Kenti Deneyimleme Aracı Olarak Psikocoğrafya

thumbnail.default.placeholder
Tarih
2013-08-16
Yazarlar
Sarı, Jale
Süreli Yayın başlığı
Süreli Yayın ISSN
Cilt Başlığı
Yayınevi
Fen Bilimleri Enstitüsü
Institute of Science and Technology
Özet
Çevrenin, bireylerin duygu ve davranışları üzerindeki etkilerini tanımlayan psikocoğrafya kavramı, 1950’lerde ortaya çıkan Situasyonist(Durumcu) Enternasyonal hareketin ileri sürdüğü bir kavramdır. Önce sanatsal kaygılarla ortaya çıkarılan kavram, dönemin siyasi ortamından etkilenerek kent yaşantısını dönüştürmek için politik bir araç haline gelmiştir. Psikocoğrafya kavramının kentteki uygulama yöntemi olan derive, bireylerin gündelik yaşantılarına dair herşeyi bir kenara bırakarak, kentsel alanda gerçekleştirdikleri başıboş gezintilerdir. Sitüasyonist Enternasyonal hareket, bu başıboş gezintiler sırasında gerçekleşen yön kaybı, beklenmedik karşılaşmalar ve sezgilerle genel olarak göz ardı edilen mekan ruhunun algılanabileceğini savunur. Böylece kentsel çevrede gizli kalmış duygusal uyarıcılar, ilişkiler, geçmişe dair izler ve imgeler ile birey arasında anlık ilişkiler kurulabileceğine inanılır. Bunlar modern yaşamda bireyin maruz kaldığı gösterişli ve hızlı yaşam koşulları nedeniyle çevresine duyarlılığının azalması durumuna ve tekrarlı eylemlerimizle kentsel çevremizi kısıtlandırmamıza karşı bir tepkidir. Derive süresince gerçekleştirilen sürekli sokak seviyesi bakışı, bireyin gerçekleştirdiği bir keşif ve meydan okumadır. Sonuçta oluşturulan psikocoğrafik harita ise bireyi, kentin temsili düzen altında kalan karmaşıklığıyla yüzleştirir. Bu haritalar, gerçek öğelerin imgesel karşılığından çok yaşam pratiğinin ve ilişkilerin gösterimine odaklanmıştır. Kuramsal altyapısı yazınsal olarak desteklenen psikocoğrafya ve psikocoğrafik harita konularında çok az görsel ürün verilmiştir. Çalışma kapsamında amaç; duyumsama ve deneyime dayanan psikocoğrafya ve psikocoğrafik haritaların, kentin görünmeyen ya da gözardı edilen bileşenlerinin ve potansiyellerinin ortaya çıkarılması konusundaki yaratıcı etkinliğinin irdelenmesidir. Çalışmanın birinci bölümünde psikocoğrafyanın uygulama alanı olan kente kısaca değinen bir giriş, çalışamanın oluşum süreci, amaç ve kapsamı yer almaktadır. ardından, ikinci bölümde kenti anlamaya yönelik görsel temsil aracı olan haritaların tarihsel süreçte geçirdiği değişim, süregelen tartışmalı yönleri, farklı disiplinlerle olan ilişkisi ve son olarak da yenilikçi yaklaşımlarının örneklerle açıklanmasına yer verilmiştir. Üçüncü bölüm bu yenilikçi yaklaşımlardan psikocoğrafya kavramını ileri süren Sitüasyonist Enternasyonal hareketin sanatsal ve düşünsel alt yapısını, ileri sürdükleri pratikleri, gündelik yaşam- kent kavramlarına yaklaşımlarının anlatımını içermektedir. Dördüncü bölümde ise psikocoğrafya, derive ve harita ilişkisine değinilmiş, ardından psikocoğrafik haritalamanın güncel örnekleri incelenmiştir. Sonuç bölümünde çalışmanın genel bir değerlendirilmesi yapılmış ve çalışmanın amacına yönelik tartışma ile sonlandırılmıştır. Sonuç bölümünde çalışmanın genel bir değerlendirilmesi yapılmış ve çalışmanın amacına yönelik tartışma ile sonlandırılmıştır. Bu bölümde kente kısaca değinip, kenti anlamaya yönelik kullanılan haritaların tarihsel sürecinin irdelenmesi ve yenilikçi yaklaşımlardan olan psikocoğrafya ve psikocoğrafik haritalama kavramının güncel örnekleri incelenmiş olup, bu haritalama çalışmalarının direkt olarak Durumcuların ifade ettiği biçimiyle uygulanmadığı, günümüz şartlarına uyarlandığı görülmüştür. Her ne kadar bu çalışmaları kentin yapılandırılmasına dair birey odaklı ve yaratıcı yaklaşımlar olabileceği söylense de, çalışmalar sonucunda elde edilen bireyin istekleriyle ilgili çıkarımların, kentin yapılandırılmasında tasarıma katkı sağlayacak yol gösterici veriler olarak henüz kullanılmadığı görülmektedir. Bu nedenle bu çalışmaların yerel birer haritalama uygulaması olarak, bireyleri bilinçlendirme ve kentle bağlarını kuvvetlendirme seviyesinde kaldığı sonucuna ulaşılabilir.
Cities, over fifty percent of world population dwell in, are in permanent and fast alteration process. Due to this planned and also unplanned alteration, the structure of the city is becoming complicated. Thus, conventional methods of city planing and architecture are not sufficent to comprehand and represent the city, components and relations it contains. This situation triggered to generate new and creative methods with the aspects of different disciplines. Mapping is one of these creative method of urban research and representation. In general terms, maps are known as a tool for recording and transmitting geographical data of space. It couldn’t be said that the map has a definitely accepted definition since the content, function and notation of the map show differentiations over time and from region to region. How map can be defined becomes complex in the region where there is no cartography term since people give direction by sign, manual and acts. This indefiniteness caused using the mapping term which includes symbolic and representative forms. In the part where new approaches are mentioned, leaving from the conventional definition of the map, it is told how mapping is included in the design process and used to light the unseen features of the space. While today’s architecture approach which puts the urban space on its focus makes the mapping a part of its design process, it tries to define the components of the place in a creative way. By doing so, this kind of architectural approach which uses mapping as a design tool, creates an awareness over the society revealing the common organisms and relations which are mostly unrecognized in the daily life. In terms of this topic, it transcended its conventional meaning; it became a research method for the city that doesn’t include just the existing conditions, but also invisible potentials. It has been also reinterpreted as a design tool by the architecture discipline. Before Situationists, mapping had already related with art and politics. Empire or nation states generally used the maps which prepare to win political and military success as a sign of power. Many power maps, belong to empires which used animal figures as a metaphor, were produced. These metaphors reflect the spreading politics of empires, the unit fact wanted to obtain and nation identity. The map is a cultural object which is mentioned in the art field with content and beauty expression forms beside being scientific. So, it can be said that the artists realize the power that they own about theoretical structure of map and constituting the world. To sum up, maps have been converted into an art object in terms of symbolic, metaphoric and graphic representations over the history. While the maps are being used by artists, they do not hesitate to see the maps as objective, inflexible and strong representation tools. On the other hand, maps are also employed by the artists to convert their abstract ideas into a more solid, concrete expression. Situationist International was an artistic group that has unordinary approach for the maps. Their unordinary method ‘psychogeographical map’ constitutes main topic of this study. The term ‘psychogeography’, asserted by Situationists in 1950s, defines the effects of environment on individuals feelings and behaviours. Primarily, the term had emerged with the artistic anxiety, but then it is effeceted by the political atmosphere and became a political device to transform urban life. ‘Derive’ is drifting method of psychogeography in the city, during which individuals put aside everything about their daily life. Situationists claim that feeling of ambient, generally not noticed, can be perceived during this aimless walking due to unexpected encountering, coincidence and intuitions. Therefore, they believe that instant relations can be emerged between individuals and the unseen emotional stimulies, traces and images in urban space. Their approach is a reaction to the speedy and glossy living conditions that modern life impose to individuals. Modern urban life cause the reduction of individuals’susceptibility and obligate them to repeat the same activity. This repetation also restrict individuals’ use of urban area. Specifically, after the war era, Situationists supported the concept of comprehensive/supplementary environment instead of just being interested in living area against the rational approach of Le Corbusier and modern architecture. Accroding to Debord, this comprehensive environment consists of all the other elements of the city such as presence, absence, light, sound/noise, time and exchange of ideas as well as the quantitative and qualitative qualifications of the urban stage (Sadler, 1999). What’s more Breton claims that the functional approach of Le Corbusier kills all the emotional enthusiasm. Le Corbusier is also criticized for prioritizing the automobile centered lives which oppresses the street life and not giving enough space to the pedestrianism. Street level view, during ‘Derive’, is a kind of challenge and exploration. Psychogeographic map, constituted at the end of derive, confronts individual with the real complexity of the city, and these maps focus on practice of urban life and presentation of relations rather than imagining real items. Although psychogeography has strong theoretical background, there is not enough visual products about it. The aim of this study is to examine creative efficiency of psychogeography and psychogeographic map about revealing invisible and ignored components and potentials of the city. The first chapter of the study contains an introduction that mention constitution process, purpose and scope of the study briefly. The second part focuses on notions of maps and mapping. In this part, primarily alteration of map in history, controversial properties and relations between maps and the other disciplines are explained. The third chapter focuses on Situationist International that propound the term psychogeography. Artistic and theoretical background of the movement, the other notions that they asserted and their critical approach on everyday life and city are mentioned in this part. The fourth chapter is related to relationship between psychogeography, Derive and map and it is ended up with current interpretations of psychogeographic maps. In the conclusion, the general evaluation of the study is done and it is finished by the argument directed the aim of study. In this part, mentioned about the city, examined the historical process of maps which are used to understand the city and inspected recent samples of psychogeography and psychogeographic mapping concept which is a new and creative approach. It is concluded that these mapping studies are not applied directly as the explanation type of “Situationists”, whereas seen that it is adapted to today’s condition. Even though these studies can be accepted as examples of individual and creative approach to constitute the structure of the city, it is observed that the needs of individuals are not used as guiding inputs to constitute the structure of the city. Thus, it can be derived that all these studies can not go further from just being a local map application which informs the individuals and strength their relations with the city.
Açıklama
Tez (Yüksek Lisans) -- İstanbul Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2013
Thesis (M.Sc.) -- İstanbul Technical University, Institute of Science and Technology, 2013
Anahtar kelimeler
kent, harita, psikocoğrafya, city, map, psychogeography
Alıntı