İSTANBUL TEKNİK ÜNİVERSİTESİ  LİSANSÜSTÜ EĞİTİM ENSTİTÜSÜ YÜKSEK LİSANS TEZİ Ekim 2023 17 AĞUSTOS 1999 MARMARA DEPREMİ İLE 6 ŞUBAT 2023 KAHRAMANMARAŞ DEPREMLERİNİN BOYLAMSAL ANALİZ YÖNTEMİ İLE KARŞILAŞTIRILMASI Tez Danışmanı: Prof. Dr. Seda KUNDAK Mine FIRAT Şehir ve Bölge Planlaması Anabilim Dalı Şehir Planlama Programı Ekim 2023 İSTANBUL TEKNİK ÜNİVERSİTESİ  LİSANSÜSTÜ EĞİTİM ENSTİTÜSÜ 17 AĞUSTOS 1999 MARMARA DEPREMİ İLE 6 ŞUBAT 2023 KAHRAMANMARAŞ DEPREMLERİNİN BOYLAMSAL ANALİZ YÖNTEMİ İLE KARŞILAŞTIRILMASI YÜKSEK LİSANS TEZİ Mine FIRAT (502201862) Şehir ve Bölge Planlaması Anabilim Dalı Şehir Planlama Programı Tez Danışmanı: Prof. Dr. Seda KUNDAK iii Tez Danışmanı : Prof. Dr. Seda KUNDAK İstanbul Teknik Üniversitesi Jüri Üyeleri : Doç Dr. Mehmet Ali YÜZER İstanbul Teknik Üniversitesi Prof. Dr. Alpaslan Hamdi KUZUCUOĞLU İstanbul Medeniyet Üniversitesi İTÜ, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü’nün 502201862 numaralı Yüksek Lisans Öğrencisi Mine FIRAT, ilgili yönetmeliklerin belirlediği gerekli tüm şartları yerine getirdikten sonra hazırladığı “17 AĞUSTOS 1999 MARMARA DEPREMİ İLE 6 ŞUBAT 2023 KAHRAMANMARAŞ DEPREMLERİNİN BOYLAMSAL ANALİZ YÖNTEMİ İLE KARŞILAŞTIRILMASI” başlıklı tezini aşağıda imzaları olan jüri önünde başarı ile sunmuştur. Teslim Tarihi : 21 Eylül 2023 Savunma Tarihi : 19 Ekim 2023 iv v Çok sevgili annem, babam ve depremde hayatını kaybeden insanlara, vi vii ÖNSÖZ Türkiye’de afetlerin birbirileri ile karşılaştırılarak afet risk yönetiminin önemini anlaşılır kılmaya çalışan bu çalışmanın oluşması aşamasında hiçbir zaman desteklerini ve değerli fikirlerini esirgemeyen değerli hocam Prof. Dr. Seda KUNDAK, çalışmama devam etmem konusunda beni cesaretlendiren değerli hocam Prof. Dr. Fatih TERZİ’ye teşekkür ederim. Çalışmada kullanılan datalara erişimimi sağlayan kamu kuruluşları ve okulumuz birimi UHUZAM’a destekleri için ayrıca teşekkürlerimi sunarım. Bu çalışma için ilk yola çıkıldığında Erzincan Depremleri ile yola çıkılmış olup, 1992 yılında gerçekleşen deprem dolayısı ile data kısıtı olması sebebiyle çalışmaya farklı bir yön verilmiştir. Bu noktada data güvenilirliğinin sağlanmasının ayrıca çok önemli bir faktör olduğunu hatırlatarak, bugüne kadar depremde hayatını kaybeden bütün canlılara saygılarımı sunarım. Son olarak bu zamana kadar maddi ve manevi her yönden beni destekleyen her bir aile bireyim ve arkadaşlarıma ayrıca tek tek en derin duygularımla teşekkürü borç bilirim. Ekim 2023 Mine Fırat Şehir Plancısı viii ix İÇİNDEKİLER Sayfa ÖNSÖZ…... ………………………………………………………………………...vii İÇİNDEKİLER ......................................................................................................... ix KISALTMALAR ...................................................................................................... xi ÇİZELGE LİSTESİ ................................................................................................ xiii ŞEKİL LİSTESİ ....................................................................................................... xv 1. GİRİŞ………………. .............................................................................................. 1 1.1 Araştırmanın Amacı ........................................................................................... 2 1.2 Araştırmanın Kapsamı ........................................................................................ 4 1.3 Araştırmanın Yöntemi ........................................................................................ 6 2. LİTERATÜR TARAMASI ................................................................................... 9 2.1 Afet ve Afet Risk Yönetimi ............................................................................... 9 2.1.1 Temel kavramlar ve tanımları ..................................................................... 9 2.1.2 Afet risk yönetiminin tarihsel gelişim süreci ............................................ 11 2.2 Afet Risk Analizinde Yaygın Olarak Kullanılan Analiz Yöntemleri .............. 14 2.2.1 Boylamsal analiz yöntemi ......................................................................... 22 3. DÜNYA VE TÜRKİYE DEPREM TARİHİ ..................................................... 27 4. 1999 ve 2023 YILLARI ARASINDAKİ MEVCUT HUKUKİ YAPI VE YÜRÜTÜLEN ULUSAL ÇALIŞMALAR ........................................ 33 4.1 1999-2023 Arası Hukuki Çerçeve .................................................................... 33 4.1.1 Afet bölgelerinde yapılacak yapılar hakkında yönetmelik ....................... 37 4.1.2 Deprem bölgelerinde yapılacak yapılar hakkında yönetmelik .................. 37 4.1.3 4452 sayılı kanun ...................................................................................... 38 4.1.4 595 sayılı KHK ......................................................................................... 38 4.1.5 4708 sayılı kanun ...................................................................................... 40 4.1.6 Altyapılı arsa üretimi ve bu arsaların tahsis yoluyla satışına ilişkin yönetmelik .......................................................................................................... 40 4.1.7 5491 sayılı kanun ...................................................................................... 41 4.1.8 Deprem bölgelerinde yapılacak binalar hakkında yönetmelik .................. 41 4.1.9 5902 sayılı kanun ...................................................................................... 42 4.1.10 6306 sayılı afet riski altındaki alanların dönüştürülmesi hakkında kanun ............................................................................................................................ 42 4.1.11 Türkiye deprem bina yönetmeliği ........................................................... 42 4.2 Ulusal Çalışmalar ............................................................................................. 43 4.2.1 Kalkınma planları ...................................................................................... 43 4.2.2 Eylem planları, müdahale planı ve komisyon raporu ............................... 46 5. 17 AĞUSTOS 1999 ve 6 ŞUBAT 2023 DEPREMLERİNİN MEYDANA GELDİĞİ BÖLGELERİN COĞRAFİ ÖZELLİKLERİ, DEPREM x KARAKTERİSTİĞİ VE MEKANSAL ETKİLERİNİN KARŞILAŞTIRMASI ......................................................................... 55 5.1 17 Ağustos 1999 ve 6 Şubat 2023 Depremlerinin Meydana Geldiği Bölgelerin Coğrafi Özellikleri .................................................................................................. 55 5.1.1 17 Ağustos 1999 Depremi’nin meydana geldiği bölgenin coğrafi özellikleri ............................................................................................................ 55 5.1.2 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremleri’nin meydana geldiği bölgelerin coğrafi özellikleri ............................................................................................... 59 5.2 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi ve 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremleri’nin Deprem Karakteristiği ve Karşılaştırması..................................... 63 5.2.1 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin deprem karakteristiği................ 63 5.2.2 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremleri’nin deprem karakteristiği ...... 65 5.2.3 17 Ağustos 1999 ve 6 Şubat 2023 Depremlerinin deprem karakteristiği karşılaştırması..................................................................................................... 68 5.3. 17 Ağustos 1999 ve 6 Şubat 2023 Depremlerinin Mekansal Açıdan Boylamsal Analiz Yöntemi ile Karşılaştırılması ...................................................................... 72 5.3.1 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin Mekansal Değerlendirmesi ...... 73 5.3.2 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremleri’nin Mekansal Değerlendirmesi ............................................................................................................................ 88 5.3.3 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi ve 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremleri’nin Boylamsal Analiz ile Karşılaştırılması ................................... 103 6. 17 AĞUSTOS 1999 MARMARA DEPREMİ VE 6 ŞUBAT 2023 KAHRAMANMARAŞ DEPREMLERİ’NİN DEMOGRAFİK AÇIDAN DEĞERLENDİRMESİ .................................................... 117 6.1 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin Demografik Açıdan Değerlendirmesi .............................................................................................................................. 118 6.2 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremleri’nin Demografik Açıdan Değerlendirmesi ................................................................................................... 124 6.3 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi ve 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremleri’nin Demografik Açıdan Karşılaştırılması ......................................... 129 7. 17 AĞUSTOS 1999 MARMARA DEPREMİ VE 6 ŞUBAT 2023 KAHRAMANMARAŞ DEPREMLERİ’NİN MEDYA VE BASINA YANSIMALARI ............................................................................... 133 7.1 Deprem Fotoğrafları ....................................................................................... 136 7.2 Gazete Manşetleri ........................................................................................... 141 8. SONUÇLAR VE ÖNERİLER ........................................................................... 145 KAYNAKLAR ........................................................................................................ 157 EKLER……… ........................................................................................................ 167 ÖZGEÇMİŞ ............................................................................................................ 177 xi KISALTMALAR AFAD : Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı AFAD-RED : Deprem Ön Hasar ve Kayıp Tahmin Sistemi AYDES : Afet Yönetim ve Karar Destek Sistemi Projesi BEDAŞ : Boğaziçi Elektrik Dağıtım A.Ş. BOTAŞ : Boru Hatları ile Petrol Taşıma Anonim Şirketi CBS : Coğrafi Bilgi Sistemleri ÇŞİDB : Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı EÜAŞ : Elektrik Üretim A.Ş. FMEA : Failure Mode Effect Analysis FORIN : Forensic Investigations of Disasters ICSU : International Council for Science IPCC : Intergovernmental Panel on Climate Change IRDR : Integrated Research on Disaster Risk ISCC : International Social Science Council İRAP : İl Risk Azaltma Planı İTÜ : İstanbul Teknik Üniversitesi KAFZ : Kuzey Anadolu Fay Zonu KEDAŞ : Kocaeli Elektrik Dağıtım A.Ş. KGM : Karayolları Genel Müdürlüğü KHK : Kanun Hükmünde Kararname MAKS : Mekansal Adres Kayıt Sistemi MTA : Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü NASA : National Aeronautics and Space Administration NGDC : The National Geophysical Data Center ODTÜ : Orta Doğu Teknik Üniversitesi ÖİV : Özel İletişim Vergisi PRA : Probability Risk Assessment SEDAŞ : Sakarya Elektrik Dağıtım A.Ş. STK : Sivil Toplum Kuruluşu TAMP : Türkiye Afet Müdahale Planı TARAP : Türkiye Afet Risk Azaltma Planı TBMM : Türkiye Büyük Millet Meclisi TEM : Trans European Motorway TEAŞ : Türkiye Elektrik Üretim-İletim A.Ş. TEDAŞ : Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş. TEİAŞ : Türkiye Elektrik İletim A.Ş. TMMOB : Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği TOKİ : Toplu Konut İdaresi TRT : Türkiye Radyo Televizyon Kurumu TÜİK : Türkiye İstatistik Kurumu TÜPRAŞ : Türkiye Petrol Rafinerileri A.Ş. UDAP : Ulusal Deprem Araştırma Programı xii UDSEP : Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı İTÜ UHUZAM : İstanbul Teknik Üniversitesi Uydu Haberleşme ve Uzaktan Algılama Uygulama ve Araştırma Merkezi UN : United Nations UNDRR : United Nations Office For Disaster Risk Reduction UNIDSR : United Nations International Strategy For Disaster Risk Reduction USGS : United States Geological Survey WHO : World Health Organization YEDAŞ : Yeşilırmak Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi YSİS : Yapı İzleme Sistem xiii ÇİZELGE LİSTESİ Sayfa Çizelge 1.1 : Türkiye tarihindeki yıkıcı depremler. ..................................................... 1 Çizelge 2.1 : Boylamsal analiz yöntemi ile yürütülen çalışmalar. ............................ 23 Çizelge 3.1 : Tarihteki en büyük depremler. ............................................................. 27 Çizelge 3.2 : Tarih boyunca en çok can kaybına sebep olan depremler. ................... 28 Çizelge 4.1 : 1999-2023 yılları arasında çıkarılan KHK, kanun, yönetmelik ve genelgeler. ........................................................................................... 35 Çizelge 5.1 : 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi'nden etkilenen şehirlerin yüzölçümleri. ....................................................................................... 56 Çizelge 5.2 : 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremleri'nden etkilenen şehirlerin yüzölçümleri. ....................................................................................... 58 Çizelge 5.3 : 17 Ağustos 1999 ve 6 Şubat 2023 Depremleri'nin Karakteristik Karşılaştırması. .................................................................................... 69 Çizelge 5.4 : Mercalli Ölçeğine göre deprem şiddetselliği........................................ 70 Çizelge 5.5 : Kocaeli Arazi Kullanım Dağılımı (1998 ve 17 Ağustos 1999 Depremi Sonrası). ............................................................................................... 78 Çizelge 5.6 : Sakarya Arazi Kullanım Dağılımı (1998 ve 17 Ağustos 1999 Depremi Sonrası)……………… …………………………………...................78 Çizelge 5.7 : Düzce Arazi Kullanım Dağılımı (1998 ve 17 Ağustos 1999 Depremi Sonrası).. ………………………………………………….…………79 Çizelge 5.8 : 17 Ağustos 1999 Depremi'nde Yapılan Hasar Tespiti. ........................ 80 Çizelge 5.9 : 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi'nden etkilenen yapıların taşıyıcı sistemleri (%)...................................................................................... 81 Çizelge 5.10 : 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi'nden etkilenen yapıların fonksiyonları. ...................................................................................... 82 Çizelge 5.11 : Kahramanmaraş arazi kullanımı. ....................................................... 94 Çizelge 5.12 : Hatay arazi kullanımı. ........................................................................ 95 Çizelge 5.13 : Gaziantep arazi kullanımı. .................................................................. 96 Çizelge 5.14 : Tespit Edilmiş Hasarlı Bina Dağılımı. ............................................... 99 Çizelge 5.15 : 6 Şubat 2023 depremlerinden etkilenen yapıların taşıyıcı sistemleri (%). ..................................................................................................... 99 Çizelge 5.16 : 6 Şubat 2023 depremlerinden etkilenen konutların hasar durumu (6 Mart 2023). ....................................................................................... 100 Çizelge 5.17 : Son dört deprem yönetmeliğinin karşılaştırması (Mertol ve diğerleri, 2021c). ............................................................................................. 105 Çizelge 5.18 : İl Bazında 2018 İmar Barışı'ndan faydalanan yapı sayısı. ............... 113 Çizelge 5.19 : 2018 İmar Affı kapsamında Yapı Kayıt Belgesi alan ve yıkılan bina sayısı. ................................................................................................ 114 Çizelge 6.1 : 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi'nden etkilenen şehirlerin nüfusu (TÜİK,1997). ..................................................................................... 118 xiv Çizelge 6.2 : 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi'nden etkilenen şehirlerin nüfus yoğunlukları. ...................................................................................... 119 Çizelge 6.3 : 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi'ndeki Can Kaybı ve Yaralı Sayısı. .......................................................................................................................... 123 Çizelge 6.4 : 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremleri'nden etkilenen şehirlerin nüfusu (TÜİK, 2022). ......................................................................... 125 Çizelge 6.5 : 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremleri'nden etkilenen şehirlerin nüfus yoğunluğu. ................................................................................ 125 Çizelge 6.6 : 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremleri'nden etkilenen şehirlerin nüfus artış hızı. ................................................................................... 128 Çizelge 6.7 : 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremleri'nden etkilenen şehirlerin net göç hızı (TÜİK, 2022). ....................................................................... 128 Çizelge 6.8 : 17 Ağustos ve 6 Şubat depremlerinden etkilenen alanların toplam yüzölçümü ve nüfusu. ........................................................................ 129 Çizelge 7.1 : 17 Ağustos ve 6 Şubat gazete manşetleri. .......................................... 141 Çizelge 7.2 : 6 Şubat 2023'e dair uluslararası basın manşetleri. .............................. 143 xv ŞEKİL LİSTESİ Sayfa Şekil 1.1 : Çalışmanın akışı. ........................................................................................ 6 Şekil 1.2 : Çalışma alanları. ......................................................................................... 8 Şekil 2.1 : Adli analiz süreç diyagramı. ..................................................................... 21 Şekil 2.2 : Adli afet araştırmasının tasarım ve araştırma yolu (IRDR, 2016). .......... 22 Şekil 2.3 : Boylamsal analiz yöntemi ile çalışmanın kurgusu. .................................. 26 Şekil 3.1 : 1900’lü yıllardan beri gerçekleşmiş en büyük 20 deprem (USGS, 2019). ............................................................................................................................ 28 Şekil 3.2 : Tarihte yıkıcılığı en büyük olan 11 deprem. ............................................ 29 Şekil 3.3 : Dünya Sismik Haritası, Calculated with CRISIS 2015 for the Global Assessment Report, GAR, Atlas of Risk (UNISDR 2017; Marulanda et al. in these proceedings). ............................................................................... 29 Şekil 3.4 : Türkiye Sismotektonik Haritası, MTA. .................................................... 30 Şekil 3.5 : Türkiye Diri Fay Haritası, MTA, 2018. ................................................... 31 Şekil 3.6 : 1900-2023 tarihleri arasında Türkiye ve çevresinde meydana gelen depremler. ................................................................................................. 31 Şekil 3.7 : 1900-2020 yılları arasında Türkiye'de meydana gelen en büyük depremler. ................................................................................................. 32 Şekil 3.8 : Türkiye aktif sismotektonik haritası (AFAD, 2019) ve nüfus yoğunluğu haritası (TÜİK, 2022). .............................................................................. 32 Şekil 4.1 : 1999-2022 yılları arasında afete ilişkin çıkarılan yönetmelik, KHK, kanun ve genelgeler. ........................................................................................... 34 Şekil 4.2 : 1999-2023 yılları arasında hazırlanan Kalkınma Planları'na dair zaman çizelgesi. ................................................................................................... 44 Şekil 4.3 : 2010-2023 yılları arasında yapılan ulusal çalışmalara dair zaman çizelgesi. ................................................................................................... 47 Şekil 5.1 : 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi'nden etkilenen illerin deprem risk haritası. ..................................................................................................... 57 Şekil 5.2 : Kocaeli Jeoloji Haritası. ........................................................................... 57 Şekil 5.3 : Sakarya İli genelleştirilmiş jeoloji haritası (MTA 1/500000 ölçekli Zonguldak paftasından uyarlama, Sakarya Üniversitesi, 2018). .............. 58 Şekil 5.4 : Düzce İl Jeoloji Haritası (MTA, 2018). ................................................... 58 Şekil 5.5 : 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremleri'nden etkilenen şehirlerin deprem risk haritası. ................................................................................. 60 Şekil 5.6 : Kahramanmaraş jeoloji haritası. ............................................................... 61 Şekil 5.7 : Hatay jeoloji haritası. ............................................................................... 62 Şekil 5.8 : Gaziantep jeoloji haritası. ......................................................................... 62 Şekil 5.9 : 17 Ağustos 1999 Depremi Eş Şiddet Haritası (Afet İşleri Genel Müdürlüğü). ............................................................................................. 64 Şekil 5.10 : 1999 Marmara Depremi Kayıt İstasyonları ve Elde Edilen Maksimum İvme Değerleri. ....................................................................................... 64 xvi Şekil 5.11 : 17 Ağustos 1999 Depremi Sismotektonik Haritası. ............................... 65 Şekil 5.12 : 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremlerinin Merkez Üsleri. .............. 66 Şekil 5.13 : Mw 7.7 büyüklüğündeki depremin tahmini şiddet haritası (AFAD, 2023). ...................................................................................................... 66 Şekil 5.14 : Mw 7.6 büyüklüğündeki depremin tahmini şiddet haritası (AFAD, 2023). ...................................................................................................... 67 Şekil 5.15 : 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremleri'nin Sismotektonik Haritası. 67 Şekil 5.16 : Pazarcık Depremi maksimum yer ivmesi (a), maksimum yer hızı değerlerinin mekansal dağılımı (b). ........................................................ 68 Şekil 5.17 : Elbistan Depremi maksimum yer ivmesi (a), maksimum yer hızı değerlerinin mekansal dağılımı (b). ........................................................ 68 Şekil 5.18 : 1990’dan bu yana Türkiye’de yaşanan başlıca depremlerin yatay yer ivme kayıtlarının karşılaştırılması (İTÜ, 2023). .................................... 71 Şekil 5.19 : 1990’dan bu yana Türkiye’de yaşanan başlıca depremlerin yatay yer ivme kayıtlarının karşılaştırılması (İTÜ, 2023). .................................... 71 Şekil 5.20 : 17 Ağustos 1999 ve 6 Şubat 2023 depremlerinin karşılaştırma parametreleri. ......................................................................................... 73 Şekil 5.21 : LANDSAT7 ETM+ deprem öncesi uydu görüntüsü.............................. 74 Şekil 5.22 : LANDSAT7 ETM+ deprem sonrası uydu görüntüsü. ........................... 74 Şekil 5.23 : 27 Mart 1999 (a), 18 Ağustos 1999 (b). ................................................. 75 Şekil 5.24 : Deprem Bölgesi Karayolu Ulaşım Bağlantıları. ..................................... 84 Şekil 5.25 : Arifiye Köprüsü'nün Depremden Sonraki Fotoğrafı. ............................. 84 Şekil 5.26 : E-80 Otoyolu üzerinde meydana gelen hasar. ........................................ 85 Şekil 5.27 : Demiryolu üzerinde meydana gelen hasar. ............................................ 85 Şekil 5.28 : TÜPRAŞ Yangını. .................................................................................. 87 Şekil 5.29 : Depremden etkilenen sanayi birimlerinin konumları. ............................ 87 Şekil 5.30 : Kahramanmaraş deprem öncesi uydu görüntüsü. ................................... 89 Şekil 5.31 : Kahramanmaraş deprem sonrası uydu görüntüsü. .................................. 89 Şekil 5.32 : Hatay deprem öncesi uydu görüntüsü. ................................................... 90 Şekil 5.33 : Hatay deprem sonrası uydu görüntüsü. .................................................. 90 Şekil 5.34 : Hatay kent merkezi deprem öncesi uydu görüntüsü. .............................. 91 Şekil 5.35 : Hatay kent merkezi deprem sonrası uydu görüntüsü. ............................ 91 Şekil 5.36 : Islahiye deprem öncesi uydu görüntüsü. ................................................ 92 Şekil 5.37 : Islahiye deprem sonrası uydu görüntüsü. ............................................... 92 Şekil 5.38 : Nurdağı deprem öncesi uydu görüntüsü. ................................................ 93 Şekil 5.39 : Nurdağı deprem sonrası uydu görüntüsü. ............................................... 93 Şekil 5.40 : 6 Şubat 2023 depremlerinden etkilenen binaların yapım yıllarına göre dağılımı. .................................................................................................. 97 Şekil 5.41 : 6 Şubat 2023 depremlerinden etkilenen yapıların kat sayısı dağılımı. ... 98 Şekil 5.42 : 6 Şubat 2023 depremlerinden etkilenen demiryolu. ............................. 101 Şekil 5.43 : Deprem bölgesinde bulunan karayolunda meydana gelen hasar. ......... 102 Şekil 5.44 : Deprem bölgesinde bulunan karayolunda meydana gelen hasar. ......... 102 Şekil 5.45 : İskenderun Limanı'nda çıkan yangın. ................................................... 103 Şekil 6.1 : Kocaeli nüfus piramidi 1990 (a), 2000 (b). .......................................... 120 Şekil 6.2 : Sakarya nüfus piramidi 1990 (a), 2000 (b). .......................................... 121 Şekil 6.3 : Düzce nüfus piramidi 1990 (a), 2000 (b). ............................................ 122 Şekil 6.4 : Kahramanmaraş nüfus piramidi (2022). ............................................... 126 Şekil 6.5 : Hatay nüfus piramidi (2022). ............................................................... 126 Şekil 6.6 : Gaziantep nüfus piramidi (2022). ......................................................... 127 Şekil 7.1 : 17 Ağustos (a) ve 6 Şubat'ta (b) yıkılan yerleşim yerleri. .................... 136 xvii Şekil 7.2 : 17 Ağustos (a) ve 6 Şubat'ta (b) meydana gelen sokak görünümleri. .. 136 Şekil 7.3 : 17 Ağustos (a) ve & Şubat'ta (b) yollarda meydana gelen hasarlar. .... 137 Şekil 7.4 : 17 Ağustos (a) ve 6 Şubat'ta meydana gelen depremlerin ardından halkın tepkileri. ................................................................................................ 137 Şekil 7.5 : 17 Ağustos (a) ve 6 Şubat depremlerinin ardından depremzede çocuklar. .......................................................................................................................... 138 Şekil 7.6 : 17 Ağustos (a) ve 6 Şubat depremlerinin ardından yürütülen arama kurtarma çalışmaları. ............................................................................. 138 Şekil 7.7 : 17 Ağustos (a) ve 6 Şubat (b) depremlerinin ardından yemek dağıtımı. 139 Şekil 7.8 : 17 Ağustos (a) ve 6 Şubat (b) depremlerinden etkilenen kadınlar. ........ 139 Şekil 7.9 : 17 Ağustos (a) ve 6 Şubat (b) depremlerinden etkilenen insanlar. ........ 140 Şekil 7.10 : 17 Ağustos (a) ve 6 Şubat (b) depremlerinde ailesini kaybeden insanlar. .......................................................................................................................... 140 Şekil 7.11 : 17 Ağustos (a) ve 6 Şubat (b) depremlerinde arama kurtarma köpekleri. .......................................................................................................................... 141 Şekil 7.12 : Gazete Manşetleri. ................................................................................ 142 xviii xix 17 AĞUSTOS 1999 MARMARA DEPREMİ İLE 6 ŞUBAT 2023 KAHRAMANMARAŞ DEPREMLERİNİN BOYLAMSAL ANALİZ YÖNTEMİ İLE KARŞILAŞTIRILMASI ÖZET 21. yüzyılın ilk çeyreğinde dünyanın farklı noktalarında gerçekleşen çeşitli afetlerin sayısının her geçen gün arttığı görülmektedir. Bugüne kadar tecrübe edilen afet sayısındaki artış, afet risk yönetimi alanında teorik ve pratik olarak gerçekleşen birçok çalışmayı da beraberinde getirmektedir. Bilindiği üzere Türkiye bir deprem ülkesi olmakla beraber, aynı zamanda iklim değişikliğine bağlı gelişen çeşitli afetlerle farklı zamanlarda ve farklı lokasyonlarda yüzleşmek durumunda kalmaktadır. Ülkemiz bugüne kadar sayısız büyük depremle karşı karşıya kalmıştır. 1939 Erzincan Depremi’nin ardından etki alanı en büyük deprem bugüne kadar 1999 Marmara Depremi olmuştur. 6 Şubat 2023 04.17 de gerçekleşen ve merkez üssü Kahramanmaraş olarak belirlenen depremin ardından 13.24’te gerçekleşen ve merkez üssü tekrar Kahramanmaraş olan 2 büyük depremin bilançosu 1999 Marmara Depremi’nden daha büyük olmuş ve Türkiye tarihinin en yıkıcı depremlerinden birisi olarak kabul görmüştür. Depremin etkilediği 11 şehirin yaklaşık nüfusu 13.5 milyon olup; Marmara depremi ile karşılaştırılamayacak büyüklükte bir alan ve nüfus depremden etkilenmiştir. Tecrübe ettiğimiz bu deprem mekansal planlama standartlarının bölge özelinde belirlenmesi gerekliliğinin, afet risk yönetim öncesi ve sonrası planlarının hazırlanmasının, kurumsal organizasyon ve entegrasyonun önemini tekrardan gözler önüne sermiştir. Bu çalışmanın amacı, tecrübe edilen afetlerden sonra revize edilen yasal araç ve uygulamarın ve ulusal çalışmaların uygulamada başarılı ve başarız yönlerini belirlemektir. 1999 ve 2023 depremleri arasında geçen zamanda yürütülen uygulamalara bağlı olarak afet sonrası tecrübe edilen şeylerin ve yaşanan problemlerin tekrar edip etmediğini görmek ve elde edilen sonuçlar ışığında öneriler geliştirilmeye çalışılmıştır. Çalışma kapsamında, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi ve 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremleri çeşitli başlıklar altında incelenerek afet risk yönetimi ve bu bağlamda uygulamada olan yasal araç ve uygulamaların süreç içerisindeki gelişimlerinde bulunan eksiklikleri ve başarılı olunan tarafları ortaya koyulacaktır. Çalışmanın yöntemi, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi ve 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremleri’nin boylamsal analiz yöntemi ile karşılaştırmalı vaka analizinin yapılması olup; mekansal veriyi analiz edebilmek adına çeşitli parametreler belirlenmiştir. Mevcut kanun, mevzuat ve yönetmeliklerin uygulama araçları ve pratikleri ile depremlerden etkilenen bölgelerde arazi kullanımı, yapı performansı ve kentsel donatı elemanlarının deprem öncesi ve sonrasında ilişkisel bağlantıları incelenmiş ve boylamsal analiz yöntemi ile karşılaştırılması yapılmıştır. Aynı zamanda karşılaştırma çalışmaları esnasında çalışma alanlarının depremsellik açısından coğrafi özellikleri, meydana gelen depremlerin deprem karakteristikleri, xx demografik yapı ve depremlerin medya ve basına yansımaları değerlendirilen diğer başlıklar arasındadır. Yapılan çalışmadan elde edilen sonuç 1999 depreminden çıkarılan derslerin ve elde edilen sonuçların uygulamada yeterince geliştirilmemiş olduğu, mevzuat esas ve usullerinin uygulama eksikliklerinin olduğu ve mekansal planlama çalışmalarının etkin bir şekilde yürütülemediği, afet risk yönetim planları hazırlanırken daha detaylı çalışmaların yürütülmesi gerektiği, afet öncesi aksiyon planlarının geliştirilmesi ve kentsel dönüşüm çalışmalarının hızlandırılması gerektiği olmuştur. xxi COMPARISON OF 17 AUGUST 1999 MARMARA EARTHQUAKE AND 6 FEBRUARY 2023 KAHRAMANMARAŞ EARTHQUAKE THROUGH LONGITUDINAL ANALYSIS METHOD ABSTRACT In the first quarter of the 21st century, it is evident that the frequency of various disasters occurring in different regions of the world is steadily on the rise. This escalation in the number of experienced disasters has given rise to a plethora of both theoretical and practical studies in the field of disaster risk management. As is well- known, Turkey is a seismically active country, and in addition, it faces various disasters stemming from climate change at different times and in different geographical locations. Throughout its history, our country has encountered numerous major earthquakes, and it stands as a living laboratory for studying the multifaceted challenges of disaster management. The seismic activity in Turkey has far-reaching implications, not only for the safety and well-being of its population but also for its economic stability and regional development. Therefore, understanding and enhancing the disaster risk management strategies in Turkey is of paramount importance. This research embarks on a comprehensive exploration of the evolution of disaster risk management practices in Turkey, with a focus on the seismic events of the 1999 Marmara Earthquake and the 2023 Kahramanmaraş Earthquakes. Through an interdisciplinary lens, it delves into the complex interplay between legal frameworks, spatial planning, and socio-economic factors, shedding light on the persistent challenges and opportunities that confront disaster-prone regions. By examining the lessons learned from the past and juxtaposing them with contemporary realities, this study contributes to the broader discourse on effective disaster resilience and risk mitigation strategies, not only in Turkey but also within the global context. In doing so, it seeks to enrich the academic dialogue, inform policy formulation, and pave the way for a more resilient and secure future in the face of mounting disaster challenges worldwide.Over the course of its history, Turkey has weathered numerous major earthquakes, with the 1999 Marmara Earthquake standing out as the most consequential seismic event to date. However, the aftermath of two significant earthquakes on February 6, 2023, both centered in Kahramanmaraş, has eclipsed the 1999 Marmara Earthquake in terms of devastation, marking it as one of Turkey's most catastrophic earthquakes. The affected area, encompassing 11 cities with a combined population of 13.5 million, constitutes an unprecedented magnitude, unparalleled in comparison to the Marmara earthquake. This seismic catastrophe has underscored the pressing need for region-specific spatial planning standards, pre- and post-disaster risk management blueprints, and the organizational and integrative aspects of disaster management institutions. xxii The principal objective of this research is to assess the efficacy and shortcomings of the amended legal frameworks and practices, as well as national initiatives, following these recent disasters. In light of the findings, the study endeavors to ascertain whether issues and experiences similar to those following the 1999 and 2023 earthquakes have reemerged, ultimately proposing recommendations. The study will comprehensively examine the 17th of August, 1999 Marmara Earthquake and the February 6, 2023 Kahramanmaraş Earthquakes, employing a comparative case analysis and a longitudinal analytical approach. Various parameters will be established to scrutinize spatial data, including the interplay between existing laws, regulations, directives, implementation tools and practices, and their impact on land use, structural resilience, and urban infrastructure in earthquake-affected areas prior to and post-earthquakes. Furthermore, the study will delve into the geographical characteristics of these areas, their seismicity, earthquake attributes, demographic composition, and media coverage surrounding these seismic events. Following the 1939 Erzincan Earthquake, considerable efforts were made by the state to respond to disasters, resulting in substantial changes in legal frameworks and practices to facilitate accurate assessment of earthquake effects and post-disaster reconstruction. Over the ensuing 60 years, significant legislative and regulatory amendments were enacted and implemented, demonstrating their efficacy in practice due to the geographical proximity of areas directly affected by earthquakes. Nevertheless, within the same timeframe, advances in technology and scientific research have led to shifts in disaster risk management approaches. Surprisingly, comparative analyses indicate that similar problems recurred after the 1999 and 2023 earthquakes, both of which witnessed extensive destruction. The primary impacts of earthquakes on populations encompass shifts in demographic patterns, internal and external migrations, alterations in employment opportunities, and economic hardships faced by the affected populace. Survivors' reluctance to remain in earthquake-prone regions spurs migration, consequently reshaping the social, cultural, and economic dynamics of other cities while disrupting regional equilibriums. Substantial loss of life and structural damage during earthquakes grinds economic activities to a halt, as observed in the Marmara Region post-1999 earthquake. Similarly, the cities affected by the 2023 earthquakes significantly contribute to the country's exports, production, and industrial endeavors, raising concerns of comparable consequences. Moreover, alongside the loss of life in these cities, individuals unwilling to reside in seismic zones have initiated migration, further influencing regional population dynamics. This study's findings underscore the insufficient translation of lessons learned and insights gained from the 1999 earthquake into practical applications. Notable gaps exist in the implementation of legal principles and procedures, as well as in spatial planning endeavors. Consequently, more detailed research is imperative in shaping effective pre-disaster strategies and expediting urban transformation initiatives. The results strongly affirm the study's hypothesis: the legal frameworks and practices employed during spatial planning activities have not been effectively executed. Instead of witnessing earthquake-prepared, resilient, and secure cities between 1999 and 2023, the cities affected by the 2023 earthquakes are found wanting in terms of sustainability and resilience. xxiii The earthquakes have exposed the ineffectiveness of legal frameworks and practices during the 1999-2023 period, necessitating a comprehensive reevaluation based on scientific data. The revision of legal frameworks and practices lays the groundwork for the judicious, precise, and active utilization of future spatial planning efforts. Furthermore, strengthening building inspections, ensuring the accountability of public institutions, and fostering secure environments in spatial planning activities assume paramount importance. Collaborative ventures between public institutions and academic bodies, coupled with the formulation of evidence-based strategic plans, can contribute significantly to the pursuit of healthy, resilient, and sustainable cities. Additionally, this study highlights the importance of data and archive security, with historical data preservation emerging as a vital solution for ensuring data accessibility and security. Micro-level zoning studies, integral to local-level planning, must be conducted during planning and construction endeavors. Public institutions' plans should be subjected to rigorous scrutiny for realism and feasibility. To effectively execute disaster risk management and promote sustainable, resilient cities, the incorporation of disaster risk management principles into zoning plans is imperative. The inclusion of new criteria rooted in disaster parameters during suitability assessments of settlements within spatial planning can fortify sustainability efforts. In conclusion, the findings of this research underscore the critical significance of bridging the gap between theoretical frameworks and practical implementation within the domain of disaster risk management. The 1999 Marmara Earthquake and the 2023 Kahramanmaraş Earthquakes serve as poignant reminders of the enduring challenges posed by natural disasters, especially in regions prone to seismic activity. Despite substantial amendments to legal instruments and practices over the past six decades, the recurrence of similar problems following these seismic events necessitates a thorough reevaluation and transformation of existing paradigms. This study serves as a clarion call for scholars, policymakers, and practitioners to reinvigorate their commitment to evidence-based decision-making, fostering the effective synergy between academia and public institutions. It underscores the need for a holistic approach, incorporating interdisciplinary research, data-driven policy formulation, and robust institutional collaboration. The imperative of sustainable, resilient, and secure cities, as illuminated by the seismic tragedies examined herein, compels us to re- envision disaster risk management in the light of scientific advancement, technological innovation, and a steadfast dedication to the well-being of communities. The journey towards achieving this goal hinges upon the judicious revision of legal frameworks, the fortification of public institutions, and the cultivation of a dynamic, knowledge- driven ecosystem that champions the cause of disaster resilience in our ever-changing world. xxiv 1 1. GİRİŞ Yerleşimlerin mekansal organizasyonu planlanırken çok katmanlı bir yapı ele alınarak bilimsel bir yaklaşım geliştirilmesi gerekmektedir. Kentsel doku üzerinde planlama çalışmaları yürütülürken kentin tarihsel sürecini, topografyayı yahut ekonomik dinamikleri tek başına ele almak eksik bir yaklaşımın geliştirilmesine sebep olacak olup, mekansal kalite ve güvenliğin sağlanabilmesi için fiziksel mekanda etkisi olan her bir dinamik, alan özelinde incelenmeli ve tasarım ve uygulama planları yapılan analizler ışığında hazırlanmalıdır. Şehir planlama çalışmalarında benimsenen yaklaşımlar 20. yüzyılın sonlarına doğru dönüşmeye başlamış ve 21. yüzyıla gelindiğinde bu yaklaşımların uluslararası düzeyde benimsenmesi hız kazanmıştır. Bu bağlamda, kentlerin dirençli, sürdürülebilir ve güvenli yaşam alanları olması gerekliliği; iklim değişikliğine bağlı olarak tecrübe edilen afet sayısındaki artışlarla birlikte daha da önem kazanmıştır. Bu noktada; kent ve toplum güvenliği konusunda çok önemli bir başlık olarak doğal afetler karşımıza çıkar. Ülkemiz bilindiği üzere sahip olduğu coğrafi özelliklere bağlı olarak jeolojik, meteorolojik ve klimatik doğal afetler ile karşı karşıya kalmaktadır. Ülkemizin aktif bir tektonik bölgede bulunması sebebiyle en çok karşılaştığı jeolojik afet deprem olarak karşımıza çıkmaktadır. Ülkemizin bir deprem ülkesi olması, planlama çalışmaları esnasında yapılacak olan analizlerin ehemmiyetini ortaya koymaktadır. Türkiye tarih boyunca birçok büyük depremle karşı karşıya kalmış olup; resmi kayıtlara göre 20 ve 21. yüzyıllardaki en yıkıcı depremler Çizelge 1.1’de verilmiştir: Çizelge 1.1 : Türkiye tarihindeki yıkıcı depremler. Konum Yıl Büyüklük (Mw) Can Kaybı Yaralı Sayısı Hakkâri 1930 7.2 2514 Erzincan 1939 7.9 32.962 100.000+ Niksar-Erba 1942 7.0 3.000 6.300 Tosya-Lâdik 1943 7.2 4.000 Bolu-Gerede 1944 7.2 3.959 Çaldıran 1976 7.5 3.840 Gölcük-Kocaeli 1999 7.8 18.783 48.901 Kahramanmaraş 2023 7.7 50.500 122.000+ 2 1900’lü yıllardan bugüne kadar geçen sürede pek çok sayıda depremle karşı karşıya kalan ülkemizde, 20. yüzyıldan itibaren yıkıcılık ve hasar açısından etkisi en büyük olan depremler 1939 Erzincan Depremi, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi ve 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremleri olmuştur. 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremleri’nin etkileri hala devam etmektedir. Tecrübe edilen 1939 ve 1999 depremlerinin Türkiye’de yürütülen afet risk yönetimi çalışmalarında dönüm noktası olduğu ve mekansal planlama faaliyetlerinde geçerliliği olan kanun, yasa, mevzuat ve yönetmeliklerin değişim sürecinde büyük etkileri olduğu görülmektedir. Türkiye deprem tarihi incelendiğinde ülkemizin çok büyük depremler tecrübe ettiğini ve maddi, manevi büyük kayıplar verdiği sonucunu çıkarmak çok zor olmayacaktır. Afet öncesi, afet anı ve afet sonrası için belirlenecek olan strateji, aksiyon planı ve acil müdahale planlarının hazırlandığı alana özgü bir şekilde hazırlanması gerekliliği büyük bir öneme sahiptir. Dirençli ve güvenli şehirlerin üretilebilmesi için hazırlanan veri setlerinin birbirleri ile entegrasyonunun sağlanması, elde edilen verilerin doğru ilişkiler kurularak kullanılması ve hazırlanacak olan planlara yol haritası oluşturması, kurumsal ve organizasyonel entegrasyonun sağlanması, toplumun bilinçlendirilmesi ve afet bilinci eğitimlerinin toplumun her kesimine ulaştırılması çok büyük önem arz etmektedir. Deprem harici pek çok doğal afetle karşı karşıya kalan ülkemizin kent sağlığının devam ettirilebilmesi, mekan güvenliğinin arttırılabilmesi, sürdürülebilir ve afet dirençli yaşam alanlarının oluşturulabilmesi için gerçekleştirilen ve gerçekleştirilmesi gereken çalışmaların önemi unutulmamalıdır. Bu çalışmada, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi ve 6 Şubat Kahramanmaraş Depremleri incelenmiş olup, Türkiye’de afet ve risk yönetimi kapsamında geliştirilen yasal araçların ve yürütülen uygulamaların etkinliği yorumlanmıştır. 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nden 24 yıl sonra gerçekleşen 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremleri’nin meydana gelmesi, bu süre içerisinde yasal araçların ve uygulamaların hangi yönde geliştiğini analiz edebilmek ve yorumlayabilmek açısından büyük önem taşımaktadır. 1.1 Araştırmanın Amacı Bu çalışmada incelenen 17 Ağustos ve 6 Şubat depremlerinin karşılaştırılmasındaki ana amaç bahsedildiği üzere depremlerin arasında geçen 24 yıl boyunca uygulamada 3 olan yasal araç ve yapılan uygulama çalışmalarının etkinliğini ortaya koymaktır. Çalışmanın hedefleri; meydana gelen depremlerin öncesinde ve sonrasında arazi kullanımının nasıl şekillendiğini anlamak, depremlerin ardından yürütülen mekansal planlama çalışmalarında depremin bu çalışmalara nasıl yön verdiğini görmek, deprem öncesindeki mevcut yapı stoğunun depremden nasıl etkilendiğini analiz etmek ve bu analizlere bağlı olarak yorumlamak, depremin nüfus üzerinde oluşturduğu etkileri ortaya koymak, depremin ardından medya ve basında uyanan tepkileri ortaya koymak ve depremlerle ilişkili olarak kamu kurum ve kuruluşların hazırladığı yasal araçlarda yapılan değişikliklere bağlı olarak depremin mekanda oluşturduğu etkilerin hangi yönde değiştiğini analiz edebilmek şeklinde sıralanabilir. Afetlere karşı dirençli ve sürdürülebilir şehir ve toplumların yaratılabilmesi için yasal araç ve uygulamalarda meydana gelen değişimleri ortaya koymak, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının yaklaşımlarını irdelemek ve afet risk yönetimi çalışmalarının etkinliğini incelemek gerekmektedir. Günümüze kadar yapılan bütün çalışmaların başarılı ve zayıf yönlerini ortaya koyarak ilişkisel bağlantıların incelenmesi, ilerleyen dönemlerde yürütülecek olan teorik ve pratik çalışmaların daha başarılı bir şekilde ortaya koyulabilmesi için temel taşları oluşturmaktadır. Tecrübe edilen depremlere bağlı olarak kent mekanında meydana gelen hasar ve yıkımın büyüklüğü, yürütülen uygulama çalışmalarının ve yasal araç ve uygulama esaslarının eksikliklerinin olduğunu gözler önüne sermektedir. Öte yandan, mekansal tasarım ve uygulama planlarının hazırlanması sürecinde yapılan analizlere bağlı olarak elde edilen bulguların mekanda uygulama eksiklikleri olduğu görülmektedir. Afet sonrası uygulamada olan acil durum müdahale planlarının uygulanmasında meydana gelen aksaklıklar ve gecikmeler ise organizasyonel bağlantıların yeterince güçlü belirlenmediği sonucunu vermektedir. Bu kapsamda, öncelikle dünyada ve Türkiye’de afet risk yönetim çalışmalarının nasıl değiştiği ve gelişimleri anlaşılmaya çalışılmış, geliştirilen yaklaşımlar analiz edilmiştir. 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi ve 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremleri belirlenen çeşitli parametreler üzerinden değerlendirilmiştir. Ana parametreler; depremin meydana geldiği coğrafyaların depremsellik açısından coğrafi özellikleri, deprem karakteristikleri, deprem öncesi ve sonrası arazi kullanımı, yapı performansı, kentsel donatıda meydana gelen hasar, depremin nüfus üzerindeki etkisi, depremin medya ve basına yansıması olarak belirlenmiştir. 4 Hipotezler: ➢ Türkiye’de mekansal planlama çalışmalarında geçerliliği bulunan yasal araçların kent mekanında uygulanmasında eksiklikler bulunmaktadır. ➢ Yönetmelik, mevzuat ve yasa esas ve usüllerinin uygulanıp uygulanmadığının denetimi yeterince yapılmamaktadır. ➢ Afet risk yönetimi kapsamında hazırlanan mekansal ve stratejik planların kent mekanında uygulanmasında ve hayata geçirilmesinde eksiklikler görülmektedir. Belirlenen bu hipotezler çerçevesinde çalışmanın amacı: “17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nden sonra geliştirilen yasal araç ve uygulamaların mekandaki yansımasını zamansal düzlemde konumlandırarak 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremleri’nin etkileri ile karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi” olarak belirlenmiştir. Bu çalışma, belirlenen hipotez ve amaç neticesinde mekansal planlama uygulamalarında kullanılan yasal araç ve uygulamalarının afetlere hazırlık sürecindeki etkinliğinin depremlerin mekan ve toplum üzerinde oluşturduğu etkiler üzerinden değerlendirilerek, Türkiye’de afet riski yönetim çalışmalarının meydana gelebilecek herhangi bir afete karşı kırılganlık sergileyen bölgelerde geliştirilmeye açık noktaların belirlenmesindeki öneminin değerlendirilmesi boşluğunu dolduracaktır. 1.2 Araştırmanın Kapsamı Türkiye’de yürütülen mekansal planlama faaliyetlerinin mekansal planlama yasal araç ve uygulamalarının etkinliği üzerinde temellendirilerek karşılaştırılmasını amaçlayan bu çalışma giriş bölümü ile birlikte toplamda sekiz bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde çalışmanın amacı, kapsamı ve yöntemi açıklanmıştır. İkinci bölümde afet ve afet risk yönetimine ilişkin geliştirilen yaklaşımlar ve afet risk analizinde kullanılan yöntemlere ilişkin bir literatür taraması gerçekleştirilmiş, ardından çalışmanın metodunu oluşturan “boylamsal analiz yöntemi” detaylandırılmıştır. Üçüncü bölümde ise çalışmanın ana konusunu oluşturan depremlerin dünyada ve Türkiye’de oluşturduğu etkiler ve istatistikler ele alınmıştır. Çalışmanın dördüncü bölümünde 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi ve 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremleri arasında Türkiye’de gelişen kanun, yönetmelik, KHK’ları içeren yasal araçlar ve bu dönemde hazırlanan kalkınma ve eylem planlarını 5 içeren ulusal çalışmalara dair bir inceleme yürütülmüştür. İncelemesi yapılan bu bölümün önemi çalışmanın temelini oluşturan “yasal uygulama araçları ve ulusal çalışmaların mekansal planlama faaliyetleri üzerindeki etkilerini” anlayabilmek adına bahsi geçen yasal araç ve ulusal çalışmaların içeriklerini detaylandırmaktır. Çalışmanın beşinci bölümü, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi ve 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremleri’nin meydana geldiği bölgelerin depremsellik açısından coğrafi özelliklerini analiz etmeyi, meydana gelen depremlerin karakteristiklerini çözümlemeyi, depremden etkilenen bölgelerin arazi kullanımı değişimini deprem öncesi ve sonrasında analiz etmeyi, deprem esnasında mevuct yapı stoğunun performansını görmeyi ve kentsel donatı elemanlarının depremlerden nasıl etkilendiğini anlamayı ve ardından belirlenen parametreler dahilinde depremlerin boylamsal analiz yöntemi ile yasal araç ve uygulamalar çerçevesinde karşılaştırılmasını içermektedir. Bahsedilen başlıklar altında 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi ve 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremleri incelenmektedir. Çalışmanın altıncı bölümünde 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi ve 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremleri’nden etkilenen nüfusun büyüklüğü, yapısı, eğilimleri gibi özellikleri incelenmiş olup, depremlerin ardından yaşanan can kayıpları gibi bir takım istatistiksel bilgiler verilmiştir. Bu bölümün amacı iki depremden etkilenen farklı bölgelerdeki nüfusun ne kadar etkilendiğini anlamak ve depremin ardından nasıl bir eğilim sergilediğini ortaya koymaktır. Depremin olduğu bölgelerde yaşanan nüfus hareketleri dolaylı yollardan ülke ekonomisi, göç akışları ve çeşitli kültürel değişimler üzerinde etkiler oluşturacağı için önemli bir başlık olarak karşımıza çıkmaktadır. Çalışmanın yedinci bölümünde 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi ve 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremleri’nin medya ve basına yansımaları deprem fotoğrafları ve gazete manşetleri üzerinden değerlendirilmiştir. Bu bölümün hazırlanmasının amacı depremlerin oluşturduğu etkilerin toplum belleğinde nasıl yer ettiğini analiz edebilmektir. Çalışmanın bu kısmında söylem analizi yapılmış olup, değerlendirmeler subjektif bir şekilde verilmektedir. Çalışmanın sonuncu bölümü olan sekizinci bölümde ise bir önceki bölümlerde yapılan analizler, değerlendirmeler ve karşılaştırmaların sonuç, bulgu ve değerlendirmeleri verilmiştir. Daha sonrasında, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi ve 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremleri arasında geçen sürede yapılan uygulamalar ve yasal 6 araçların etkinliği 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremleri’nin yarattığı etkiler üzerinden değerlendirilerek hipotezin doğruluğu tartışılmıştır. Elde edilen sonuç ve bulgulara dayanarak belirli öneriler de yine bu bölümde geliştirilmiştir. Bölümler arası geçişlerin anlaşılabilirliğinin artması, geçişlere dair bağlantıların daha net kurulabilmesi ve sürekliliğin sağlanması amacı ile her bölüme ait bölüm değerlendirmeleri yapılmıştır. Şekil 1.1’de verilen diyagramla birlikte çalışmanın kapsamının ve akışının anlaşılabilirliğinin sağlanması amaçlanmıştır. Şekil 1.1 : Çalışmanın akışı. 1.3 Araştırmanın Yöntemi Çalışmanın yöntemi 3 farklı aşamadan oluşmaktadır. Literatür Taraması Çalışmanın ilk aşamasında kaynak taraması yapılmıştır. Kaynak taraması kısmında öncelikle afet ve afet risk yönetiminin gelişim süreci incelenmiş, ardından afet riski analizinde kullanılan yaygın yöntemler araştırılmıştır. Kullanılan yaygın yöntemler belirlendikten sonra bu çalışmada kullanılması hedeflenen “boylamsal analiz” 7 yönteminin uygulama alanları, analiz yönteminin bu çalışmada nasıl kullanılabileceği belirlenmiştir. Boylamsal analiz yöntemi temelde zaman içerisinde dağılım gösteren ve birbirini takip eden olayların 4 aşamada incelenmesinden oluşmaktadır. Boylamsal analiz yöntemi birçok farklı çalışma alanında kullanılmakla birlikte yoğunlukla kullanıldığı çalışma alanları sağlık bilimleri, psikoloji ve sosyal bilimler olup, afet risk değerlendirmeleri çalışmalarında da kullanıldığı görülmektedir. Çalışmanın temelini oluşturan 1999-2023 yılları arasında bulunan yasal araç ve uygulama esasları ve ulusal çalışmaların afete yönelik hazırlanmış olan maddeleri incelenmiş, zamansal düzlemde nasıl bir değişimin gerçekleştiği ortaya konulmuştur. 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nden etkilenen bölgelerdeki mekansal planlama faaliyetlerini anlamlandırabilmek adına o dönemde yürürlükte olan yasal araçlar ise karşılaştırmaların yapılabilmesi için incelenmiştir. Çalışmanın ana temelini oluşturan 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi ve 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremleri için de kaynak taraması gerçekleştirilmiştir. 1999 Marmara Depremi için yapılan akademik çalışmalar ve çeşitli veri setleri, TÜİK verileri ve Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin sağladığı veriler incelenmiştir. 2023 Kahramanmaraş Depremleri henüz gerçekleştiği için sayısal datalar daha ağırlıkta olup, deprem sonrasında yazılan depreme dair raporlar ve İTÜ UHUZAM’ın sağladığı mekansal veriler incelemeye tabii tutulmuştur. İstatistiki verilerin incelenmesi toplumun üzerindeki somut etkileri analiz edebilmek ve belirli sonuçlara ulaşabilmek için önemlidir. Öte yandan, bu çalışma dahilinde zaman içerisinde afet sırasında ve sonrasında depremlerin medyaya yansımalarını anlayabilmek ve nelerin değiştiğini ortaya koyabilmek için deprem fotoğrafları ve gazete haberleri taranmıştır. Bu noktada afetlerin medyadaki yansımalarını anlamak toplumsal travmayı sosyal açıdan analiz edebilmek ve kademelendirebilmek adına önem taşımaktadır. Çalışmanın bu kısmında söylem analizi yapılmış ve karşılaştırma çalışması bu yöntem ile ilerletilmiştir. Alan Çalışması Çalışmadaki yöntemin ikinci aşaması analizde kullanılacak verilerin elde edilmesine yöneliktir. Şekil 1.2’de çalışmada belirlenen çalışma alanlarının şematik gösterimi verilmiş olup, alan çalışması 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nden en çok 8 etkilenen üç şehir olan Kocaeli, Sakarya ve Düzce; 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremleri’nden en çok etkilenen üç şehir olan Kahramanmaraş, Hatay ve Gaziantep özelinde detaylandırılmıştır. Şekil 1.2 : Çalışma alanları. Çalışma boyunca analizi gerçekleştirilecek olan alanların depremsellik açısından coğrafi özellikleri, deprem öncesi ve sonrası arazi kullanımı değişimi, yapı performansı, kentsel donatı elemanlarında meydana gelen hasarlar incelenmiştir. Belirlenen parametreler üzerinden yürütülen analiz çalışmasının asıl amacı, çalışmanın asıl kısmını oluşturan boylamsal analiz yöntemi ile karşılaştırmalı vaka analizinin yapılabilmesi için kullanılması gereken verilerin elde edilebilmesidir. Çalışmada temel alınan bölgelerin birbirinden farklı olması sebebi ile çeşitli verilerin sayısal karşılaştırmaları yapılmıştır. Bunun yapılmasının temel sebebi, afetlerin etki alanının anlaşılması gerekliliğidir. Bu veriler dışında analizde kullanılacak istatistiki bilgiler (nüfus ve alan) Türkiye İstatistik Kurumu’ndan (TÜİK) elde edilmiştir. Öte yandan, kullanılması gereken çeşitli sayısal veriler kamu kurum ve kuruluşlarının hazırladığı raporlar üzerinden sağlanmıştır. Mevzuat ve kanunların incelenmesi esnasında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın hazırladığı ve Resmi Gazete’de yayınlanan yürürlükte olan ve olmayan yasalar incelenmiş ve kurum verilerinden faydalanılmıştır. Gerçekleşen depremlerin medyada ve basında uyandırdığı yankı için ise geçmiş ve günümüzdeki depremin ardından çekilen deprem fotoğrafları ve gazete manşetleri incelenmiştir. 1999 depremi esnasında internet ve sosyal medya kullanımı günümüzdeki gibi aktif olmadığı için 1999 ve 2023 depremlerine ilişkin sosyal medya paylaşımlarının karşılaştırmalı olarak incelenmesi mümkün olmamıştır. 9 2. LİTERATÜR TARAMASI Ülkelerin afet risk yönetimi çalışmalarında izlediği yol ve belirlediği tutum toplumsal güvenliğin sağlanması konusunda kilit bir önem arz etmektedir. Afet risk yönetim politikaları doğru şekillendirilmiş ülkelerde toplumların afetlere karşı aldığı ve alacağı önlemler gerçekçi olup, toplum güvenliğinin devamlılığının sürdürülebilirliği afet yönetimi konusunda zayıf politikaları olan ülkelere oranla daha fazladır. Afet risk yönetiminin koordineli ve entegre bir şekilde yürütüldüğü toplumlarda kentlerin afet dirençliliği artmaktadır. Bu nedenle afet risk yönetimi değerlendirilirken, yürütülen politikalar ve tarih boyunca alınan aksiyonlar göz ardı edilmemelidir. Literatür taraması bölümünde temel tanım ve kavramlar incelendikten sonra afet risk yönetimi çalışmalarının tarihsel süreci ele alınmıştır. Ardından, afet risk analizi çalışmalarında kullanılan çeşitli analiz yöntemleri incelenmiş ve bu çalışmanın yöntemini oluşturan boylamsal analiz yönteminin kullanım alanları, uygulama biçimi ve amacı detaylandırılmıştır. 2.1 Afet ve Afet Risk Yönetimi Bu kısımda afet ve afetle ilintili temel tanım ve kavramlar incelenerek kavramsal çerçeve oluşturulmuş olup, çalışma boyunca kullanılacak olan kavramlara açıklık getirilmiştir. Afet risk yönetimi ile ilgili olarak zaman içerisinde değişkenlik gösteren ve uluslararası düzeyde kabul gören çeşitli yaklaşımlar, temel tanımlara açıklık getirildikten sonra bu bölümün devamında incelenmiştir. Bu bölümün ikinci başlığında ise afet risk analizi çalışmalarında mekansal ölçekte yaygın olarak kullanılan bilimsel analiz yöntemleri ele alınmış ve çalışmanın temeli olan boylamsal analiz yönteminin kullanım amacı, dinamikleri ve uygulama biçimi detaylandırılmıştır. 2.1.1 Temel kavramlar ve tanımları UNDRR’ın Sendai Çerçevesi kapsamında yaptığı tanıma göre afet; savunmasızlık, maruz kalma ve kapasite koşullarıyla etkileşime giren ve insani, maddi, ekonomik ve 10 çevresel etki ve kayıplara sebep olan ve bir toplumun işleyişinin herhangi bir ölçekte ciddi bir şekilde aksamasına sebep olan tehlikeli olaylar bütünüdür (UNDRR, 2015). Dünya Sağlık Örgütü’ne göre afet; normal varoluş koşulları üzerinde olumsuz etkilere sahip olan ve etkilenen toplulukların uyum sağlama kapasitesi üzerinde ileri seviyede yıkıcı etkiye sahip olan olaylardır (WHO, 2019). Afetler genel olarak iki ana başlık altında incelenebilir; doğal afetler ve insan kaynaklı afetler. Doğal afetler oluşum kaynağı değiştirilemeyen ve zamanlaması bazı durumlarda tam olarak belirlenemeyen etki alanı geniş, yoğun olaylar dizisi olarak tanımlanabilirken; insan kaynaklı afetler teknolojik yada teknik eksikliklerden kaynaklı, uygulama veya yönetim hatalarından kaynaklı ortaya çıkan, doğru yönetim, uygulama ve teknik bileşenlerle önlenmesi mümkün olan afetlerdir. Afet yönetimi, afet öncesinde oluşabilecek etkileri azaltmak için afete yönelik yapılan hazırlıklar, alınan önlemler, afet sırasında alınan aksiyonlar bütünü ve afet sonrasında iyileştirme, kayıpları geri kazanmak için ihtiyaç duyulacak olan kaynakların yönetimi ve faaliyet organizasyonunu kapsayan, birbirinden farklı birçok aktör ve disiplini içeren dinamik bir yapıdan oluşmaktadır. Afet yönetiminde geleneksel ve modern afet yönetimi olmak üzere iki genel yaklaşım bulunmaktadır. Geleneksel afet yönetim yaklaşımı afet sonrası müdahaleyi temel alırken, modern afet yönetimi yaklaşımı afet öncesinde, sırasında ve sonrasındaki bütün süreci ele almaktadır. Modern afet yönetimi ele alınarak 3 temel yaklaşım geliştirilmiştir (Oktay, 2022). Modern Afet Yönetim Modeli, toplumların afet etkilerinden minimum düzeyde etkilenmesi ve minimum kaybın oluşması için afet öncesinde, sırasında ve sonrasında “hazırlık, iyileştirme, acil müdahale ve zarar azaltma” süreçlerini kapsamaktadır (Oktay, 2022). Bütünleşik Afet Yönetimi Modeli, afet yönetimi esnasında sadece afet anına ve sonrasına değil, bütün süreç boyunca afete ilişkin bütün risklerin analizi ve yönetimini benimser. Ülkede bulunan tüm potansiyel ve kaynakların entegre biçimde kullanıldığı ve sürdürülebilir bir anlayışın geliştirildiği, afet sırasında ve sonrasında alınacak önlemlerden daha çok öncesinde uygulanacak olan politikaların can ve mal kaybını 11 mimimuma indirgeyerek, bu sayede faydanın maksimize edildiği anlayıştır (Kadıoğlu ve Özdemir, 2005). Toplum Tabanlı Afet Yönetimi Modeli, afet yönetiminin doğru ilerletilebilmesi için yalnızca kamu kurum ve kuruluşların değil, toplumun her bir bireyinin afet yönetim politikalarının geliştirilmesi sürecinde yer aldığı bütünleşik bir karar alma mekanizmasını içeren bir yaklaşımdır. Bu yaklaşımda afetin etkilerini önlemek ya da azaltmak için yerel ve bireysel düzeyde sorumlulukların belirlenmesi ile birlikte aşağıdan yukarı doğru gerçekleşen bir yapılanma söz konusudur (Okazaki, 2004). Afet risk yönetimi çalışmaları 20. yüzyılın sonlarına doğru önem ve hız kazanmış ve bu alanda yürütülen çalışmaların dünyada yürütülen afet risk yönetimi politikalarına doğrudan etkisi olmuştur. Günümüze gelindiğinde afet risk yönetimi çalışmalarının evrensel bir dile yaklaştığı ve ortak paydada buluştuğu görülmektedir. Afet risk yönetimi çalışmalarında zamanla gelişen ve dinamik bir yapının mevcut olduğunu söylemek mümkündür. 2.1.2 Afet risk yönetiminin tarihsel gelişim süreci Son yıllarda dünyada ve Türkiye’de gerçekleşen doğal afetlerin sayısı büyük oranda artış göstermiş ve doğal afetlerden etkilenen milyonlarca insanın hayatı olumsuz etkilenmiştir (Erkan, 2010). Yapılan çalışmalar incelendiğinde 1990’lı yılların afet risk yönetimi çalışmalarında yerel toplumların sürece dahil edilmesinin öneminin kavrandığı ve afet risk yönetimi alanında yapılan çalışmaların arttığı yıllar olması sebebiyle bu alandaki dönüm noktalarından birisi olarak değerlendirilebilir. 1990’lardan önce afetlere yönelik uluslararası düzeydeki kabul gören yaklaşım afete müdahale ve yardım iken, 1990’lı yıllara gelindiğinde afetlerin önlenmesi, hazırlık ve zarar azaltma politikalarının geliştirilmesi gerekliliğine eğilen bir yaklaşım kabul görmeye başlamıştır (Blaikie ve diğerleri, 1994). Doğal afetlerin gerçekleşmesi anlamında çeşitli tehlikeleri bünyesinde barındıran ülkemiz önemli fay hatlarının üzerinde konumlanması sebebiyle bir deprem ülkesidir 1980’li yıllar daha sonraki yıllarda gerçekleştirilecek olan çalışmaların temelinin atıldığı yıllar olarak değerlendirilebilir. 1980’li yıllarda afetlere karşı hassasiyetin genellikle gelişimsel zorluklardan kaynaklandığı konusunda ortak bir fikir birliği oluşmuştur. Bu yıllarda afet riskleri ve gelişim süreçleri arasındaki karmaşık 12 bağlantıların farkına varılmış, afetlerin etkilerini minimize etme ve zarar azaltma çalışmalarının gerekliliği konusunda yeni bir bakış açısı kazanılan yıllar olmuştur. Afetlerin yalnızca doğal olaylar olarak görülmesini içeren bakış açısından, afetlerin daha karmaşık bir yapıya sahip olduğu ve kalkınmayla ilişkisinin çözülmeye başlandığı bir bakış açısına dönüştüğü bir süreç yaşanmaya başlamıştır (Cuny, 1983). 1980’li yıllarda kırılganlık kavramı öne çıkmış ve daha dayanıklı toplumların oluşturulması için zayıf noktaların analiz edilmesi ve çeşitli düzeylerde ele alınması fikri önem kazanmıştır (Hewitt, 1983). Önceki yıllarda afet sonrası müdahale büyük önem taşırken, bu yıllar afete hazırlıklı olmak ve potansiyel felaketlerle başa çıkılabilmesi için aksiyon planlarının hazırlanmasının başlangıcı olmuştur (Maskrey, 1989). Dolayısıyla bu yaklaşımla birlikte bireylerin, toplumların ve kurumların bir bütün olarak risk azaltma çalışmalarındaki rollerinin net çizgilerle belirlendiği ve risk azaltma politikalarının bu çerçevede oluşturulduğu bir yapı belirlenmiştir. Afet risk yönetimi; herhangi bir afet anında ortaya çıkabilecek olan bütün maddi hasar ve can kaybının risklerle ilişkili olarak analiz edilmesi, politikaların bu çerçevede riski en aza indirgemek amacıyla belirlenmesi, alınacak olan önlemlerin bütün faktörleri göz önünde bulundurulması ile birlikte yalnızca afet anında ve sonrasında değil afet öncesinde de yapılacak çalışmalarla birlikte kaybı minimuma indirgemeyi benimseyen bütüncül bir yaklaşım olarak açıklanabilir (Wisner ve diğerleri, 2004). 1755 Lizbon Depremi sonrasında J.J.Rousseau tarafından ilk kez kullanılan “kentsel alanda afet risk yönetimi” kavramıyla birlikte afet risk yönetimi çalışmalarının temeli atılmış olacaktır. Rousseau arkadaşı Voltaire’e yazdığı mektupta Lizbon halkının daha küçük yapılarda yaşıyor olsalardı, bu depremden daha az etkileneceklerini ve can kaybının daha az olacağı yönündeki görüşlerini paylaşmıştır (Erkan, 2010). Bu deprem sırasında dönemin yetkililerinin afet sonrasında bütün birimlerini koordineli bir şekilde sahada kullanması, şehrin güvenlik altına alınması ve temel ihtiyaçların hızlı bir şekilde giderilmesi başarılı bir afet yönetimi örneği olmuştur. Afetin etkileri kontrol altına alındıktan sonra uzun dönemde kentin yeniden imar edilebilmesi için afetin etkileri göz önünde bulundurulmuş, depremin yapılar üzerindeki etkileri incelenmiş ve buna bağlı olarak kent planları hazırlanmıştır. Depremin yaşandığı dönem düşünüldüğünde, bu yaklaşım yüzyılın en yeni ve önemli yaklaşımlarından birisi olmuştur (MEDAK, 2013). 13 Modern ve bütünleşik afet yönetimi anlayışının temeli 20. yüzyıla dayanmaktadır. 90’lı yıllara gelindiğinde, afetlerin toplumlar üzerindeki etkilerinin artması ile afetlere yaklaşım uluslararası düzeyde değişim göstermeye başlamış ve devletlerin bu konu üzerinde çalışmaları artmıştır. Bütün bu olaylar bütününün sonucunda Birleşmiş Milletler 1990’lı yılları “Uluslararası Doğal Afet Zararlarının Azaltılması On Yılı” olarak duyurmuş; bu doğrultuda belirlenen misyonda dahil olan ülkelerdeki afet etkilerinin azaltılması için gerekli kapasitelerin oluşturulması, mevcuttaki teknik bilgi ve detayların aynı zamanda teknolojinin zarar azaltma faaliyetlerine entegrasyonunun geliştirilmesi için bir yol haritası belirlenebilmesi adına on yıllık hedef belirlenmiştir (UN, 1999). Belirlenen hedef doğrultusunda yapılan çalışmaları ortaya koyabilmek adına 1994 yılında Japonya’da gerçekleştirilen Doğal Afet Zararlarının Azaltılması Konferansı’nda üye ülkeler “Daha Güvenli Bir Dünya için Yokohama Stratejisi ve Eylem Planı” nı hazırlamışlardır (Özmen ve Özden, 2013). Hazırlanan bu belgede temel afet yönetimi kavramları olan risk analizi, risk azaltma ve risk yönetimi kavramları için açık ve net bir çerçeve çizilmiş olup, bu doğrultuda çeşitli prensipler geliştirilmiştir. Bu prensiplerin en göze çarpanı olan risk analizi, afet kaynaklı oluşabilecek zararlar ve zarar azaltma politikalarının doğru bir biçimde belirlenebilmesi için kilit noktalardan birisidir ve afetlerin önlenmesi ve hazırlık sürecinin öncelikli öneme sahip olması dolayısıyla afet yardımlarına olan ihtiyacın minimuma indirgenebilmesi için kilit bir rol oynamaktadır. Bu yaklaşım 90’lı yıllarda büyük yankı uyandırmış ve bütünleşik anlayışın benimsenmesinde yol gösterici olmuştur. 2005 yılında Japonya’da yapılan 2. Afetlerin Azaltılması Dünya Konferansı’nda gelecek 10 yılda, 2005-2015 yılları arasını içeren, afetlerin etkilerinin azaltılmasını benimseyen “Hyogo Çerçeve Eylem Planı” hazırlanmış ve Birleşmiş Milletler’e üye olan 168 ülke tarafından kabul görmüştür (UNISDR, 2005). 2015 yılında yapılan “Birleşmiş Milletler Dünya Afet Risklerinin Azaltılması Konferansı” ile birlikte 2015-2030 yılları arasında uygulamaya konulmak üzere Sendai Çerçeve Belgesi kabul edilmiş, yine 2015 yılında Japonya’nın Sendai kentinde gerçekleştirilen “Afet Risklerinin Azaltılması Üçüncü Dünya Konferansı” ile “Sendai Çerçeve Belgesi” 187 ülkeyi kapsayan uluslararası bir bildirgeyle uygulamaya geçirilmiştir. Ülkeler bu belge ile afet risklerinin azaltılması, 14 sürdürülebilir ve dirençli kentsel mekanların oluşturulması konularında tüm seviyelerde belirlenecek olan politika, bütçe, plan ve programların birbiri ile entegre ve koordine bir şekilde hazırlanacağı konusunda garanti vermişlerdir. Bu belge, 2030 yılına gelindiğinde toplumların, bireylerin ve ülkelerin afete bağlı oluşabilecek her türlü maddi, ekonomik, fiziki ve sosyal kayıplarının büyük oranda azaltılmış olmasını hedeflemektedir. Sendai Çerçeve Belgesi’nde afet dirençliliğini artırmak için yedi ana hedef ve bu doğrultuda dört farklı stratejik öncelik belirlenmiştir (UNISDR, 2015). Sürdürülebilir Kalkınma için 2030 Ajandası’nda belirlenen entegrasyon ve bölünmezlik ilkeleri, Sendai Çerçevesi’nde sistem temelli yaklaşımların benimsenmesi ve sistemik riskin dinamik doğasının daha iyi anlaşılması, yeni veri geliştirme ve araştırma yöntemlerinin geliştirilmesi ve model metodolojilerinin gerekliliğine yönelik çağrıları desteklemektedir (UNDRR, 2019). 2.2 Afet Risk Analizinde Yaygın Olarak Kullanılan Analiz Yöntemleri Yeryüzünde artan endüstriyel faaliyetler ve artan nüfusa bağlı olarak gelişen iklim değişikliği, ani kentleşme ve doğal çevrede meydana gelen bozunmalar doğal afetlerin sıklığının ve yoğunluğunun artmasına sebep olmuş, dolayısıyla küresel ölçekte bilimsel çevrelerde dikkat afet hazırlığı, iyileştirme ve azaltma konularının önemine çekilmiştir (IPCC, 2014; UNDRR, 2015). Kuraklık, gıda krizi, meteorolojik afetlerden depremlere kadar çok çeşitli bir yapı sergileyen doğal afetler yalnızca insan hayatı ve mülkiyeti için değil, aynı zamanda uzun vadede sosyal, kültürel, tarihi, ekonomik ve doğal çevre için de bir tehdit oluşturmaktadır (Guha-Sapir vd., 2016). Dirençli bir yapıya sahip olmayan kırılgan bölgelerin ve kent merkezlerinin her geçen gün büyümesi doğal afetlerle bağlantılı olarak oluşabilecek potansiyel ekonomik maliyetleri arttırması sebebiyle afet riskinin azaltılmasını küresel ölçekte bir öncelik haline getirmektedir (Cutter ve diğerleri, 2015). Afetlere müdahalenin geliştirilebilmesi, kentsel stratejilerin afet öncesinde oluşturulabilmesi, kaynak tahsisinin doğru dağıtılabilmesi ve bilinçli kentsel planlama stratejilerinin hazırlanabilmesi için doğru mekansal analizlerin yapılabilmesi, yüksek risk altındaki kentsel alanların afetlere hazırlıklı hale getirilebilmesi için bilimsel analiz yöntemlerinin geliştirilmesi ve mekansal planlama çalışmaları sırasında ilgili bilim insanları tarafından kullanılması hayati önem taşımaktadır (Malleson vd., 2019). Dolayısıyla bilimsel analiz yöntemlerinin rolü yalnızca afetlerin oluşumunu tahmin 15 etmek yahut anlamak değil aynı zamanda afetlere bağlı oluşabilecek olan hasarın minimize edilebilmesi ve toplum dirençliliğini artırabilecek eylemlerin planlanması noktasında gerekli bilgilerin sağlanmasına destek olmaktır (Alexander, 2013). Afet riskini analiz edebilmek ve anlayabilmek adına çok çeşitli bilimsel analiz yöntemleri bulunmaktadır ve bunlardan yaygın olarak kullanılan bazıları aşağıdaki gibidir: • Coğrafi Bilgi Sistemleri: CBS yalnızca bir araç olarak değil, aynı zamanda mekansal verinin toplanması, saklanması ve görselleştirilmesi ve analizi için kullanılan bir teknoloji sistemi olarak karşımıza çıkmaktadır. Afet hassasiyeti bulunan alanlarda risklerin mekansal dağılımının anlaşılması, görselleştirilmesi, ve yoğunluk gösteren bölgelerin tespitinde önemli bir araçtır. CBS aracılığıyla deprem potansiyeli olan bölgelerin kentsel alanlarla ilişkisinin tespiti veya potansiyel su baskını bölgeleri gibi belirli doğal afetlerin etki alanını tahmin etmek mümkündür (DeMers, 2000). • Tehlike Modelleme: Bu yöntem, tehlikeli olayların gerçekleşme olasılığı ve büyüklüğünü projekte edebilmek için tarihsel veri birikiminin, bilimsel ilkelerin ve istatistiksel yöntemlerin harmanlanmasından meydana gelmektedir. Geçmişte meydana gelen afetlerin oluşumu, sıklığı, yoğunluğu analiz edilerek gelecekte meydana gelmesi olası afetlerin tahminlenmesi ve analizi mümkündür. Stokastik modelleme ile özellikle sınırlı tarihsel veri kaynağı bulunan alanlarda çok sayıda potansiyel afet olayının simüle edilebilmesi için istatistiksel yöntemlerin kullanılması olarak karşımıza çıkmaktadır (Smith, 2013). • Risk Değerlendirme Matrisi: Anlaşılması basit görsel bir araç olarak karşımıza çıkan Risk Değerlendirme Matrisi ile şiddet ve olasılığa dayalı sayısal değerlerin atanarak niteliksel değerlerin niceliksel değerlere dönüştürülmesi sağlanmaktadır. Karar verici birimlerin riskleri matris üzerinde imgeleyerek potansiyel etkilerine ve olasılıklarına göre önceliklendirmesi mümkündür (Vose, 2008). • Uzaktan Algılama ve Uydu Görüntüleri: 21. yüzyılda teknolojinin gelişmesine bağlı olarak elde edilen uydu görüntüleri ile birlikte afetlerden etkilenen alanların daha geniş ve ayrıntılı bir görüntüsü sağlanabilmektedir. 16 Dolayısıyla elde edilen uydu görüntüleri ile birlikte afet alanlarının daha ayrıntılı analizi mümkündür. Uyduların afetler ile eş zamanlı elde edeceği görüntülerin afete anında müdahale edilmesi ve karar verilmesine yardımcı olması mümkün kılınmıştır. Öte yandan, afet öncesi ve sonrası elde edilen görüntüler karşılaştırılarak afet kaynaklı meydana gelen hasar ve değişimin sayısal ve niteliksel boyutu hesaplanarak karşılaştırılabilir. Bu sayede kurtarma, müdahale ve yeniden inşa süreçlerinin verimli bir şekilde geliştirilmesi yapılabilmektedir (Jensen, 2006). • Hasar Görebilirlik Değerlendirmesi: Tehlike modellemesi yaklaşım olarak herhangi bir afetin meydana gelme olasılığını incelerken, hasar görebilirlik değerlendirmesi toplumların afete karşı duyarlılığını incelemektedir. Sosyal Hasar Görebilirlik İndeksi sosyoekonomik durum, yaş, konut ve diğer faktörlerle ilişkili olarak toplumların dirençliliğini ölçmekte iken, Altyapı Hasar Görebilirlik İndeksi yapılı çevrelerin çeşitli doğal afetlere bağlı olarak oluşabilecek yapı stoğu, ulaşım birimleri gibi yapıların tehlikelere karşı duyarlılığını değerlendirmektedir (Birkmann, 2006). • Olasılıksal Risk Değerlendirmesi (PRA): Bu yöntem ile birlikte afetlerin fiziksel ve istatistiksel yönleri birleştirilerek çeşitli sonuçların olasılıkları belirlenmektedir. Senaryo Analizi ile geliştirilen her bir senaryonun olasılık ve potansiyel sonuçlarını hesaplayabilmek için potansiyel felaket senaryoları parçalara ayrılmaktadır (Aven, 2015). Sistem Analizi ise zayıf ve hassas noktaların ve potansiyel basamaklı etkilerin sistemler içindeki ara bağlantıları ve birbiri ile ilişkilerinin belirlenmesinde kullanılmaktadır. • Ağ Analizi: Bu yöntem ile birlikte elektrik, ulaşım, doğalgaz gibi çeşitli ağları içeren altyapı sistemlerinin zaafiyetlerinin anlaşılması hedeflenmektedir. Yöntemin ana alt basamaklarından birisi olan Kritik Düğüm Tanımlaması herhangi bir altyapı ağının afet anında hangi bölümlerinin kesintiye uğraması durumunda en kritik ardışık kesinti ve arızalara sebep olabileceğinin belirlemesinde kullanılmaktadır. Kritik Düğüm Tanımlaması ile belirlenen düğümlerin arızası yahut kesintiye uğraması halinde alternatif olarak kullanılabilecek rotaların veya bağlantıların kontrol edilerek kentsel bir sistemin ne kadar direnç gösterebileceğinin değerlendirilmesi ise Fazlalık Analizi ile yapılmaktadır (Newman, 2010). 17 • Girdi-Çıktı Analizi: Ekonomik bir model olan bu yöntemle birlikte bir ekonomi içerisindeki sektörlerin diğer sektörlerde meydana gelebilecek değişikliklerden nasıl ve ne derece etkilendiğini anlayabilmek için endüstriler arası ilişkiler analiz edilmektedir. Kuraklık sebebiyle tarım faaliyetlerinin etkilenmesine bağlı olarak gıda işleme veya lojistik gibi ilişkili sektörlerin üzerinde oluşturacağı etkilerin nasıl yayılabileceğini tahmin edilebilmesi için kullanılmaktadır. Ekonomik Etki Değerlendirmesi ile herhangi bir doğal afetin bir sektör üzerinde oluşturduğu etkinin kümülatif olarak diğer sektörler üzerinde oluşturacağı etkileri anlamak mümkündür (Miller ve Blair, 2009). • Bayes Ağları Analizi: Bayes Ağları, bir dizi değişkeni ve bu değişkenlerin koşullu bağımlılıklarını temsil eden olasılıksal grafik modelleme yöntemidir. Bayes Ağları, bir sonraki meydana gelmesi mümkün olan büyük depremin tahmin edilmesi gibi verilerin belirsiz veya eksik olabileceği senaryolarda belirsizliklerin birleştirilebilmesi açısından faydalı bir analiz yöntemidir (Pearl, 2014). • Arıza Modları ve Etkileri Analizi (FMEA): Risk analizi yöntemlerinde en yaygın kullanılan yöntemlerden biridir. Bu yöntem yoğunlukla otomotiv sektöründe kullanılmakta olup, herhangi bir sistemin tamamını ya da parçalarını ele alarak, ortaya çıkabilecek herhangi bir problem anında yaşanabilecek sonuçlardan belirlenen sistemin tamamının ve parçalarının nasıl etkileneceği ve bu etkilerin sonuçları analiz edilmektedir. Herhangi bir sistemin en küçük parçasına kadar bütün kısımları temel alınmaktadır. Bu yöntem ile oluşabilecek herhangi bir durumun istatistiki sonucunu elde etmek mümkündür. • Kaza Sonuç Analizi: Tehlike arz eden herhangi bir olaya dair çeşitli senaryoların üretilerek bu senaryolar dahilinde oluşabilecek etkilerin analiz edilmesi yönteminde yardımcıdır. Bu yöntemin kilit noktası analiz edilecek olan olayın sınırlarının ve üzerindeki etkisi araştırılan faktörlerin net bir şekilde belirlenmesidir. • Hata Ağacı Analizi: Bir zirve olayın gerçekleşmesi veya gerçekleşmemesi için işlenmesi gereken prosedür ve alınması gereken önlemleri analiz eder. Olmaması arzu edilen olaya dair bu olayın oluşmasına ihtimal verebilecek olan 18 bütün ihtimaller belirlenir ve bütün bu faktörler kendi içerisinde ayrı ayrı analiz edilir. Yöntem dahilinde incelenecek olan olay çerçevesinin iyi bir şekilde belirlenmesi önem taşımaktadır ve bu yöntem ile aynı anda tek bir olay ya da birbiri ile ilişkili ya da ilişkili olmayan birçok olayı analiz etmek mümkündür. Analiz sonuçlarına bağlı olarak alınacak önlemlerin ekonomikliğini ve uygulanabilirliğini anlamak mümkündür. • Olasılık ve İstatistikler Yöntemi: Bu yöntemde birçok sayıda rastgele fenemonun düzenliliği çalışılmaktadır. Risk analizi çalışmalarında olasılık ve istatistikler yönteminin daha yaygın olarak kullanılmasının sebebi, doğal afetlerin belirsizliğinin rastlantısallığını yansıtmasıdır. Büyük hacimli ve karmaşık veri setlerinden çıkarımlar elde edebilmek için belirlenen çeşitli yöntemleri tanımlar ve veri hacmi büyük sistemlerde risk analizi yapabilmek adına bir taban oluşturabilir. Bu yöntemin yaygın olarak kullanıldığı alanlar arasında jeolojik afet risk bölgeleme, meteorolojik afet risk analizi ve afet risk modelleme çalışmalarını belirtmek mümkündür. Bu yöntem ile tarihte meydana gelen doğal afetlerin düzenliliğini incelemek ve bu veri setine dayanarak gelecekte oluşabilecek olan ihtimalleri istatistiki hale çevirmek mümkündür. Dolayısıyla olaylar bütünü incelendiğinde varılan herhangi bir yargının doğruluk oranını incelemek ve hata payını belirlemek büyük oranda mümkün olacaktır (Sun ve diğerleri, 2019). • Gri Sistem Analizi: Prof. Julong Deng tarafından 1980’li yıllarda geliştirilmiş bir yöntem olup Gri Sistem Yöntemi olarak tanımlanabilir. Uzun süren geliştirmelerden sonra olumlu bir şekilde kabul gören analiz yöntemi, gri kümelenme, gri korelasyon, gri tahmin, gri karar verme, gri planlama, gri girdi- çıktı, gri oyun ve gri kontrol sistemini içermektedir. Belirsizlik sistemine dahil olan zayıf bilgi ve küçük veri araştırma yönteminin temelini oluşturmaktadır. Bu yöntemde, gerçek verilerin uygun bir şekilde işlendiği, gri sayıların üretilen gerçek sayılara dönüştürüldüğü ve elde edilen üretilmiş sayılardan güçlü bir düzenlilikle oluşturulan fonksiyondan rastgele bir nicelik elde edilmektedir. Bu teoride gerçekçi bir temel haline getirilen üretilmiş sayılar kanitatif temeli oluşturmaktadır. Diğer yöntemlerden farklı olarak bu yöntemde etkileri büyük oranda bir önceki olaya dayanan ampirik bir istatistiki kuralın geliştirilmemektedir. Bu yöntem günümüzde hala geliştirilmekte olan ve doğal 19 afet riskine ilişkin belli belirsizlikleri ortaya koymakta bazı başarılar elde etmiş bir yöntemdir. Çeşitli doğal afetler için spesifik olarak kullanılabilen analiz yöntemleri bulunmaktadır. Depremlerin oluş zamanlarını ve etkilerini tahmin edebilmek ve önlem alabilmek adına kullanılan çok çeşitli analiz yöntemi olmakla birlikte aşağıdaki analiz yöntemleri en sık kullanılan yöntemler olarak karşımıza çıkmaktadır. • Sismik Tehlike Değerlendirmesi: Belirli bir zaman diliminde belirli bir bölgede deprem kaynaklı oluşabilecek yer sarsıntısı potansiyelinin ölçülmesidir (McGuire, 2004). Yöntemin temel amacı, bina ve yapılaşma yönetmeliklerinin, arazi kullanım planlamasının ve risk azaltma politikalarının temelinde bulunan olası sarsıntı yoğunluğunu ve sıklığını tahmin ederek hasarın minimize edilmesidir (Kramer, 1996). Beş aşamalı bir yöntem olan yöntemin aşamaları; tüm potansiyel sismik aktivite kaynaklarının tanımlanması ve karakterize edilmesi olan Sismik Kaynak Karakterizasyonu, belirli bir deprem senaryosuna bağlı yer hareketinin tahmin edilmesini içeren Yer Hareketi Tahmini, analiz edilen alanın jeolojik, topografik, ve toprak koşullarının incelenmesini içeren Saha Karakterizasyonu, diğer üç aşamada elde edilen verilerin toplanarak Tehlike Hesaplaması’nın yapılması ve tehlike eğrileri, haritalar veya tek tip tehlike spektrumlarının hazırlanmasından meydana gelen Sonuç Sunumu olarak karşımıza çıkmaktadır. • Yer Sarsıntısı Modellemesi: Sismik dalgaların bir deprem kaynağından Dünya yüzeyine yayılımını simüle etmektedir. Sismik olaylarda, yapılaşmış kentsel alanlar, altyapı ve arazi üzerinde oluşabilecek potansiyel hasarların belirlenmesinde çok ciddi bir öneme sahiptir (Joyner ve Boore, 1981). Yer sarsıntısının modellenmesi, tarihte kaydedilen gerçek depremlerden elde edilen ampirik veriler ile dalga yayılım fiziğine dayalı olarak teorik modellerin birleşimini içermektedir (Aki ve Richards, 2002). Beş aşamalı bir yöntem olan analizin basamakları şu şekildedir: Fay geometrisi, kayma dağılımı ve depremin moment büyüklüğünün belirlenmesini içeren Kaynak Modelleme, elde edilen modelin kullanılarak sismik dalgaların yer yüzeyi boyunca yayılımı simüle eden Dalga Yayılım Modellemesi, analiz alanının jeolojik, topografik koşullarının oluşturulan modellere dahil edildiği Yerel Alan Etkileri, benzer deprem olayları için modellenen yer hareketlerinin sismograflardan alınan 20 gerçek verilerle karşılaştırıldığı Ampirik Verilerle Doğrulama, kapsamlı bir şekilde depremin riskini ve oluşturacağı hasarı anlayabilmek için yer sarsıntısı modellerinin yapı zaafiyeti, nüfus yoğunluğu gibi etkilenebilecek diğer risk faktörleriyle entegrasyonunun sağlandığı tehlike Entegrasyonu. • Fay Kayma Hızı Çalışmaları: Fay kayma hızını bir fay boyunca ortalama yer değiştirme oranının yıllık olarak hesaplanması ve milimetre ya da santimetre olarak ifade edilmesi olarak tanımlamak mümkündür (Wesnousky, 2008). Kayma hızının belirlenmesi, fayların uzun vadedeki davranışının analiz edilebilmesi ve gelecekte meydana gelebilecek olan depremlerin tahmin edilebilmesi için büyük öneme sahiptir. Saha haritalaması, yaş tarihlendirme, yer değiştirmenin ölçülmesi, kayma oranının hesaplanması ve diğer verilerle entegrasyon olmak üzere beş aşamalı bir hesaplama yöntemidir. Fay kayma hızının belirlenebilmesi için çeşitli teknolojilerle birlikte jeodezik çalışmalar yapılmaktadır. Yukarıda bahsi geçen sayısal ve mekansal analiz yöntemlerinin yanında doğal afetlerin farklı bir perspektifle değerlendirilebilmesi için kullanılan yöntemler arasında çeşitli adli analiz yöntemleri de bulunmaktadır. “Adli Mühendislik” bir gerçeğe ilişkin soruların cevaplanabilmesi için mühendislik prensip ve metodolojilerinin uygulanmasıdır. Bu “gerçeğe ilişkin sorular” genellikle trafik kazaları, suç senaryoları, felaket olayları ve çeşitli eksiklikleri içermektedir. Adli mühendislikte tamamlayıcı bir bileşen olarak karşımıza çıkan “adli” kavramı, temelde meydana gelen bir olayın mevcutta bulunan yasa, kamusal tartışma, devlet ile nasıl ilişkilendirileceğini inceleyen bir yöntemdir (Noor, 2001). Şekil 2.1’de gösterildiği üzere yaklaşım, bir olayın meydana gelmesinden önceki koşulları, olaydan sonraki mevcut durumun hangi koşullar altında meydana geldiğini, olay öncesinde var olan koşulların olay sonrasında var olan koşullara dönüşebileceği makul varsayımları üretmeyi, üretilen çeşitli hipotezleri destekleyen ya da çürüten kanıtları bulmayı ve bilimsel gerçeklerin meydana gelen çeşitli olaylarla ilişkilendirilmesini ve buna bağlı olarak olayın nasıl meydana gelmiş olabileceğine dair tutarlı bir senaryoya ilişkin kanıtlar sunmayı benimsemektedir. 21 Şekil 2.1 : Adli analiz süreç diyagramı. 2010 yılında ICSU, ISSC ve UNISDR tarafından kurulan IRDR programının bir parçası olarak geliştirilen FORIN projesinde, afet sonrası gelişen etkiler ve olayların analizi için yapılan standart raporlama çalışmalarının ötesine geçmek, çeşitli perspektiflerle araştırmaların yapılarak afetlerin temel nedenlerini anlamak, meydana gelen afetlerin nasıl felaketlere dönüştüğünü veya dönüşmediğini geniş bir şekilde analiz etmek amaçlanmaktadır (IRDR, 2013 ve Cutter ve diğerleri, 2015a). Adli araştırmalar, araştırma için genel bir rehber sağlayan dört temel yaklaşımın herhangi biri ya da kombinasyonları izlenerek gerçekleştirilebilmektedir (IRDR, 2016). Adli araştırmalara temel oluşturan 4 ana yaklaşım aşağıdaki gibidir: • Geçmişte felaketlere sebep olan süreçlerin zamansal gelişimini analiz eden geçmişe yönelik boylamsal analiz, • Gelecek senaryolarının belirlenebilmesi için yaşanması kaçınılmaz olan herhangi bir afette faktör olarak kabul edilen temel bir bileşen üzerine inşa edilen afet senaryosu inşası, • Afetin etkilerini veya çeşitli sosyal dinamiklerdeki bağlamları farklı vakalar üzerinden karşılaştırarak afetlerin altında yatan temel nedenleri belirlemeyi hedefleyen karşılaştırmalı vaka analizi, 22 • Yapılan çeşitli çalışmalarda bulunan tutarlı ya da tutarsız bulguları belirlemek ve değerlendirmek için yapılan, mevcut literatürün olay veya sistem bazında incelenmesini hedefleyen meta analiz. Şekil 2.3’te verilen diyagramda adli araştırmanın tasarım yolunu belirlenirken, aynı zamanda araştırmanın ilerlediği basamaklar gösterilmektedir. Adli araştırmanın tasarımı, etkilerin oluşumuna sebep olan önemli sebepleri ve afet olayını açıklığa kavuştururken risk etkenleri, kırılganlık ve maruz kalma faktörlerinden kök nedenlere ilerlemeyi içermektedir. Araştırmanın yolu ise meydana gelen afet olayı ile başlayıp, afete sebep olan temel faktörlere doğru ilerlemektedir (Smith ve diğerleri, 2016). Şekil 2.2 : Adli afet araştırmasının tasarım ve araştırma yolu (IRDR, 2016). Bu kısmın devamında çalışmanın temelini oluşturan “boylamsal analiz yöntemi” detaylı bir şekilde incelenecek olup, analiz yönteminin hangi alanlarda kullanıldığı ve afet çalışmalarına nasıl entegre edildiği değerlendirilecektir. 2.2.1 Boylamsal analiz yöntemi Boylamsal Analiz Yöntemi, belirlenen çalışma alanı dahilinde değişkenlere uzun bir zaman aralığında bakmayı içeren, ilişkisel bağlantıları anlamaya çalışan bir analiz yöntemidir. Analizi içeren zaman dilimi çok geniş bir aralığa yayılabilir. Gözlemsel bir temele dayanan bu yöntem aynı olay grubunu uzun bir süre boyunca sabit olan ve sabit olmayan değişkenler üzerinden incelemeyi içermektedir. Kesitsel analiz yönteminin aksine tek bir zamanda gerçekleşen olaya ilişkin verileri toplamak yerine, boylamsal analiz yöntemi uzun bir zaman aralığına ilişkin veri toplamayı ve bu 23 verilerin karşılaştırılarak analiz edilmesini temel alır. Boylamsal Analiz Yöntemi genellikle eğitimsel, sosyolojik ve psikolojik verilerin analiz edilmesinde kullanılır. Boylamsal Analiz Yöntemi’nin kullanıldığı en erken örnek 17. Yüzyılda Kral 14. Louis tarafından halk sağlığını ve ekonomik canlılığını anlayabilmek adına periyodik olarak topladığı yaş, medeni durum, mesleki nitelik, hayvancılık ve arazi sahipliliği gibi bilgileri içeren veri bütünüdür. Boylamsal Analiz Yöntemi’nin kayıtlara geçen en önemli örneklerinden birisi 18. Yüzyılda Kont Philibert Gueneau de Montbeillard tarafından hazırlanmıştır. Kont oğluna ilişkin belirli bilgileri her altı ayda bir ölçmüş ve “Histoire Naturelle” ansiklopedisinde yayınlamıştır. Çizelge 2.1’de 1900’lü yılların başından 2000’li yıllara kadar boylamsal analiz yöntemi ile yürütülen çeşitli bilimsel alanlardaki çalışmalar özetlenmiştir. Çizelge 2.1 : Boylamsal analiz yöntemi ile yürütülen çalışmalar. Başlangıç Yılı Çalışmanın Adı Yürütücü Katılımcı Sayısı Periyod Çalışmanın amacı 1921 Terman Üstün Zekalılar Çalışması Lewis Tarman Üstün zekalı çocukların benzer özelliklerini ortaya koymak ve o dönemde üstün zekalı çocukların sosyal anlamda zayıf oldukları varsayımını çürütmek 1939 Grant Study Birleşik Devletler 268 75 yıl 1939-1944 yılları arasında Harvard Üniversitesi’nde eğitim görmüş öğrencilerin fiziksel ve zihinsel sağlıklarını değerlendirmek 1948 Kanada 3983 Devam etmekte Kardiyovasküler hastalıklar ve sağlıklı yaşlanma koşullarını değerlendirmek 2002 Survey of Health, Ageing, and Retirement in Europe Panel Avrupa 120.000 50 yaş ve üzeri bireylerin sağlık, sosyo- ekonomik durum, sosyal bağları hakkında elde edilen mikro verilerin çok disiplinli ve uluslararası ölçekte oluşturulmuş veri tabanını analiz etmek 2009 Almanya 60.000 National Educational Panel Study topluluğunda eğitim süreçlerinin, eğitim kararlarının ve yaşam boyu örgün ve yaygın bağlamlarda eğitime geri dönüşlerin geliştirilmesi üzerine bir analiz yapmak 2010 Colombian Longitudinal Survey by Universidad de Ios Andes Kolombiya 15.363 Kolombiya’daki sosyal ve ekonomik değişikliklerin daha net bir şekilde ortaya koyulabilmesi için Kolombiya’da bulunan kırsal ve kentsel alanlardaki hanehalkının kapsamlı takibini yapmak ve zamandaki yayılımı anlamak 24 Yukarıda bahsi geçen farklı çalışmalardan görülebileceği gibi boylamsal analiz yöntemi birçok farklı çalışma alanına uyarlanabilmektedir ve zamansal düzlemde benzer olayları karşılaştırmaya ve gelişim, değişim sürecini bir düzleme oturtabilmeye olanak tanımaktadır. Afet çalışmalarında boylamsal analiz yöntemi, afet hasar ve kaybının belirli dokularının incelenmesiyle başlayıp, geçmişe yönelik incelemeler yaparak riski yönlendiren ve potansiyel haline getiren çevresel ve sosyal koşulları, toplumsal ve çevresel ilişkileri, organizasyonel yapı ve kurumları incelemektedir. Hem niteliksel hem de niceliksel yöntem ve verilere dayanarak, afet meydana gelene kadar oluşturulan risk yapısının tarihsel bir çerçevesinin çizilmesini sağlamaktadır (IRDR, 2016). Brody tarafından 2003 yılında gerçekleştirilen çalışmada, 8 yıllık periyotlarda Florida ve Washington’daki 60 yerel yetki alanındaki değişimlerin 1991 ve 1999 yıllarında hazırladığı aksiyon planlarında hangi faktörlerin öğrenmeye katkı sağladığını ve bir tehlike azaltma planının kalitesinde değişiklik olup olmadığı anlaşılmaya çalışılmıştır. Çalışma kapsamında yapılan analizlerde her bir yetki alanı için risk azaltma bileşenlerinin ne ölçüde değiştiğini ve toplulukları daha farklı tehlike azaltma bileşenlerini benimsemeye iten faktörler belirlenmiştir. Yerel ölçekte hazırlanan planların doğal afet riskini azaltma konusundaki etkilerinin 8 yıllık bir süre içerisinde ne kadar değiştiğini ve sonuçlarını inceleyen çalışma boylamsal analiz yönteminin kentsel mekana ve doğal afet risklerini incelerken kullanılmasının mümkün olduğunu gösteren önemli çalışmalardan birisidir. 2008 yılında Hughey tarafından yapılan çalışmanın amacı Bahamalar’da kapsamlı afet yönetim sisteminin kurulmasıyla birlikte geliştirilen müdahale operasyonlarını bu sistem kurulduktan sonra geliştirilen operasyonel müdahaleleri karşılaştırmak ve Quarantelli metodunun uygulanabilir bir operasyona dönüştürülüp dönüştürülemeyeceğini anlamaktır. Bu çalışma kapsamında Bahamalar’da gerçekleşen 1992 Andrew, 1999 Floyd, 2001 Michelle, 2004 Frances, 2004 Jeanne ve 2005 Wilma kasırgaları incelenmiş ve geliştirilen kapsamlı afet yönetim sisteminin bu kasırgalar esnasında nasıl operasyonel bir sistematik geliştirdiği karşılaştırılmıştır. 2015 yılında Kapucu ve Abbasi tarafından yapılan çalışmada farklı zaman dilimlerinde gerçekleşen ve birbirini takip eden 4 farklı kasırga baz alınarak doğal afetlere ilişkin 25 aksiyonlarla ilgili kurumlar arası afet koordinasyon ağlarının gelişiminin boylamsal analizi yapılmıştır. 2004 yılında 6 haftalık periyotta 13 Ağustos Charley Kasırgası, 5 Eylül Frances Kasırgası, 16 Eylül Ivan Kasırgası ve 25 Eylül’de meydana gelen Jeanne Kasırgası bu çalışma kapsamında kurumlar arası koordinasyon ağlarının afet anında ve sonrasında geliştirdiği reaksiyonlar üzerinden değerlendirilmiştir. Boylamsal analiz yöntemi doğal afetleri analiz ederken farklı zamanlarda gerçekleşen ve benzer bileşenleri olan afetleri karşılaştırmak ve belirlenen bileşenlerin afet sonrasında nasıl etkilere maruz kaldığını analiz edebilmek, alınan aksiyonları karşılaştırabilmek ve kurumsal organizasyon ve yasal süreçleri anlayabilmek adına çizeceği çerçeve ile karşılaştırma çalışması açısından organize bir sistem sunmaktadır. Bu analiz yöntemi ile farklı zamanlarda ve farklı yerlerde meydana gelen benzer olayları karşılaştırmak sistematik bir şekilde mümkün olabilmektedir. Bu çalışma, daha önce belirtildiği gibi boylamsal analiz yöntemi üzerinden kurgulanmış olup, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi ve 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremleri’nin karşılaştırmalı vaka değerlendirmesini içermektedir. Şekil 2.4’te belirtildiği üzere yöntemin kurgusu; deprem karakteristiklerinin, depremlerin meydana geldiği coğrafyaların depremden önceki ve sonraki arazi kullanımlarının, yapı performansının, ulaşım, iletişim altyapısı, teknik altyapı elemanları gibi kentsel donatı yapı performanslarının ve depremden etkilenen nüfusun nüfus yapısı, nüfus artış hızı ve kayıpların 1999 2023 yılları arasında mekansal planlama ve afet riskine karşı dirençli kentlerin oluşturulması yönünde kabul edilen mevzuat, düzenleme ve yasalar çevresinde karşılaştırılması üzerine geliştirilmiştir. Aynı zamanda karşılaştırması yapılan diğe