LEE- Yapı Mühendisliği-Yüksek Lisans

Bu koleksiyon için kalıcı URI

Gözat

Son Başvurular

Şimdi gösteriliyor 1 - 5 / 21
  • Öge
    Dışmerkez çaprazlı çelik çerçeveli çok katlı bir yapının doğrusal ve doğrusal olmayan dinamik analiz yöntemleri ile incelenmesi
    (Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2022-07-01) Büyük, Muhammet Sait ; Girgin, Konuralp ; 501161025 ; Yapı Mühendisliği
    Birçok farklı endüstriyel alanda hammadde olarak kullanılan çelik, çeşitli kalite ve ölçülerde üretilerek yapısal tasarım ürünü olarak karşımıza çıkmaktadır. Farklı kalite sınıflarında üretilen çelik, ihtiyaca göre çeşitli şekillerde bir araya getirilerek yapı iskeletini oluşturmaktadır. Merkezi çaprazlı ve dışmerkez çaprazlı çerçevelerin kullanıldığı yüksek katlı yapılar, moment aktaran çerçevelerden teşkil edilen endüstriyel tesisler, serbest formlar oluşturularak üretilen kabuk tasarımlar, kafes sistemler oluşturularak meydana gelen özel çatılar veya makaslı kemerler ile oluşturulan köprüler gibi farklı ihtiyaçlara yönelik tasarımlar, çeliğin kullanıldığı yapısal sistemlere örnek olarak verilebilir. Tüm bu sistemler, deprem gibi doğal afetlere karşı güvenli ve güvenilir yapılar üretmek için keşfedilen yöntemlerdir. Dışmerkez çaprazlı çelik çerçeveler de deprem gibi afetlerin yaşanmasının yüksek ihtimalde olduğu bölgelerde meydana gelebilecek yanal yüklere karşı direnç sağlanması amacıyla üretilmiş bir modeldir. Dışmerkez çaprazlı çelik çerçeveli sistemler, sismik olaylara karşı öngörülebilir davranış modeli sağlaması bakımından elverişlidir. Bu durumun nedeni bağ kirişi olarak isimlendirilen elemanlardır. Yapı sistemine etki eden kuvvetli yanal yükler, çerçeve sistemindeki çaprazlar aracılığı ile bağ kirişine aktarılmaktadır. Bu sayede deprem kuvvetleri gibi büyük kuvvetler, yapı iskeletinde belirli noktalara ingirgenir ve bu noktalarda yapılacak uygun tasarımlar ile güvenli yapılar ortaya çıkar. Çalışmamızın amacı, dışmerkez çaprazlı çelik çerçeveli sistemlerden teşkil edilmiş sekiz katlı bir yapının doğrusal davranışını ve gerçek deprem kayıtlarının uygun metotlar kullanılarak yapıya etki ettirilmesi sonucu meydana gelen doğrusal olmayan davranışını irdelemektir. Bu kapsamda öncelikle elemanlar belirlenmiş, sünek davranış gösterecek şekilde yapı sistemi oluşturulmuştur. Oluşturulan sistem ve davranış şekli için kapsamlı bir literatür taraması gerçekleştirilmiştir. Bu sebeple kesme kuvveti etkisinde davranış gösteren bağ kirişi elemanları tercih edilmiştir. Oluşturulan yapı sistemi, Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği (2018) içerisinde yer alan tanımlamalar ve kurallara göre doğrusal olarak tasarlanmıştır. Elde edilen analiz sonuçları ile Çelik Yapıların Tasarım, Hesap ve Yapımına Dair Yönetmelik (2016) doğrultusunda yapı sistemine ait elemanların boyutlandırma hesapları yapılmıştır. Doğrusal tasarımı yapılan yapı sistemi, doğrusal olmayan dinamik yöntem kullanılarak yeniden analiz edilmiştir. Bu analiz sonucunda, dışmerkez çaprazlı çelik çerçeve elemanlarının şekildeğiştirme kapasiteleri ve yapı sisteminde meydana gelen kat ötelemeleri gibi davranışlar irdelenmiştir. Şekildeğiştirmeye göre değerlendirme için zaman tanım alanında doğrusal olmayan analiz yöntemi tercih edilmiştir. Bu metot için gerçek deprem kayıtları uygun yöntemler ile belirli kriterlere uygun şekilde seçilmiş ve ölçeklenmiştir. Aynı şekilde, yapı elemanlarının da doğrusal olmayan davranış modeli oluşturulmuştur. Yapılan çalışmalar için uluslararası kabul görmüş SAP2000 v22 yazılımı tercih edilmiştir. Çalışma sonucunda, doğrusal olarak tasarlanan yapı sisteminin doğrusal olmayan davranışı incelenmiş ve dışmerkez çaprazlı çelik çerçevelerden teşkil edilmiş yapı sistemlerinin deprem etkileri altında davranışları gözlemlenmiştir. Netice itibari ile gerek doktrinde gerekse de deneysel çalışmalarda hemfikir olunduğu gibi deprem kuvvetlerinin bağ kirişi elemanlarına aktarıldığı ve bu elemanların uygun şekilde tasarlanması sonucu depreme karşı dirençli sistemler üretilebileceği görülmüştür. Bağ kirişi elemanlarında oluşturulan farklı nitelikteki plastik mafsal modelleri ile inceleme yapılmış ve meydana gelen plastik şekildeğiştirme durumları göz önüne alınarak tasarım önerileri sunulmuştur.
  • Öge
    Vertical load effect on seismic base isolation systems
    (Graduate School, 2022-11-24) Bozkurt, Betül ; Fahjan, Yasin ; 501191078 ; Structure Engineering
    In areas with high seismicity, base isolation systems are used to prevent damage at structural elements and to maintain serviceability of nonstructural elements after destructive effect of earthquake. Application of seismic isolation method has become common in Turkey recently, especially at hospital structures. In terms of disaster management, it is very crucial that important buildings provide immediate occupancy after earthquakes. Therefore, changes were made in regulations and design methods and base isolation system were included in the codes. In the Turkish Building Earthquake Code (TEC 2018), there is no comprehensive provision regarding vertical dynamic earthquake effect and especially near field effect in seismically base isolated systems; therefore, there is no clear guidance on how to take these effects into account in any technical document. Increased popularity of the system created many concepts that need to be investigated. One of the most emphasized issues is the situation in which vertical load effect is applied dynamically (as time history record). However, vertical load is a key parameter for friction pendulum isolators so the vertical earthquake effect is generally studied for friction pendulum type in literature and there is insufficient research about effect of vertical dynamic load on elastomer (rubber) bearings. In this study, nonlinear time history analyses are performed for a hospital building with seismic base isolation, lead rubber bearings (LRB), considering the effect of vertical load. Isolators' stability problems, scaling methods of vertical component and p-delta effect of the isolator units in the design were studied by including vertical load effects. To determine effect of vertical earthquake in the near field to the design of lead rubber isolator, site-specific response spectrum is determined by performing site-specific seismic hazard analysis, and earthquake records compatible with the target spectrum were selected for dynamic analysis. The aim of this study is to utilize the results obtained to enhance the design of the isolator units with respect to vertical motion of the earthquakes.
  • Öge
    Nano silika-mikro silika içeren normal ve yüksek dayanımlı betonlarda donatı-beton aderans özelliklerinin incelenmesi
    (Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2022-06-20) Boyacı, Büşra ; Atahan, Hakan Nuri ; Turan, Ömer Tuğrul ; 501191067 ; Yapı Mühendisliği
    Günümüz dünyasında en çok tüketilen yapı malzemesinin beton olduğu bilinmektedir. Zaman geçtikçe beton yapılardan daha yüksek dayanım ve daha uzun hizmet ömrü beklenmektedir. Yıllar içinde inşaatta kullanılan betonun dayanım gerekliliği arttıkça yüksek dayanım tanımı da değişmektedir. Yüksek dayanımlı beton üretimi; yüksek kaliteli malzemeler ile birlikte düşük su/çimento oranının kullanılmasına ve agrega-matris ara yüzey bölgesi özelliklerinin iyileştirilmesine bağlıdır. Bu beklentileri karşılamak için betonun tasarım parametrelerinin geliştirilmesinin yanı sıra beton karışımına kimyasal ve mineral katkılar eklenmektedir. Ancak, son yılların en popüler malzemelerinden biri nano malzemelerdir. Özellikle boyut ve reaksiyon özellikleri açısından mikro silika kullanımı, yüksek dayanımlı beton üretimi için vazgeçilmez bir malzemedir. Ayrıca mikro silikanın beton mikro yapısında yarattığı iyileştirme nano silika kullanımı ile daha etkin hâle getirilebilir. Örneğin, mikro ve nano silikanın birlikte sağladığı mikro yapısal iyileştirme, betonun gözenek yapısına daha duyarlı hale gelmesine neden olur. Gözenek yapısı geçirimliliği etkiler ve bilindiği gibi betonun geçirimliliği betonun dayanıklılığında en önemli etkenlerden biridir. Betonarme, yapılarda en çok kullanılan taşıyıcı sistemlerden biridir. Betonarme yapıların değerlendirilmesinde, beton ve donatının kalitesi kadar önemli olan bir diğer etken beton ve donatı arasındaki bağdır. Özellikle betonarme yapıların yaygınlaşması beton-donatı arasındaki aderans özelliklerinin anlaşılmasını önemli kılmıştır. Beton ve donatıdan oluşan bir yapı elemanının betonarme olarak davranabilmesi için donatıların betona kenetlenmesi gerekir. Bu kenetlenme; betonun çekme dayanımı, donatının yüzey geometrisi, donatı çapı, çeliğin akma dayanımı, aderans boyu, donatı etrafındaki beton örtü kalınlığı (pas payı), kullanılan agreganın cinsi ve katkı maddeleri gibi birçok değişkenden etkilenir. Bu nedenle betonun karakteristik özelliklerinin de beton-donatı aderansı üzerinde etkisi büyüktür. Mineral katkıların, donatı ve beton arasındaki bağ etkisi birçok araştırmada ele alınmış ve incelenmiştir. Bu çalışmada da mineral katkı olarak mikro silika ve nano silika kullanılmıştır. Nanosilika ve mikrosilikanın; beton-donatı arasında oluşan aderans özellikleri üzerindeki ve beton karışımlarının tek eksenli basınç altında ölçülen tepe öncesi gerilme-şekil değiştirme davranışları üzerindeki sinerjik etkileri araştırılmıştır. Farklı oranlarda nano-silika ve/veya mikrosilika (MS8%, NS1,5%, NS3%, MS8%+NS1,5%, MS4%+NS2,25%) içeren beş karışım ve mineral katkı içermeyen (REF) bir karışım olmak üzere toplam altı karışım ele alınmıştır. Tüm karışımlar İki farklı su/çimento oranı ile hazırlanmıştır (w/c=0,36, w/c=0,55). Numunelere basınç dayanımı deneyi, deplasman kontrollü tek eksenli basınç deneyi, yarma-çekme deneyi ve çekip-çıkarma (pull-out) deneyi uygulanmıştır. Çekip-çıkarma deneyi uygulanan deneylerde donatılı küp numuneler kullanılmıştır. Bu numuneler hem düz hem nervürlü donatılar ile hazırlanmıştır. Diğer deneyler için silindir numuneler kullanılmıştır. Öncelikle farklı beton karışımlarına MS ve/veya NS ilave edildiğinde, değişen parametrelerin betonun karakteristik özelliklerini nasıl etkilediği belirlenmeye çalışılmıştır. Bu özellikleri belirleyebilmek için silindir numunelere gerekli deneyler yapılarak, numunelerin basınç dayanımı (28 ve 90 gün), elastisite modülü ve süreksizlik ve çözülme sınırları belirlenmiştir. Deney sonuçlarına göre mikro ve nano silika katkılı numunelerin basınç dayanımı referans karışımına göre daha yüksek çıkmıştır. Ayrıca basınç dayanımında en yüksek artışın (28 günde referans karışıma göre %37 oranında artan) mikro silika ve nano silikanın birlikte kullanıldığı karışımdan (NS2,25%+MS4%) elde edildiği görülmüştür. Deplasman kontrollü tek eksenli basınç deneyi sonuçlarından elde edilen normalize süreksizlik ve çözülme sınır değerlerinde de benzer bir trend görülmüştür. Karışımlarda MS ve /veya NS ilavesi, normalize süreksizlik ve çözülme sınırlarını artırmıştır. Ancak karışımlar arasında elastisite modülü değerlerinde önemli bir değişiklik saptanmamıştır. Beton-donatı arasındaki bağ özellikleri ise hem düz hem de nervürlü donatı için incelenmiştir. Donatı ve betonun aderans özelliklerini belirlemek için her iki donatı tipine de çekip-çıkarma (pull-out) testi yapılmıştır. Bu test sonucunda yük-yer değiştirme ve sıyrılma enerjisi-yer değiştirme ilişkileri elde edilmiştir. Ayrıca, bağ kopma mekanizmasının daha iyi değerlendirilmesi için elastisite modülü, yarma çekme ve basınç dayanımı deney sonuçları ile çekip-çıkarma deneyi sonuçları birlikte incelenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre; nano ve mikro silika ayrı ayrı kullanıldığında basınç dayanımı üzerinde önemli bir etkiye sahip olmadığı gözlemlenmiştir. Ancak birlikte kullanıldıklarında (NS1,5%+MS%8), basınç dayanımı değerlerinde yaklaşık %14'lük artışa ulaşılmıştır. Çekme dayanımı test sonuçlarında ise farklı bir durum gözlenmiştir. Mikro ve nano silikanın birlikte sağladığı mikro yapısal iyileştirme, betonun gözenek yapısına daha duyarlı hale gelmesine neden olmuştur. Bağ dayanımı ve sıyrılma enerjisi sonuçlarında, nano ve mikro silikanın birlikte kullanıldığı ve düz donatı içeren numunelerde referans numunelere göre önemli bir artış gözlemlenmiştir. Nervürlü donatı içeren numunelerde ise özellikle normal dayanımlı betonlarda en yüksek gerilme ve sıyrılma enerjisi referans numuneden elde edilmiştir. Bunların yanı sıra, ortaya çıkan sonuçlar doğrultusunda bağ dayanımını ve sıyrılma davranışını öngören tahmin modelleri önerilmiştir. Düz donatı içeren numunelerde artık gerilme 0,7×τu olarak belirlenirken, nervürlü donatıya sahip numunelerde bu değer 0,4×τu olarak belirlenmiştir. Bu, tepe gerilimine (bağ dayanımına) ulaşıldıktan sonra, özellikle MS ve/veya NS kullanıldığında, artık bağ geriliminin, nervürlü olanlara kıyasla düz donatıda daha etkili bir şekilde korunabileceğini göstermiştir.
  • Öge
    İnşaat sektöründeki yüklenici firmaların dijital olgunluğunun değerlendirilmesi
    (Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2023-06-19) Bölük, Ahmet Can ; Pehlevan Ergen, Esin ; 501201101 ; Yapı Mühendisliği
    Dijitalleşen dünyada inşaat sektörü diğer sektörler ile karşılaştırıldığında teknolojiden uzak yöntemlerle çalıştığı görülmüştür. İnşaat sektörünün en eski sektörlerden biri oluşu, projelerde farklı disiplinleri barındırıp çoğu zaman birbirinden ayrı çalışan birçok paydaşla çalışılması ve kompleks, genelde benzeri olmayan bir ürün ortaya çıkması gibi faktörler geleneksel metotların dışına çıkılmamasında büyük etkendir. Verimliliğin ön plana çıktığı Endüstri 4.0 döneminde diğer sektörlerden farklı olarak inşaat sektöründe ilkel metotların kullanılmaya devam edilmesi projelerde hatalara ve eksiklere yol açmıştır. Karşılaşılan hataların ve eksiklerin geri dönüşü oldukça zor ve maliyetli olmuştur. Dolayısıyla inşaat sektöründe dijitalleşme adımları atılarak daha planlı ve maliyet açısından daha verimli çalışılabilecektir. İnşaat sektöründeki işletmeler dijitalleşme yolunda adımlar atsa da dijitalleşme belirli bir süreç içerisinde zamanla oluşmaktadır. Bu çalışma kapsamında inşaat sektöründe faaliyet gösteren yüklenici firmaların dijital olgunluk durumuyla ilgili bir değerlendirme üzerine çalışılmıştır. Firmalar dijital olgunluk modeli ile dijitalleşme bakımından hangi aşamada olduğunu belirleyebilecek ve buna bağlı olarak dijitalleşme yol haritasını çıkararak gerekli adımları atabilecektir. Bu sayede geleneksel metot anlayışına bağlı olarak çalışan inşaat sektörü dijitalleşerek daha verimli çalışabilecektir. Dijital dönüşüm, dijital teknoloji fırsatlarını kullanılarak işletmenin tüm alanlarına entegrasyon süreci olarak değerlendirilebilir. Bu dönüşüm işletmenin mevcut iş modellerinde önemli avantajlar sağlarken yeni iş alanları da sağlayabilir. Dolayısıyla bu dönüşüm çerçevesinde pazarda rekabetini sürdürmek isteyen işletmeler dijital dönüşümün bir parçası olmak durumundadır. İnşaat sektöründeki firmalar bu dönüşüme direnç gösterse de gün geçtikçe teknolojiye olan ulaşımın kolaylaşması, maliyetlerin azalması gibi faktörler dönüşümü kaçınılmaz hale getirmektedir. Buradan yola çıkılarak inşaat sektörü için geliştirilen dijital olgunluk modelleri oldukça önemlidir. İnşaat sektöründe dijital olgunluk modelleri, BIM olgunluk modelleri kapsamında değerlendirilse de BIM olgunluk modelleri firmanın dijital olgunluğunu tam olarak yansıtmamaktadır. Firmaların dijital olgunluğunun belirlenmesinde firmanın kültürü, stratejisi ve organizasyon yapısı gibi faktörler de oldukça önemlidir ve BIM olgunluk modelleri bu faktörleri değerlendirmemektedir. Dolayısıyla inşaat sektöründeki firmalarda dijital olgunluğu belirlerken bu değerlendirme kriterlerine de dikkat edilerek kapsamlı bir çalışma yapılmalıdır. Sektördeki firmalar dijital olgunluk modelleri sayesinde pazarda konumlarını görebilecek ve rekabeti sürdürmek için gerekli adımları atabilecektir. Yapılan literatür araştırmalarında dijital olgunluk modelleri incelendiğinde inşaat sektörü dışında birçok sektörde çok sayıda çalışma bulunurken inşaat sektöründe kısıtlı sayıda çalışma bulunmaktadır. Çalışmanın amaçlarından biri de inşaat sektörüne yönelik bir dijital olgunluk modeli önerisi yapılarak literatüre katkı sağlamaktır. Bu doğrultuda literatürde yer alan çalışmalar incelenerek inşaat sektöründe faaliyet gösteren yüklenici bir firmaya yönelik dijital olgunluğunun belirlenmesinde kullanılacak değerlendirme kriterleri belirlenmiştir. Çalışmanın devamında ise inşaat sektöründe faaliyet gösteren yüklenici bir firmanın sahip olduğu departmanlara değinilmiştir. Sonrasında ise değerlendirme kriterlerinin alt başlığı altında dijital olgunluğu belirleyebilecek sorular geniş kapsamlı bir literatür taraması ile hazırlanmıştır. Firmaların departman bazında belirlediği katılımcılara yöneltilecek bu sorulardan alınan yanıtlar çerçevesinde firmaların dijital olgunlukları belirlenebilecektir. İnşaat sektöründe çalışan firmaların diğer birçok sektörden farklı olarak birbirinden ayrı niteliklere sahip olan, kendi içerisinde birçok farklı spesifik sistemleri içeren projeleri bulunmaktadır. Proje odaklı çalışan inşaat sektöründeki bu firmaların dijital olgunluk seviyeleri her projesinde farklı olabilmektedir. Dijitalleşme çerçevesinde asıl amaç, tüm projelere dijital bir altyapı kurularak hepsinin benzer dijital olgunluğa sahip olmasıdır. Fakat bazı projelerin yapısı, bulunduğu lokasyon, altyapı özellikleri gibi faktörler bu duruma olanak sağlamamaktadır. Tez çalışması kapsamında önerilen modelin odağı proje bazlı olmayıp firma bazında bir değerlendirme yapılmıştır. Firma bazında bir dijital olgunluk tespiti yapılarak firmanın dijital olgunluğu hakkında bir fikir sahibi olunabilmektedir. Dijital olgunluk modeli kapsamında önerilen model inşaat sektöründe faaliyet gösteren bir firmaya uygulaması yapılmamıştır. Literatür taraması ile dijital olgunluk modelleri karşılaştırılıp analiz edilerek değerlendirme kriterleri belirlenmiş ve bir dijital olgunluk modeli önerisi yapılmıştır. Gelecek çalışmalar için tez kapsamında oluşturulan bu model reel olarak çalışan bir firmada uygulanabilir ve sonuçları analiz edilerek dijitalleşme için firmanın güçlü ve zayıf yönleri görülebilir. Bu sonuçlardan yola çıkılarak firma dijitalleşme doğrultusunda atacağı adımları belirleyebilir ve devamlı modeli kullandığı durumda sürdürebilir bir dijital yapı inşa edebilir. Bu çalışmanın akademik katkısı inşaat sektörüne yönelik bir dijital olgunluk modelinin literatüre kazandırılmasıdır. Ayrıca bu tez çalışması baz alınarak birçok farklı dijital olgunluk modelleri geliştirilebilir. Tez çalışmasında da bahsedildiği üzere inşaat sektöründeki dijital olgunluk modelleri oldukça kısıtlıdır. Bu alana yönelik farkındalık arttırılarak gelecek çalışmaların önü açılmalıdır. Çalışmanın sektöre olan katkısı ise firmaların önerilen dijital olgunluk modelini kullanarak olgunluk seviyelerini görebilecek ve ona göre dijital aksiyonlarını alabilecektir. Dünyada oldukça ilkel metotlarla çalışan inşaat sektörünün dijitalleşmesi doğrultusunda dijital olgunluk modellerinin kullanılması firmaların sürdürebilir bir dijital stratejiye sahip olmasını sağlayacaktır.
  • Öge
    Betonarme önüretim kiriş kolon bağlantısı için önerilen sigorta tipi mekanik manşonun özelliklerinin deneysel olarak belirlenmesi
    (Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2022) Karakuş, Kubilay ; Yüksel, Ercan ; 724486 ; Yapı Mühendisliği Bilim Dalı
    Prefabrikasyon, üretim kalitesinin yüksek olması, daha hızlı inşaat süreci ve daha düşük inşaat maliyetleri gibi temel faktörler açısından yerinde dökme sistemlere göre çoğu alanda üstünlük sağlamaya başlamıştır. Prefabrike yapılara olan ilgi gelişen teknoloji ve yeni otomasyon sistemleriyle her geçen gün daha da artmıştır. Deprem kayıtları incelendiğinde, prekast yapı elemanları arasında en hassas bölge olan kolon kiriş birleşim bağlantılarının yetersiz sismik performans gösterdiği gözlenmiştir. Bu sebeple prekast yapılarda kiriş kolon birleşim bölgelerinin tasarımına ve yapımına gösterilen ilgi yoğunlaşmıştır. Zaman içerisinde deprem sırasında daha iyi sonuç veren birleşim bölgesi tasarımları akademik araştırma konuları arasına girmiştir. Yüksek lisans tezi olarak sunulan bu çalışmada literatür araştırmaları kapsamında üzerinde yoğunca çalışılan prekast yapıların kiriş-kolon birleşim bölgeleri için yeni bir tasarım olan Sigorta Tipi Mekanik Manşon (STMM) bağlantı detayı önerilmiştir. Bağlantı detayının ana felsefesi, oluşan kesme kuvvetinin kirişin doğal ekseninde bulunan mafsal üzerinde yoğunlaştığı STMM'lere etki eden zıt yönlerde iki eksenel kuvvete moment etkilerini ayrıştırmayı amaçlamıştır. Kiriş kolon bağlantı bölgelerine STMM'ler monte edilerek bir takım ön deneyler gerçekleştirilmiştir. YDMLab'da gerçekleştirilen ön deneyler ışığında STMM'lerin ilk tasarımının burkulma mukavemeti ve deformasyon açısından yetersiz olduğu görülmüştür. STMM'ler burkulmadan yaklaşık olarak 20 mm'lik yerdeğiştirme kabiliyetine çıkabilmiştir. Bu nedenle STMM tasarımının iyileştirilmesi gerekli hale gelmiştir. Gerçekleştirilen basınç, çekme ve çevrimsel deneyler kapsamında STMM'lerin tasarımlarının iyileştirilmesi, burkulma davranışlarının geliştirilmesi gösterilmiştir. Monotonik ve döngüsel deneyler yapılarak, gerekli değerlendirmeler yapılmış, nihai STMM tasarımı belirlenmiştir. Yüksek lisans tezi kapsamında STMM'lerin aşamalı olarak gelişimi ve iyileştirilmesi sunulmuştur. Tez üç ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölüm olan giriş kısmında konuyla ilgili genel bilgiler verilip altbaşlıklarına geçilmiştir.