Mimari çizimin görünmeyen içeriği ve eylemselliği

thumbnail.default.placeholder
Tarih
2020
Yazarlar
Tanrıverdi Çetin, Çağın
Süreli Yayın başlığı
Süreli Yayın ISSN
Cilt Başlığı
Yayınevi
Özet
Bu araştırmanın konusu mimari tasarım alanında çizim ile ilgilidir. Çizim, tasarım süreci boyunca düşünceler ve üretimler arasında bağlaç görevi görüp sürece yön veren, dönüştürücü ve yaratıcı etkileri olan bir pratiktir. En eski iletişim araçlarından biri olan çizim, bedensel ve zihinsel bir etkinlik olarak çizerin kendiyle de bir diyalog zemini kurmasını sağlar. Ayrıca, fiziksel gerçeklikten beslendiği gibi, gerçekleşmesi mümkün olmayan sanal dünyalar tasarlamayı mümkün kılarak yaratıcılığı besler. Mimarlık araştırmalarında önemli bir yer tutan çizim, mimarlığın zanaatkarlıktan ayrı bir disiplin olarak kabul görmesinde anahtar role sahip olup yüzyıllardır mimarlık kavrayışı ve üretim biçimleriyle etkileşim halinde dönüşmektedir. Mimari çizimin tarihsel sürecine bakıldığında, çizimin optik sistemler ve onların ürettiği araçların belirlediği düşünce setleri doğrultusunda nesneleştiği gözlenmektedir. Son yıllarda ise, görsel bir nesne olarak çizim paradigmasından, eylem olarak çizim paradigmasına geçiş olduğu düşünülmektedir. Tasarım sürecinde pasif ve koşullanan yapısıyla nesneleşmiş çizimin araçsallığı, aktif ve koşullayan bir role dönüşmüştür. Bu dönüşüm tezi yönlendiren, "mimari çizimin görselliği ve eylemselliği arasında bir ilişki kurulabilir mi?" sorusunu doğurmuştur. Çizim, görünen ve görünmeyen katmanlar içerir. Görünen katmanlar çizimin fiziksel karşılığı olup görünmeyen katmanların etkisine açıktır. Çizimin görünmeyen içeriği ise gizli, silinmiş izler, yardımcı veya ikincil çizgiler olarak tanımlanabilir. Bir forma bürünerek görünür hale gelen çizim, sabitlenmiş, terk edilmiştir. Bitmişlik, sürekli değişen, dönüşen koşullardan uzaklaşarak çizimin nesneleşmesine sebep olur, ki bu durum çizimin katlarını örterek yüzeyselleşmesine yol açar. Bu bağlamda tez, çizimin eylemsel bir oluşum olduğu savını ortaya koyarak bu eylemselliği çizimin görünmeyen içeriğiyle ilişkilendirmektedir. Eylemsel bir oluşum olarak çizimin görsel dökümanlar üzerinden tanımlanması kendi içinde bir tutarsızlık içermektedir. Bu sebeple tezin amacı, mimari çizimin göz merkezci yapısını eleştirerek, eylemsel niteliğini açığa çıkarmanın yollarını araştırmaktır. Çalışmanın hedefi ise, mimari tasarımda olası yeni çizim kavrayışlarının izini sürerek, çizimin anlamı ve potansiyelini günümüz olanaklarıyla değerlendirmektir. Tezin, mimari çizimin görünen unsurları dışında kalan içeriğine yoğunlaşması noktasında, Stan Allen'ın, mimarlıkta nesne-süreç, görünen-görünmeyen ilişkilerinin yeniden tanımlanmasına olanak sağlayan "alan kuramı" kuramsal temel oluşturmuştur. Bütünü oluşturan parçaların ilişkileriyle ilgilenen alan kuramı aracılığıyla, tasarımcı ve çizim arasındaki ilişkinin çizgisel anlamda dışavurumu olarak, arka planda kalan, ikincil olan, yardımcı çizgiler veya varsayılan çizgiler olarak kavramsallaştırılabilecek çizim unsurlarının, bir başka deyişle çizimin görünen bileşenlerinin arasında-dışında-arkasında kalan unsurların çizimdeki kurucu etkisi araştırmaya değer bulunmaktadır. Tezin yöntemi, tasarım disiplininin doğrusal olarak birbirini izleyen ilerlemeci bir yapıda olmadığı düşüncesini de göz önüne alarak, Horst Rittel'in öncülüğünü yaptığı tartışmacı yaklaşım olarak belirlenmiştir. Bu yaklaşımda tasarım düşüncesinin, "kötü" (wicked) doğası gereği, eşsiz ve karmaşık olduğu, kesin bir şekilde formüle edilemeyeceği savunulur ve ortaya konulan savın sorgulanması için tartışmaya açılması gerekir (Rittel & Webber, 1973). Buna göre araştırma, tartışmaya dayanan bir süreç olarak görülerek, mantıksal muhakeme, gözlemlerin yorumlanması ve konuya ilişkin yapılan diğer bilimsel çalışmaların oluşturduğu kanıtlama üçgeninden yararlanır (Metcalfe & Powell, 2000). Çizimi kuram ve pratik arasında konumlandıran çalışma, tasarım içeren kuramsal araştırma (design inclusive research) süreci olarak ele alınmıştır. Mimari tasarım sürecine ilişkin olarak, çizim pratiği üzerine kuramsal bir araştırma yapma noktasında bu yaklaşımın katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Buradan yola çıkarak, konuyla ilgili yapılan yazın taraması ve tez kapsamında çizim üzerine yapılan deneysel çalışmaların yorumlanması aracılığıyla, mimari çizimin eylemsel niteliğini açığa çıkarmanın yolları araştırılmakta; günümüz olanaklarıyla çizim kavramı yeniden ele alınmaktadır. Mimari çizime ilişkin yazın incelendiğinde, görme biçimiyle yapma biçiminin çift yönlü bir etkileşim içerisinde olduğu görülmüştür. Bu sebeple ele alınan çalışma, çizimi "yazmak", "görmek" ve "yapmak" olmak üzere üç eksende ele almıştır. Çizimi "yazmak", onun görsel bir dilden alınıp yazılı bir dilin koşullarına çevrilmesi girişimi olarak, çizimi metinselliğin koşullarında yeniden üretmek demektir. Çizimi "görmek", çizimin nasıl ele alındığını / anlamlandığını belirlerken, çizimi "yapmak" ise, çalışmanın odağını çizimin nesnesinden sürecine yöneltmektedir. Çizim sürecinde "yapmak" eylemi, çizim düzleminde vücut bulup nesneleşmiş ve dondurulmuş bir düşüncenin, içsel ilişkilerini açığa çıkararak onu canlı, değişime açık, düşünsel derinliği olan bir varlığa dönüştürür. Bu açıdan çizim, eylem ile ilgili olup, düşünme ve yapma arasında bütünleştirici bir lehim olarak iş görür. Eylemler arasındaki her arakesit yeni bir ilişki açığa çıkarır. Çizimi diri tutan, sürekli güncelleyen, oluş halinde bir varlığa dönüştüren, bu ilişkiler olmaktadır. Bu sorgulamalar aracılığıyla, çizimin eylemselliğinin tüm bedensel duyular gibi, görselliği de ilgilendirdiği, ancak "eylem olarak çizimin" görünenden / gösterilenden fazlasını içeren bir potansiyeli olduğu sonucuna varılmıştır. Çizim, noktalar ve çizgiler gibi çizim düzlemindeki izler aracılığıyla vücut buluyor olsa da, bu unsurlar çizim sürecinin yalnızca bir bölümüne işaret eder. Çizimin görünmeyen içeriği, farklı zihinsel yapılanmaları, gerçeklikleri, çağrışımları ve henüz cisimleşmemiş tezahürleri açığa çıkarır. Bu yönüyle, mimari çizim aracılığıyla görünmeyeni fark etmeye çalışmak başlı başına eleştirel bir eylemdir. Bu bağlamda, günümüz koşullarında mimari çizimin görünen-görünmeyen ilişkilerinin yeniden ele alınması, mimari çizim alanında yaratıcı sonuçlar açığa çıkarabilir.
This research is concerned with drawing in the domain of architectural design. Drawing is a practice that has transformative and creative effects during the design process, and orients the process as a conjunction between ideas and production. As one of the earliest communication tools, drawing provides a "dialogue ground" between the "drawing medium" and the "drawer" as a bodily and an intellectual activity. It is nourished not only by the physical reality, but also by virtual worlds that cannot be materialized. With these mutual relations in mind, it is a fertile instrument for creative processes. Drawing, which occupies an important position in architecture researches, has a crucial role in the acceptance of architecture as a separate discipline from craftsmanship, and has been changing in accordance with the understanding of architecture and modes of production over the course of time. A number of prominent architects and artists, such as Marcus Vitruvius Pollio, Sebastiano Serlio, Antonio di Pietro Averlino (Filarete) and Leon Battista Alberti, who have amplified the confines of the architecture domain from the construction field to the research area, have contributed to form the basis of architectural drawing. Although architectural drawing is related to a plethora of research areas, Gabriela Goldschmidt, John Gero, Frank Ching, Robin Evans, Peter Eisenman, Le Corbusier, Perry Kulper, Alberto Pérez-Gómez, Marco Frascari, Paolo Belardi, David Dernie, Franco Purini, Mario Carpo, Neil Spiller, Peter Cook, Tim Ingold and Paul Emmons' works on architectural drawing are found remarkable in terms of their contributions to the thesis. Moreover, the works of Donald Schön, Rudolf Arnheim, Vinod Goel, Masaki Suwa and Barbara Tversky on visual thinking and perception are also significant. With an eye to the historical evolvement of architectural drawing, it is observed that drawing has been objectivized with regard to the optical systems along with their resultant tools and mindsets. The recent years, however, have been witnessing a paradigm shift from "drawing object" to "drawing action". The passive / conditioned characteristic of the instrumental mission of objectivized drawing has been transformed into an active /conditioning role in the design process. The transformation in respect thereof reveals the following question that points the way of this thesis: Is it possible to establish a relationship between visuality and actionality of architectural drawing? In today's context, defining drawing as merely a communication tool or a visual transcription of a designer's mind may remain superficial with regard to the characteristic of drawing leading to thinking-exploring, criticizing, discussing-investigating and transforming. Drawing involves visible and invisible layers. The visible layers refer to the apparent fragment of drawing, and are open to the effects of invisible layers. The invisible context of drawing can be defined as hidden, erased or secondary lines or layers that stimulate different senses. The conceptual field that is a fusion in-between the immaterial and the material can uncover imaginative, creative and layered qualities of design thinking, representation and production. In this regard, the hidden, invisible and secondary lines augment the comprehension of drawing by changing it from a finished object into an unfinished one. Drawing that is clearly a visible concomitant with a precise form becomes fixed and abandoned. The mentioned telic aspect inclines drawing to be objectivized by alineating it from everchanging circumstances. Within this context, the thesis hypothesizes that drawing is an actional setting, and associates this with the invisible context of drawing. Therefore, the study advocates the argument that originality in architecture lies in its hidden characteristic which can be conceptualized as virtual, secondary, unseen and unnoticed properties. Characterization of drawing as an actional setting through visual documents shows an inconsistency. For this reason, the purpose of the thesis is to explore ways of revealing the actional essence of architectural drawing by the criticizing ocular-centric approach. This research aims at evaluating the meaning and potentials of drawing under present conditions by tracing emergent understandings in architectural design. At the point of concentrating the thesis on the invisible content of drawing, Stan Allen's "field theory", which enables the redefining of the object-process and visible-invisible relations, provides a theoretical basis. As field theory propounds, the thesis offers a bottom-up organization by criticizing metanarratives that lead the objectivization of drawing, and focuses on the inner features of drawing. Therefore, the study advocates an architectural thinking defined by systems, connections and relations in-between objects, rather than precedence of formal approaches. This perspective points out the existence of relations that may not be seen at a glance but may be revealed through different techniques and perspectives. On the grounds of the field conditions which engages in the "relationships" of the fragments creating the whole, the interrelation between drawer and drawing in terms of the unheeded, which remain in the background or invisible drawing factors such as auxiliary, secondary and conjectural lines as an outpouring of the relations between drawer and drawing, is found worthy to study in detail. As for methodology of the thesis, considering the idea that the characteristic of design discipline differs from linear, consecutive and progressive approaches, the argumentative research methodology pioneered by Horst Rittel has been determined to be apropos. This approach advocates the idea that design thought cannot be formulated accurately on account of its wicked nature (Rittel & Webber, 1973). Accordingly, this research is considered as a process based on argument, and utilizes a triangulation of evidence including logical reasoning, observational evidence, and previously related scientific research (Metcalfe & Powell, 2000). The thesis situates drawing in between theory and practice, and is considered as design inclusive research. This approach may contribute to the thesis in terms of conducting theoretical research on drawing practice in relation with the architectural design process. From this point of view, ways of revealing the actional quality of architectural drawing are investigated through literature review and interpretation of experimental studies placed in the scope of the thesis, and the concept of drawing is reconsidered under today's conditions. It has been observed that there is a reciprocal relation between modes of seeing and doing. For this reason, the study elaborates drawing by three axes: "writing drawing", "seeing drawing" and "making drawing". Writing drawing, as an attempt to take the drawing from a visual language and translate it into the conditions of a written language, means to reproduce the drawing within the conditions of textuality. It is observed that theorization in drawing procedures has engendered an objectivization. The reason for this may be understanding drawing as a technical and universal communication tool via visual symbols, written rules and norms. While the mentioned conception has influenced the whole procees of design, it has also moved the centroid of architectural drawing toward the sense of sight. However, drawing involves a multisensory process. "Seeing" drawing determines how to approach / make sense of drawing. As a way of communicating with drawing, seeing happens by the interaction of subject, tools of seeing and specific mindsets. Indeed, the periods that vision is idealized through some characterizations such as "eye of mind" and "bodiless vision" have paved the way for the quest of physiologically "normal" conditions of vision and standardization. Subsequently, vision has been associated with experience of body again, and this has directly influenced the drawing terrain. Although an awareness about a multisensory approach to architectural drawing has recently been created, vision has still a major influence on the matter of drawing. The reason for this may be the effects of universal communication networks, media technologies, and power relations on dominant ways of seeing. In this respect, the idea that defines seeing as a manipulable action may be revealed, and loosening the dependency of drawing to the hegemony of vision may redefine the characteristics of dominant ways of seeing. "Making" drawing directs the focus of the research from the drawing object to the drawing process. With reference to Emmons (2014), line-making practices are considered as factures which came from 'to make' (facere), and the designers by means of line-makers are the ones who approach design as a critical act, and emphasize the importance of the making of a drawing as an artefact beyond any role it may have in representation. In the course of design, the act of "making" releases the intrinsic relations of ideas that are frozen and comes into existence on the surface of drawings, and transforms them into an organism that is open to change and that has a depth of thinking. When the architectural drawing is interpreted as an action alternating between visible and invisible, the potentials of the invisible context of architectural drawing that nourish originality, imagination and creativity become apparent. In this regard, drawing is related to action, and operates as a reintegrative solder between thinking and making. Each intersection among the actions reveals another relation, and these are the ones that keep drawing alive. Digitalization of architectural drawing has reawakened the matter of the actional characteristic of drawing. It is observed that digital drawing has resulted in an automotization in many communication channels between designer and drawing by prioritizing the appearence of form. As discussed in the thesis, drawing involves invisible contexts such as ideational / actional processes that necessitate mediating drawing from many perspectives concurrently. The automatization has caused a decrement of visibility of the above-mentioned background processes, and the overlooking of background relations of drawing. The way of communicating / making determines the constitution of drawing. From this point of view, while producing new digital technologies, reconsidering this issue may have transformative effects on the ways of the seeing and making of drawing. With regard to the above-mentioned investigations, it may be concluded that drawing is in connection with visuality as with all bodily senses, but "drawing as action" has more potential. In parallel with the inclination of changing from "drawing as a visual object" to "drawing as an action paradigm", experimental, critical and speculative architectural drawings have brought about a tendency from an approach regarding thought as a processor of action to an approach indicating coexistence of thinking and acting. From this point of view, drawing becomes thinking itself, rather than its representation. In this study, therefore, drawing is defined as an active partner of the design process in relation with action. Once produced, the line initiates a non-linear journey in thought; even if it no longer exists, like a line drawn with volatile ink, its traces will continue to exist due to the ability of the line to change the way it is thought, perceived and produced. Even though a drawing may come into being via the traces on a drawing surface such as points and lines, these elements indicate only a part of drawing process. Conversely, the invisible context of drawing may reveal different mindsets, realities, connotations and immaterial epiphanies. This is why an endeavor to discern / experience the invisible via architectural drawing is a critical action in itself. In this sense, reconsidering the visible-invisible relations of architectural drawing under the recent circumstances may lead to creative outcomes in the domain of architectural drawing.
Açıklama
Tez (Doktora) -- İstanbul Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2020
Anahtar kelimeler
Mimari çizim, Architectural drawing, Mimarlar, Architects, Mimari, Çağdaş, Architecture, Modern
Alıntı