Çocuk koruma merkezlerinin mekânsal tasarım düzeninin kullanıcı algısı ile değerlendirilmesi: Türk Kızılay Bağcılar Çocuk Koruma Merkezi örneği

Yükleniyor...
Küçük Resim

Tarih

Bölüm / Program

Kentsel Tasarım Bilim Dalı

Dergi Başlığı

Dergi ISSN

Cilt Başlığı

Yayıncı

Lisansüstü Eğitim Enstitüsü

Özet

İnsanların var oluşu ile beraber anlamlandırma çabası içerisine girdikleri ve sürekli etkileşim halinde oldukları mekân kavramı, günümüzde araştırmalara konu olarak güncelliğini korumaktadır. Farklı disiplinlerde anlamsal açıdan çeşitli şekillerde tanımlanan mekân kavramının soyut olarak algılanan bir boşluktan daha derin anlamlar içerdiği kanısı kabul görmektedir. Mekânı oluşturan sınırlar soyut veya somut gerçeklik ile ilişkilendirilmektedir. Fiziksel nitelikleri ile ölçülebilen mekânın, ölçülemeyen nitelikleri duyular aracılığı ile deneyimlenebilir ve kavranabilir. Temelde farklı kalıplara girse de mekân kavramı öznenin çevrelenmesi ile adından söz ettirmektedir. Mekândan söz edilebilmesi için, mekânın öznesi ve öznenin algısı olması gerektiği göz ardı edilmemelidir. Duyular aracılığı ile gerçekleşen algı kavramı da tıpkı mekân kavramı gibi anlam açısından zengin tanımlar ile birlikte anılmaktadır. Beden-mekân ilişkisi duyular ile şekillenen algılara göre anlam kazanmaktadır. Mekânsal organizasyonlar insanlar tarafından yalnızca algılanmak için değil aynı zamanda yaşanılmak üzere tasarlanmaktadır. Mekânların algılanmasını etkileyen çeşitli parametreler bulunmaktadır. Algılamanın büyük çoğunluğunu oluşturan görsel algının yanı sıra, işitsel, dokunsal, kokusal vb. uyaranlar da mekânın algılanması konusunda etkilerini göstermektedirler. Bunların yanı sıra, bakış açısı, zaman, ölçek gibi çeşitli kavramlar ile algılanmasında çeşitlilik gösteren mekân kavramı, bulunduğu toplum kimliğinin şekilsel temsilidir. Çeşitli fiziksel uyaranların etkisi altında şekillenen algı kavramı, algılayıcı konumundaki öznenin psikolojik, bilişsel ve zihinsel gelişimlerine bağlı olarak şekillenmektedir. Algılar aracılığı ile mekânları deneyimleyen kişiler mekânlarda iz bırakılar. Her mekân kullanıcısının izlerini taşımaktadır. İzler kullanıcıların mekânsal aidiyetlerini güçlendirmekte önemli rol oynamaktadırlar. Toplumun her kesimi tarafından dâhil olunan mekânları anlamlandırmak çocukluk dönemi itibari ile şekillenmeye başlamaktadırlar. Bulundukları her yeri keşfetme heyecanı taşıyan çocuklar çevreleri ile farklı yollardan temasa geçerek, dâhil oldukları mekânlara izlerini bırakırlar. Toplumdaki her bireyin ortak deneyimi olarak aktarılan çocukluk kavramı, bu tanıma karşılık gelmesi ile önemini net bir şekilde vurgulamaktadır. İnsanlar, çeşitli araştırmacılara konu olan ve farklı başlıklar altında ele alınan, çocuk gelişim evrelerini gelişim süreçlerine bağlı olarak deneyimlemektedirler. Aile, sosyal çevre, eğitim, kültür gibi çeşitli kavramlara bağlı olarak bilişsel, fiziksel ve sosyo- duygusal yönden gelişimini tamamlayan çocuklar tüm bunların etkisi ile yaşamlarını anlamlandırmakta ve çevrelerini algılamaktadırlar. Her çocuk aynı şartlarda gelişim gösteremediği gibi gelişim evreleri sonrasındaki dönemde de yoksunluk hissettiği konularla topluma dâhil olmaktadırlar. Bu noktada çocukların dâhil oldukları mekânlar, çocuk mekânı olarak nitelendirilmese dahi ihtiyaç ve beklentileri göz önünde tutularak tasarlanmalıdır. Heyecan duygusu ile yola çıktıkları mekân keşiflerinde çocukların algılarını destekleyici yaklaşımlar kurguları oluşturulmalıdır. Çocuklar mekânları deneyimlemekten çekinmemeli ve gelişimlerini destekleyecek nitelikte mekânlarda zaman geçirebilmelidirler. Resim, harita gibi mekân algısını ölçmekte sıklıkla kullanılan yöntemlerin yanı sıra öyküleme yöntemi çalışma kapsamında detaylı bir şekilde irdelenerek, çocukların mekânı algılamasını ölçme noktasında yöntem olarak kullanılmıştır. Bu çalışma kapsamında Türk Kızılay Avrupa Yakası Çocuk Koruma Merkezi örnek çalışma alanı olarak seçilmiştir. Çocuk gelişimi konusunda önemli araştırmalar yapan ve çocuk mekân ilişkisine ışık tutan Piaget'in çalışmalarındaki gelişim yaş aralıkları göz önünde bulundurularak iki ayrı grup ile çalışma yürütülmüştür.7–11 ve 11–15 yaş aralığında, her aralıktan on çocuk, toplamda yirmi katılımcı çocuk ile iki ayrı günde çalışma gerçekleştirilmiştir. Çalışma kapsamında çocukların mekân algılarını ölçebilmek adına öyküleme yöntemine başvurulmuştur. Göçmen, yoksul vb. yoksunlukları bulunan ailelerde gelişimlerini sürdüren çocukların deneyimledikleri mekânların algısını ölçebilmek adına hazırlanan sorulara cevap vermelerini kolaylaştırmak, kendilerini rahat ifade edebilmelerini sağlamak adına kurgulanan öyküleme yöntemi, çocuklar tarafından sevilmiştir. Bir oyun olarak algıladıkları yönteme katılım göstermişlerdir. Öyküleme yöntemi sonrası çocukların mekândan beklentileri ve kendilerini dışa vuruşlarını temsilinin tespiti adına maket çalışması yapılmıştır. Katılımcı çocukların tercih ettikleri/etmedikleri, sevdikleri/sevmedikleri mekânları tespit edebilmek adına merkezin mimari planı üzerinden haritalama çalışması yaptırılmıştır. İki ayrı günde tamamlanan çalışmalar sonrası, merkezin eğitmenleri ile de çocuklar hakkında görüşmeler yapılmıştır. Görüşmelerin değerlendirilmesi noktasında "kodlama" tekniğine başvurulmuştur. Kodlama yöntemi kapsamında, çocukların mekân algılarını ölçmek üzere hazırlanan kodlar ile öyküleme yöntemi verileri aktarılmıştır. Çocuklar, eğitim, aile vb. çeşitli konularda olumsuz olarak nitelendirilen durumlar taşısalar da umut etmekten ve heyecan duymaktan vazgeçmemektedirler. Örnek alan çalışmasında elde edilen veriler ile algılanabilir, keyifli, eğitici mekânlar olmaya yönelik çalışmalar yapılmıştır. Çalışma kapsamında çocukların umut ışıkları ile aydınlanan mekân tasarım kurgusu oluşturmak hedeflenmiştir.

Tanım

Tez (Yüksek Lisans) -- İstanbul Teknik Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2021

Dergi veya Seri

ISSN

ISBN

Haklar

Anahtar Kelimeler

Çocuk koruma merkezleri, Mekânsal tasarım, Çocuk

Alıntı

Onay

Gözden geçir

Tamamlayıcı Bilgiler

Referans Gösteren

0

Views

0

Downloads