The dark side of identity construction: Politics of othering and stigmatization
Yükleniyor...
Dosyalar
Tarih
Yazarlar
Bölüm / Program
Political Studies
Dergi Başlığı
Dergi ISSN
Cilt Başlığı
Yayıncı
Graduate School
Türü
Özet
Bu tez, siyasal ötekileştirme ve damgalamayı, değişen güç ve iktidar yapıları bağlamında ele alan eleştirel ve soykütüksel (genealogical) bir inceleme sunmaktadır. Tez bu süreçleri, iktidar yapılarının kurulması ve sürdürülmesi yoluyla işleyen dinamik araçlar olarak analiz etmektedir. Ötekileştirme ve damgalamanın eşitsiz bir dünyada tahakküm ve kontrol mekanizmalarına içkin olduğunu savunmaktadır. Bu çalışma, ötekileştirme ve damgalamaya dair kavrayışımızı derinleştirmeyi ve bu süreçlerin nasıl aşılabileceğine dair muhtemel yolları tartışmayı amaçlamaktadır. Bu tez eleştirel teori yaklaşımını benimsemiştir. Bu eleştirel yaklaşım sorun çözmekten öte, verili kabul edilen çerçeveleri sorgulamayı hedefler. Aynı zamanda, değişen iktidar dinamikleri tarafından şekillenen siyasal paradigmalar içinde, ötekileştirme ve damgalamayı analiz ederken soykütüksel bir inceleme perspektifi benimsemektedir. Tez, ilk olarak "farklılık" ve "ötekileştirme" kavramlarını siyaset-öncesi veya dışı biçimleriyle ele alan sosyal-psikolojik ve sosyal teorileri incelemektedir. Sosyal-psikoloji ve sosyal teori alanındaki çalışmalar, "öteki"nin toplumsal ilişkilerde ve benliğin inşasında kurucu bir rol oynadığını göstermektedir. Sosyal-psikolojik bir perspektiften "öteki", benliğin oluşumunda; "diğerleri" "biz"in inşasında temel bir etken olarak işlev görmektedir. Bu bağlamda, birey düzeyindeki "öteki" inşası; Tajfel, Turner ve Reynolds'ın Sosyal Kimlik Teorisi aracılığıyla sosyolojik bir boyuta taşınarak, "iç-grup" ve "dış-grup" ayrımının toplumsal düzlemde işlevselleştirilmesi olarak ortaya konulur. Bu kuramsal zemin, Bourdieu'nün habitus, alan ve sermaye kavramlarıyla derinleştirilerek, damgalamanın (stigma) yapısal olarak nasıl yeniden üretildiğini ve taşındığını inceler. Böylece tezin ilk bölümü, "farklılık" olgusunun başlangıçta birey tarafından nasıl duyumsandığının ve sonrasındaki süreçlerde kurumsal bir kimliğe bürünerek nasıl yerleşik hale geldiğinin temellerini ele alır. Sosyal-psikolojik ve sosyal teori literatüründeki ötekileştirme yaklaşımlarını başlangıç noktası olarak ele alan bu çalışma, ardından asıl odağı olan siyasal ötekileştirme ve damgalamaya bakmaktadır. Bu süreçler derinlemesine bir şekilde sömürgecilikten sömürgecilik sonrası bağlamlara uzanan bir çerçevede incelemektedir. Bu tez, ötekileştirme ve damgalamanın, sömürgeci moderniteden günümüz çok-kültürlü toplumlarına kadar uzanan modern iktidar ve tahakküm yapılarının işleyişine derinlemesine gömülü olduğunu ve kimlik oluşumlarının şekillenmesinde merkezi bir rol oynadığını ileri sürmektedir. Sömürge dönemi, ikili karşıtlıkların gücüne ve kalıcılığına işaret eder ve beyaz-siyah, medeni-barbar, üstün Batı-geri kalmış Doğu arasındaki keskin ayrışmaları ortaya koyar. Bu döneme dair E. Said'in ortaya koyduğu Oryantalizm kavramı, Doğu'ya yönelik beyaz/Batı bakışını gösteren zihinsel kurgunun/inşanın yarattığı aşağılık-üstünlük ikiliğini ve günümüzdeki ötekileştirme/damgalama uygulamalarının temelinde yatan Batı üstünlüğü söyleminin tarihselliğini anlamak açısından önemli bir katkı sağlamıştır. Oryantalizm, E. Said'in kavramsallaştırmasıyla, Doğu'nun (Orient) Batı (Occident) tarafından sadece coğrafi bir bölge olarak değil, siyasi ve kültürel bir inşa süreciyle "öteki" olarak tanımlanmasıdır. Günümüzde bu miras, kültürel bir ayrışma olarak devam etmekte, Doğu'nun özgünlüğünü yok sayarak onu, Batı'nın üstünlüğünü teyit eden bir ayna olarak kullanmaktadır. Hegel'in efendi ve köle diyalektiği, sömürgeci ve sömürgeleştirilen arasındaki ilişkinin kavramsal temelini oluşturur. Bu kuram, sömürgecilikten günümüzün post-kolonyal güç dinamiklerine uzanan süreçte, tahakkümün sadece maddi bir boyun eğdirme değil, aynı zamanda temel bir "tanınma mücadelesi" olduğunu ortaya koyması açısından kritiktir. Bu diyalektik, kolonyal dönemde Batılı "beyaz adamın" yerli halkı sömürmesini rasyonalize eden ikiliğin zeminini oluştururken, günümüzde sömürgesellik (coloniality) kavramı üzerinden devam eder: Küresel kuzeyin (efendi), küresel güneyin (köle) kimlik, kaynak ve statüsünü kendi standartlarına göre tanımlama tekeli, asimetrik bir tanınma ilişkisini sürekli yeniden üretir. Sonuç olarak bu diyalektik, sömürge sonrası dünyada bile devletlerin ve bireylerin neden hala Batılı normlar tarafından onaylanma ihtiyacı duyduğunu ve bu "eksik tanınma"'nın nasıl bir yapısal eşitsizliğe dönüştüğünü açıklar. Ortaya konulan bulgular, ötekileştirme süreçlerinin Doğu/Batı ve medeni/barbar gibi katı ikiliklerin inşası yoluyla işlediğini ve bu ikiliklerin küresel ve ulusal düzeyde tahakkümün sürdürülmesinde kurucu bir işleve sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Bu çalışma, ötekileştirme ve damgalamanın soykütüksel oluşumunun, sömürgecilik literatürü ve ilişkili kavramsal çerçevelerin eleştirel bir okuması üzerinden izini sürmekte ve Oryantalizm, Oksidentalizm ve Avrupa-merkezcilik kavramlarını inceleyerek benlik ve öteki arasında kurulan ikili ve asimetrik kategorilerin inşası araştırmaktadır. Sömürgeci pratiklerin, Oryantalizmin zihinsel inşasının, Oksidentalizm başlığı altındaki tepkilerin ve Avrupa-merkezciliğin incelenmesi, kavramsal kategorilerin çoğu zaman ötekileştirme ve damgalama süreçleri tarafından nasıl şekillendirildiğini ortaya koymaktadır. Bu tez, güncel küresel siyaset ve sömürgecilik sonrası teoriler çerçevesinde ötekileştirmeyi analiz ederek, sömürgecilik sonrası koşullar altında ötekileştirme ve damgalamanın farklı biçim ve pratikler aracılığıyla nasıl süreklilik kazandığını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Sömürgecilik sonrası ve sömürgesellik (coloniality) teorilerini eleştirel biçimde inceleyerek tahakküm ve üstünlük mantığının, yeni söylem ve yöntemler benimsenerek sömürgesellik ve sömürgecilik sonrası dönemlerde yeniden üretildiği göstermektedir. İnceleme, Uluslararası İlişkiler alanına da odaklanarak, ötekileştirmenin sürekliliğini, ötekileştirmenin ve damgalanmanın içselleştirilmesinin işleyişini açığa çıkarmayı hedeflemektedir. A. Zarakol'un analizine göre bu damgalanmış devletler, uluslararası sistemde kabul görmek için "Efendi" Batı'nın belirlediği modernlik standartlarına uymaya zorlanırlar. Bu süreçte devletler, Hegelci anlamda eşit bir tanınma elde edemedikleri için kendi kendilerini oryantalize etme (self-orientalization) veya öz-damgalama (self-stigmatization) tuzağına düşerler; yani kendi kimliklerini, onları damgalayan Batılı standartlara (Western gaze) göre değiştirerek medeni görünmeye çalışırlar. Dolayısıyla Oryantalizm, sadece dışarıdan dayatılan bir bakış değil, Hegelci diyalektiğin bir sonucu olarak stigmatize edilen grupların/ulusların kendi habitus'larına yerleşen ve onları içten dönüştüren bir tahakküm mekanizmasıdır. Stigma aktarımlarında etkin bir rolü olan habitus kavramı; aile, toplum üzerinden öğrenilen ve alışkanlıklar, deneyimlerle içselleştirilen eğilimleri ifade eden bir terim olarak incelenmiştir. Habitus, güç dinamikleri ve eşitsizliklerin damgalama yoluyla bireyler/gruplar/uluslar tarafından nasıl içselleştirildiğini; bunun sonucunda kendi kültürel özelliklerini, örgütsel becerilerini egemen grubun bakış açısıyla değerlendirmelerini ve genellikle bu güç odaklı damgalamaları doğal olarak algılamalarını açıklar. Damgalama ve içselleştirmeye dair bu analizler, bu tezin "farkındalık yaratmaya katkı sunmak" amacına dair kritik bir noktayı temsil eder: kişi, topluluk veya devlet, Hegel'in diyalektiğindeki o "asimetrik tanınma" döngüsüne direnmek ve değişim yaratabilmek için önce kendisindeki bu Oryantalist kökenli damgayı (stigma) ve temel nedenlerini fark etmelidir. Bu farkındalık süreci, habitus üzerinden öğrenilmiş kalıpların bilince taşınarak onları dönüştürme, bir yerde "öğrenilmişi unutma" eylemini gerekli kılar. Bu, bireyin veya toplumun habitusuna kazınmış olan sömürgeci önyargıları, Batı tarafından inşa edilmiş ikilikleri ve içselleştirilmiş değersizlik duygusunu bilinçli bir reddetme sürecidir. Bir anlamda Oryantalist bakışın (Western gaze) kurguladığı hiyerarşik bilgi yapılarını sadece eleştirmeyi değil, bu yapıların kimlik üzerindeki belirleyici gücünü kökten sarsmayı hedefler. Nihayetinde bu eylem, zihinsel bir özgürleşme sağlayarak bireyin/toplumun/devletin kendi kimliğini baskın güç gruplarının damgalarından bağımsız olarak yeniden inşa etmesine olanak tanır ve çözüm önerilerinde tartışılan "siyasi tanınma" ve "çoğulculuk" teorilerinde ihtiyaç duyulan farkındalıklı ve özgür özneyi yaratır, eşit bir kişi/topluluk/ulus olarak var olma iradesine imkan sağlar. Bu tez son olarak damgalamaların yarattığı ikiliklere ve hiyerarşik sisteme karşı, çoklu kimliklerin bulunduğu küreselleşmiş bir dünyada çeşitlilikleri tanıyarak nasıl birlikte yaşanabileceğine dair çağdaş sosyal ve siyasal teori tartışmalarını ele almaktadır. Çok-kültürlülük, çoğulculuk ve kozmopolitanizm üzerine yapılan tartışmaların yanı sıra damgalamayı aşmaya yönelik yaklaşımların incelenmesi, çoğulluklar içinde var olmanın imkânlarına ışık tutmaktadır. Kültürleri, eşitlik ilkesiyle ele alan çokkültürlülük, yapısal dönüşümleri ve siyasi tartışmalarda tanınma sağlayan muhaliflik ilkesini öne süren çoğulculuk, son olarak da evrensel ahlaki değerler ile küresel etkileşimi/dayanışmayı savunan kozmopolitanizm teorileri, dışlayıcı anlatılara karşıt birer perspektif olarak sunulur. Bu anlamda, çokkültürlülük, çoğulculuk ve kozmopolitanlık teorilerini kapsayan bir arada yaşama olasılıklarını araştırırken, çözüm önerilerine bir temel oluşturmak üzere "Farklılık Siyaseti" ve "Tanınma Siyaseti" teorilerini de inceler. Ayrıca, farklı bir çözüm önerisi olarak, devlet kaynaklı dışlayıcı uygulamalardan bir vazgeçiş olarak damgalamanın kaldırılması (destigmatization) kavramını da tartışır. Sonuç bölümünde, bu tartışmalı konular sentezlenerek, kolektif bir "farkındalık" geliştirilmesinin ve bu kapsayıcı teorilerin pratik uygulamasının, ötekileştirme ve damgalama uygulamalarının neden olduğu köklü eşitsizliklerle mücadele etme imkanlarını inceler. Sonuç olarak bu tez, ötekileştirme ve damgalamanın, sembolik ve maddi iktidarın eşitsiz dağılımını yeniden üreten toplumsal ve siyasal yapılara derinlemesine içkin olduğunu savunmaktadır. Bu süreçleri ve kavramsal çerçeveleri eleştirel biçimde inceleyerek ve çoğulculuk, çok-kültürlülük ve kozmopolitanizm literatürünün sunduğu çözüm önerilerini tartışarak, ikili sistemler aracılığıyla inşa edilen iktidar asimetrilerinin sistemsel kökenlerini ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda tez, kurumsallaşmış adaletsizliklere direnebilmek ve sahici bir kapsayıcılığı mümkün kılabilmek için gerekli olan "öğrenilmiş olanı unutma" süreci aracılığıyla farkındalık geliştirmeyi hedefleyerek literatüre katkı sunmayı amaçlamaktadır.
Tanım
Tez (Yüksek Lisans)-- İstanbul Teknik Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2026
Dergi veya Seri
ISSN
ISBN
Haklar
Anahtar Kelimeler
stigmatization, damgalama, othering, ötekileştirme