Gümrük Birliği sürecinde Türkiye'nin demir çelik ticareti performansı: 1996 - 2014

thumbnail.default.placeholder
Tarih
2019
Yazarlar
Bıyık, Yasin
Süreli Yayın başlığı
Süreli Yayın ISSN
Cilt Başlığı
Yayınevi
Fen Bilimleri Enstitüsü
Institute of Science and Technology
Özet
Türkiye'nin ticari serbestleşme sürecinde Avrupa Birliği ile iktisadi bütünleşmesi oldukça belirleyici olmuştur. Karşılıklı iktisadi ve ticari ilişkilerin gelişiminde kritik öneme sahip Gümrük Birliği 1996 yılından beri uygulanmaktadır. Ancak uygulamanın genel ekonomi ve endüstri kapsamındaki etkileri halen de tartışılmaktadır. Özellikle Türkiye'nin uluslararası rekabetçiliğini olumsuz etkilediği öne sürülen Gümrük Birliği'ne bağlı riskler son dönemlerde yoğun şekilde gündeme gelmiştir. Sanayi ve ticaret politikalarının gelişimi açısından, bunların endüstriyel odaklanma aracılığıyla analiz edilerek değerlendirilmesi gerekmektedir. Gümrük Birliğinin etkilerine yönelik literatür çalışmalarının bulguları dikkate alındığında, ticaret performansı için sektörel düzeyde değişen sonuçlar elde edilmektedir. Demir çelik tüm bu tartışmaların merkezinde yer alan önemli bir sanayidir. Sektöre yönelik ticaret politikalarının belirlenmesinde dikkatli davranılmaktadır. GB süreci paralelinde, Türkiye'nin Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğuna dahil olması buna önemli bir örnektir. AKÇT'nin getirdiği düzenleme ve sınırlandırmalar sektörel tartışmalara sıklıkla konu olmaktadır. Diğer taraftan, son dönemdeki ABD'nin başlattığı yükselen korumacı yaklaşımlardan demir çeliğin stratejik endüstri olma özelliğini koruduğu da anlaşılmaktadır. Endüstri çıktılarının dayanıklı tüketim ve yatırım malları üretim süreçlerinin ana girdileri olması nedeniyle, ekonomi içerisindeki iktisadi faaliyetlerle oldukça ilişkilidir. Kişi başına çelik tüketimi ile milli gelir arasındaki sistematik ilişki ampirik analizlerle genellikle doğrulanmaktadır: Buna göre belirli bir kritik noktaya kadar birlikte artmakta, sonrasında ise artan milli gelir ile tüketim azalmaktadır. GB'nin yürürlüğe girmesiyle AB ile karşılıklı demir çelik ticaretinde tarifeler kaldırılmıştır. Diğer taraftan bu süreçte, özellikle 2000'li yıllar sonrasında Türkiye'nin demir çelik ticareti düzeyinde dikkate değer bir artış yaşanmıştır. Endüstrinin ticaret akışlarındaki AB'nin payı 2007 yılına kadar yükselme, sonrasında ise azalma eğilimi göstermektedir. Dış ticaretin miktar istatistikleri dikkate alındığında ticaretin birim değerinin ihracat ve ithalatta oldukça farklılaştığı görülmektedir. Türkiye'nin ihracat birim değeri, ithalat değerine göre nispeten düşüktür, ancak daha istikrarlı hareket etmektedir. Endüstrinin toplam ticaret akışlarındaki payı zamanla azalmış olsa bile, 2018 verilerine göre % 10 civarında önemli bir düzeydedir. Türkiye'nin AB'ye ticaret performansında son dönemde belirginleşen azalma çoğu zaman GB'ye bağlı riskler ile ilişkilendirilmektedir. Bu bağlamda AB'nin üçüncü ülkelerle yaptığı STA'ların Türkiye'ye etkileri ön plana çıkmaktadır. Bu nedenle, öncelikle bu tezde, GB sürecinde 1996 yılından beri uygulanan tarifelerin kaldırılması ve tarife dışı engellerin azaltılmasına bağlı olarak değişmesi beklenen Türkiye'nin ticaret performansının nasıl etkilediği incelenmektedir. Tez amacı doğrultusunda, ticaret politikası araçlarının Türkiye demir çelik ihracatına etkilerini analiz etmede, çekim modeli yaklaşımlarından faydalanılmıştır. Literatürde, iktisadi bütünleşmelerin tarifeler üzerinden ticaret performansına olan etkileri uygulama öncesi ve sonrası değerlendirmede çeşitli yöntemler ön plana çıkmaktadır. Kısmi denge analizi daha çok tek bir endüstriye yönelik, genel denge analizi ise ekonomi genelindeki etkilerin değerlendirilmesinde tercih edilmektedir. Bunların yanında çekim modeline dayanan ekonometrik yöntemler ile ticaret akışlarının analiz edildiği yaklaşımlar da oldukça yaygındır. Tarifeler yanında tarife dışı engellerin de ayrıca ticaret performansına etkileri, bu yöntemlerden faydalanılarak analiz edilmekte ve tartışılmaktadır. Tez kapsamında gerçekleştirilen literatür tartışmalarında bu yöntemlerden elde edilen bulgulara sıklıkla değinilmiştir. GB'yi kuran 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı uyarınca, Türkiye AB'nin tercihli ticaret anlaşmaları ve tek taraflı ticari tavizlerin tanındığı otonom rejimlerini üstlenmeyi taahhüt etmiştir. Bu nedenle, Türkiye'nin üçüncü ülkelerden ithalatı, AB'nin ticaret politikasına uygun olarak gerçekleştirilmektedir. Yasal çerçeveye göre, Türkiye'nin AB'nin üçüncü ülkelerle STA süreçlerine katılımına, ancak taraflar arasında başka bir tercihli anlaşma şartı altında izin verilmektedir. Bu nedenle, Türkiye'nin ticaret performansında önemli görülen Meksika, Güney Afrika ve Güney Kore STA'larının etkileri; toplam, endüstriyel ayrıştırılmış ve demir çeliğe özgü verilerle incelenmektedir. Analizler 1996 – 2014 ve devam eden 2015 – 2018 yıllarına dair panel veri setleriyle tekrarlanmaktadır. Analiz sonuçlarına göre, Meksika STA'sının Türkiye'nin ihracatı üzerindeki olumsuz etkilerine dair istatistiksel kanıt bulunamamıştır. Meksika'nın AB ve Türkiye'den ithalatı yıllar itibariyle artma eğilimindedir. Meksika'nın AB'ye olan demir çelik ihracatında ise azalma eğilimi gözlenmektedir. Ancak Türkiye'ye ihracatı yatay bir seyir izlemektedir. Güney Afrika STA'sının etkilerine yönelik genel değerlendirmeye ulaşmak oldukça zordur. Esas alınan model ve veri kapsamına bağlı olarak değişen sonuçlara ulaşılmaktadır. Ancak demir çelik ihracatı açısından negatif etki yönünde tespitler ağırlık kazanmaktadır. İstatistiksel olarak anlamlı olmamakla birlikte sektörel ayrıştırılmış veriler ile analiz bulgularına göre, Güney Kore STA'sının Türkiye'nin ihracatına negatif etkileme eğiliminde olduğu anlaşılmaktadır. Ticaret istatistiklerine dayanarak, Güney Kore'nin AB'ye ve Türkiye'ye yaptığı demir çelik ihracatının dikkat çekici şekilde arttığı görülmektedir. Model açıklayıcı değişkeni olarak AB'nin üçüncü ülkelere uyguladığı tarifelerin katsayısı ise genel olarak istatistiksel olarak anlamlı ve negatiftir. Bu durumda üçüncü ülkelere AB'nin tarife indirimleri Türkiye'nin ihracatına olumlu yansımaktadır. Ayrıca, Türkiye'nin AB'nin STA süreçlerine dahil olmasının ticaret performansı açısından anlamı, hesaplanan tarife esneklikleriyle değerlendirilmektedir. Bu bakış açısı altında dahil edilmeme koşulunda karşılıklı ticarette karşılaşılan asimetrilerden kaynaklanan düzensizliklerin giderilmesi önemli hale gelmektedir. Tarifeler yanında tarife dışı engeller açısından da düzensizliklerin durumu bir o kadar önemlidir. Tüm bunların, DTÖ'nun temel prensipleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir. Diğer taraftan inceleme odağı olan demir çelik endüstrisi ticaret performansı, firma ve endüstrilerin niteliksel farklılaşması dikkate alınarak değerlendirilmektedir. Genel olarak üretimde daha yüksek düzeyde yüksek fırın oranına sahip ülkelerin, daha yüksek ihracat gerçekleştirdiği istatistiksel olarak anlamlıdır. Bu bağlamda, yüksek fırın ve elektrik ark ocağı şeklinde ayrışan üretim yöntemlerinin ticaret performansına olan etkileri, rekabet gücü modeli yaklaşımı altında incelenmektedir. Rekabet gücü modelinde tanımlanan endüstriye giriş engelleri, rekabet yoğunluğu ve çıkış engelleri, tedarikçilerin pazarlık gücü, müşterilerin pazarlık gücü ve ikame ürünlerden kaynaklanan tehditler şeklindeki güç eksenleri altında üretim yöntemlerine göre farklılaşmanın gerekçeleri tartışmalarla değerlendirilmektedir. Burada, endüstrideki ölçek ekonomisinin varlığı, çevresel regülasyonlar, yatırım maliyetleri, yöntemin teknik altyapı gereksinimi, endüstri rekabet yoğunluğu ve ticaret politikası ile etkileşimler, endüstri ölçeği ve ekonomi içerisindeki önemi, cevher ve hurda piyasa dinamikleri, talep fiyat esnekliklerinin önemi ön plana çıkmaktadır. Bu eksenlerin üretim yöntemlerine göre şekillenmesinde, sanayi ve ticaret politikaları oldukça belirleyici olmaktadır. Bu etkinin analitik olarak irdelenmesine imkan sağlayacak şekilde, demir çelik endüstrisindeki üretim yöntemlerinin toplam endüstri katma değeri açısından anlamı analiz edilmektedir. Endüstri katma değerinin toplam üretimdeki yöntemlerin payına göre değişimi, toplam üretim maliyeti ve toplam satış hasılatı dikkate alınarak değerlendirilmektedir. Burada, maliyet ve satış hasılatını etkileyen değişkenlere dair istatistiklerden senaryo türetimleri gerçekleştirilip (Monte-Carlo simülasyonu), orta ve uzun dönem içerisindeki etkinin boyutları irdelenmektedir. Yatırım maliyetlerinin etkisi dikkate alınarak, mevcut durumdaki yöntemlerin üretimdeki payları yakın olarak hesaplanabilmiştir. Bu yaklaşımdan yararlanarak, GB ile AKÇT süreçlerinin, demir çelik endüstrisi katma değer gelişimine katkısı tüm bu temel değişkenler aracılığıyla değerlendirilebilecektir. Doktora tezinin demir çelik üzerine olması ve üretiminin yapısı gereği, endüstrinin özellikle son dönemde yükselen çevre sorunları ve politikaları ile etkileşiminin ele alınması önemli görülmüştür. AB'ye uyum sürecinde Türkiye'nin çevresel regülasyonlara dair yükümlülükleri açısından da, konu demir çelik özelinde önem arz etmektedir. Bu doğrultuda öncelikle ticaret performansının çevreye etkileri ticari serbestleşme sürecine dair tartışmalar kapsamında incelenmektedir. Ticari serbestleşme sürecinde gözlenen ticaret performansındaki dikkate değer artışın neden olduğu doğrudan üretim miktarındaki artışların çevresel etkileri yanında, üretimin etkin kaynaklara kaymasının etkileri bu tartışmaların temel odak noktalarıdır. Ticaretin getirdiği milli gelir artışları ve bunun kalkınmanın çevre boyutu açısından etkileri oldukça önemlidir. Demir çelik üretiminin çevresel etkilerinin, kullanılan yönteme göre farklılık göstermesi beklenmektedir. Üretim sistemi ve iş akışlarına göre şekillenen bu durumun gerekçeleri incelenmektir. Buradan hareketle analitik olarak karşılaştırılmasına imkan sağlayacak, doğrudan ve dolaylı karbon salınımlarına dair hesaplamalar yapılmaktadır. Bunlar üretim miktarına göre toplam salınımın tespitinde referans olmaktadır. Çevre politikaları giderek çok önemli hale gelmektedir. Demir çelik endüstrisine yönelik ulusal ve uluslararası düzeyde farklılaşan çevresel regülasyonların üretim ve yatırım akışlarını etkilemesi beklenmektedir. Dolayısıyla, iklim değişikliği sorunu ve önleme programlarının önemi doğrultusunda, endüstri üretim yapısına yönelik gelişmeler daha da kritik hale gelmektedir. Karbon vergisi gibi uygulamaların endüstrinin ticaret performansı ve katma değerinde belirleyici olması beklenmektedir. Çevre politikaları doğrultusunda uygulanacak vergilerin ticaret performansına etkilerinin analizinde, tez odağındaki tarife esnekliklerindan faydalanılmaktadır. Yapısal ve karakteristik bir değişken olarak bunlar ülkeden ülkeye değişkenlik göstermesi beklendiğinden, ticaret performansı üzerinden hedeflenen üretim miktarındaki azalmanın küresel düzeyde ortak bir çevre politikası ile sağlanması oldukça zor bir süreci tanımladığı anlaşılmaktadır. Bu bağlamda, enerji verimliliği, salınım azaltmaya yönelik yeni teknolojik gelişmelere ve sürdürülebilir yöntemlere odaklanmanın önemi ön plana çıkmaktadır. Bunlarla birlikte, üretim miktarı ve birim karbon salınımları üzerinden uygulanacak ilave vergilerin endüstrinin toplam maliyetine ve katma değerine olan etkisi incelenmektedir. Üretim yöntemine göre farklılaşan birim karbon salınımları dikkate alınarak analizler gerçekleştirilmektedir. Üretim yöntemlerinin birim emisyon düzeylerindeki ve vergi değişimlerinin endüstri katma değerine olan etkileri ayrıca duyarlılık analizleriyle değerlendirilmektedir.
Economic integration practice with European Union has been quite decisive for integration process of Turkey to the world economy. The Customs Union, which has a critical importance in the development of mutual economic and commercial relations, has been implemented since 1996. However, impacts of the implementation on the overall economy and industries are still being discussed. The risks coming from the Customs Union, which especially have been alleged to having a negative effect on the international competitiveness of Turkey, have been come on the agenda heavly recently. For the development of industrial and trade policies, these should be analyzed and evaluated through an industrial focus. When the findings of literature studies on the effects of the Customs Union are taken into consideration, changing results are captured at sectoral level for trade performance. Iron and steel is an important industry at the center of all these discussions. Carefull attention is given to the determination of trade policies for the industry. Turkey's involvement in the European Coal and Steel Community beginning of the CU is an important example of this. Regulations and limitations, which are coming from the community, are often being subject to discussions in the industry. On the other hand, it is understood from protective approaches initiated by the US in the recent period that iron and steel still remains strategic industry. Since industrial outputs are the main inputs of durable comsumption and investment goods production processes, they are highly related to economic activities within the economy. The systematic relationship between steel consumption and national income per capita is often confirmed by emprical analysis. Accordingly, it increases together to a certain critical point and then consuption decreases with increasing national income. With the entry into force of the Customs Union, tariffs were being removed in bilateral iron and steel trade with the EU. On the other hand, remarkable increase took place in the level of Turkey's iron and steel trade in this process, especially after the 2000s. The share of the EU in trade flows of the industry tends to increase until 2007 and then to decrease. When the quantity statistics of foreign trade are taken into consideration, it is seen that the unit value of trade differs considerably in exports and imports. Turkey's export unit value is relatively lower comparing with the import value but moving more stable. Although the share of industry in total trade has decreased over time, it is already at a significant level of around % 10 according to 2018 data. The evident reduction of Turkey's trade performance to the EU in recent years has been often associated with the risks depending on the Customs Union. In this context, the effects of the EU's FTAs with third countries on Turkey has come to the fore. Hence, primarily in this thesis, Turkey's trade performance, which is expected to change depending on, the removal of the tariff and reduction of non-tariff barriers that applied in the Customs Union process since 1996, how affected from the EU's FTAs have been examined. In line with the thesis objective, to analyze the impacts of trade policy instruments on Turkey's iron and steel exports, gravity model aproaches have been used. In the literature, various methods come to the forefront for pre- and post-assesment of the effects of economic integration practices via tariffs on trade performance. Partial equilibrium analysis is mostly preferred for a single industry and general equilibrium analysis is preferred for evaluating the effects of economy in general. In addition, econometric methods based on gravity model and approaches to analyze trade flows are quite common. In addition to tariffs, the effects of non-tariff barriers on trade performance are also analyzed and discussed using these methods. In the discussions carried out within the scope of the thesis, the findings obtained from these methods in the litarature are frequently mentioned. According to the decision of the Association Council of 1/95 that established the Customs Union, Turkey has committed to obeying the EU's preferential trade agreements and the autonomous trade regimes that recognize unilateral trade concessions. Therefore, Turkey's import from third countries, is carried out in accordance with the EU's trade policy. In accordance with the legal context, Turkey's involvement in FTA processes with third countries of the EU has only allowed under the condition of another preferential agreement between parties. For this reason, the effects of Mexico, South Africa, and South Korea FTAs that are considered important on Turkey's trade performance, have been examined with the data of total, industrial disaggregated, and iron-steel specific. The analyzes are repeated with panel data sets for 1996 – 2014 and ongoing 2015 – 2018. According to the analysis results, it is not found statistical evidence about the negative impacts of Mexico FTAs on Turkey's exports. Mexico's imports from the EU and Turkey tends to increase over the years. It is also observed that Mexico's iron and steel export to the EU is having a decreasing trend. But it has a horizontal trend for Turkey. The overall assessment for the impact of the South Africa FTAs is difficult to achieve. The results vary depending on the model and data coverage. However, in terms of iron and steel exports, determinations in the negative effect direction gain weight. According to the findings of analysis with sectoral disaggregated data, although that is not statistically significant, it is understood that South Korea FTAs tends to negative impacts on Turkey's export. Based on the trade statistics, it is seen that South Korea's iron and steel exports to the EU and Turkey tend to increase remarkably. As a explanatory variable of the model, the coefficient of tariffs applied by the EU to third countries is genarally statistically significant and negative. In this case, the EU's third counry tariff reduction are reflected positively on Turkey's exports. Additionally, the meaning of Turkey's involvement in the EU's FTA process in terms of trade performance has been evaluated with estimated tariff elasticities. Under this perspective, removing the irregularities which are arising from asymmetries encountering in mutual trade during the condition of not inclusion, are becoming very significant. The situation of irregularities is as important in terms of non tariff barriers as well as tariffs. All of this needs to be examined in line with the WTO's basic principles. On the other hand, the trade performance of the iron and steel industry, which is the focus of investigation, is evaluated by considering the qualitative differentiation of firms and industries. In general, it is statistically significant that countries with having a higher blast furnace share in production are having higher exports. In this context, the effects of blast furnace and electric arc furnace production methods on trade performance are examined under aproach of the competitiveness model. The reasons for differantiation based on production methods under the power axes defined in the competitiveness model such as barriers of entry, the intensity of competition and exit barriers, bargaining power of suppliers and customers, and threats arising from substitute products have been evaluated by discussions. In this context, the presence of economies of scale in the industry, environmental regulations, investment costs, technical infrastructure requirements of the method, interactions with industry competition intensity and trade policy, the importance of industry scale and economy, ore and scrap market dynamics, demand price elasticities come to the fore. Industrial and commercial policies are quite determining factors in shaping these axes according to production methods. In order to allow analytical examination of this impact, the meaning of different production methods of the iron and steel industry in terms of total industry added value is analyzed. The change in the industrial added value according to the share of the methods in iron and steel production is evaluated by considering the total production cost and total sales revenue. Here, scenarios are derived from the statistics on the variables affacting the cost and sales revenue (by Monte-Carlo simulation), and then the extent of the impact in the medium and long term is examined. With taking into account the effect of investment costs, existing shares of methods in production have been able to estimate properly. By utilizing this approach, the contribution of the Customs Union and the European Coal and Steel Community processes to the added value development of iron and steel industry could be evaluated through all these essential variables. Since the doctoral dissertation is on iron and steel trade, and the nature of its production, it has been considered important to deal with the interaction of industry with recent emerging environmental on issues and policies. Also, in terms of responsibilities of Turkey about environmental regulations during the harmonization stage with the EU, the issue is significant for the iron and steel industry. In this respect, firstly, the effects of trade performance on the environment are examined within the scope of literature discussions on the progress of liberalization. Addition to environmental impacts of increasing production directly caused by the remarkable increase of trade performance, the impacts of allocation of production to the more efficient resources in the liberalization process are the main focuses in these discussions. The increase in national income brought by trade and its effects on the environmental dimension of development is very important. It is expected that environmental impacts of iron and steel production are differ according to the utilized method. The reasons of this situation, which has been shaped according to the production system and workflows, has been examined. Thus, direct and indirect carbon emissions are calculated to allow analytical comparison. They have been used as reference in determining the total emissions based on production quantity. Environmental policies are becoming increasingly crucial. Differantiation of national and international environmental regulations for the iron and steel industry is expected to affect production and investment flows. Therefore, in line with the issue of climate change and the importance of prevention programs, developments in the industrial production structure become more critical. Applications such as carbon taxing are foreseen to be decisive in the trade performance and added value of the industry. For the analysis of the effects of taxes to be applied in line with environmental policies on trade performance, tariff elasticities in the focus of thesis are utilized. As they are expected to vary from country to country as a structural and characteristic variable, it is understood that the reduction in the targeted production volume through trade performance define a process that is difficult to achieve with a common environmental policy at global level. With this regard, the importance of focusing on energy efficiency, new technological developments and sustainable methods come to the forefront. In addition, the impacts of additional taxes on production volume and unit carbon emissions on the total cost and added value of the industry is also examined. Analyzes are carried out by taking into account the unit carbon emissions varying according to production method. The effects of changes on the unit emission levels of production methods and taxes on industry added value are also evaluated by sensitivity analyzes.
Açıklama
Tez (Doktora) -- İstanbul Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2019
Theses (Ph.D.) -- İstanbul Technical University, Institute of Science and Technology, 2019
Anahtar kelimeler
Gümrük birlikleri, Türkiye'de Çelik endüstrisi ve ticareti, Customs unions, Steel industry and trade inTurkey
Alıntı