döneminde Paleotetis Okyanusu'nun parçalarını içerir. Kazdağ Grubu'nu oluşturan kayalar Okyanus kabuğunun Lavrasya kesimini oluştururken, Karakaya Karmaşığı güneye dalan okyanusun güney kenarında yer alan ortamları temsil eder. Bu ortamlar denizaltı dağı-(Nilüfer Birimi), eklenir prizma (Hodul Birimi), eklenir prizma gerisi havza (Tepeoba Birimi) ve bu havzanın pasif Kimmerid kenarı (Fazlıca+Kınar+Kalabak) ile hendek içi debris çökelleri (Çal Birimi) içerir. Orta-geç Triyas'ta Lavrasya ve Sakarya kıtaları çarpışır, arada bulunan birimler ve tektonik dilimler halinde Karakaya Karmaşığı'nın yapısını oluştururlar. Geç Triyas'ta Karakaya Karmaşığı ve Kimmerya Kıtası birleşik bir ülke oluştururken, çalışma sahasının doğusunda Izmir- Ankara Okyanusu açılmaya başlar. Bu okyanus Geç Kretase'de Sakarya Kıtası'nın altoda yitmeye başlar. Aynı dönemde çalışma sahasının batısında ise Rodop-Pontid İç Okyanusu yitimini sürdürmektedir. Bu iki okyanusta erken Eosen'de büyük ölçüde yitmiş ve neredeyse Lavrasya ile Sakarya, Sakarya ile Menderes-Toros Bloğu çarpışmış haldedir. Geç Oligosen'de artık etkisini yitiren çarpışmanın ardından Ege bölgesinde KD-GB yönünde Helen Yayı'nın dalma-batmasına koşut olarak oluşan yay-ardı gerilme ile çekirdek kompleksleri ortaya çıkarmaya başlamış, sıyrılma fayları ile yükselmeye başlayan masifler arasında sıyrılma fayı üzeri havzaları gelişmeye başlamıştır. Kazdağ Grubu altoda gömülü bulunduğu Karakaya Karmaşığı altodan sıyrılarak yüzeylenmeye başlaması aynı döneme rastlar. Anatektik granitler ise Kazdağ Sıyrılma Fayı'na dönüşecek makaslama zonunda gelişmektedir. Bu granitlerin oluşumu sırasında geç Oligosen -erken XXİİİ Miyosen'de yüzeyde kalkalkalen volkanizma hüküm sürmektedir. Yükselmeyle bağlı olarak Kazdağ Sıyrılma Fayı çevresinde Kızılyar ve Küçükkuyu formasyonları ile temsil edilen serinin çökeldiği havza oluşmaktadır. Erken Miyosen'de etkin olan gerilme rejimi orta Miyosen'den başlayarak Trakya- Eskişehir Fayı'nın saatin yönü tersine rotasyonu ile Batı Anadolu bloğunun batıya kaçması sayesinde sönümlenmiştir. Bu sönümlenme dönemini sahada gölsel tüfitlerin çökelimi temsil etmektedir. Geç Miyosen'de Trakya-Eskişehir Fayı'nın hızlanmasıyla bölgede paralel dirseklerin denetlediği oblik gerilme rejimleri oluşmaya başlamıştır. Bu dönemde Ege'de alkalen volkanizma etkin olurken, dağlar arasında sınırlı fay kontrolü görülen göl ve akarsu birimlerinin yavaş çökelimi vardır. Erken Pliyosen sonunda Kuzey Anadolu Fayı'nın Biga Yarımadası ve Kuzey Ege'de etkin olmasıyla paralel dirseklere asimetrik dirsekler, kara alanında gelişmeye başlamıştır. Geç Pliyosen'de Kazdağ çevresinde doğrultu atımlı faylar ortaya çıkmaya başlar. Blok hızlarının farkından dolayı oluşan rotasyon ile Edremit Körfezi açılmaya başlar. Genç normal faylar, Kazdağ Sıyrılma Fayı'nı keserek yükselmede etkin olurlar. Geç Pliyosen'de Ege merkezi kesiminde paralel dirseklerin açılmasıyla kuzey-güney gerilme, Anadolu kıyılarında ise sağ yanal oblik gerilme rejimi oluşturmuştur. Bu rejimin etkisinde gelişen Edremit Körfezi çökme sonucu 240 bin yıl önce deniz etkisine girmiş deniz seviyesinin düştüğü dönemlerde göl ve akarsu rejimi hakimiyeti altında kalmıştır.
  • Öge
    Çukur (Kayseri) bölgesi siyenitik kompleksinin petrolojik etüdü
    (Fen Bilimleri Enstitüsü, 1983) Solmaz, Orhan Mehmet ; Bürküt, Yılmaz ; 2130 ; Jeoloji Mühendisliği ; Geological Engineering
    Kayseri -Felahiye-Cukur Nahiyesi 'nd eki bu çalışmada 'bölgenin jeolojisi ile birlikte ülkemizde ender raslanan oluşumlardan olan feldispatoldli siyenitler ve birlikte oluştuğu diğer mağmatik kompleksin üyeleri olan alkali siyenitler ve granodioritlerin petrografisi ve petrolojiei ayrıntılı olarak incelenmiştir. Bölgede ana formasyon birimleri olarak metamorfikler (gnays, mikaşist, kuvarsit ve mermerler).sedimanter oluşumlar (tüfler.alüv yonlar ve Neojen çökelleri) İle mağmatikler (granodiori t, alkali siyenit ve f eldispatoidli siyeniti er )bulunmaktadır. Metamorfikler bölgenin en eski birimleri olmakla birlikte, yaşları üzerinde çalışmalarda bulunan Brinkman(1976) (16).genelde Orta Anadolu metamorfiklerinin Devonien, hatta Ordovsien olduğunu ileri, sürerken, Ketin(1959) (14) metamorfik serilerin büyük bir kısmının Mesozoike ait olduğunu belirtmiştir. Halen Orta Anadolu `da ki metamorfiklerin oluşum yaşı konusunda birleşme yoktur. Çukur bölgesi mağmatiklerininde yer aldığı Orta Anadolu plütonik kompleksinin yaşları konusunda çalışmalarda bulunan Ayan(1959)(12),Çiçekdağı-Kaman arasındaki granitik kayaçların yaşlarına 54 milyon sene olarak vermiştir. Ataman(1981) (13) ise, Kırşehir civarındaki Cefalık Dağ-Kaman arasındaki granitik int rüzyonun yaşını 71 milyon yıl olarak saptamıştır. Ketin(1961) (8), jeolojik verilerden giderek Orta Anadolu kristalen masiflerinin Eosen veya Paleosan (Alpln Orojenezind'e) olduğunu belirtmektedir. Genel olarak birleşilen kanı, Orta Anadolu Kristalen masiflerinin Üst Kretase sonunda oluştuğudur. Çalışma sahasındaki intrüsif kayaçları asit ve nötür bile şimli olarak iki guruba ayırmak olasıdır. Asit karektere sahip ve siyeni tik kayaçlara göre çok daha küçük alan işgal eden granitin bileşimi kayacın yapılan modal analiz çalışmaları sonucunda, ortalama mineralojik bileşimlerinin granodiorite tekabül ettiği görülmüştür. Kuzeyden Güneye doğru gittikçe asit bileşimden nötür bileşime geçilmektedir. Alkali siyenit ve f eldispatoidli siyenit lerde hakim olan feldispat ortozdur. Ortozlar büyük ölçüde kalsit leşmişlerdir.Kayaçta ikincil kalsite herzaman raslanırken, oldukça geniş çaplı bir kontaminasyonuda izlemek olasıdır. IV Feldispatoidli siyenitlerde kayaca hakim olan mineral ortozdur.Feldiepatoid gurubu minerali olarak kayaçta bulunan nefelinin yer yer kankrinite ve sodalite dönüşüm gösterdiği izlenmektedir. Siyenitik kayaçların mermerlerle olan kontaklarına yaklaş tıkça, genellikle gröna, enirin ve manyetite oldukça sık Taşlan maktadır. Çatlaklarda ise çoğunlukla fluorit oluşumları yer almaktadır. Bölge kayaçlarının yapılan petrokimyasal çalışmaları sonu cunda magmatik kayaçlarda 56 SiO2 oranı 53.91-68.06 arasında deği şirken, %Na20 0.28-5.27 ve % KgO 0.98-9.90 arasında değişim gös termektedir. Ketamorfiklerde ise kontağa yakın bölgelerde İt CaO, Fe20,,TeO ve HnO değerlerinde bir artış İzlenmektedir.Metamor fiklerin kökeninin sedimanter olduğunu söylemek olasıdır. Olduk ça fazla silis içeren Bedlmentlerin metamorf izması sonucunda, metamorfiklerln oluşmuş olması düşünülebilir. Magmatik kayaçlar, alkalice normalden biraz daha zengin bir magmaya tekabül ederler ve tümü salik bölgeye düş er. Bunların normal bir dif eransiyasyon sürecini izi ediği, fakat zaman zaman kristalleşmeler esnasında süreksizliklerin varlığı gözlenmektedir. Köken olarak magmatik kayaçları oluşturan magmanın slalik olduğu kanısına varılmıştır. Granodioritlerin, alkali siyenitlerin ve feldispatoidli siyenitlerin oluşumu konusunda granitik magma nın desilikasyonu, diferansiyel ergime, metasomatizm.kristalizasyon -dif eransiyasyon ve kalker sinteksisi gibi değişik görüşler orta ya atılmış tır. Ancak gerek sahanın Jeolojisini incelerken, gerekse petrografik ve petrokimyasal çalışmalar sonucunda, Çukur bölgesin deki granodiorit ve siyenitlerden oluşan ve incelemede siyenitik kompleks olarak bahsedilen i ntrüzy onun, magmanın kalker asimilas yonu sonucunda oluştuğu kanısına varılmıştır. Magmatik kayaçlarda yapılan iz element tayinleri (Rb,Iİ,Ba ve Sr),Niggli parametreleri ve C.I.P.W.norm hesaplamaları birbir lerini bir uyum içerisinde desteklemektedir ve bu verilerle intrüzyonun petrolojjisi ortaya konmaya çalışılmıştır. Çalışma alanının Batısına doğru geniş bir uzanım gösteren skarn oluşumlarında many eti t, hemati t ve olijist gibi cevher mine ralleri bulunmaktadır.Bunlar yer yer % 50.54 Pe2°3 içerirler. Ayrıca bölgede plroluait( 5I 29.04 MnO) ve Fluorit mostralarınada raalanılmaktadır. 2 Bölgede yaklaşık 30 km lik bir alanda 1.25-1.50 m kalınlık gösteren pembe ve gri tüf ler, geniş çapta yapı elemanı olarak bölge halkı tarafından kullanılmaktadır.