Muğlak Diyalog: Varlığın Mekanları Ve Mekanların Varlığı

thumbnail.default.placeholder
Tarih
Yazarlar
Balkan, Ahmet
Süreli Yayın başlığı
Süreli Yayın ISSN
Cilt Başlığı
Yayınevi
Fen Bilimleri Enstitüsü
Institute of Science and Technology
Özet
İnsan ve nesne karşı karşıya geldiklerinde bildiğimiz anlamda kelimelerden oluşan bir diyaloğa girmeseler de bir anlam alışverişinde bulunurlar. Burada nesnenin bizden ne anladığı konu dışı olup asıl konu nesnenin veya (daha büyük ölçekte) mekanın içinde hangi anlamları bulundurup, bize, yani insana ne aktardığıdır. Aktarılan ve aktarma şekli, yani diyaloğun konusu ve kendisi, her ikisi de muğlaktır. Aktarılan, mekanın içinde barındırdığı gerçeklik, anlam, veya özdür, ve bu öz de kesin ve katı bir olgu değildir. Aktarma şekli ise doğası gereği belirsizdir; diyalog kelimelerden oluşmadığı gibi bilincin aydınlık düzeyinde de kavranılamaz. Bütün bu belirsizliklere rağmen, aklın belirleyip çizebildiği çerçeve şöyledir: İnsan ve nesne arasındaki diyalog temelde ‘uzaklık’ ve ‘yakınlık’ derecelerine göre nitelenir, ki bunlar sırasıyla ‘yabancı olma’ ve ‘evde’ veya ‘ait olma’ diye de tercüme edilebilir. Tüm diyaloglar arasında en temel olanı ise, en geniş ölçek ve anlamda insanın dünya ile olan diyaloğudur, ve asıl sorun da, bu diyaloğun zayıflaması, insanın dünyaya yabancılaşıp kendini evinde hissedememesidir. Bu anlamda, incelenen mekanlar barındırdıkları gerçekliklere göre, bu gerçeklikten dolayı yarattıkları ‘uzaklık’ veya ‘yakınlık’ derecelerine göre değerlendirilmiş, ve dahası bu mekan anlayışına göre mimarinin de temelde ‘eve ait’ veya ‘eve ait olmama’ hislerini ne şekillerde barındırabileceği gösterilmiştir.
In a conventional manner one can hardly speak of a dialogue between human being and thing; however, an exchange of meaning between human and thing is present. While it remains out of question what human means for thing, the main focus is on what thing means for human; in a larger scale, what space means for human, what meaning certain spaces gather and convey to human being. What is being conveyed and how it is being conveyed, that is, the subject of the dialogue and the dialogue itself is both ambiguous in nature. The conveyed is the meaning, truth, or origin of space, while this origin is certainly not something definite and rigid. The means of conveying is as well unclear; the dialogue does neither consist of clear-cut signs nor can it be grasped at the brighter level of consciousness. Within all those uncertainties then, there is but one thing reason is able to identify: The dialogue between human and thing, its basic feature, rests on the degree of ‘nearness’ and ‘remoteness’, on the feeling of ‘being at home’ or ‘being a stranger’ respectively. Moreover, the most critical dialogue is that between human and world, and the essential problem is that this dialogue is being weakened as human being is distancing himself from world to become a stranger to it. In this manner, according to the degree of ‘nearness’ and ‘remoteness’, an analysis of space has been done, to proceed revealing how architecture as well basically gathers ‘homeliness’ and ‘unhomeliness’.
Açıklama
Tez (Yüksek Lisans) -- İstanbul Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2005
Thesis (M.Sc.) -- İstanbul Technical University, Institute of Science and Technology, 2005
Anahtar kelimeler
Varlık, Mimari Mekan, Muğlaklık, Öz, Being, Architectural Space, Ambiguity, Origin
Alıntı