Metinden Görsele Mimaride Ekfrasis

thumbnail.default.placeholder
Tarih
2015-07-07
Yazarlar
Somer, Pelin Melisa
Süreli Yayın başlığı
Süreli Yayın ISSN
Cilt Başlığı
Yayınevi
Fen Bilimleri Enstitüsü
Institute of Science And Technology
Özet
Geçtiğimiz yüzyıl ve milenyumun bu ilk yılları, mimarlık alanında belki de hiç olmadığı kadar temsilin tartışıldığı, yeniden tanımlanmaya çalışıldığı bir dönem olarak belirmiştir. Kuşkusuz ki güncel mimari temsil araçlarının sağladığı zenginliğin bu tartışmaya katkısı çok büyük olmuştur. Bugün mimarlıktan beklenti, yapı üretimi ve mekân organizasyonunun ötesinde anlam üretmektir. Bu durumun mimarlık ve mimari temsil arasındaki ilişki üzerine çeşitli etkileri olmuştur. Temsil ile ilişkili bir diğer durum, güncel bilim ve sanat ortamının disiplinler arası, sanatlar arası yaklaşımıdır. Mimarlık, diğer pek çok bilim ve sanat dalı gibi disiplinler arası çalışmalara ağırlık vermiş, diğer alanlardan edindiği bilgileri, temsil yöntem ve araçlarını kullanarak yeni, anlam yüklü mekânı yaratmaya çalışmaktadır. Güncel ortama dair belirleyici rol oynayan bir diğer konu ise enformasyon teknolojilerinin gelişmesi ile oluşan bilgi ağıdır. Bunun bir sonucu olarak mimari imaj, yoğun ve hızlı bir şekilde dolaşıma girmiş, bu da mimari temsilde imajın sorgulanmasına neden olmuştur. Burada bahsedilen güncel durum, mimarlık söyleminde bir takım tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Bunlardan biri temsil krizi bir diğeri ise yine bu krizle ilişkili olacak şekilde mimari temsil diline giderek hâkim olan imaj, imajın yeniden üretimi ve temsili olarak görülmektedir. Çalışmanın yaklaşım şemasının ortaya serildiği Giriş Bölümü'nü takip eden 'Mimari Temsil Sorunu' bölümünde, yukarıda belirtilen mimarlık, temsil ve imaj ilişkisi ele alınmıştır. Öncelikli olarak temsil olgusuna değinilmiş, mimari temsilin kısa bir tarihçesine yer verilmiş ardından güncel durumu tanımlayan temsil krizi kavramının üzerine gidilmiştir. Temsil krizi, bilim, felsefe, sanat, politika, ekonomi gibi pek çok alanda 20.yy'a damgasını vuran bir kavram olarak belirmiştir. Mimarlıkta da bu durumun yansımaları henüz yüzyılın başında modern mimari ve mimari ütopyalarda rahatlıkla görünür olmuştur. Bugüne kadar gelen bütün akımlarda krizin etkisini görmek mümkündür. Yüzyılın sonunda ise enformasyon teknolojilerinin gelişimi ile mimari temsil giderek imaj ile tanımlanır olmuştur. Görselin üretim, paylaşım ve tekrar üretim hızı had safhaya ulaşmış imaj kendine referans veren bir temsile dönüşmüş, bu da bir anlamda krizi derinleştirmiştir. Bu noktada, çalışmanın kendine özgü önermesi olan ekfrasis kavramı devreye girmektedir. Ekfrasis (ekphrasis), Türkçe 'dışarı' ve 'konuşmak' anlamlarına gelen 'ek' ve 'phrasis' kelimelerinin birleşmesi ile oluşur. Antik Yunan'da retorik bir araç olan ekfrasis, görsel bir temsilin, şiir gibi sözel bir temsil ile yeniden canlandırılması anlamına gelmektedir. Örneğin bir tablo veya bir heykel sözün gücü ile o kadar canlı bir şekilde anlatılacaktır ki dinleyicinin veya okuyucunun gözlerinde, zihninde belirecek, yeniden hayat bulacaktır. 'Ekfrasisi Araçsallaştırma' bölümü kavramı, çıkış noktası olan dilden, üzerine yapılan kavramsal tartışmalardan ele alarak güncel pratiklerine kadar taşımakta, sanatlar arası bir tercüme aracı olarak geçtiğimiz yüzyılın sonlarından günümüze artan popülerliğini gözler önüne sermektedir. Giderek daha çok sanatçı ve araştırmacının ilgisini çeken ekfrasisin resimden şiire, fotoğraftan sinemaya, edebiyattan müziğe, şiirden mimarlığa kadar pek çok farklı mecra arasında anlamı aktaran bir araç olarak kullanıldığı görülmektedir. Kavram kullanım alanını giderek genişletmekte, görselden sözele yönelen eğilimini ise kırmaktadır. Görsel temsilin tartışma konusu olduğu bir dönemde araştırmacıların dile ait bir araca yönelmesi ilgi çekicidir. Eldeki bilgiler doğrultusunda, bu iki durumu birlikte ele almak, mimari temsilde ekfrasisin mecralar arası anlamı taşıyan bir araç olarak potansiyelini sorgulamak fikri doğmuştur. Hali hazırda bir temsil aracı olan ekfrasis, mimari temsilde görsel ile sözel, imaj ile anlam arasında oluşan ilişkiyi açmak için tartışılabilir bir zemin teşkil etmektedir. Bu bağlamda son bölüm olan 'Mimari Temsilde Ekfrasis' metin ve mekâna odaklanır. Bu bölüm, beş adımda ele alınmaktadır. İlk adım olan 'Kabuller', ekfrasisin güncel tanımlarını ele alır. Mimari yapılar üzerine yazılmış metinlere değinir. İkinci adım 'Kurgular', imaj, metin, mekân ara kesitinde yer alan bir temsil fikrine odaklanır. Üçüncü adımda, ekfrastik bir çalışmanın kullandığı şiirsel imge, mimari imge ve metafor kavramları ele alınmıştır. Dördüncü adımda ise edebiyat ve mimarlık arasında, zaman-mekân, beden, dil ve bellek olmak üzere dört ilişki belirlenmiş ve bu iki mecra bu ilişkiler üzerinden incelenmiştir. Bu kurgunun son adımı 'Dönüşümler' ise metinden doğan iki mekânın ekfrastik dönüşümleri üzerinden incelendiği bölümdür. Bu mekânlar, Dante Alighieri'nin İlahi Komedya'sı üzerine İtalyan Mimar Giuseppe Terragni'nin tasarladığı Danteum ve Orhan Pamuk'un hem yazılı hem yapılı mecrada eşzamanlı olarak gelişen Masumiyet Müzesi'dir. İlahi Komedya, Dante Alighieri'nin Cehennem, Araf ve Cennet'te geçen hayali yolculuğunu konu alan epik şiiridir. Dünya edebiyatının en önemli eserleri arasında sayılır. Danteum, Giuseppe Terragni tarafından Dante anısına tasarlanmış, 1942 Roma Sergisi'nde sergilenmiş ancak inşa edilmemiştir. Terragni, Danteum'u tasarlarken İlahi Komedya'dan yola çıkar ve şiirde anlatılan mekânları mimari bir süzgeçten geçirerek yorumlar. Yapı, şiirin mimari temsilde beden bulmuş halidir. Çalışmada, şiirden mekâna dönüşüm, ekfrasis kavramı üzerinden ele alınmıştır. Burada ele alınacak ikinci yapı, Orhan Pamuk'un hem roman hem müze olan Masumiyet Müzesi'dir. Çalışmayı benzersiz kılan romanın yazımı ile müzenin mimarisinin eşzamanlı oluşudur. Yazılı ve yapılı mecralar arasındaki geçişliliği, her iki temsil alanının birbiri üzerindeki etkisini görmek adına son derece ilginç bir yapıdır. Okuyucu, hikâyeyi kitabı okuyarak veya müzeyi ziyaret ederek deneyimleyebilir. Aynı hikâyenin farklı temsilleri olan kitap ve müze birbirleri ile sözcükler, bellek, zaman ve mekân üzerinden bağlıdır. Mimari tasarımın amacı, anlam yüklü mekânı yaratmaktır. Buna ulaşabilmek için mimarlar, farklı stratejiler uygularlar. Bunlardan biri, diğer yaratı alanlarına ait kavramları devşirmek, bu kavramlar ile yazılabilecek hikâyeleri deneyimlemektir. Bu anlamda, edebiyat ve dile ait kavramlar zengin bir altyapı sağlarlar. Özellikle temsil krizinin ve görsel temsilin tartışıldığı güncel mimarlık ortamında, dile ait bir araç, yeni bir tartışma açmak için uygun görülmektedir. Ekfrasis, kullanılan her yeni kavram ve araç gibi tasarıma yeni anlamlar katacak, düşünme ve yapma biçimini doğrudan etkileyecektir. Ayrıca böylesi bir çalışmanın bir seferlik olacağını, her tasarımda kendine özgü yeni bir sistem, yeni bir dil geliştirilmesini zorunlu kılacağını belirtmek gerekir. Bu çalışmanın hem alt yapısını oluşturan kavramsal incelemede hem de bu bilgiler ışığında ele alınan 'Dönüşümler'de, ekfrasis kavramının edebiyat ile mimarlık, yazılı temsil ile mimari temsil arasında anlamı taşıyan bir araç olduğu görülmüştür.
The last century and the first years of the new millennium indicate a period of architectural discourse where representation and its definition appear to be in the center of discussions as it was never before. Without any doubt, the contribution of recent tools of architectural representation has a great influence on these discussions. Expectations from architecture and architectural representation have changed during the last century. Today architecture does not only mean production and organization of space but it also seems as a medium to produce meaning. This phenomenon affected the relationship between architecture and architectural representation. A related subject to the issue of representation is interdisciplinary studies, which became a field of focus especially in the last years. Academicians, scholars and artists try to create a new perspective by adopting knowledge, representation techniques and devices from other disciplines in order to achieve a better understanding of their own disciplines. Through the improvement of information technologies, the image of architecture became also a matter of discussion. This current situation caused new arguments such as crisis of representation and accordingly the reproduction and representation of image. In the study, the introduction part where the approach of the thesis is examined is followed by the second part 'the Issue of Architectural Representation', which is basically focused on the subject above: the relationship between architecture, representation and image. In the beginning of the chapter, the definition of representation and a short history of architectural representation are summarized and then the last century is analyzed through the frame of this crisis. Crisis of representation emerges as an effective phenomenon of 20th century discussed in many disciplines such as positive sciences, philosophy, arts, politics and economics. The reflection on architecture has been distinctive in modernism, early utopias of the century and following movements. In the closure of the century, the improvement of information technologies pointed to a new period in which representation is mainly defined with visual image. The velocity of production, circulation and reproduction of image has reached to a point where it became a mere self-referent representation of itself and this deepened the crisis. At this point the central idea of this study, the concept of ekphrasis will be discussed. The word ekphrasis is the combination of 'ek' and 'phrasis', which mean 'out' and 'speak'. Ekphrasis as a rhetorical device in Ancient Greek literature is usually defined as a verbal representation of a visual representation. In the chapter 'Ekphrasis as a Device', the concept is analyzed from its historical roots to its current role in literature and other art forms. It is observed that many academicians and artists argue ekphrasis is a device, which can be used for transposition of meaning between different mediums of representation, not just from painting to poem but also from painting to photography, from photography to cinema, from literature to music and from architecture to poem. It is also observed that the natural direction of the concept -from visual to verbal- is a matter of discussion. Current arguments on the subject indicate that ekphrasis is not necessarily a verbal representation. A visual, plastic or a musical representation can also be discussed as an ekphrastic work.  The idea of examining the potentials of ekphrasis in architectural representation has derived from the study above. Ekphrasis as a representational device seems to be suitable to discuss the relations between image and meaning in architectural representation. In this context, the last chapter 'Ekphrasis in Architectural Representation' focuses on the relationships between text and space. The chapter is developed through five steps. In the first step, the current definitions of the concept and examples of architectural ekphrastic texts are analyzed. Second step is about fiction. The focus of this part is hybrid representations, which exist between image, text and architecture. The third step examines poetic and architectural images and metaphors, which are essential to an ekphrastic interpretation between text and architecture. In the fourth step, the relationships between literature and architecture are determined as time-space, body, language and memory. An ekphrastic interpretation, whatever the primary and the secondary mediums are works with the collaboration of these relationships. The last step argues ekphrastic transitions in the light of two text-spaces: Danteum designed by Giuseppe Terragni in memoriam of Dante and his Divine Comedy and the Museum of Innocence by Orhan Pamuk, which is a concurrently written and built museum. The Divine Comedy is an epic poem by Dante Alighieri. It is seen as one of the greatest works of world literature. The poem describes Dante's imagenary journey through Hell, Purgatory and Heaven. Danteum is a building designed by Giuseppe Terragni in memoriam of Dante. The building was not constructed but the design was presented at the 1942 Exhibition in Rome. The building is the embodied representation of the poem. In this study, the transition from poem to building is analyzed through the concept of ekphrasis. The second case study is the Museum of Innocence by Orhan Pamuk. The unique nature of the museum is that it is a building and a novel, which were created at the same time. The transpositions from the story to the built space and vice versa exhibit a linear and yet very interesting interpretation between text and space. Reader can experience the story by reading the book or by visiting the museum. Both are different representations of the same story connected to each other through words, memory, time and space. The main purpose of architectural design is to create a meaningful space. In order to achieve this purpose architects use different strategies. In this context literature and literary devices, provide fertile ground. The use of ekphrasis will enrich the design process not just by translating the meaning from another medium of representation but also by affecting the way of thinking and designing. It is also important to emphasize that such a design process is a onetime expedition. Each design will need a new set of rules and a new language. In this study, both in the conceptual discussions and in case studies examined in the light of these discussions it is seen, that ekphrasis is a device, which can transport meaning from literature to architecture, from verbal representation to architectural representation.
Açıklama
Tez (Doktora) -- İstanbul Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2015
Thesis (PhD) -- İstanbul Technical University, Institute of Science and Technology, 2015
Anahtar kelimeler
Ekfrasis,  Mimari temsil,  Metin ve Mimarlık, Danteum, Masumiyet Müzesi, Ekphrasis, Architectural representation,  Text and Architecture,  Danteum,  Museum of Innocence
Alıntı