Sistemik Lupus Eritematozus Ve Skleroderma Hastalarında Anti-insan Lökosit Antijen Antikorlarının İncelenmesi

thumbnail.default.placeholder
Tarih
2015-07-30
Yazarlar
Yazar, Metin
Süreli Yayın başlığı
Süreli Yayın ISSN
Cilt Başlığı
Yayınevi
Fen Bilimleri Enstitüsü
Institute of Science And Technology
Özet
İnsan Lökosit Antijenleri (HLA), majör histokompabilite komplekslerinin insan formlarıdır. Genel olarak, HLA bir gen lokus sistem bütünü olup, immün sistem regülasyonunda görevli hücre yüzey proteinlerinin kodlanmasında görev alır. 6. Kromozomda bulunan HLA, hücre yüzey antijen sunucu proteinleri kodlamaktadır. Anti-HLA antikorları ise, normal olarak oluşmayıp, kan nakli, hamilelik, doku ya da organ nakillerinde kendi ya da kendi olmayan HLA antijenlerine karşı üretilen antikorlardır. Sistemik lupus eritematozus (SLE), Sistemik Lupus Eritromatozus (SLE) otoimmün bir rahatsızlık olup başta cilt, eklem ve böbrek olmak üzere birçok organ ve dokuyu etkileyen iltihaplanmalara sebep olur. Multisistem bozukluğu olan SLE, değişken bir klinik tablo göstermektedir. SLE'nin öncelikli fizyolojik mekanizması poliklonal B-hücre aktivasyonu ve çekirdek, sitoplazmik ile hücre yüzey antijenlerine karşı üretilen otoantikor üzerinden gerçekleşmektedir. Patogenezinin anlaşılması için birçok araştırma yapılmasına rağmen, hala tam olarak aydınlatılmamıştır. Buna karşılık, SLE yatkınlığına etki eden ve hastalığın kliniksel ve serolojik karekteristiğini belirleyen birçok risk faktörü bulunmaktadır. İmmün sistem bozukluklarına bağlı olarak vasküler hasarlanma ile çeşitli doku ve organlarda kollajen birikimi ile karakterize edilen Sistemik Skleroz (SSc), nörolojik fonksiyon kaybı sonucu düz kas atrofisine, ilerleyen zamanlarda da motor fonksiyon kaybına neden olur. Anti-HLA antikorları genel olarak organ nakillerinde akut ve kronik ret olgusuna neden olmaktadır. Son zamanlarda otoimmünite ile anti-HLA antikorları arasındaki ilişki üzerine yeni yeni çalışmalar yapılmaktadır. Yeni bir teoriye göre, transplantasyon sonrası süreçte gerçekleşen alloimmün cevap ile öz antijene yönelik gerçekleşen otoimmünite arasında benzerlik bulunmaktadır. Mikrokimerizm iyi bilinen bir olgu olup, organ nakillerinde, kan nakillerinde ve hamilelikte etkili olmaktadır. Otoimmün hastalıklarla, transplantasyondaki alloimmün cevabın arasındaki ilişkinin açıklanmasında, mikrokimerizmin rolü olduğu düşünülmektedir. Bu nedenle, çalışmamızda otoimmün rahatsızlıklarla, anti-HLA antikoru arasındaki ilişkinin açıklanması için, SLE ve SSc hastalıkları model otoimmün hastalık olarak seçilmiştir. İlk olarak, SLE ve SSc hastaları ile sağlıklı kontrol grupları oluşturulmuştur. Bireylerin klinik ve demografik verileri toplanmış ve analiz edilmiştir. Daha sonra, anti-HLA antikoru taraması flourometrik yöntemle yapıldı. Anti-HLA antikoru tarama sonuçlarının analizinin ardından istatistiksel analiz yapıldı. Bu aşamadan sonra, anti-HLA antikor tarama sonuçları pozitif olan SLE, SSc hasta ile sağlıklı kontrollere, anti-HLA antikor tanımlama yöntemi uygulandı. Bu yöntem için, tarama yönteminde olduğu gibi flurometrik yöntem olan Luminex/xMAP yöntemi kullanıldı. Olguların PRA oranları elde edildikten sonra, istatistiksel analiz yapıldı. Ayrıca, olguların belirlenen CREG epitop gruplarına göre, reaktif anti-HLA antikorları sınıflandırılarak, bütün olgular arasında en sık rastlanan CREG grupları belirlendi. Çalışmamızdaki bulgularımıza göre, anti-HLA sınıf I ve II antikorları frekansı hem SLE hem de SSc hastaları gruplarında sağlıklı kontrollere göre yüksek olarak bulundu. SLE ve SSc hastaları grupları arasında anti-HLA antikoru karşılaştırılması sonucunda, önemli bir farka rastlanmadı. Ayrıca, SLE hastalığı için tipik parametrelerden olan, fotoduyarlılık, trombositopeni, anti-RNP antikoru pozitifliği, anti-RO ve anti-çekirdek antikoru pozitifliği frekansları SSc hastalarından daha fazla olarak bulunmuştur. Diğer yandan, SSc parametrelerinden olan parmak ülseri, anti-sentromer antikoru, pulmoner tansiyon ve pulmoner fibroz frekansları da SSc hastalarında daha yüksek olarak belirlenmiştir. Ayrıca, anti-HLA antikoru pozitiflik derecelerine göre karşılaştırılma yapıldığında, hem SLE hem de SSc hasta gruplarında yüksek pozitiflik frekansı sağlıklı kontrollere göre daha yüksek olarak bulunmuştur. Tanımlama sonuçlarında ise, sınıf-I anti-HLA antikor PRA oranlarının ortalaması SLE hastalarında, SSc hastalarında daha yüksek bulunurken, sınıf-II'de herhangi bir farklılık görülmemiştir. CREG epitop gruplarının sınıflandırmasında ise, anti-HLA antikor pozitif olarak bulunan SLE, SSc hastaları ile sağlıklı kontroller arasında en sık rastlanan CREG grupları B4 ve B6 olarak bulunmuştur. Sonuç olarak, anti-HLA sınıf I ve II antikorları frekansı, otoimmün hastalık modelleri olarak seçilen SLE ve SSc hastalarında sağlıklı kontrollere göre daha yüksek bulunmuştur. Bu nedenle, mikrokimerizm rolü hakkında, bu rolün daha iyi belirlenmesi için daha hedefli çalışmaların yapılması düşünülmektedir.
Human leukocyte antigen (HLA) is the human form of Major Histocompatibility Complex (MHC). Generally, HLA is a system of gene locus that encode for proteins on the surface of cells that are responsible for the regulation of the immune system. It is located on chromosome 6, encoded cell surface antigen presenting proteins. Anti-HLA antibodies are normally not occurring produced against self or non-self HLA antigens to form a immunologic response in blood transfusion, pregnancy and organ or tissue transplantation. Systemic lupus erythematosus (SLE) is an autoimmunity disorder which inflammation along with tissue damage affecting multi organs such as skin, kidney, joint are the main cause of it. SLE is a multisystem autoimmune disorder that has variable clinic manifestation. Prior physiologic mechanism of SLE is polyclonal B cell activation and production of autoantibodies against nucleus, cytoplasmic and cell surface antigens. Although the main cause of SLE pathogenesis remains unclear, there have been several clinical and serological factors that define predisposition and risk for SLE. Systemic Sclerosis (SSc) that is characterized with vascular damage caused by immune system dysfunctions and collagen accumulation in several tissues and organs can cause smooth muscle atrophy result of neurological function loss and then motor function loss. Generally anti-HLA antibodies can cause acute and chronic rejection in transplantation. Lately, there have some studies that associated between autoimmunity and anti-HLA antibodies. According to new theory, it has been indicated that there may be a similarity between alloimmune responses occur during transplantation and autoimmunity for self-antigen. Microchimerism is a well-known phenomenon effecting after solid transplantation, pregnancy and blood transfusion. The analogy between autoimmune diseases and alloimmune response in transplantation may explain role of microchimerism related with fetal or maternal origin. Therefore, in our project, SLE and SSc were selected as a model autoimmune disease to investigate the relationship between autoimmunity and anti-HLA antibodies. First of all, three different group including SLE, SSc patients and healthy controls were formed. The clinical and demographic data were collected and analyzed. Then, anti-HLA antibodies screening were done to all groups with flourometric methods. After analysis of anti-HLA antibodies screening, statistical analysis were done. Also, anti-HLA antibody identification analysis has been applied to anti-HLA antibody positive SLE, SSc patients and healthy controls. PRA ratios and CREG groups were determined statistically. According to our findings, the frequencies of both class I and II anti-HLA antibodies were increased in both SLE and SSc patients when compared to controls. Also, anti-HLA antibodies frequencies were similar in both SLE and SSc patients. We also found that typical parameters for SLE patients such as photosensitivity, thrombocytopenia, anti-RNP positivity, anti-Ro positivity, anti-nuclear antibody (ANA) had slightly higher frequency than SSc patients. On the other hand, SSc parameters frequency such as digital ulcers, anti-centromere antibody, pulmonary hypertension, and pulmonary fibrosis were higher in SSc patients. Also, in comparison of degree of positivity of anti-HLA antibodies we found that patients with high positivity for anti-HLA antibodies in both SLE and SSc group was found higher than low positivity individuals in same groups. In conclusion, anti-HLA class I and II antibodies were found as a significantly increased in patients of SLE and SSc that were chosen as model autoimmune diseases than healthy controls in which microchimerism may play a role. In order to focus the role of microchimerism in this relationship, more targeted studies should be done.
Açıklama
Tez (Yüksek Lisans) -- İstanbul Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2015
Thesis (M.Sc.) -- İstanbul Technical University, Institute of Science and Technology, 2015
Anahtar kelimeler
Anti-HLA antikorları, otoimmünite, otoimmün hastalıklar, mikrokimerizm, panel reaktif antikorlar, Anti-HLA antibodies, autoimmunity, autoimmune diseases, microchimerism, panel reactive antibodies
Alıntı