İnşaat Mühendisliği Lisansüstü Programı - Yüksek Lisans

Bu koleksiyon için kalıcı URI

Gözat

Son Başvurular

Şimdi gösteriliyor 1 - 5 / 315
  • Öge
    AASHTO LRFD'ye göre betonarme bir köprünün tasarımı ve doğrusal olmayan statik itme yöntemi ile performansının belirlenmesi
    (Fen Bilimleri Enstitüsü, 2020) Bulut, Şahin ; Darılmaz, Kutlu ; 636963 ; İnşaat Mühendisliği
    Bu tez çalışmasında, prefabrik öngerilmeli betonarme bir köprü, AASHTO LRFD 2017 yönetmeliğine göre tasarımı yapılmıştır. Ayrca, doğrusal olmayan statik itme analizi yöntemi ile tasarımı yapılan köprünün, DD-1 ve D-2 depremleri altındaki performansı incelenmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde, konuya giriş yapılarak tezin amacı açıklanmış ve bu tez çalışması esnasında yapılan literatür çalışmalarına değinilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde, köprünün betonarme tasarımı AASHTO LRFD 2017 yönetmeliğine göre yapılmıştır. Bu kapsamda, köprü boyutları ve köprüde kullanılacak malzeme özellikleri tanıtılmıştır. Köprüye gelecek sabit ve hareketli yükler belirlenip prefabrik kirişin öngerilme hesabı yapılarak tasarımı yapılmıştır. Ardından, köprünün bilgisayar modeli SAP2000 programında oluşturulmuştur. Programa tüm düşey, yatay ve deprem yükleri ile yönetmeliğin öngördüğü yük kombinasyonları tanımlanıp yapının analizi yapılmıştır. Analiz sonuçlarına göre başlık kirişi ve orta ayaklardaki kolonların betonarme tasarımları yapılmıştır. Üçüncü bölümde, doğrusal olmayan analiz için genel bilgilendirme verilmiş ve kolonlarda oluşacak plastik mafsal boyu ve kolon kesitinin moment eğrilik ilişkileri açıklanmıştır. Ayrıca, doğrusal olmayan analizde kullanılacak olan DD-1 ve DD-2 depremlerine göre yatay elastik tasarım spektrumları verilmiştir. Ardından, KGM ile beraber Yüksel Proje'nin hazırladığı Karayolu ve Demiryolu Köprü ve Viyadükleri Mayıs ayı taslak raporuna göre performans hedeflerine göre elemanların plastik dönme sınırları belirlenmiştir. Son olarak, doğrusal olmayan statik itme analizinin adımları verilmiştir. Dördüncü bölümde, yapının doğrusal olmayan analizi yapılmış ve DD-1 ve DD-2 depremleri altında performansı belirlenmiştir. Bu kapsamda, SAP2000 programı kullanılarak köprünün statik itme ve kapasite eğrileri elde edilmiştir. Elde edilen kapasite eğrileri ile her iki deprem durumu yatay elastik tasarım spektrumları ile beraber incelenip köprünün performans noktası belirlenmiştir. Talep edilen yerdeğiştime miktarına kadar yapılan itme analizi sonucunda yapıda plastik mafsalların oluşmadığı görülmüştür. Plastik mafsalların oluşmamasından dolayı tasarımı yapılan köprü hem DD-1 hem de DD-2 depremi altında elastik davrandığı ve Kesintisiz Kullanım performans seviyesinde olduğu belirlenmiştir. Beşinci bölümde, elde edilen sonuçlar özetlenmiş ve yorumlanmıştır.
  • Öge
    Damping capability enhancement of the polyurethaneseismic isolation device for earthquake safety of highvoltage post insulators
    (Institute of Science and Technology, 2020-07-14) Gönülcü, Emre ; Orakdöğen, Engin ; Structural Engineering Programme
    In the scope of the thesis, supplementary steel members were designed to increase the damping capacity of the seismic isolation device developed for high voltage insulators and numerical studies were carried out. In addition, the production and installation of seismic isolation devices and supplementary steel members were completed. Although the damage in the electrical systems during the earthquake does not directly affect human health, it has indirectly significant negative effects on search and rescue, health services and communication processes. In addition, serious financial losses occur in the process of making these systems operational. Higher elements are needed to provide electricity transmission in high voltage systems. For this reason, fragile porcelains insulator used here are more likely to be damaged during an earthquake. As an example, Great Sichuan earthquake with a magnitude of 7.9 (China-2008), the Mw 8.8 Chile earthquake (Chile-2010) and the Mw 7.2 El Mayor Cucapah earthquake (USA-2010) serious financial losses occurred due to the damage of the porcelain insulator. In this thesis, supplementary steel members with 2 different cross-section sizes was designed to improve the damping properties of the seismic isolation device, which was developed to improve the performance of porcelain insulators, one of the most sensitive elements in high voltage lines.
  • Öge
    Rüzgar türbinlerinin sismik ve rüzgar yükleri altındaki davranışı
    (Fen Bilimleri Enstitüsü, 2020-07-16) Altunsu, Elif ; Sarı, Ali ; Yapı Mühendisliği Programı
    Dünyada birincil enerji kaynakları olarak fosil yakıtlar hala kullanılmaktadır. Fosil yakıtların geleceğe dair meydana getirdiği kaygılar, çevreye verdiği olumsuz ve geri dönüşümsüz zararlar yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelimi arttırmıştır. Teknolojinin gelişmesiyle artan enerji tüketimi, Kyoto protokolünün gereklilikleri bu yönelimi desteklemiştir. Bugün tüm dünyada rüzgar ve güneş enerjisinin üretim payı önemli bir büyüme yaşamaktadır. Ülkemizin üç tarafının denizlerle kaplı ve yüksek rüzgar potansiyeline sahip olması rüzgar enerjisinden faydalanmayı kaçınılmaz hale getirmiştir. Türkiye'de son 10 yılda rüzgar endüstrisinde yaşanan gelişmeler sayesinde enerji ihtiyacının %7.9'unu rüzgar enerjisi karşılamaktadır. Gelecekte bu payın önemli ölçüde büyümesi planlanmaktadır. Açık deniz rüzgar türbinleri daha yüksek elektrik üretimiyle bu büyümeye destek çıkabilecektir. Öte yandan, açık deniz rüzgar türbinleri kara türbinlerine göre daha maliyetlidirler. Buna rağmen avantajları da önemli ölçüde fazladır. Rüzgar türbinlerinden istenilen verimin alınması için yüksek rüzgar hızlarına ve büyük rotor çaplarına ihtiyaç vardır. Rüzgar hızı genellikle yükseklik arttıkça artmaktadır. Çevresel bir koşul olan rüzgar hızına müdahale edilemezken rotor çapı büyütülebilir. Bu durumda daha büyük tepe noktası kütlesi oluşur ve kule yüksekliğinin de artması gerekir. Dolayısıyla sismik olarak aktif bölgeler için kule tabanında oluşan sismik talep artar.
  • Öge
    Integrated corridor management operation strategies
    (Fen Bilimleri Enstitüsü, 2018) Abdullah, Ruba Safi ; Atahan, Ali Osman ; 498117 ; İşletme Mühendisliği ; Civil Engineering
    Trafik tıkanıklıkları kentsel ulaşımda önemli bir sorun olarak görülmekte ve araştırmacılar halen mümkün olan hafifletme önlemleri aramakta ve çözümler teknoloji gelişimiyle ve geçmiş deneyimlerden gelen kullanıcı davranışlarını daha iyi anlamak yoluyla geliştirilmektedir. Bu çalışma, tekrarlı olmayan olay koşullarında koridor kapasitesini arttırmak için Entegre Koridor Yönetimi (ICM) döneminde operasyonel stratejilere incelemektedir. Diğer yönetilerin sorunu, kurumsal engeller ve geleneksel uygulamalar gibi birçok nedenden dolayı planlamakta ve diğer ulaşımlardan izole olarak her bir sistemle uğraşmaktadır. Dolayısıyla bu koşullarda, yönetim önlemleri genellikle bir alt sistem performansını ve diğer sistemi ekonomik olarak geliştirir. Bu nedenle, tıkanıklığın yarattığı etkiyi karşılamak için yaratıcı bir yaklaşım veya çözüm geliştirilmelidir. Entegre Koridor Yönetimi (ICM), Gelişmiş Trafik ilişkisini göz önüne almıştır. Yönetim Sistemleri (ATMS), ulaşım koridorları için ayrıntılı seyahat verimliliği, güvenilirliği ve emniyet için kapsamlı bir karmaşık çalışma konsepti sunmaktadır. Son zamanlarda ICM yaklaşımı, daha fazla dikkat çekmiş olup şehir trafiğini aşırı yoğunluk altında düzenlemenin umut verici bir aracı gibi görünmektedir. Sistematik izlenmesi, arterin sürekli olarak trafik koşullarının izlenebilmesi, aynı anda sinyalleşmiş kavşaklardan gelen trafik verilerinden sistemin olay bazlı yüksek çözünürlüklü toplanması yoluyla gerçek zamanlı olarak performans ölçümleri çıkarması veya üretmesine imkan vermektedir. ITS teknolojilerinin geliştirilmesi, destek verisinin bulunması ve çok yönlü kurumsal yapı, ICM'yi hem yararlı hem de mümkün kılmaktadır. Otoyol, arter ve transit optimizasyon stratejileri, çoğu kurum tarafından olay bazında yönetilmekle birlikte tüm dünyada yaygın şekilde kullanılmaktadır. ITS teknolojilerinin geliştirilmesi, destekleyici verilerin bulunabilirliği ve çok yönlü kurumsal yapısal üretimin yapılmasıyla ICM hem faydalı hem de uygulanabilirdir. Otoyol, arter ve transit optimizasyon stratejileri, çoğu kişi tarafından olay bazında yönetilmekle birlikte tüm dünyada yaygın şekilde kullanılmaktadır. ICM stratejilerini uygun bir şekilde uygulayarak, bu koridorları yönetmek için sorumlu kurumlar trafik tıkanıklığını hafifletebilir ve genel verimliliği artırabilirler. Ayrıca, ulaşım alternatifleri hakkında sürücülere bilgi verilmesi, yolculukların daha az sıkışık güzergahlara, moda veya gün aralıklarına yeniden dağıtımını teşvik edebilir, tıkanıklığın azaltılmasına katkıda bulunur ve sürücülere daha fazla hareketlilik ve artan güvenlik sağlar. Entegre Koridor Yönetimi'nin (ICM) amacı, ulaşım ağının ana koridorlarında kişilerin ve malların hareketliliğini önceden ve verimli bir şekilde nasıl gerçekleştirebileceklerini (ITS) akıllı ulaştırma sistemleri teknolojilerinin yenilikçi ve birçok stratejiyle gösterdiği ICM mevcut altyapıyı optimize etmeyi ve ilave transit kapasite (otobüs, demiryolu, hızlı otobüs taşımacılığı (BRT) vb.) ve diğer düşük kapasiteli koridorlardan yararlanmayı amaçlamaktadır. Pik saatlerde düşük trafik tıkanıklığı, çoğunlukla kentsel alanlar için yaygın olarak görülmektedir. Bu sebeple kentsel trafik tıkanıklığını azaltmak için en uygun trafik kontrol planlarının uygulanması mevcut altyapının operasyonel verimliliğini en üst düzeye çıkaracak ve özellikle inşaat yüksek maliyeti veya mevcut arazinin eksikliği nedeniyle ek bir yol yapımı imkânsız olduğunda faydalı durumlarda çözüm önerileri yapmaktadır. Tüm ulaşım alt sistemlerinin yönetimini koordine ederek yönetmek ve işletmek için koridor genelinde hareketliliği artırma potansiyeline sahip daha etkili bir yaklaşım önerilmiştir. ICM yaklaşımı, operatörler veya paydaşlar arasında entegre ve işbirliğine dayalı politika gibi farklı faaliyetleri kapsayabilir; koridor yönetimi için bir operasyon konsepti geliştirmek; şebeke işletimcileri ve paydaşlar arasındaki iletişim; ağ kavşak performansını arttırmak; gerçek zaman bilgisini dağıtma (alternatif yollar veya şebekeler, seyahat zamanı vb.); büyüme yönetimi; olay yönetimi, yinelenen ve tekrarlanmayan tıkanıklıklar için tıkanıklık yönetimidir. Bu bütünsel yaklaşım, entegre koridor yönetimi (ICM) olarak raporlanmaktadır. Entegre Koridor Yönetimi yakın zamanda giderek daha fazla ilgi görmüş olup kentsel trafik sıkışıklığının azaltılması için umut vaat eden bir sistem gibi görünmektedir. Bir olayı veya bir olayı ele alan en yaygın yaklaşımlardan biri, trafiği bitişik / paralel güzergahlara yönlendirme stratejisidir ve bu çalışma, yönlendirilen akışın altında sinyalize edilmiş ağın yeniden optimize edilmesinin etkileri üzerine odaklanmıştır. Kavşak kapasitesine dayalı ve HCM tabanlı operasyonlar analizinin yanı sıra sinyal zamanlamasını modelleme ve optimize etme konusunda uzmanlaşmış bu araç, bir makro simülasyon aracı ve sinyal zamanlama optimizasyonu da, bu çalışmada (Synchro 8) kullanılmıştır. Bu araçları kullanarak farklı senaryolar test edilmiştir. Her durumun için sinyal zamanlama modelleri yoluyla bir karşılaştırma yapılmıştır. Sonuçlar, koridor performansıyla ICM stratejileri arasında doğrusal bir ilişki olduğu varsayımı güçlendirmiştir. Bu çalışma, yönlendirici trafik akışları altında sinyalize edilmiş ağın yeniden optimize edilmesinin dolaylı etkilerini araştırmaya odaklanmıştır. Veriler, en yoğun dönemlerde toplanmış ve sabah pik dönemi olarak iki periyota (sabah 07: 00-10: 00) ve akşam pik dönemi olarak (16: 00- 19:00) ayrılmıştır. Çalışma ağındaki trafik koşullarını taklit etmek için bu 6 saat içinde en yoğun saati belirlemiştir. Elde edilen verileri ve SYNCRO 8 modelleme yazılımını kullanarak, bu araç sinyal zamanlamasını modelleme ve optimize etme konusunda uzmanlaştı. ICM stratejisini analiz etmek ve değerlendirmek için beş operasyonel senaryo bu çalışmada test edilmiştir. Her senaryoda, koridor ağı gecikmesi, SYNCRO yüzdelik yöntemi kullanılarak hesaplanırken, kavşak gecikmesi iki yöntemle, SYNCRO yüzdelik yöntemi ve HCM'nin Bölüm 9'da belirtilen HCM yöntemi ile elde edilmiştir. Kavşaklarda gecikme ile ilgili olarak, iki hesaplama yönteminin sonuçlarını gözlemlemek ve analiz etmek, arakesit gecikmenin, tekrarlayan tıkanıklık veya olayla ICM operasyon stratejilerini uygulayan deneysel senaryolarda ICM stratejilerini uyguladıktan sonra daha az olacağına işaret etmektedir. Bir olay durumunda herhangi bir şey yapmamak senaryosu ile karşılaştırıldığında, ilk ICM senaryosundaki toplam gecikme, yönlendirilen akışın %10 altında sinyal zaman planını yeniden optimize ettikten sonra %25 oranında azaltıldı. Sinyalleri yönlendirilen hacimlerin %20 altına düşürdükten sonra belirlenen toplam gecikme %40 oranında azaldı. Son olarak, %46, sinyal zamanlamasının, saptırılmış akımın %30'u altında ayarlanmasından sonra elde edilen toplam gecikmenin azalan yüzdesi idi. Bu, ICM operasyon stratejilerini sırasıyla (%21, %34, %40) kullanan senaryolarda düşüş gösteren toplam seyahat süresine de yansımıştır. Sonuçlar, ilk senaryoda %6, ikinci senaryoda %7 ve son senaryoda %16 azaldığını gösteren ICM işletme stratejilerinden etkilenen başka bir verimlilik parametresidir (MOEs). Önceki önlemlere ek olarak, ICM işletme stratejileri, modern büyük şehir trafik ağlarında kritik sorunlar olarak görülen hem ekonomik konularda hem de çevresel konular üzerinde önemli bir etkiye sahip, daha az yakıt tüketimine neden olabilmektedir. Bundan dolayı çıktılar, ICM işletme stratejilerinin uygulanması sırasında yakıt emisyonunun azalacağını açıkça göstermiştir. Önceki bölümlerde elde edilen sonuçlar, koridor ortalama hızı ve hizmet seviyesi (LOS) kesişimi önemli ölçüde değişmese de, koridor ortalama seyahat süresi, ortalama gecikme, yakıt emisyonu ve tüketim gibi bazı performans endeksleri veya ölçümleri hipotezi desteklemektedir. Gelişmiş yolcu bilgi sistemlerini ve bir etkinlik etrafında alternatif güzergahları seçme kabiliyetini dağıtarak, yönlendirici akımlar altında koridordaki sinyalize kavşakları yeniden en iyi duruma getirmektedir. Bu çalışmanın bulguları, ICM işletme stratejilerinin koridor performansını ve ICM stratejileri arasında doğrusal bir ilişki varsayımı haklı olduğuna işaret eden koridorun etkinliğini (MOEs) belirgin bir şekilde etkiler. Araştırma çalışmalarına ek olarak, trafiği komşu / paralel güzergahlarda yönlendirme stratejileri gibi bir olayın ele alınmasında en yaygın yaklaşımlarda dahi ICM'nin yaklaşımı altında daha etkili olacağını gösterdi. Aslında, entegre koridor yönetimi, ağ sahipleri tarafından kabul edilen, kendi sistemleri arasında uygun bağlantılar bulunan bir dizi işletimsel yöntem olarak kullanılabilmektedir.
  • Öge
    Yenilenebilir enerji kaynakları ve termal enerji kaynaklarından yararlanma
    (İstanbul Teknik Üniversitesi, 2013) Aracı, Fulya ; İncecik, Mehmet Mete ; 350450 ; Zemin Mekaniği ve Geoteknik Mühendisliği Programı
    Geçtiğimiz yüzyılda insanların aşırı enerji tüketimi sonucu atmosferdeki CO2 miktarı hızla artmış ve bu hızlı değişim çevreye kalıcı zararlar vermeye başlamıştır. Aşırı fosil yakıt kullanımının en önemli sorunlarının başında çevre kirlenmesi, küresel ısınma, iklim değişikliği ve sera etkisi gelmektedir. Ayrıca fosil enerji kaynakları rezervlerinin yetersiz oluşu ve gelecekte tükenecek olması insanlık için büyük tehlike oluşturmaktadır. Enerji kaynaklarını tüketmedeki alışkanlıklar değişmezse, yakın gelecekte ciddi problemler ile karşılaşılması kaçınılmaz olacaktır. Bu nedenle enerji konusunda kalıcı çözümler bulunması zorunludur. Bu bağlamda enerji konusundaki en güncel tartışmaların başında ise sürdürülebilir enerji kullanımını mümkün kılmak gelmektedir. Çevre sorunlarının ve kirliliğinin büyük bir bölümünde, enerji kaynaklarının kullanımı, diğer bir ifade ile enerji üretimi, çevrimi, iletimi ve tüketimi, endüstrinin bıraktığı atıklar, taşıtların egzoz gazlarındaki kirleticiler ve özellikle kentsel alanlarda, konutlardaki ısıtma ihtiyacını karşılamak üzere tüketilen enerjinin atık ürünleri etkili olmaktadır. Bu durum bizi yenilenebilir enerji kaynaklarına yönlendirmektedir. Bunun için temel çözüm, fosil enerji kaynaklarına birer alternatif teşkil edecek güneş enerjisi, rüzgar enerjisi, jeotermal enerji, gelgit enerjisi ve biokütle enerjisi gibi ?Yenilenebilir Enerji Kaynakları?nı kullanmak olacaktır. Bu çalışmada enerji kavramı, enerji çeşitleri ve yenilenebilir enerji kaynaklarından biri olan jeotermal enerji incelenmiştir. Çalışma kapsamında jeotermal enerjinin sürdürülebilirliği, jeotermal enerjinin çevreye etkisi gibi konular ülkemizdeki doğal kaynakların korunması ve çevre dostu kullanımlar açısından değerlendirilmiştir. Bu çalışmanın diğer bir önemli amacı ise, jeotermal ısıtma ve soğutma sistemlerinin geoteknik mühendisliğindeki olası uygulamalarına vurgu yapmak ve bu konunun geoteknik mühendisliği disiplini içerisinde de değerlendirilmesi yönünde bir açılım yaparak geoteknik mühendisliğine bir katkıda bulunmaktır.