Bilim, tıp ve teknolojiyi edebiyat aracılığıyla okumak: Tüberküloz ve ilgili sağlık mekânları bağlamında Türkiye'deki deneyimler (1900–1950)

Yükleniyor...
Küçük Resim

Bölüm / Program

Bilim ve Teknoloji Tarihi

Dergi Başlığı

Dergi ISSN

Cilt Başlığı

Yayıncı

Lisansüstü Eğitim Enstitüsü

Özet

Bilim, tıp ve teknoloji tarihi, yalnızca bilimsel bilgi üretimi ile teknolojik gelişmelerin kronolojik bir dökümünü sunmakla sınırlı kalmayan, bu üretim süreçlerinin toplumsal, kültürel ve bireysel boyutlarda eleştirel biçimde tartışılmasına imkân tanıyan bir disiplindir. Bu çerçevede, tıbbi bilginin bireyler üzerindeki etkisi ve bireylerle kurduğu ilişki, bulaşıcı hastalıkların tarihinin yazımında önemli bir yer tutmaktadır. Tüberküloz, bu hastalıklar arasında hem yaygınlığı hem de bireysel ile toplumsal yaşantılarda bıraktığı derin etkiler nedeniyle disiplinler arası bir yaklaşımla ele alınması gereken çok katmanlı bir olgudur. Bu tez, yirminci yüzyılın ilk yarısında Türkiye'de tüberküloz hastalarının bireysel ve toplumsal deneyimlerini edebî metinler aracılığıyla inceleyerek bilim, tıp ve teknoloji tarihine hasta merkezli bir yaklaşım sunmayı amaçlamaktadır. COVID-19 pandemisinin çağdaş dünyada yarattığı sarsıcı etkiler, salgın hastalıkların tarih boyunca yalnızca tıbbi alanda değil, aynı zamanda kültürel, mimari, sosyal ve psikolojik boyutlarda da derin izler bıraktığını yeniden hatırlatmıştır. Bu bağlamda tüberküloz, biyomedikal bir olgu olmasının ötesinde, sanat, mimarlık ve edebiyat gibi beşerî disiplinlerde anlam üretimini şekillendiren kültürel bir fenomen olarak ele alınmalıdır. Yirminci yüzyılın ilk yarısında Türkiye'deki tüberküloz vakalarının, bireylerin gündelik yaşam pratiklerine, mekânsal algılarına ve sağlık sistemleriyle ilişkilerine nasıl yansıdığı, bu çalışmanın temel hareket noktasını oluşturmaktadır. Bu bağlamda, edebî metinler hem bireysel yaşantıların duygu yüklü anlatılarını hem de toplumsal hafızada yer eden norm ve temsilleri barındırmaları açısından tarihsel analiz için eşsiz kaynaklardır. Ancak, Türkiye'de bilim ve tıp tarihi yazımında bu tür anlatıların yeterince değerlendirilmediği, hâkim tarih yazımı pratiklerinin büyük ölçüde bilim insanı biyografileri, kurum tarihi veya içselci epistemolojik yaklaşımlar etrafında şekillendiği görülmektedir. Bu çalışma, söz konusu sınırlılıkları aşmayı hedeflemekte, fenomenolojik yöntem ve "aşağıdan tarih" yaklaşımıyla, edebiyatı tarihsel bilgi üretiminde işlevsel bir kaynak olarak konumlandırmaktadır. Tez çalışmasının amacı, yirminci yüzyılın ilk yarısında Türkiye'deki tüberküloz hastalarının verem sanatoryumlarında veya hastanelerde gündelik hayat, duygular, tıbbi otoriteyle karşılaşmalar, kurumsal mekânlar ve tıbbi uygulamalar ekseninde şekillenen deneyimlerini edebî metinler aracılığıyla tespit etmek ve bu deneyimleri betimleyici – yorumlayıcı fenomenoloji ile analiz ederek çok katmanlı bir çözümleme sunmaktır. Tez çalışmasının ana kitlesini, Türk edebiyatında verem hastalığına yakalanarak sanatoryumlarda veya hastanelerde tedavi görmüş yazarların hikâye ve roman türündeki eserleri oluşturmaktadır. Yirminci yüzyılın ilk yarısında bu tür sağlık kurumlarında bulunmuş yazarların, bireysel deneyimlerine ve aynı ortamda tedavi gören diğer hastalara ilişkin gözlemlerine dayanan yapıtları incelenerek bilim, tıp ve teknoloji tarihine toplumsal bir perspektiften katkı sağlanması amaçlanmaktadır. Bu çerçeveyle Peyami Safa'nın Dokuzuncu Hariciye Koğuşu adlı romanı, Mahmut Yesâri'nin Yakacık Mektupları adlı hikâye kitabı, Necati Cumalı'nın Değişik Gözle adlı hikâye kitabı, Rıfat Ilgaz'ın Pijamalılar (Bizim Koğuş) adlı romanı örneklem oluşturmada kullanılmıştır. Bu çalışma, hastalık tarihini "aşağıdan tarih" yaklaşımı çerçevesinde ele almakta, hastaların gündelik yaşam pratikleri, duygusal deneyimleri ve anlam dünyaları üzerinden tıbbi geçmişe ilişkin yeni bir okuma sunmayı amaçlamaktadır. Bu doğrultuda, Roy Porter'ın The Patient's View: Doing Medical History from Below (1985) başlıklı makalesi, çalışmanın kuramsal arka planını şekillendiren temel kaynaklardan biri olarak değerlendirilmiştir. Hastaların iyileşme tarihindeki rolünün bilim insanları tarafından uzun süredir göz ardı edildiğini vurgulayan Porter, hastanın bakışına dayalı alternatif bir tıp tarihi geliştirmek için belirli stratejiler önermiştir. Bu bağlamda, Yesâri, Safa, Ilgaz ve Cumalı'nın edebî anlatıları, Porter'ın çağrısıyla uyumlu biçimde, hastalık deneyimini "hastanın bakışı"ndan anlama çabasının merkezine yerleştirilmiştir. Nitel bir araştırma olarak yapılandırılan bu çalışmada, John W. Creswell'in (2023) Nitel Araştırma Yöntemleri: Beş Yaklaşıma Göre Nitel Araştırma ve Araştırma Deseni adlı eserinden yararlanılmış, elde edilen veriler doğrultusunda fenomenolojik yaklaşım en uygun yöntem olarak belirlenmiştir. Çalışmada örneklem kapsamında incelenen edebî eserlerin çözümlemesinde bu yöntem temel alınmıştır. Fenomenolojik analiz sürecinde, Clark Moustakas'ın (1994) Phenomenological Research Methods adlı eserinde önerdiği veri analiz prosedürleri esas alınmıştır. Moustakas, yaklaşımını Edmund Husserl'in geliştirdiği "transandantal fenomenoloji"ye dayandırmaktadır. Tarih yazımı bağlamında değerlendirildiğinde, fenomenolojik yöntemin "aşağıdan tarih" yaklaşımıyla güçlü bir kuramsal uyum içinde olduğu görülmektedir. Felsefi temellere dayanan ve nitel bir araştırma yöntemi olarak yapılandırılan fenomenolojik yaklaşım, aşağıdan tarih ile birlikte kullanıldığında, çoğunlukla göz ardı edilen, dışlanan ya da sıradan bireylerin yaşantılarına dair kapsamlı ve derinlikli bir anlayış geliştirmeye olanak tanımaktadır. Tüberküloz, özellikle on dokuzuncu yüzyılda ve yirminci yüzyılın başlarında yayımlanan pek çok edebî eserde yer alan bir hastalık olmasına rağmen, Türk edebiyatında hem ana teması tüberküloz olan hem de sağlık mekânlarında geçen anlatıların sayısı sınırlıdır. Bu nedenle, tezin kapsam ve sınırları doğrultusunda belirlenen tüm eserler —Peyami Safa'nın Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Mahmut Yesâri'nin Yakacık Mektupları, Necati Cumalı'nın Değişik Gözle ve Rıfat Ilgaz'ın Pijamalılar adlı eserleri— örneklem olarak değerlendirilmiştir. Söz konusu metinlerin tamamı yirminci yüzyılın ilk yarısındaki deneyimleri yansıtmaktadır. Çalışmada, yirminci yüzyılın ilk yarısındaki deneyimleri açığa çıkarabilmek amacıyla dünya ve Türk edebiyatından bazı eserler de —Franz Kafka'nın Ottla'ya ve Aileye Mektuplar'ı, Kerime Nadir'in Hıçkırık adlı romanı ve Ayşe Kulin'in Füreya adlı biyografik romanı— incelenmiştir. Bu eserler ilk kez bilim, tıp ve teknoloji tarihi bağlamında, "deneyim" kavramı temelinde analiz edilmiştir. Araştırma süreci, veri toplama, veri analizi ve veri yorumlama olmak üzere üç aşamadan oluşmaktadır. Veri toplama aşamasında literatür taraması yapılmış ve örneklem oluşturulmuştur. Kullanılan veri toplama araçları yazılı ve görsel kaynakları kapsamaktadır. Birincil kaynaklar arasında romanlar, hikâyeler, şiirler, mektuplar, hatıratlar, fotoğraflar, filmler, belgeseller, afişler, mimari planlar ve süreli yayınlar yer almaktadır. İkincil kaynaklar biyografi ve monografi çalışmalarından, üçüncül kaynaklar ise sözlük ve ansiklopedilerden oluşmaktadır. Tezde öncelikle tüberkülozun tarihçesi ele alınmış, hastalığın anlaşılma biçimleri, nedenleri, belirtileri, tanısı ve tedavisi açıklanmıştır. Tüberkülozla mücadeledeki dönüm noktaları ve bu süreçteki bilimsel gelişmelere yer verilmiş, sanatoryum, hastane ve açık hava okulları gibi sağlık mekânlarının işlevi tarihsel bağlamda değerlendirilmiştir. Sonraki aşamada, edebî metinlerde tüberküloz ve sanatoryumların tasvirlerine odaklanılmış, ele alınan metinler bilim, tıp ve teknoloji tarihi çerçevesinde analiz edilmiştir. Bu kapsamda Kafka'nın mektupları, Nadir'in Hıçkırık ve Kulin'in Füreya adlı eserleri detaylı olarak incelenmiştir. Ayrıca döneme ait görsel, işitsel ve dramatik sanatlarda tüberküloz ve sanatoryum temsilleri de değerlendirilmiştir. Her bir edebî eserde hastalık deneyiminin bedensel, duygusal, toplumsal ve mekânsal boyutları detaylı biçimde irdelenmiştir. Sanatoryumların bireyin zaman, mekân, benlik ve ilişkilerle kurduğu bağları nasıl dönüştürdüğü, hastalıkla baş etmenin, dayanışmanın ve hatırlanma isteğinin nasıl anlam kazandığı analiz edilmiştir. Bu çalışma, Türkiye'de bilim tarihi yazımına insan merkezli bir yaklaşım kazandırmayı amaçlamakta, geçmişteki salgın deneyimleriyle günümüz sağlık krizleri arasında düşünsel bir köprü kurarak tarihsel bilinç gelişimine katkı sunmaktadır. Uluslararası düzeyde ise edebiyatın tarihsel bilgi üretimindeki işlevine dair literatürdeki boşluğu doldurmayı ve deneyim merkezli yaklaşımlar için özgün bir model oluşturmayı hedeflemektedir. Sonuç olarak bu tez, bilim, tıp ve teknoloji tarihini bireylerin deneyimleri üzerinden yeniden düşünmeye çağırmakta, edebiyatı tarihsel bir kaynak olarak ele alan yenilikçi bir yöntemi akademik tartışmalara dâhil etmektedir. Disiplinler arası ve eleştirel yaklaşımıyla bilim tarihi yazımında yeni bakış açıları geliştirilmesine olanak tanımaktadır.

Tanım

Tez (Doktora) -- İstanbul Teknik Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025

Dergi veya Seri

ISSN

ISBN

Haklar

Anahtar Kelimeler

Bulaşıcı hastalıklar, Communicable diseases, Fenomenoloji, Phenomenology, Sanatoryumlar, Sanatoriums, Sosyal tarih, Social history, Yaşam deneyimleri, Life experiences, Tüberküloz, Tuberculosis

Alıntı

Onay

Gözden geçir

Tamamlayıcı Bilgiler

Referans Gösteren

18

Views

2

Downloads