Türkiye'deki Ramsar alanlarında su yüzey alanı değişimlerinin uydu görüntüleri, meteorolojik veri ve antropojenik etkilerle incelenmesi
Yükleniyor...
Dosyalar
Tarih
Yazarlar
Akademik Birim
Dergi Başlığı
Dergi ISSN
Cilt Başlığı
Yayıncı
Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
Türü
Özet
Ramsar Sözleşmesi (Sulak Alanların Korunması Sözleşmesi, sulak alanların ekolojik işlevlerinin ve biyolojik çeşitliliğinin korunmasını hedefleyen uluslararası en eski çevre anlaşmalarından biridir. Ramsar Alanları, uluslararası ölçekte önemli ekolojik, hidrolojik ve biyolojik özelliklere sahip sulak alanlar olup, su kuşları, balıklar ve diğer birçok canlı için kritik yaşam alanı sunar. Ayrıca sulak alanlar iklim düzenleme, karbon depolama, taşkın kontrolü ve su temini gibi ekosistem hizmetleri bakımından da hayati öneme sahiptir. Türkiye, 1994 yılında Ramsar Sözleşmesi'ne taraf olmuş ve bu kapsamda 14 alan Ramsar listesine dahil edilmiştir. Bunlardan bazıları karasal (Seyfe Gölü-Kırşehir, Sultansazlığı-Kayseri, Manyas Gölü (Kuş Cenneti)-Balıkesir, Burdur Gölü-Burdur, Uluabat Gölü-Bursa, Kuyucuk Gölü-Kars, Nemrut Gölü (Kalderası)-Bitlis, Meke Gölü-Konya, Kızören Obruğu-Konya) bazıları ise kıyı sulak alanı (Akyatan Gölü-Adana, Yumurtalık Lagünü-Adana, Göksu Deltası-Mersin, Gediz Deltası-İzmir, Kızılırmak Deltası-Samsun) niteliğindedir. Bu çalışmada, Türkiye'de yer alan Ramsar alanlarında zamansal su yüzey alanı değişimleri, 1985–2025 dönemini kapsayan uydu görüntüleri kullanılarak analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, aynı döneme ait meteorolojik veriler ile birlikte değerlendirilerek, sulak alanlardaki değişimlerin iklimsel etkilerle olan ilişkisi ortaya konulmuştur. Ayrıca, akademik literatürde ve ilgili kurum ve kuruluşlar tarafından gerçekleştirilen çalışmalar incelenmiş; Ramsar alanlarının iklim değişikliği ve antropojenik faktörlerden nasıl etkilendiği bütüncül bir yaklaşımla değerlendirilmiştir. Sulak alanlar, iklim değişikliğine karşı son derece hassas ekosistemlerdir. Artan sıcaklık, değişen yağış rejimleri ve buharlaşma oranlarındaki yükseliş, su bütçesini doğrudan etkileyerek sulak alanların alan kaybına uğramasına ve ekolojik dengenin bozulmasına yol açmaktadır. Özellikle kurak dönemlerin sıklaşması, habitat parçalanması ve biyolojik çeşitlilikte azalma riskini artırmaktadır. Ayrıca deniz seviyesindeki yükselme, kıyı sulak alanlarının tuzlanmasına neden olurken, ekstrem hava olaylarının sıklığındaki artış, bu ekosistemlerin doğal rejimlerini tehdit etmektedir. İklimsel baskıların yanı sıra, insan kaynaklı etkiler de sulak alanların sürdürülebilirliğini ciddi biçimde tehdit etmektedir. Tarımsal drenaj, aşırı yeraltı suyu kullanımı, endüstriyel ve kentsel kirlilik, plansız yapılaşma ve turizm baskısı, sulak alan ekosistemlerinde geri dönüşü zor tahribatlara yol açmaktadır. Ayrıca balıkçılık ve avcılık faaliyetleri, ekosistem üzerindeki antropojenik baskıları artırmaktadır. Bu faktörler, sulak alanların yalnızca ekolojik işlevlerini değil, aynı zamanda toplumlara sağladığı su temini, taşkın kontrolü ve karbon depolama gibi önemli ekosistem yararlarını da zayıflatmaktadır. Sulak alanların, özellikle su kuşları açısından taşıdığı yaşamsal önem göz önüne alındığında, bu habitatların korunması çevresel sürdürülebilirlik açısından büyük önem arz etmektedir. İklim değişiklikleri ve sanayileşme, kentleşme ve tarımsal faaliyetler gibi antropojenik etmenler sulak alanlar üzerinde baskı oluşturmakta ve bu alanların zaman içinde yapısal değişimlere uğramasına neden olmaktadır. Çalışmada Ramsar Sözleşmesi çerçevesinde Türkiye'de koruma altında bulunan ondört alanda literatür taraması ile elde edilen sonuçlar özetlenmiştir. Bu ondört koruma alanı için 1985-2025 yılları arasında 41 yıllık su yüzey alanları Landsat 5, Lansat 7 (2012 yılı için) ve Landsat 8 görüntüleri kullanılarak Google Earth Engine bulut platformunda Normalize Edilmiş Su Farkı İndeksi (Normalized Difference Water Index, NDWI) ile eşik değer sıfır alınarak belirlenmiştir. İlkbahar ve sonbahar aylarına ait uydu görüntüleri için zamansal medyan değerler hesaplanarak, mevsimsel su yüzey alanı değişim eğilimleri belirlenmiştir. Landsat uydu görüntülerinin yanısıra, daha yüksek mekansal çözünürlüğe sahip Sentinel-2 uydu görüntüleri ile de 2017-2025 yaz aylarının yıllık değişimi incelenmiştir. Değişimler Meteoroloji Genel Müdürlüğü'nden alınan iklim verileri ile birlikte yorumlanmıştır. Ayrıca, örnek alan olarak seçilen Manyas Kuş Gölü'nde, Sentinel-2 uydu görüntüleri kullanılarak 2015–2025 döneminde iki yıllık aralıklarla Random Forest sınıflandırma algoritması ile AK/AÖ haritaları üretilmiş ve zamansal değişimler ortaya konulmuştur. Elde edilen sonuçlar, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) nüfus verileri ve meteorolojik veriler ile birlikte değerlendirilerek iklim değişikliği ve antropojenik faktörlerin alan üzerindeki etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Yapılan analizler sonucunda, su yüzey alanlarında belirgin ve sürekli bir küçülme eğilimi gösteren sulak alanların Kuyucuk Gölü, Meke Maarı, Seyfe Gölü, Sultansazlığı, Burdur Gölü, Kızören Obruğu ve Uluabat Gölü olduğu belirlenmiştir. Önemli ölçüde büyüyen alanlar ise Yumurtalık Lagünü ve Gediz Deltası olmuştur. Diğer Ramsar alanlarında su yüzey alanlarında yıllar arası dalgalanmalar görülmekle birlikte, 1985–2025 döneminde istikrarlı ve tek yönlü (sürekli artan ya da azalan) büyük bir eğilim tespit edilememiştir. Özellikle karasal özelliklerin baskın olduğu Kuyucuk Gölü, Seyfe Gölü, Burdur Gölü, Meke Maarı ve Sultansazlığı alanlarının ciddi risk altında bulunduğu değerlendirilmiştir. Uzun dönemli on üç meteoroloji istasyon verileri incelendiğinde 1985-2025 döneminde, çalışma alanlarında sıcaklıkların belirgin biçimde arttığı, buna karşın yağışların uzun vadede artış ya da azalış yönünde net bir eğilim göstermediği anlaşılmaktadır. Artan sıcaklıklar ve düzensiz yağış rejimi, buharlaşma kayıplarını artırarak Ramsar sulak alanlarının su dengesi üzerinde olumsuz bir baskı oluşturmakta; uydu görüntülerinden elde edilen su yüzey alanı azalışlarıyla doğrudan ilişkili bir iklimsel çerçeve sunmaktadır. Örnek olarak seçilen ve kapsamlı olarak incelenen Manyas Gölü'nün analizleri sonucunda ise su yüzeyi alanında yıllar içinde mevsimsel ve yıllık dalgalanmalar tespit edilmiştir. 2018 yılında yaklaşık 14 600 hektar olan su yüzeyi, 2024 yılında yılında artış göstererek 14 769 hektara ulaşmış, ancak 2025 yılında 14 379 hektara düşmüştür. Uzun dönemli (1985-2020) Landsat analizleri ise özellikle ilkbahar aylarında anlamlı azalmalar olduğunu, bu durumun tarımsal sulama nedeniyle gölden su çekilmesiyle ilişkili olduğunu ortaya koymuştur. Bölgedeki ortalama yıllık sıcaklık artarken, yağış miktarı yeterince artmamakta, buharlaşma ise verilerin tam olmadığı birkaç yıl hariç yağış miktarını aşmaktadır. Bu durum, göl seviyesindeki azalmaları açıklayan önemli bir faktördür. Arazi örtüsü analizinde ise, su yüzeyi, yapay alanlar/çıplak toprak, zayıf bitki örtüsü ve yoğun bitki örtüsü sınıfları bazında değerlendirme yapılmıştır. Arazi kullanımındaki değişimler genellikle salınımlı bir seyir izlemekte, tek yönlü bir değişim eğilimi göstermemektedir. Özellikle 2017 yılında yapay alanlarda artış, 2019 yılında ise yoğun bitki örtüsünde zirve gözlemlenmiştir. Bu değişimler, bölgedeki tarımsal faaliyetlerin zamanla değişmesinden ve bazı yıllarda hasat dönemlerinin uzamasından kaynaklanmaktadır. Demografik açıdan bakıldığında ise göl çevresindeki yerleşimlerin nüfusu genel olarak azalma eğilimi göstermektedir. 2015 yılında Manyas ilçesinin nüfusu 20 154 iken 2024 yılında 17 890'a düşmüştür. Bu durum, kırsaldan kente göçün ve bölgedeki sosyo-ekonomik koşulların etkilerini yansıtmaktadır. Ramsar alanları, ekolojik açıdan son derece hassas ve dinamik sistemler olduğundan, bu alanların, uzun dönemli ve sürekli izleme yaklaşımlarıyla değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu noktada uzaktan algılama teknolojileri, geniş alanları kapsayabilmesi, zamansal süreklilik sağlaması ve maliyet etkinliği sayesinde koruma alanlarının izlenmesinde önemli avantajlar sunmaktadır. Bu çalışma kapsamında uzaktan algılama veri ve yöntemleri kullanılarak 14 Ramsar alanında su yüzey alanlarındaki değişimler belirlenmiş, seçilen bir Ramsar alanında ise arazi örtüsü değişimleri ayrıntılı olarak analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, uzaktan algılamaya dayalı analizlerin Ramsar alanlarında meydana gelen mekânsal ve zamansal değişimlerin izlenmesinde etkin ve güvenilir bir yaklaşım sunduğunu göstermektedir. Bu tür analizlerin uzun dönemli veri setleriyle desteklenmesi, su rejimindeki değişimlerin, insan faaliyetlerinin ve iklimsel etkilerin daha doğru değerlendirilmesine olanak sağlamaktadır. Ayrıca saha gözlemleriyle birlikte kullanılacak CBS ve uzaktan algılama temelli izleme sistemlerinin, Ramsar alanlarının korunması, yönetim planlarının güncellenmesi ve sürdürülebilir kullanım kararlarının alınması süreçlerine önemli katkılar sunacağı değerlendirilmektedir.
Tanım
Dergi veya Seri
ISSN
ISBN
Haklar
Anahtar Kelimeler
Wetlands, Türkiye, Remote sensing, Management, Hydrology