İSTANBUL TEKNİK ÜNİVERSİTESİ  LİSANSÜSTÜ EĞİTİM ENSTİTÜSÜ DOKTORA TEZİ EYLÜL 2024 ÇATIŞAN TOPLUMLARDA VE BARIŞIN İNŞASINDA MÜZİĞİN ROLÜ Gökhan KIRMIZIGÜL Müzikoloji ve Müzik Teorisi Anabilim Dalı Müzikoloji ve Müzik Teorisi Programı EYLÜL 2024 İSTANBUL TEKNİK ÜNİVERSİTESİ  LİSANSÜSTÜ EĞİTİM ENSTİTÜSÜ ÇATIŞAN TOPLUMLARDA VE BARIŞIN İNŞASINDA MÜZİĞİN ROLÜ DOKTORA TEZİ Gökhan KIRMIZIGÜL (414202004) Müzikoloji ve Müzik Teorisi Anabilim Dalı Müzikoloji ve Müzik Teorisi Programı Tez Danışmanı: Prof. Songül KARAHASANOĞLU ISTANBUL TECHNICAL UNIVERSITY  GRADUATE SCHOOL Department of Musicology and Music Theory Musicology and Music Theory Programme SEPTEMBER 2024 THE ROLE OF MUSIC IN CONFLICTING SOCIETIES AND PEACEBUILDING Ph.D. THESIS Gökhan KIRMIZIGÜL (414202004) Thesis Advisor: Prof. Songül KARAHASANOĞLU v Tez Danışmanı: Prof. Songül KARAHASANOĞLU İstanbul Teknik Üniversitesi Jüri Üyeleri: Prof. Dr. Namık Sinan TURAN İstanbul Üniversitesi Prof. Dr. Burcu YILDIZ ATAŞ İstanbul Teknik Üniversitesi Prof. Dr. Gözde ÇOLAKOĞLU İstanbul Teknik Üniversitesi Prof. Dr. Elif Damla YAVUZ Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi İTÜ, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü’nün 414202004 numaralı Doktora Öğrencisi Gökhan KIRMIZIGÜL, ilgili yönetmeliklerin belirlediği gerekli tüm şartları yerine getirdikten sonra hazırladığı “ÇATIŞAN TOPLUMLARDA VE BARIŞIN İNŞASINDA MÜZİĞİN ROLÜ” başlıklı tezini aşağıda imzaları olan jüri önünde başarı ile sunmuştur. Teslim Tarihi : 14 Haziran 2024 Savunma Tarihi : 30 Eylül 2024 vi vii Sevgi dolu yarınlara, viii ix ÖNSÖZ Bu çalışma, İTÜ Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Müzikoloji ve Müzik Teorisi Anabilim Dalı Müzikoloji ve Müzik Teorisi Programında doktora tezi olarak hazırlanmıştır. Eğitim hayatım boyunca yaşamıma değer katan birçok insan oldu ancak babamla annemin hakkını nasıl öderim bilemiyorum. Bu vesileyle kendilerine daima minnettar kalacağımı belirtmek isterim. Tezi yazmaya başladığım ilk günden beri desteklerini esirgemeyen ve bu zorlu süreçte varlığıyla güç katan kıymetli danışmanım Prof. Songül KARAHASANOĞLU’ya sonsuz teşekkür ederim. Müzik ve barış konusunu ele aldığım bu çalışmada önemli tespit ve görüşleriyle katkı sağlayan değerli tez jüri üyesi Prof. Dr. Burcu YILDIZ ATAŞ’a, toplumsal meselelere geniş bir pencereden bakmamı sağlayan ve tarihsel analizle ilgili sağladığı derin bilginin yanında hocalığı ve ağabeyliğiyle her zaman yanımda olan kıymetli hocam Prof. Dr. Namık Sinan TURAN’a en kalbi duygularımla teşekkür ederim. Tez savunmamda yer alan ve görüşleriyle araştırmaya değer katan kıymetli hocalarım Prof. Dr. Gözde ÇOLAKOĞLU ve Prof. Dr. Elif Damla YAVUZ’a teşekkürü bir borç bilirim. Yine tez savunmamda beni yalnız bırakmayan değerli öğretim üyeleri Dr. Erkan KANAT ve Dr. Faruk ÇALIŞKAN’a da en içten teşekkürlerimi sunarım. Sadece doktora programı boyunca değil, lisans eğitimine birlikte başladığımız ilk günlerden itibaren (2003) dostluğuyla yaşamıma değer katan kıymetli dostum Prof. Dr. Bilen IŞIKTAŞ’a ne kadar teşekkür etsem azdır. Hayat boyu ilimle sanatı birlikte paylaşmak ümidiyle. Müziğin toplumsalla olan ilişkisini anlamam konusunda ufkumu genişleten değerli hocam Prof. Dr. Ali Ergur’a da bu çalışma vesilesiyle gönülden teşekkür ederim. Tez için görüşmeyi kabul ederek bilgileriyle araştırmama zenginlik katan kıymetli; Michael BARENBOİM, Zülfü LİVANELİ, Asteris KUTULAS ve Prof. Dr. İlkim Büke OKYAR’a içtenlikle teşekkürlerimi sunarım. Eylül 2024 Gökhan KIRMIZIGÜL (Müzik Öğretmeni/Araştırmacı) x xi İÇİNDEKİLER Sayfa ÖNSÖZ ....................................................................................................................... ix İÇİNDEKİLER ......................................................................................................... xi KISALTMALAR .................................................................................................... xiii ŞEKİL LİSTESİ ....................................................................................................... xv ÖZET ....................................................................................................................... xvii SUMMARY ............................................................................................................. xxi 1. GİRİŞ ...................................................................................................................... 1 1.1 Konu ve Kapsam................................................................................................ 4 1.2 Araştırma Yöntemi .......................................................................................... 12 1.3 Literatür Değerlendirmesi ................................................................................ 14 2. BARIŞ KÜLTÜRÜNÜ MÜZİK İLE YAYMAK .............................................. 23 2.1 Barış İnşasının Kültürel Harcı Müzik .............................................................. 23 2.2 Barışı Hayal Etmek .......................................................................................... 26 2.2.1 Bir sosyalleşme modeli: barış ve müzik ilişkisi ........................................ 32 2.2.2 Müzik ile yeniden düşünmek ve zihinlere konuk olmak .......................... 33 2.2.3 Toplumsal barışı sağlamada müzik ........................................................... 35 2.2.4 Toplumsal iletişim aracı müzik ................................................................. 42 3. ÜTOPYANIN SESİ: ÇATIŞAN FİKİRLER – BİRLEŞTİREN SESLER ..... 45 3.1 Bir Çatışmanın Tarafı Olmak: Ortadoğu’da İsrail-Filistin Meselesi ............... 45 3.2 Filistin Meselesine Entelektüel Ve Müziksel Katkı ........................................ 52 3.2.1 Entelektüel bir müzisyenin portresi: Daniel Barenboim ........................... 53 3.2.1.1 Müzik her şeydir her şey müziktir ..................................................... 56 3.2.2 Müzisyen bir entelektüelin portresi: Edward Said .................................... 58 3.2.2.1 Müzisyen bir ruhun yansıması ........................................................... 59 3.2.3 “Şarkiyatçılığa” karşı hümanist bir mücadele: “içeriye yolculuk” ........... 61 3.2.4 Müzikle bütünleşmiş bir yaşam ................................................................ 65 3.3 Paralellikler ve Paradokslar ............................................................................. 66 3.4 Doğu ile Batı Arasında Bir Köprü: Doğu-Batı Divanı .................................... 70 3.5 Çatışan Tarafları Müzikle Birleştirmek: Doğu-Batı Divan Orkestrası ............ 73 3.5.1 Bir barış projesi olarak orkestra: “Ütopik Cumhuriyet” ........................... 80 3.5.2 Barenboim - Said akademi ........................................................................ 91 3.5.3 Doğu-Batı Divanı Orkestrası: Konserler ve Etkinlikler ............................ 92 4. TÜRKİYE – YUNANİSTAN DOSTLUK KONSERLERİ .............................. 95 4.1 İki Yakayı Birleştiren Ortak Kültür: “Ege’nin Ruhu” ..................................... 95 4.2 Türk-Yunan Çatışmasının Tarihsel Seyri ........................................................ 96 4.2.1 Türk-Yunan ilişkisinde barışı sağlayan antlaşmalar ve dostluk rüzgârı ... 99 4.2.2 Soğuk savaş dönemi ve artan rekabet: barıştan çatışmaya doğru yeni politikalar ................................................................................................ 107 4.3 Türk-Yunan Çatışmasını Besleyen Kaynaklar .............................................. 110 4.3.1 Gülmece aracından silaha dönüşen çizgiler ............................................ 111 xii 4.3.2 Çocuk kitaplarıyla geleceğin zihinlerine yön vermek ............................. 115 4.3.3 Çizgi romanlarla “öteki” ile “biz” arasında stereotipler yaratmak .......... 116 4.3.4 Çocuk romanıyla Yunan imgesini yerleştirmek: Ali ile Manolis ........... 118 4.4 Türk-Yunan diyaloğunda barışa entelektüel ve müziksel katkı ..................... 119 4.4.1 Barıştan taraf muhalif bir müzisyenin portresi: Mikis Theodorakis ....... 120 4.4.1.1 Müzik üzerine düşünceler: Theodorakis ile Melodinin Gücü .......... 122 4.4.1.2 Theodorakis’in müziği: bütün dünyanın güneşi, özgürlüğün sesi.... 124 4.4.2 Barıştan taraf muhalif bir entelektüelin portresi: Zülfü Livaneli ............ 129 4.4.3 Zülfü Livaneli’nin benzersiz sanat yolculuğu ......................................... 130 4.4.4 Maria Farandouri ile ilk Yunanistan konserleri ...................................... 131 4.4.5 Livaneli ve Farandouri’nin müzikal işbirliği .......................................... 132 4.5 Barışı Sanat ile Anlamak ............................................................................... 136 4.6 Çatışmaya Karşı Müzikle Kültürel Diyalog .................................................. 139 4.6.1 Müzik ile yaraları sarmak: savaş sonrası müziğin birleştirici rolü .......... 140 4.6.2 “Bunt Statt Braun” projesiyle kültürlerarası anlayışı artırmak ............... 144 4.7 Birleştiren Şarkılar: Türkiye – Yunanistan Dostluk Konserleri .................... 147 5. SONUÇ ................................................................................................................ 159 KAYNAKLAR ........................................................................................................ 171 EKLER .................................................................................................................... 181 ÖZGEÇMİŞ ............................................................................................................ 207 xiii KISALTMALAR ABD : Amerika Birleşik Devletleri Bkz. : Bakınız BM : Birleşmiş Milletler FKÖ : Filistin Kurtuluş Örgütü İTÜ : İstanbul Teknik Üniversitesi Prof. Dr. : Profesör Doktor SSCB : Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği URL : Uniform Resource Locator (Standart Kaynak Bulucu) xiv xv ŞEKİL LİSTESİ Sayfa Şekil 1.1 : Mauthausen Toplama Kampından kaçma girişiminde bulunan Hans Bonarewitz’in infazına “J’attendrai toujours ton retour” adlı eserin uyarlaması olan “Komm Zurück” (Geri Dön) ile eşlik eden Kamp Orkestrası ............................................................................................ 10 Şekil 3.1 : Edward Said ve Daniel Barenboim ..................................................... 53 Şekil 3.2 : Doğu-Batı Divanı Orkestrasının Ramallah konseri için İsrailli ve Arap müzisyenlerin yolculuğunu gösteren harita ............................... 80 Şekil 3.3 : Doğu-Batı Divanı Orkestrası, sahne ve seyirciler, Madrid, 2006 ....... 89 Şekil 3.4 : Doğu-Batı Divan Orkestrası konseri sırasında protesto gösterileri, Madrid, 2006 ....................................................................................... 89 Şekil 3.5 : Doğu-Batı Divanı Orkestrasının boğa ringindeki konseri, Sevilla, 2006 ..................................................................................................... 90 Şekil 4.1 : Venizelos milletine Türk dostluğunu vasiyet etti ............................. 103 Şekil 4.2 : “Yunanlı Türk’tür” ............................................................................ 104 Şekil 4.3 : Türk-Yunan dostluk bağlılığının neticeleri ....................................... 104 Şekil 4.4 : Hamamda Yunanlıyı keseleyen Türk ................................................ 113 Şekil 4.5: Yunan Parlamentosu ......................................................................... 113 Şekil 4.6 : Batı Trakya, Bozcaada ve İmrozu isteyen Etnikos Kirix gazetesine ithafen yapılmış karikatür ................................................................. 114 Şekil 4.7 : “Yarınki Prömiyer” başlığıyla Londra Konferansına işaret eden karikatür ............................................................................................ 114 Şekil 4.8 : “İngiliz-Türk Ziyafeti”, 6-7 Eylül Olayları sonrasını yansıtan karikatür ............................................................................................ 115 Şekil 4.9 : Yunanlılara saldıran Türkler görseli ................................................. 117 Şekil 4.10 : Özgürlük için savaşan Atinalı evlatlar görseli .................................. 117 Şekil 4.11 : Dünya Ekonomik Forumu-Davos Deklarasyonu, 1988: Turgut Özal ile Andreas Papandreu el sıkışırken .................................................. 120 Şekil 4.12 : Maria Farandouri ile Zülfü Livaneli ................................................. 135 Şekil 4.13 : 7 Eylül 2023’de Atina’da gerçekleşen konser .................................. 136 Şekil 4.14 : Zeynep Oral’ın 1986 yılında Milliyet Gazetesinde yayınlanan “Yürekteki barış, türküdeki barış” adlı yazı dizisi örneği ................. 153 Şekil 4.15 : “Ege’de barış şarkıları”, “Kardak Krizi” sonrası Livaneli- Theodorakis konseri .......................................................................... 158 Şekil A.1 : Zülfü Livaneli ile birlikte Friedrich Ebert Vakfının etkinliğinden bir görsel ................................................................................................. 182 Şekil A.2 : Michael Barenboim ile Berlin’deki Barenboim-Said Akademide gerçekleştirdiğimiz görüşmenin ardından bir hatıra fotoğrafı .......... 189 Şekil C.1 : Zeynep Oral’ın Milliyet Gazetesinde yayınlanan yazı dizisi, “Yürekteki barış-Türküdeki barış 1”................................................. 195 xvi Şekil C.2 : Zeynep Oral’ın Milliyet Gazetesinde yayınlanan yazı dizisi, “Yürekteki barış-Türküdeki barış 1” ................................................. 196 Şekil C.3 : Zeynep Oral’ın Milliyet Gazetesinde yayınlanan yazı dizisi, “Yürekteki barış-Türküdeki barış 3” ................................................. 197 Şekil C.4 : Zeynep Oral’ın Milliyet Gazetesinde yayınlanan yazı dizisi, “Yürekteki barış-Türküdeki barış 4” ................................................. 198 Şekil C.5 : Zeynep Oral’ın Milliyet Gazetesinde yayınlanan yazı dizisi, “Yürekteki barış-Türküdeki barış 5” ................................................. 199 Şekil C.6 : Zeynep Oral’ın Milliyet Gazetesinde yayınlanan yazı dizisi, “Yürekteki barış-Türküdeki barış 6” ................................................. 200 Şekil C.7 : Zeynep Oral’ın Milliyet Gazetesinde yayınlanan yazı dizisi, “Yürekteki barış-Türküdeki barış 7” ................................................. 201 Şekil D.1 : Mikis Theodorakis’in 1982’deki Leibzig konserinden bir görsel ..... 202 Şekil D.2 : 2005 yılında Çeşme’de yapılan “Dostluk Konseri”nden Theodorakis ve Livaneli’nin olduğu görsel ...................................... 202 Şekil D.3 : Theodorakis ve Livaneli’nin Türk-Yunan dostluğuna armağan ettiği albümün dünyaya sunulan İngilizce CD kapağı ...................... 203 Şekil D.4 : 29 Nisan 1996’da Almanya Dışişleri Bakanı Klaus Kinkel’in resmî daveti üzerine Bonn’da bir araya gelen Mikis Theodorakis ve Zülfü Livaneli’nin Türk-Yunan dostluğuna katkı için yapılan çabaların tanınmasına verilen resepsiyon. ........................................................ 203 Şekil D.5 : Theodorakis’in 1981 yılında Doğu-Berlin’de Maria Farandouri ve Heiner Vogt’un solistliğini yaptığı, “Canto General”in sahnelendiği konserden bir görsel .......................................................................... 204 Şekil D.6 : Sürgündeki Theodorakis’in Yunanistan’a döndükten bir yıl sonra 13 Haziran 1975 yılında Panionios Stadında verdiği konserden bir görsel ................................................................................................. 204 Şekil D.7 : 2003 yılında Doğu-Batı Divanı Orkestrasının konserden önce yaptıkları provanın görseli ................................................................ 205 Şekil D.8 : Edward Said ve Daniel Barenboim’in 1999’da Weimar’da müzisyenlere çatışmanın yerine tartışma kültürünün önemi hakkında bilgi verdikleri atölye çalışmasından görsel ...................... 205 Şekil D.9 : Barenboim-Said Akademi’nin bir görseli ......................................... 206 Şekil D.10 : Barenboim-Said Akademi’de bulunan Pierre Bouluez salonunun görseli ................................................................................................ 206 xvii ÇATIŞAN TOPLUMLARDA VE BARIŞIN İNŞASINDA MÜZİĞİN ROLÜ ÖZET Dünya genelinde kültürlerarası saygı, hoşgörü ve anlayış eksikliği ciddi bir sorun teşkil etmektedir. Bu sorunların kökeninde siyasi yapılanmalar, tarihsel çatışmalar, ideolojik farklılıklar ve göç gibi faktörlerin oluşturduğu önyargılar yatmaktadır. Belirtmek gerekir ki farklı kültürler arasındaki anlaşmazlıkların giderilmesi, başta siyaset alanının sorumluluğundadır. Buna göre çatışmanın çözümü ve barışın sağlanması diplomasi gibi iletişimi artıracak faaliyetlerle mümkün olacaktır. Ancak siyaset alanındaki çalışmaların tıkandığı noktada iletişimi artıracak farklı araçlar barışın inşasında katkı sağlayabilir. Bu sebeple araştırmamızın amacı; müziğin ortak bir dil yaratarak toplumlararası kültürel bariyerleri nasıl aşabileceğini ve toplumsal çatışmaları çözmedeki rolünü detaylı bir şekilde incelemektir. Özellikle milliyetçi hareketler ve ideolojik kutuplaşma, toplumları bölebilmekte ve anlaşmazlıkları daha da derinleştirebilmektedir. Bu nedenle çatışmanın çözümünde etkili olamayan siyasi kurumlara alternatif çözümler aramak, barışçıl politikaların geliştirilmesine katkı sağlayacaktır. Müziğin, tarih boyunca insanları bir araya getirme ve engelleri aşma konusunda önemli bir rol oynadığı bilinmektedir. Müzik, insanlar arasındaki kültürel ve dilsel farklılıkları aşarak, ortak bir zemin yaratma potansiyeline sahiptir. Bu bağlamda, müzik sadece sanatsal bir ifade aracı değil, aynı zamanda toplumsal ve kültürel birleştirici bir güç olarak da değerlendirilebilir. Müzik yoluyla ortak bir dil yaratmak, aynı zamanda ortak bir kültür oluşturmak anlamına da gelmektedir. Bu düşünceden hareketle doktora tez çalışmamız boyunca, müziğin işbirliği ve ortak değerler yaratma konusundaki becerilerini incelemeye aldık. Araştırma, Daniel Barenboim, Edward Said, Zülfü Livaneli ve Mikis Theodorakis gibi önemli figürlerin müzikal ve entelektüel katkılarını ele alarak, müziğin kültürlerarası diyalog ve uyumu nasıl teşvik edebileceğini göstermektedir. Kısaca tezimiz, çatışma ortamındaki toplumlarda müziğin birleştirici rolünü vurgulamaktadır. “Müzik barışı sağlayabilir mi?” gibi sorulara yanıt aradığımız bu çalışmada “Doğu- Batı Divanı Orkestrası” ve “Türkiye Yunanistan Dostluk Konserleri”nin detaylı bir analizi yer almaktadır. “Barış kültürü”nün yayılmasına yönelik çalışmalarını sürdüren bu iki proje, sadece anlaşmazlıkların yaşandığı İsrail-Filistin ve Türk-Yunan toplumuna değil, bütün dünya halklarına dostluk mesajları vererek çağrıda bulunurlar. Bu bağlamda gerek müzikleriyle gerekse de kültürel arabulucu olarak; Barenboim, Said, Theodorakis ve Livaneli sadece sanatlarını takip eden insanları değil, siyaset alanındaki dönemin önemli aktörlerini de etkilemişlerdir. Bu açıdan bakıldığında müziklerinin yanı sıra barış söylemleriyle de dikkat çektikleri söylenebilir. Tezimiz aracılığıyla entelektüelin/sanatçının taşıdığı sorumluluğu “Doğu-Batı Divanı Orkestrası” ve “Türkiye Yunanistan Dostluk Konserleri” üzerinden anlamaya çalışıyoruz. Diğer yandan müziğin birleştirici rolünün daha iyi anlaşılması adına dünyanın farklı bölgelerinde müzikle bir aradalığa vurgu yapan projeleri de xviii çalışmamıza dahil ettik. Yerel projeler olarak değerlendirebileceğimiz bu çalışmalar arasında özellikle; “Azra Projesi”, “Kosova Romanları Projesi” ve “Bunt statt Braun” öne çıkmaktadır. Yukarıdaki ifadelerden de anlaşılacağı üzere tezin temel odağı, müziğin çatışma ve barış süreçlerindeki rolünü incelemektir. Bu doğrultuda, ayrıntılı bir literatür taraması yapılmış ve çeşitli örnek olay analizleri gerçekleştirilmiştir. Araştırma yönteminde tarihsel bakış açısıyla eleştirel analiz teknikleri kullanılarak, özellikle müzikoloji ve sosyolojinin kesişim noktalarından faydalanılmıştır. Ayrıca, araştırmanın teorik çerçevesi oluşturulmuş ve literatürdeki mevcut çalışmalar özetlenmiştir. Bu doğrultuda çeşitli kitap, makale, dergi, gazete ve dijital kaynakların taranmasıyla birlikte kişisel görüşmeler geçekleştirilmiştir. Özellikle tezde belirtilen örneklerin tarihsel boyutuyla daha iyi anlaşılması adına kütüphanedeki arşiv çalışması ve ilgili kişilerle yapılan görüşmeler teze derinlik katmıştır. Belirtmek gerekir ki barış çalışmaları dahilinde değerlendirebileceğimiz bu tez, barış konusunun anlaşılmasına yönelik çeşitli araştırmacı ve düşünürler tarafından ele alınmış çalışmaları da inceler. Sosyal bilimlerin perspektifinden barış kavramına dair kapsamlı bir teorik çerçeve sunmanın yanında barışın sağlanmasına yönelik sanat, özellikle müzik, ve entelektüel rehberliğin önemine dikkat çekilmektedir. Barış, insanların en büyük arzularından biridir. Hatta tarih boyunca insanlığın ulaşılmak istediği bir idealdir. Mutluluk, adalet, eşitlik ve sağlık gibi temel değerlerin ayrılmaz bir parçasıdır barış. Savaş ve şiddet olaylarından sonra uluslararası toplulukların, akademik çevrelerin ve sivil toplum kuruluşlarının odak noktası haline geldiği söylenebilir. Barış yalnızca silahsızlanma ve çatışmasızlık anlamına gelmediği gibi, toplumsal uyum, ekonomik eşitlik ve sosyal adaletle de doğrudan ilişkilidir. Barış inşası, bir toplumun farklı kesimleri arasında uyum sağlamayı, herkesin ihtiyaçlarının ve haklarının tanındığı bir düzen kurmayı amaçlayan uzun vadeli bir süreç olarak değerlendirilebilir. Bu süreçte barış, uluslararası ilişkilerdeki diplomasinin merkezine yerleşmiş, devletler kendi politikalarını desteklemek ve toplumlarını etkilemek amacıyla daha fazla sivil toplum aktörüyle işbirliği yapmaya başlamışlardır. Barış inşası sadece uluslararası ilişkiler bağlamında değil, aynı zamanda bireyler arası ilişkilerde ve toplumun her düzeyinde önemlidir. Bunun yanında sanat aracılığıyla yapılan eylemler barış fikrinin geliştirilmesine katkı sağlamaktadır. Bu bağlamda tezimiz vesilesiyle “Doğu-Batı Divanı Orkestrası” ve “Türkiye Yunanistan Dostluk Konserleri” ile müziğin barış inşasında bir yöntem olarak kullanılabileceğini görmekteyiz. Başka bir ifadeyle barış, herkesin katılımıyla ve uzun vadeli bir perspektifle sürdürülen karmaşık bir süreçtir ve müzik ise bu sürecin önemli bir parçasıdır. Öyle ki müzik, çatışan fikirler arasında birleştirici bir ses olma potansiyeline sahiptir. Daniel Barenboim ve Edward Said’in çalışmaları, müziğin nasıl bir barış projesine dönüştüğünü gösterir. Bu bağlamda Doğu-Batı Divanı Orkestrası ağırlıklı olarak İsrailli ve Filistinli müzisyenleri bir araya getirerek müziğin diyalog kurmadaki işlevini öne çıkarır. Barenboim ve Said’in amacı, çatışan toplumlarda bile eşitler topluluğun mümkün olabileceğini kanıtlamaktır. Ortak bir dil yoluyla ortak kültür anlayışını pekiştirmek ve işbirliğinin gerekliliğini göstermektir. Orkestrada bireyler kültürel farklılıklarını bir kenara bırakıp, aynı amaç uğruna birlikte hareket ederler. Hiçbir sesin baskın olmadığı, karşılıklı bağlantılılık esasına dayalı olarak gerçekleşen bir ritüelin örneğini sergilerler. Bu bağlamda müzik aracılığıyla bu birlikteliği de kutsamış olurlar. Onları dinleyen izleyiciler ise bu ana tanıklık ederler. Kısacası Doğu- xix Batı Divanı Orkestrası Ortadoğu’da eksik olan eşitliği ve adaleti, Barenboim’in ifadesiyle bu “ütopik cumhuriyet” ile hatırlatmaya çalışır. Orkestra dünyanın farklı yerlerinde konserleriyle bu mesajı iletmeye devam eder. Ayrıca belli aralıklarla yapılan atölye çalışmaları ise müzisyenler arasında tartışma kültürünü geliştirmek ve karşılıklı anlayışı artırmaya yönelik yapılır. İncelememizin başat örneklerinden Zülfü Livaneli ve Mikis Theodorakis’in gerçekleştirdiği “Türkiye-Yunanistan Dostluk Konserleri”, Türk-Yunan anlaşmazlığın ortak kültür anlayışı ile giderilebileceğini ifade eder. İki ülke arasındaki barış ve dostluğun müzik yoluyla pekiştirilebileceğini vurgular. Bu konserler, halklar arasındaki önyargıların kırılmasında ve kültürel anlayışın geliştirilmesinde önemli bir rol oynamıştır. Livaneli ve Theodorakis’in müziği, iki ülkenin ortak kültürel mirasını yansıtarak barış ve dostluk mesajları iletmiştir. İkili, 1980’li ve 90’lı yıllarda aktif olarak hem sosyal yaşama hem de siyaset alanına doğrudan etki etmiştir. Müzikleriyle “Türk-Yunan Dostluk Derneği”nin kurulmasına vesile oldukları gibi, dönemin siyasetinin etkin isimleri; Turgut Özal, Yorgo Papandreu ve İsmail Cem gibi isimleri de etkilemişlerdir. Sonuç olarak bu çalışma, müziğin çatışan toplumlarda barış inşasındaki rolü ve katkısı üzerine detaylı bir analiz içermektedir. Barenboim, Said, Livaneli ve Theodorakis gibi entelektüellerin çalışmaları, müziğin ortak bir dil olarak kültürlerarası diyalogu ve işbirliğini teşvik etmedeki gücünü ortaya koymaktadır. Müziğin barış kültürünü yayma ve kültürel farklılıkları aşma potansiyelinin önemine vurgu yapılan bu çalışmada, toplumsal meselelerin sesler aracılığıyla öne çıkarılması ve müziğin alternatif bir çözüm olarak sunulması önemli bulgular arasında yer almaktadır. Diğer yandan entelektüeller, toplumsal değişimin sembolleri ve ilham kaynakları olarak çatışmaları gidermeye yönelik geliştirdikleri projelerle dikkat çekmektedir. Sanatçılar, düşünme ve kamusal tartışma yoluyla barışın sağlanmasına önemli katkı yapabilir. Dahası, bireylerin vicdanlarını ve düşünme eylemlerini harekete geçirerek barış kültürünün yayılmasına etki edebilirler. Bu düşünceden hareketle toplum, entelektüellerin rehberliğinde vicdani bir sorumluluk geliştirerek barışa katkı sunabilir. Nitekim barışın sağlanması herhangi bir sanat türüyle değil, ancak siyasetin işlevsel olmasıyla mümkün olacaktır. Toplum ise bu sürecin önemli bir parçasıdır. xx xxi THE ROLE OF MUSIC IN CONFLICTING SOCIETIES AND PEACEBUILDING SUMMARY The lack of intercultural respect, tolerance and understanding is a serious problem worldwide. These problems are rooted in prejudices caused by factors such as political structures, historical conflicts, ideological differences and migration. It should be noted that resolving conflicts between different cultures is primarily the responsibility of the political sphere. Accordingly, conflict resolution and peace will be possible through activities that will increase communication such as diplomacy. However, at the point where efforts in the field of politics are blocked, different tools that will increase communication can contribute to the construction of peace. For this reason, the aim of our research is to examine in detail how music can overcome cultural barriers between societies by creating a common language and its role in resolving social conflicts. Especially nationalist movements and ideological polarization can divide societies and deepen conflicts. Therefore, seeking alternative solutions to political institutions that are not effective in conflict resolution will contribute to the development of peaceful policies. It is known that music has played an important role in bringing people together and overcoming barriers throughout history. Music has the potential to overcome cultural and linguistic differences between people and create a common ground. In this context, music can be considered not only as a means of artistic expression but also as a social and cultural unifying force. Creating a common language through music also means creating a common culture. With this in mind, throughout our PhD thesis, we examined music's ability to foster cooperation and shared values. By exploring the musical and intellectual contributions of key figures such as Daniel Barenboim, Edward Said, Zülfü Livaneli and Mikis Theodorakis, the research demonstrates how music can promote intercultural dialogue and harmony. In short, our thesis emphasizes the unifying role of music in societies in conflict. Seeking answers to questions such as “Can music bring peace?”, this study provides a detailed analysis of the “West-Eastern Divan Orchestra” and the “Turkey-Greece Friendship Concerts”. These two projects, which continue their efforts to spread the “culture of peace”, call not only to the Israeli-Palestinian and Turkish-Greek communities, but also to all the peoples of the world with messages of friendship. In this context, both through their music and as cultural mediators, Barenboim, Said, Theodorakis and Livaneli influenced not only the people who followed their art but also the important actors of the period in the field of politics. From this point of view, it can be said that they attracted attention with their peace discourses as well as their music. Through our thesis, we try to understand the responsibility of the intellectual/artist through the “West-Eastern Divan Orchestra” and “Turkey Greece Friendship Concerts”. On the other hand, in order to better understand the unifying role of music, we have also included projects that emphasize togetherness through xxii music in different parts of the world. Among these local projects, “Azra Project”, “Kosovo Roma Project” and “Bunt statt Braun” stand out. As can be understood from the above statements, the main focus of the thesis is to examine the role of music in conflict and peace processes. To this end, a detailed literature review was conducted and various case studies were analyzed. The research methodology utilizes a historical perspective and critical analysis techniques, especially the intersections of musicology and sociology. In addition, the theoretical framework of the research was established and existing studies in the literature were summarized. In this direction, various books, articles, journals, magazines, newspapers and digital resources were reviewed and personal interviews were conducted. Especially in order to better understand the historical dimension of the examples mentioned in the thesis, the archive work in the library and the interviews with the relevant people added depth to the thesis. It should be noted that this thesis, which can be considered within the scope of peace studies, also examines studies by various researchers and thinkers to understand the subject of peace. In addition to presenting a comprehensive theoretical framework of the concept of peace from the perspective of the social sciences, the importance of the arts, especially music, and intellectual guidance in achieving peace is emphasized. Peace is one of the greatest human desires. In fact, it is an ideal that humanity has aspired to achieve throughout history. Peace is an integral part of fundamental values such as happiness, justice, equality and health. It can be said that it has become the focus of international communities, academic circles and non-governmental organizations after the events of war and violence. Peace does not only mean disarmament and non-conflict, but is also directly related to social cohesion, economic equality and social justice. Peacebuilding can be considered as a long-term process that aims to build harmony between different segments of a society and establish an order in which everyone's needs and rights are recognized. In this process, peace has become central to diplomacy in international relations and states have begun to collaborate with more civil society actors to support their policies and influence their societies. Peacebuilding is important not only in the context of international relations, but also in interpersonal relations and at all levels of society. In addition, actions through the arts contribute to the development of the idea of peace. In this context, with the “West-Eastern Divan Orchestra” and “Turkey-Greece Friendship Concerts”, we see that music can be used as a method in peace building. In other words, peace is a complex process that is sustained with the participation of everyone and with a long-term perspective, and music is an important part of this process. Music has the potential to be a unifying voice between conflicting ideas. The works of Daniel Barenboim and Edward Said show how music can become a peace project. In this context, the East-West Divan Orchestra brings together mainly Israeli and Palestinian musicians to emphasize the function of music in establishing dialogue. Barenboim and Said's aim is to prove that a community of equals is possible even in societies in conflict. It is to reinforce the understanding of a common culture through a common language and to demonstrate the necessity of cooperation. In an orchestra, individuals put aside their cultural differences and act together for the same purpose. They exhibit an example of a ritual based on mutual interconnectedness in which no voice is dominant. In this context, they also bless this unity through music. The audience listening to them witness this moment. In short, the East-West Divan xxiii Orchestra tries to remind the equality and justice that is missing in the Middle East with this “utopian republic” as Barenboim calls it. The orchestra continues to convey this message with concerts in different parts of the world. In addition, periodic workshops are organized to foster a culture of discussion and mutual understanding among musicians. The “Turkey-Greece Friendship Concerts” organized by Zülfü Livaneli and Mikis Theodorakis, one of the main examples of our analysis, expresses that the Turkish- Greek conflict can be resolved through a common cultural understanding. It emphasizes that peace and friendship between the two countries can be reinforced through music. These concerts played an important role in breaking down prejudices between the peoples and developing cultural understanding. Livaneli and Theodorakis' music reflected the common cultural heritage of the two countries and conveyed messages of peace and friendship. The duo was active in the 1980s and 90s, directly influencing both social life and politics. With their music, they were instrumental in the establishment of the “Turkish-Greek Friendship Association”, as well as influencing names such as Turgut Özal, Yorgo Papandreu and İsmail Cem, who were influential figures in the politics of the period. In conclusion, this study provides a detailed analysis of the role and contribution of music in peacebuilding in conflicting societies. The work of musicians such as Barenboim, Said, Livaneli and Theodorakis demonstrates the power of music as a common language to promote intercultural dialogue and cooperation. Emphasizing the importance of music's potential to spread a culture of peace and transcend cultural differences, this study highlights the importance of highlighting social issues through voices and presenting music as an alternative solution. On the other hand, intellectuals, as symbols of social change and sources of inspiration, draw attention with the projects they develop to resolve conflicts. Artists can make a significant contribution to peace through reflection and public debate. Moreover, they can influence the spread of a culture of peace by mobilizing individuals' consciences and acts of reflection. Based on this idea, society can contribute to peace by developing a conscientious responsibility under the guidance of intellectuals. As a matter of fact, peace will not be achieved through any form of art, but only through the functioning of politics. Society is an important part of this process. xxiv 1 1. GİRİŞ Dünya genelinde insanların ortak sorunlarından biri kültürlerarası saygı, hoşgörü ve anlayış eksikliğidir. Bu sorunun temel sebepleri; siyasi yapılanmalar, tarihsel çatışmalar, ideolojiler ve göç gibi faktörlerin oluşturduğu önyargılardır. Mevcut çatışmaların çözülmesi, farklı kültürlerin anlaşılması ve iletişimin artırılması için diplomasi gibi siyasi araçlara ihtiyaç vardır. Ancak bazen siyaset, insanları bir araya getirmek yerine ayrıştırmak, milliyetçilik gibi hareketlerle toplumu bölmek ve çatışmada iktidarın devamını sağlamak için bir güç unsuru olarak işlev gösterir. Bu nedenle, farklı kültürlerin anlaşılmasında etkili olamayan kurumlara alternatif çözüm yolları arama düşüncesi daha da önem kazanmakta. İnsanları politik bir malzeme olarak kullanma eğiliminde olan popülist siyasete karşı, gerçek anlamda anlayış ve işbirliğini teşvik eden girişimlere odaklanılmalıdır. Bu sayede, kültürlerarası sorunlara daha uygun ve sürdürülebilir çözümler bulma yönünde adımlar atılabilir. Bu bağlamda kültürlerarası çatışmayı gidermek ve barışı inşa etmek için daha fazla etkileşime ihtiyaç vardır. Etkileşimi artırmak için başta sanatsal faaliyetler olmak üzere insanları bir araya getiren eylemlere yönelmek gerekir. Bunlar arasında en dikkat çekeni müziktir. Müziğin insanları bir araya getirmek ve onları aynı çatı altında birleştirmek gibi doğal bir işlevi vardır.1 Özellikle birlikte müzik yapan insanların sesler aracılığıyla kurdukları diyalog karşılıklı empatiyi geliştirmenin bir reçetesi olarak düşünülebilir. Farklı oldukları düşünülen bireyler, “biz ilişkisi”ni deneyimleyerek “öteki”yle ilgili olumlu düşünceler geliştirebilir. Dahası aynı tınıda buluşarak daha barışçıl, birlikte yaşamı destekleyen bir toplumsal düzenin tasavvuru yayılabilir. Nitekim sanatsal eylemler, özellikle müzik, toplumun yansıması gibidir. Farklı bileşenlerin oluşturduğu bir düzenin ifadesidir. Marxist teoriye göre düzenin varlığını gösteren sanat yapıtı, 1 “Ses ile Yankı Arasında” adlı çalışmasında Ali Ergur, müziğin toplum yaşamında sayısız işlevi olduğu, başka hiçbir sanat dalının gündelik yaşam pratiklerini bu kadar çevrelemediğini ifade eder. Bu bakımdan her yere “sızan” müzik, zaman ve mekanı saran özellikleriyle toplumsal etkileşimde vazgeçilmez bir yapılandırıcı olarak karşımıza çıkar. (2020, s. 25). 2 birbirinden farklı parçalardan oluşur. Düzen, bu parçaların çokluğuna ve çokluk içindeki birliğine dayanır. Bundan ötürü her sanat yapıtı “çokluğa dayalı birlik” anlayışı içerisindedir. Karşıtların uyum içinde hareket etmesi sanat yapıtında harmoni (uyum) olarak dile gelir. Sanat yapıtında ortaya çıkan harmoni nesnel olarak temellenmiştir. Sanat, onu yaşamın içinden alır (Tunalı, 1993, s. 82-83). Topluluk ile yapılan müzikal iletişim her şeyden önce dinlemeyi zorunlu kılmakta. Aksi takdirde düzenli ve uyumlu sesler yerine gürültü olarak ifade edebileceğimiz ahenkten uzak bir müzik yapma deneyimi ortaya çıkacaktır. Tıpkı düzen içinde yaşayan bir toplumun çatışma ortamına evrilmesi gibi. Bu açıdan bakıldığında toplumun en önemli ihtiyaçları arasında “güven sitemi” yer alır. Toplumsal bağları güçlendiren ve görünür hâle getiren müzik, bu ihtiyaca en iyi şekilde cevap verebilme kabiliyetine sahiptir. “Bir çeşit güven sistemi olarak çalışan müzik, bireylerarası iletişim kurulmasına ve bağ tesis edilmesine yardımcı olur. Müzik, bu özelliğiyle toplumsal düzenin varlığına dair en önemli kanıt ve göstergedir” (Ergur, 2020, s. 61). Dahası toplumsalı inşa eden bir katalizör görevi görür ve böylece; yön gösterici, yapılandırıcı ve hatta dönüştürücü hale gelir (s. 110). Müziğin iletişimsel gücü özünde var olan karşılıklı iletişime dayanır. Daniel Barenboim’in ifadesiyle: “Müzik içerisindeki diyalog simultane (aynı anda) çalışır. Duygu ve düşünceler tek başına harekete geçmez. Karşıtların çarpıştığı ve birlikte yürüdüğü bir anlayışa dayalı olarak ortaya çıkar. Müzik sayesinde gülmek ve ağlamak gibi zıt duyguları aynı anda yaşarız. Müziğin bu özelliğini unutmamak gerek. Aksi takdirde kaybeden müzik olur” (URL- 1). Barenboim, bu düşünceyle müziği toplumla bağdaştırır ve iletişimin gerekliliğine vurgu yapar. Ona göre karşılıklı iletişimin yitirilmesi demek, toplumun kaybetmesi demektir. Bir arada yaşam, kültürlerarası anlaşmazlık, barış inşası ve çatışma gibi konulara çözüm bulabilme ümidiyle yoğunlaştığım bu çalışma, esasında geçmişten bugüne edindiğim deneyimlerin bir neticesidir. Özellikle Almanya’nın Berlin şehrinde doğup büyümüş olmam insanlara olan yaklaşımımı ve “Weltanschauung”2 dedikleri dünya görüşümü doğrudan etkilemiştir. Berlin, birçok farklı kültürü barındıran ve çokkültürlü yaşamı destekleyen önemli bir şehirdir. Bu nedenle, yan komşumun bir 2 “Dünya görüşü” veya “hayat felsefesi” olarak ifade edilebilir. Georg Hegel’e göre ise “Weltanschauung”, “ideoloji” anlamına gelmektedir. 3 Filistinli ve üst komşumun da bir Alman olması şaşırtıcı değildir. Birlikte büyüdüğüm, oyunlar oynadığım, hatta en mutlu günlerimi paylaştığım arkadaşlarım yine bir Filistinli ile bir Alman olmuştur. 1970’li yıllarda misafir işçi olarak Berlin’e gidip tutunmaya çalışan Gaziantepli bir ailenin en küçük ferdi olarak, savaş sebebiyle Filistin’den Lübnan’a oradan da Berlin’e göç etmiş olan yan komşumla bugüne kadar devam eden dostluğumuz boşuna değildir. Bunun en önemli sebebi belki de biriktirdiğimiz anılardır. O halde farklı kültür, dil, inanış veya fikirlere sahip olsak bile paylaşım yaparak farklılıklarımızı zenginlik olarak görüp hayatımıza yenilikler katabiliriz. Anılar biriktiren insanların temelinde saygı, hoşgörü ve sevgi olacaktır. Dolayısıyla kültürlerarası etkileşime vurgu yapmak bu çalışmanın temel hedefleri arasındadır. İronik bir şekilde kültürlerarası çatışmayı gidermede çözüm olabilecek referansları yine “Heimat” (vatan) olarak gördüğüm Berlin’de bulacaktım. İsrail-Filistin çatışmasını sanat aracılığıyla dile getiren ve bu anlamda farkındalık yaratan Doğu-Batı Divanı Orkestrası3 ile Daniel Barenboim ve Edward Said’in merkez olarak Berlin’i seçmeleri tesadüf değildir. Ortadoğulu müzisyenlerle başta Berlin olmak üzere dünyanın birçok yerinden müzikleriyle dostluğa ve barışa vurgu yaptılar. Ortadoğu’daki anlaşmazlıkları gidermek için Beethoven ve Mozart’ın eserleriyle çağrıda bulundular. Divan Orkestrasıyla bir arada yaşamın mümkün olabileceğini göstermeye çalıştılar ve devam eden konserleriyle de bu anlamlı mesajı iletmeye devam etmekteler. Dolayısıyla müziğin iletişimi artırdığı, farklı kültürleri yaklaştıran ve önyargıları ortadan kaldıran, hatta popülist siyasete rağmen çatışmayı giderecek bir işleve sahip olduğunu göstermek tezimin amaçları arasındadır. Araştırmamızı daha da zenginleştirmek adına sık sık çatışma ikliminde geçen Türk-Yunan anlaşmazlığını “Türkiye Yunanistan Dostluk Konserleri”yle ele almış olacağız. Türkiye ile Yunanistan arasında sadece müzikleriyle değil, bir nevi kültürel arabulucu olarak da görev yapan Zülfü Livaneli ve Mikis Theodorakis’in “egenin ruhu”nu tekrar 3 Johann Wolfgang von Goethe’nin Doğu kültürünü daha iyi anlamak adına 1814’te yazdığı “West- östlicher Divan” (Batı-Doğu Divanı), 1999’da Daniel Barenboim ile Edward Said’in Ortadoğu’daki çatışmaya dikkat çekmek amacıyla Divan Orkestrasını kurmalarına vesile olur. 2006 yılında ilk kez “İstanbul Kültür Sanat Vakfı” aracılığıyla Türkiye’de konser veren orkestra, Aya İrini Müzesinde “Doğu-Batı Divanı Orkestrası” olarak seyirciyle buluşur. Araştırmamız boyunca orkestrayı incelerken aynı ifadeden yola çıkarak “Doğu-Batı Divanı Orkestrası” ismini kullanmayı tercih ediyoruz. 4 canlandırmaya yönelik yaptıkları çalışmalar; siyaset, tarih ve müzikolojinin penceresinden değerlendirmeye alınacak. Etkileşimle birlikte farklılıkları zenginlik olarak görmek ve kültürlerarası çatışmanın nedenlerini anlamak için iletişim ve diyalog yollarını kullanmak öncelik olmalı. Farklı kültürler arasında ortak değerlerin ve benzerliklerin bulunması, barışçıl bir ortamın temelini oluşturabilir. Kültürel barışın inşası, önyargıları azaltmak, duygudaşlığı artırmak ve farklı kültürler arasında köprüler kurmak için önemlidir. Neticede kültür, insan topluluklarının değerleri, inançları, sanatları ve yaşam tarzlarını ifade eden zengin bir kavramdır. Paylaşıldığında değeri ve önemi de artmış olur. Dolayısıyla kültürlerarası çatışmayı gidermek için düzenlenen kültürel etkinlikler, insanların bir araya gelip farklılıkları kutlamasına ve paylaşmasına olanak tanır. Antropolojiye göre “kültürel bir varlık” olan insan, sürekli değişen ve gelişen bir varlıktır. Bozkurt Güvenç’in ifadesiyle kültür, yaşayıp öğrendiğimiz her şeydir. Hatta bilimsel anlamda kültür: “Toplumun üyesi olarak insanın yaşayarak, yaparak öğrendiği ve aktarıp öğrettiği maddi manevi her şeyden oluşan karmaşık bütündür” (2019, s. 14). Bu düşünceyle barış kavramının öğretilip aktarılması yine kültürle mümkün olacaktır. 1.1 Konu ve Kapsam Tezimizin konusu ve kapsamı işte bu fikre dayanmaktadır. Bu çalışmayla birlikte müziğin barış kültürünü yaymada, birlik ve beraberliği sağlamadaki rolü ve çatışma ortamındaki işlevi ele alınmış olacak. Başka bir ifadeyle şu soruya yanıt bulmaya çalışacağız: Müzik, bir arada yaşamın oluşturulmasına etki edebilir mi? Bunun yanında müzik aracılığıyla eleştirel düşünmenin gerekliliği ve kimlik oluşturmada entelektüellerin/sanatçıların rolüne dair görüşleri çalışmamıza konu olan aktörler ve projelerle desteklemiş olacağız. Ayrıca müziğin sadece bir eğlence aracı olmadığını, toplumsal meselelere dikkat çekmek amacıyla sanatçıların kullandığı barışçıl bir yöntem olarak öne çıktığını göstermek incelemenin kapsamında yer almaktadır. Bu bağlamda entelektüelin geniş bir tanımını yaparak etkilerini tartışmak yerine muhalif bir kimlik olarak topluma rehberlik eden yönünü vurgulamakla yetineceğiz. Belirtmek gerekir ki sanat, kültürel açıdan büyük bir öneme sahiptir. Tarihi ve kültürel mirası gelecek kuşaklara aktarırken, farklı kültürler arasında anlayış ve saygıyı teşvik eder. Sanat etkinlikleri, insanları bir araya getirerek paylaşılan deneyimler yaratır ve toplumsal bağları güçlendirir. Aynı zamanda, yeni fikirlerin ifade edilmesi, toplumsal 5 eleştiri yapılması ve farkındalık yaratılması için de bir araç olarak kullanılır. Sanat, kültürel çeşitliliği korurken toplumları birleştiren ve dönüştüren bir güçtür. “Sanat ve Toplum” adlı çalışmasında Herbert Read sanat kavramını şu sözlerle açıklar: “İçimizdeki insani güçlere dair bireysel algılara kalıcı biçimler veren her şeydir” (2018, s. 13). Sanatçı ise, kişisel vizyonunu ve hayallerini tasvir eden kişidir. Bizleri derinden etkileme gücüne sahip bu görünmez hayallere sanatçı görünür biçimler verir (s. 124). Özgürlüğün doğal bir savunucusu olarak toplumu tahakküm karşısında tehlikelere karşı uyarır. Buna göre eleştirel yönüyle sanat, iktidarların en çok korktuğu muhalif aygıt olarak düşünülebilir. Ergur’un ifadesiyle: “Sanatın eleştirel ve muhalif olma özelliği, onun var oluş koşullarına kazınmıştır; zira sanat, kültür üretiminin en özel nitelikleri haiz, en ileri keşif ögelerini barındıran, en sıra dışı ve yenilikçi arayışları içeren üretim alanı olarak örgütlenir” (URL-2). Başka disiplinler üzerinden müziği anlamaya çalışmak, bana her zaman daha ilgi çekici gelmiştir. Müziğin estetik unsurlarının yanında toplumsala olan etkilerini anlamak ve insanlar üzerinde bıraktığı etkiyi izlemek bireye birçok konuda yeni bakış açıları geliştirmekte önemli katkılar sunmaktadır. Antik Yunan’dan beri yaşamın vazgeçilmez bir parçası olan müziğin yaydığı etkileşim aynı zamanda toplumun iletişim kurma biçimine de dönüşmüştür. Müzik özellikle birkaç yüzyıldır geçirdiği değişikliklerle toplum üzerindeki etkisini daha da artırmış ve tarihteki önemli dönem ve olayları hatırlamada bizlere referans oluşturmuştur. “15. yüzyıldan itibaren Avrupa tarihini müzikal açıdan dönemlere ayırdığımızda Rönesans, Barok, Klasik, Romantik dönem ve Modern dönem olarak ifade etmiş oluruz” (Das Klassische Musik Buch, 2019, s. 7-8). Bu dönemler ile yalnızca imparatorlukları, savaşları ve karizmatik liderleri değil aynı zamanda günümüze kadar etkisini devam ettiren sanatsal eylemleri de anmış oluruz. Hatta dönemleri yansıtan sosyokültürel izleri müzik üzerinden anlamaya çalışmak tarihi olayların anlaşılmasına yardımcı olacaktır. Örneğin Fransız Devrimi ve etkilerini Ludwig van Beethoven’in (1770-1827) müziğinde görebiliriz. Avrupa’yı kasıp kavuran, yeni bir dönemin başlangıcı olarak kabul edilen ve etkisini tüm dünyaya yayan bu ekonomik ve toplumsal devrim büyük sanatçıların sanatsal yapıtlarını da doğrudan etkilemiştir. Yurtseverlik bilincinin geliştiği bu dönemde ideolojiler, demokratikleşme çabaları ve özgürlük konuları toplumun en önemli meseleleri hâline gelmiştir. Bireyselleşme odaklı düşünceler ise toplumsal yapıyı doğrudan etkilemiştir. 6 Müzik tarihi açısından Beethoven’in önemi ve yenilikçi rolü ayrı bir öneme sahiptir. Müzikte sanatsal bağımsızlığı savunan ve bunu başaran ilk bestecilerden biri olarak anılır. Bu başarı, kısmen onu destekleyen hamileri sayesinde mümkün olmuştur. Dehasının farkında olan Beethoven, bunu saklama gereği duymamıştır. Haydn’ın geç dönem eserler yazdığı ve Mozart’ın hayatını kaybettiği bir dönemde, Beethoven Klasik dönemin temelini atmış; ancak eserlerinde 19. yüzyıl Romantizminin izlerini taşımaya başlamıştır. Bu açıdan bakıldığında Beethoven hem Klasik hem de Romantik dönemler arasında bir köprü görevi görür. Besteci ayrıca Fransız Devriminden derinden etkilenmiş ve dönemin gelişmelerini müziğine yansıtmakla birlikte bir burjuva müzik kültürü de oluşturmuştur.4 Bu sayede müzikal modernitenin kapısını açan Beethoven, eserleriyle ilerici bir yol izlemiştir. Yapıtları, günümüzde dahi keşfedilmeye ve yeniden yorumlanmaya devam etmektedir (Asmus, Mahnkopf & Menke, 2020, s. 219). Nitekim Doğu-Batı Divanı Orkestrasının repertuarlarında özellikle Beethoven’in eserlerini icra etmeleri de bu düşünceye bağlı olarak değerlendirilebilir. Beethoven, müziğiyle sadece bir kurtuluş hikâyesini anlatmakla kalmaz, aynı zamanda politik özgürlüğün ve direnişin önemini vurgulayan evrensel bir mesaj da iletir. Örneğin on yıl boyunca üzerinde çalıştığı ve bestecinin tek opera eseri olan “Fidelio” böyle bir düşüncenin ürünüdür. Bu eser, politik özgürlük ve bir kadının haksız yere hapsedilen kocasını kurtarma mücadelesini konu alır. Özellikle ünlü zindan sahnesi çok etkileyicidir. Bu sahnede kötü karakter, kocası Florestan’ı öldürmek üzeredir. Kılık değiştirmiş olan karısı öne çıkar ve tabancasını çekerek “Önce karısını öldürün!” diye bağırır. Bu dramatik an, seyircinin heyecanını doruğa çıkarır. Her şeyin sona erdiği sanılan bu kritik noktada, müzik birden durur ve uzaktan bir trompet sesi duyulur. Bu ses, kralın elçisini kurtarmaya geldiğini bildirir ve çift bir anda özgürlüğüne kavuşur. Trompet solosu, müzikal açıdan sade olsa da Beethoven onu öyle bir yere yerleştirir ki, müziğin biçimi anlam kazanır. Artık sahnedeki müzik yalnızca aşkın zaferi veya özgürlüğe kavuşmanın coşkusu değildir. Ernst Bloch’a göre, bu trompet sinyali daha derin bir anlam taşır: Gerekirse her an yeniden Bastille’e saldırmak için yapılan bir çağrıdır. Bu çağrı aynı zamanda, özgürlüğün sürekli mücadele gerektirdiğini hatırlatır. 4 Fransız Devriminin Beethoven üzerindeki etkileri ve Napoleon’la ilişkisi üzerine daha fazla bilgi için şu kaynağa bkz. Christine Eichel, Der empfindsame Titan Ludwig van Beethoven im Spiegel seiner wichtigsten Werke, Pantheon Verlag, München: 2024. 7 Beethoven, bu kritik anda müzikle hem sahnedeki özgürlüğü hem de politik bir uyanışı sembolize eder (2020, s. 223). Haydn ve Mozart’ın onlarca senfonisinin aksine Beethoven, her seferinde senfoniyi yeniden icat etmek istercesine, kendi içinde bir kategori olarak sadece dokuz senfoni bestelemiştir. Bunlar arasında Dokuzuncu Senfoni’nin (1824) ayrı bir önemi vardır. Özellikle final bölümünde yer alan Friedrich Schiller’in “Neşeye Övgü” (An die Freude, 1785) şiiriyle evrensel bir insanlık mesajı verir. Beethoven bu senfonisinde, yalnızca müzikle değil, koroyla birlikte kardeşlik ve dayanışmayı vurgulayan güçlü bir anlatım sergiler. Tüm insanların kardeş olduğu fikri, eserin en önemli temasını oluşturur. Beethoven’in sanatı bu eserde, estetikten öte, insanlığa yönelik bir mesaj niteliği kazanır. Dokuzuncu Senfoni’nin “neşe” teması, sadece müziğin sınırlarını aşmaz, aynı zamanda modern dünyada da önemli bir sembol haline gelir. Bu tema, yıllar sonra Avrupa Birliği’nin resmi marşı olarak kabul edilir ve Beethoven’in evrensel barış ve kardeşlik idealini temsil eder. Beethoven bu eseriyle müziği yalnızca sanatsal bir ifade olarak görmez, sanatını toplumsal bir mesaj ve evrensel bir çağrıya dönüştürür (2020, s. 222). Tam da bu sebepten dolayı Doğu-Batı Divanı Orkestrası Beethoven’in müziğini “insanlığın müziği” olarak kabul eder ve repertuarının simgesi haline getirir. Beethoven örneği üzerinden de görüleceği gibi müzik, kültürel tarihimizin en önemli unsurları arasındadır. Dönemler arası geçişin keskin olmadığını ve iç içe geçerek birbirini takip eden toplumsal olaylara dayandığını göstermektedir. Aynı zamanda sanatçıların içinde yaşadıkları dünyanın, yapıtlarına olan etkilerini ve hatta toplumsalın sesi olma görevini de üstlendiklerini görebilmekteyiz. Tıpkı geçmiş zamanda olduğu gibi, günümüzde de müzik yalnızca bir eğlence aracı olarak değil, toplumsal çatışmalar karşısında bir başkaldırı ve protesto biçimi olarak yerini almaktadır. Popüler müzikten klasik müziğe kadar her tür müzik bir “propaganda” işlevi üstlenmektedir. Burada kast edilen şey çatışmaya çözüm olarak “barış”ın propagandasıdır. Gerek hip-hop/rap müziği olsun, gerekse folk müzik veya klasik müzik olsun, entelektüeller tarafından geliştirilen projelerle insanlara farkındalık kazandırmak daha da önemli hâle gelmiştir. Ancak belirtmek gerekir ki müzik sadece barışçıl yöntemlerle kullanılan hümanist bir araç değildir. Aynı zamanda bir işkence unsuru olarak kullanıldığı da söylenebilir. Çalışmamızın merkezinde müziğin birleştirici ve yapıcı özellikleri yer alıyor olsa da, müziğin kötü niyetli amaçlarla kullanıldığında ne gibi etkiler yaratabileceğini göstermek önemli olacaktır. 8 Bu bağlamda Amerika Birleşik Devletleri’nin Kâbil’deki mahkumlara yaptığı uygulama müziğin insan üzerindeki olumsuz etkilerine örnek olarak gösterilebilir. Uluslararası Hukuk ve İnsan Hakları alanında çalışmalarını sürdüren ve aynı zamanda Birleşmiş Milletler adına da araştırmalarını yürüten Prof. Dr. Manfred Nowak’ın 2010 yılında Kâbil’deki Amerikan hücrelerinde kalmış eski mahkumlarla yapmış olduğu görüşmeler neticesinde müziğin bir işkence unsuru olarak kullanılabileceği anlaşılmaktadır. Nowak, Kâbil’deki uygulamayla ilgili şu ifadeleri kullanır: Duyduğum en kötü yer Kâbil’deki sözde “karanlık hapishane”ydi: İnsanlar tamamen karanlık odalarda tutuldular, çoğu zaman elleri kelepçeli ve zincirlenmişti ve haftalarca, aylarca dışarı çıkamadılar. Günün 24 saati çok ama çok yüksek sesli müziğe veya gürültüye maruz kaldılar. “Peki, ne kadar gürültülüydü?” diye sorduğumda, bunun bir diskodaki kadar yüksek olmadığını söylediler. Örneğin komşularınızın müziği olabildiğince yüksek sesle açmış olmaları gibi. Fiziksel olarak hissettiğiniz ancak karşı koyamadığınız bir ses. Gerçekten kulaklarınızı korumaya çalışsanız bile yardımcı olmuyor, yine de çok, çok yüksek sesle duyuyorsunuz ve bu sizi çıldırtıyor. Bunlar bazen şok edici türden seslerdir, ancak çoğu zaman Amerikan rap müziği veya halk müziğidir, fakat her zaman Amerikan müziğidir, çünkü fikir, ona maruz kalan insanların İslamcı terörist olduklarından şüphelenilmesiydi. Batı ve Amerikan kültürüne karşı bir tür nefreti olan insanlar. Fikir, onları Amerikan kültürünün ve batı kültürünün tek bir sembolü ile bombalamaktı. (2013, s. 92) İkinci dünya savaşı sırasında milyonlarca insanın ölümüne neden olan Naziler de müziği şiddet unsuru olarak kullananlar arasındaydı. Onlar için müzik, ulusal aidiyet duygusunu güçlendirmek ve kolektif bilinç oluşturmakla birlikte, tutsak ettikleri milyonlarca insanı yıldırmak, küçük düşürmek ve hatta fiziksel şiddet uygulamak amacıyla da işlevsel bir öneme sahipti. Berlin’deki Sachsenhausen5 Toplama Kampından sağ kurtulanların aktardığına göre, “Ein Lied” (şarkı söyleyin) emriyle 5 Sachsenhausen Toplama Kampı Berlin’in kuzeyinde yer alan bir Nazi kampıydı. İlk olarak politik görüşleri sebebiyle muhalif kimseleri cezalandırmak amacıyla 1936 yılında faaliyete geçen bu yer, sonraları Kristallnacht (Kristal Gece) adıyla bilinen Yahudilere karşı yağma olayıyla bir toplama kampına dönüşür. Kamptaki kayıtlara göre, aralarında 13 bin Sovyet savaş esirinin de bulunduğu en az otuz bin insanın öldürüldüğü tahmin edilmekte. Sachsenhausen Kampının diğer bir yönü de cephedeki askerlerin ilaç tedavisini geliştirmek amacıyla ağırlıklı olarak Yahudilerin denek olarak kullanılmasıdır (Brauer, 2009). 9 yoklamanın alındığı meydanda (Appellplatz) herkes tek bir ağızdan şarkı söylemek zorundaydı. Bu ritüele katılmayanlar ise ciddi bir fiziksel şiddete maruz kalırdı. Elbette şarkıların çoğu Alman milliyetçiğini öne çıkaran marşlardan oluşurdu. “Müzikal şiddet” olarak ifade edebileceğimiz bu uygulamanın sonucunda insanlar hem ruhsal hem fiziksel olarak zarar görmekteydi. Sachsenhausen Toplama Kampından kurtulanlar arasında şair ve gazeteci Alexander Kulisiewicz’de vardır. Faşizme karşı yazıları sebebiyle Gestapo tarafından mahkûm edilen Kulisiewicz, Sachsenhausen’de geçirdiği beş yıl boyunca elliden fazla şarkı besteler. Toplama Kampında bestelenmiş bu şarkıların yanı sıra kampta söylenen diğer şarkıları da koleksiyon haline getiren Kulisiewicz, bizlere böylece Sachsenhausen Toplama Kampının sesini duyurmuş olur. Kulisiewicz’in açıklamaları, müziğin hem ruhsal hem fiziksel şiddetin uygulanmasında etkili olduğunu gösterir: “Talihsiz kurbanlar, ağır yüklerle dolu arabaları çekmek zorunda bırakıldı. Arabayı çekerken vücutlarını öne, başlarını ise yere eğdiler. Aynı anda mümkün olduğunca yüksek bir sesle şarkı söylemeye zorlandılar. Bu durum; kasları, akciğerleri, göğüs bölgelerini, sinir sistemini ve ses tellerini aynı anda tahrip etmeyi amaçlıyordu. Çaresizliklerini daha da artırmak için marşlar ve tempolu melodiler icra etmek zorundaydılar” (Brauer, 2009, s. 99). Franz Schubert’in bestelediği “Ave Maria” adlı eser birçok insan için huzurun melodilere dönüştürülmüş bir yansıması olarak düşünülebilir. Ancak 1939 yılının Aralık ayında Sachsenhausen’de SS Blockführer olarak görev yapan Wilhelm Schubert’in sadist eğilimlerine alet olur. Schubert, karla kaplı yoklama alanına politik sebeplerle hapsedilenleri çıkarır ve rastgele Mirko adındaki tutuklunun göğsüne silahını dayayarak “Ave Maria”yı okumasını ister. Korkudan sözleri unutan Mirko’ya diğer tutuklular çaktırmadan yardımcı olmaya çalışır. Mirko ağlayarak “Ave Maria”yı okumayı başarır ve o an ölmekten kurtulmuş olur (Brauer, 2009, s. 101). Toplama Kamplarının çoğunda hoparlörler aracılığıyla yüksek sesle Nazi propagandası, Alman askerî marşları ve Richard Wagner’in müziği çalınırdı. Müziğin yüksek sesle çalınması önemliydi. Bu sayede silahlı infazların diğer tutuklular tarafından duyulması engellendi. Kamp çevresinde yaşayanlar ise duyulan müzik ile kamptakilerin mutlu olduklarına inanırlardı. Nazilerin müzikle işkence yöntemi geceleri de devam ederdi. Örneğin Buchenwald Toplama Kampında geceleri hoparlörler aracılığıyla çalınan yüksek sesli müzik, tutukluların uyumasını engellemek 10 amacıyla yapılırdı. Auschwitz ve Mauthausen Toplama Kamplarından kurtulanların anlattıklarına göre ise infazlar genellikle tutuklulardan oluşan Kamp Orkestranın müziğiyle gerçekleşirdi (Lefleur, 2022, s. 32). Şekil 1.1 : Mauthausen Toplama Kampından kaçma girişiminde bulunan Hans Bonarewitz’in infazına “J’attendrai toujours ton retour” adlı eserin uyarlaması olan “Komm Zurück” (Geri Dön) ile eşlik eden Kamp Orkestrası (Lefleur, 2022) Toplama Kamplarındaki tutuklular Viyana valsları, tangolar, operetler ve marşlar eşliğinde öldürüldüler. Dinlemekten keyif aldığımız birçok eser, esasında kamplardaki tutukluların duyduğu son ses olabilir. Bu açıdan bakıldığında kamplardaki müzik, her türlü şiddete eşlik eden fondaki ses olarak görülüyor olsa bile, paradoxal bir biçimde tutukluların kendilerini terapi etme aracına dönüşmektedir. Hücrelerinde baş başa kaldıklarında acılarını ve umutlarını paylaşmalarına olanak sağlamıştır. Ancak belirtmek gerekir ki Toplama Kamplarından kurtulmayı başarmış olanların hafızalarından silmekte zorlandıkları şey, yine kampta duydukları müziktir. Auschwitz’te hayatta kalan Primo Levi’nin sözleri bu ifadeyi destekler niteliktedir: “Hergün, her sabah, her akşam, aynı motifler. Bunlar Almanlar için çok değerli olan halk şarkıları ve marşlardır. Zihnimize kazındılar ve kampa dair unutacağımız son şey olacaklar. Onlar kampın sesi, tasavvur edilen deliliğin algılanabilir ifadesi” (Knellessen & Possekel, 2015, s. 214). Müziğin işkence yöntemi olarak kullanılabileceğini gösteren başka bir örnekte ise birçok kadın için direniş ve umudun simgesi olan “Cumhuriyet Reha İsvan”ın Metris Askeri Cezaevindeki anıları gösterilebilir. 12 Eylül 1980 darbesi sonrası siyasi bir davadan yargılanan ve 38 ay boyunca hükümsüz tutukluluk yaşayan İsvan, Milliyet gazetesinin 24 Şubat 1986 tarihli haberinde müziğin insan yaşamındaki yeri ve önemine dair önemli ipuçları verir. İsvan’ın ifadesine göre cezaevinde sadece üç tür müzik çalınırdı; arabesk, Kuvâ-yı Milliye ruhuyla yazılmış marşlar ve az da olsa klasik 11 batı müziğinden bazı örnekler. Bu müzik türleri arasında İsvan’ın en az keyif aldığı tür arabesk müziğiydi. Ona göre ailelerinden uzak kalmış ve özgürlükleri elinden alınmış mahkûmlar arabesk müziğin “karamsar” yapısıyla daha da umutsuzluğa kapılmaktadır. Ancak İsvan’a göre asıl sorun, müziğin en kötü cinsten hoparlör aracılığıyla aralıksız uzun saatler boyunca olabildiğince yüksek bir şekilde duyurulmasıdır. Bu durumda mahkumların müzik dinlemekten çok gürültüye maruz kaldıkları söylenebilir. Hatta Nowak’ın ifadesiyle; fiziksel olarak hissettiğiniz ancak karşı koyamadınız bir ses. Gençliğinde klasik batı müziği eğitimi almış İsvan’ın arabesk müziğiyle olan olumsuz deneyimi sadece estetik beğeniyle açıklanamaz. Cezaevindeki bir uygulamayla arabesk müziğine olan yaklaşımı esas belirgin olandır. Arama bahanesiyle birden fazla kişinin nezaretinde günde birkaç kez soyunmak zorunda bırakılan “mahkumlar” arasında İsvan da vardır. Dahası cezaevine girdiği ilk gün soyunma işlemi sırasında odada yaklaşık sekiz kişinin olduğunu belirtir. Bazı günler görevlilerin kendisini günde altı kez soyduklarını ifade eder. Ancak kendisi için soyunma işlemini daha da dramatik hale getiren asıl şey, uygulama sırasında radyoda arabesk müziğin çalınmasıdır. Görevlilerin “soyun” komutunu arabesk müziği eşliğinde vermeleri, yani İsvan’ın deyişiyle “çaresizliği” ifade eden bir müzik türüyle yapılması, uygulamayı gerçek bir işkenceye dönüştürmüştür. İsvan, cezaevindeki arabesk müziğiyle olan deneyimlerini şu sözlerle aktarır: Koğuşların arasında en kötü cinsinden hoparlör yerleştiriliyor. Sonuna dek açılıyor ve buradan avaz avaz Bülent Ersoy ile Gencebay’ın şarkıları veriliyordu. Herhalde uyumayalım diye. Bu arabesk ziyafetin 18 saat aralıksız sürdüğü olurdu. Ama beni hiç ırgalamazdı. O gürültüye rağmen uyurdum. Bir keresinde görevlilere burası resmi bir daire, ayıptır bari TRT’den bir bant doldurup çalın dedim. Bir süre sonra askeri marşlar çalınmaya başladı. Bundan çok memnun kaldım. Çoğu Kuvâ-yı Milliye ruhuyla yazılmış şeylerdi. Bana ters gelenler de vardı ama hiç olmazsa bunlar insanı dinamizme itiyordu. Arabesk gibi kahretmiyordu. (Milliyet Gazetesi, 24 Şubat 1986, s. 13) En sevdiği müzik türü olan klasik batı müziğinin de zaman zaman çalındığını ifade eden İsvan, bu zevkin bile cezaevinde işkenceye dönüştürüldüğünü şu sözlerle ifade eder: 12 Bir de şunu yapıyorlardı. Beethoven’in 8. Senfonisi başlıyor. Üç dakika çalıp susuyor. Beş dakika sonra yine başlıyor. Bu kez bir dakika çalıp susuyor. On- on beş dakika bekliyorsunuz yine çalıyor fakat bu kez üç dakikasını dinletiyorlar. Sonra yine başlıyor, yine susuyor, yine başlayıp yine susuyor. Belli aralarla olsa yine uyuyabilirsiniz. Ama böylesi imkânsız. Üstelik düşünün günlerce arabesk dinledikten sonra Beethoven diye tam sevinmişken. Biliyor musunuz, bu şekilde sesi başlatıp kapatmanın işkence kitaplarında yöntem olarak yeri var! (Milliyet Gazetesi, 24 Şubat 1986, s. 13) Müziğin sadece toplumsal birlikteliği sağlayan bütünleştirici bir amaca hizmet etmediğini, aynı zamanda bir işkence unsuru olarak da kullanılabileceğini İsvan’ın cezaevindeki anılarından görmek mümkün. Nitekim bu tarz olumsuz bir deneyimin insan psikolojisi üzerinde yıllarca etki bırakabileceğini yine şu sözlerinden anlayabiliriz: Beni on beş günde bir koğuştan koğuşa sürükledikleri günlerdeydi. Günlerce arabeskten başka bir şey dinlememiştim. Klasik müzik eğitimim vardı. Müziğe bağımlı olduğumu bilmezdim. İşte bir koğuş değişiminde, bir başka koğuştan, televizyondan gelen bir müzik sesi duydum ve o an boşaldım, hüngür hüngür ağladım. Yanımda iki kız vardı, onlara sarıldım. Ayakta duracak halim kalmamıştı. İlk notalarla birlikte yığılmıştım. Nitekim çıkınca da müzik duyunca çok duygulanıyorum, gözümden yaş geliyor. (Milliyet Gazetesi, 24 Şubat 1986, s. 13) Kâbil’deki Müslüman mahkumlar üzerinde müziğin bıraktığı etki ile Reha İsvan’ın tutukluluk yıllarında cezaevindeki müziğin yarattığı etki benzer niteliktedir. Her iki durumda da müzik insanları yıldırmak ve ümitleri kırmaya yönelik kullanılmıştır. 1.2 Araştırma Yöntemi Görüldüğü gibi müzik her zaman barışçıl ve hümanist bir amaca yönelik değil, aynı zamanda farklı düşüncelerin sindirilmesinde, özgürlüklerin kısıtlanmasında kullanılan önemli bir aygıt olarak da görülebilir. Asıl olan müziğin etkin gücünü insanlığın faydasına yönelik kullanan, toplulukları bir araya getiren ve birlikte yaşamın mümkün olabileceğini gösteren örnekler ve çabalar çoğunluktadır. Bu sebeple müziğin birlik ve beraberliği sağlamada, hatta barışın tesis edilmesindeki işlevini tarihsel veriler ışığında 13 eleştirel bir yaklaşım ile incelemeye çalışacağız. Bununla birlikte eleştirel düşünmenin önemini çalışmamıza konu olan entelektüeller ve müzik aracılığıyla geliştirilen projelerle öne çıkaracağız. Müziğin toplumsal bir araç olarak etkileşimin sağlanmasındaki rolü yadsınamaz. Ancak toplumlararası çatışmayı gidermedeki katkısı incelenmeye muhtaçtır. Bu çalışma, müziğin çatışma çözümündeki işlevi ve “barış kültürü”nü yaymadaki görevini incelemeyi hedeflemektedir. Dolayısıyla şu soruya yanıt bulmaya çalışacağız: “Müzik barışı sağlayabilir mi?” Müziğin barış ve bir arada yaşama olan etkisini incelerken çeşitli kitap, makale, tez, dergi, gazete yayınları, dijital kaynaklar ve görüntülü kaynaklardan yararlanmış olacağız. Özellikle Beyazıt Devlet Kütüphanesinde Türk-Yunan anlaşmazlığını daha iyi anlamak adına yapılan arşiv taraması dönemin siyasi ikliminin anlaşılmasında önemli katkı sağladı. Diğer yandan Daniel Barenboim ve Edward Said’in İngilizce ve Almanca dijital kaynaklarda müzik ve toplumsal meselelerle ilgili görüşlerinin yer aldığı değerlendirmeler, tarafımdan Türkçeye çevrilip araştırmaya konu oldu. Tezin gelişmesini sağlayan bir diğer yöntem ise kişisel görüşmeler oldu. Doğu-Batı Divanı Orkestrasının üyelerinden ve Barenboim-Said Akademinin de dekanı olan Michael Barenboim’le Berlin’de yaptığım görüşmede gerek müziğin toplumsal yönü gerekse de Divan Orkestrasının İsrail-Filistin çatışması ve birlikte yaşam için yapabileceği katkılar üzerine bir görüşme gerçekleşti. Aynı dönem göç konusunu tartışmak amacıyla Türk-Alman Vakfının düzenlediği konferansa katılan Zülfü Livaneli’den Türkiye-Yunanistan Dostluk Konserlerini konuşmak üzere söz alındı. İstanbul’da çevrimiçi olarak gerçekleşen görüşmede Livaneli, hem sanatın toplumsal işlevine dair hem de Türk- Yunan anlaşmazlığının giderilmesine yönelik sanatçıların görevi ve sorumluluğuyla ilgili görüşlerini belirtti. Yine Berlin’de Asteris Kutulas ile gerçekleşen görüşmede Mikis Theodorakis’in yaşamı ve müziği hakkında önemli bilgilere ulaşıldı. Son olarak ise Ortadoğu ve barış konularında uzmanlaşmış Prof. Dr. İlkim Büke Okyar’la İsrail- Filistin çatışmasının güncel durumu üzerine bir görüşme sağlandı. Besteci ve yazar Zülfü Livaneli’yle gerçekleşen görüşmede müziğin insanlar üzerinde yarattığı etkiyle ilgili ifadeleri dikkat çekmektedir: Müzik de diğer sanat dalları gibi; insanları, kitleleri etkileyen bir sanat dalı olduğu için bir nevi silah gibidir. Silahın iyisi olmaz, ancak bu silahı iyi yönde de kullanabilirsiniz kötü yönde de kullanabilirsiniz. Bütün ordular müzikle 14 hücum eder. Marşlar yazılır ve o marşlar insanları heyecanlandırır. Borular, davullar ve yüksek sesli enstrümanlar eşliğinde vatan uğruna canlar feda edilir, genç insanlar ölüme sürüklenir. Dolayısıyla o, müziğin savaş için kullanılmasıdır. Bütün dinler söz sanatlarını kullanır. Ama bununla birlikte müziği de kullanır. İlahiler ve oratoryolar gibi. Diğer yandan bütün siyasi partiler de müziği bir araç olarak kullanır. Burada partinin niteliği önemli değil; Nazi partisi de müziği kullanır, Komünist partisi de kullanır. Dolayısıyla müzik, insanları heyecanlandıran, insanlara değen bir şey olduğu için her türlü akım tarafından kullanılabilir. Bizim gibi insanlar ise müzik yaparken, insanları dostluğa ve kardeşliğe teşvik etmesini düşünerek yaparız. Barenboim, Said, Theodorakis ve dünyadaki diğer büyük müzisyenler gibi örnekler, müziğin insan kardeşliği için kullanılmasına yönelik büyük amaçlar taşır. Her müzik insanları yakınlaştırır diyemeyiz, ancak biz müziği insanları ve halkları yakınlaştırmak için kullanan insanlarız. (Z. Livaneli, kişisel görüşme, 16 Haziran 2023) 1.3 Literatür Değerlendirmesi Doktora tez çalışmamızın merkezinde yer alan “Doğu-Batı Divanı Orkestrası” ve “Türkiye-Yunanistan Dostluk Konserleri” sanatsal bir ifade aracı olmanın ötesinde toplumsal yönüyle öne çıkan bir iletişim ve diyalog köprüsü olarak dikkat çekmektedir. Çatışma ve bir arada yaşam konusunu incelemeye karar verdiğimizde, orkestra şefi ve piyanist Daniel Barenboim ile edebiyat eleştirmeni ve yazar Edward Said’in “Paralellikler ve Paradokslar” adlı çalışmasından ilham alarak “Doğu-Batı Divanı Orkestrası”nı incelemeye koyulduk. 2008 yılından bu yana Birleşmiş Milletler barış elçisi olarak çalışmalarını sürdüren Divan Orkestrası, Filistin meselesine duyarlı bir kamuoyu oluşturmayı hedef haline getirmiştir. 1999 yılında Weimar’da Barenboim, Said ve Yoyo Ma’nın rehberliğinde yapılan ilk workshop/ atölye çalışması sonrası kurulan Divan Orkestrası ağırlıklı olarak çatışma halindeki Ortadoğulu müzisyenlerden oluşmaktadır. Buradaki asıl amaç, Barenboim’in ifadesiyle, İsrail ve Filistin arasında bir barışın sağlanması değil, insanlara müzik aracılığıyla çatışmadan uzak daha barışçıl ve eşit haklara sahip bir toplumun var olabileceği düşüncesini göstermektir. Divan Orkestrası üyeleri konserler dışında da bir araya gelerek birlikte vakit geçirirler. Çeşitli ülkelerdeki atölye 15 çalışmalarıyla yalnızca müzik hakkında değil, başta Filistin meselesi olmak üzere toplumsal olayları gündeme getirerek tartışma kültürünü geliştirmeye çalışırlar. Atölye çalışmalarına katılan üyeler böylece daha özgür ve adil bir tartışma zeminini de deneyimlemiş olurlar. Buna göre Divan Orkestrası, geleceğin entelektüellerini hazırlayan bir okul olarak da düşünülebilir. Barenboim ve Said, müzik aracılığıyla hayal ettikleri dünyayı oluşturmanın gayreti içerisinde oldular. Onlar için Doğu-Batı Divanı Orkestrası birlikte yaşamın mümkün olabileceğini gösteren, Barenboim’in deyimiyle “Ütopik bir Cumhuriyet”tir (Willson, 2009). Tını orkestra aracılığıyla müziğe dönüşür ve müzikte ütopyanın sesine. Benzer şekilde Türk-Yunan çatışmasını gidermeye çalışan Zülfü Livaneli ve Mikis Theodorakis de şarkılarıyla dostluğa ve bir arada yaşamın önemine vurgu yapar. Besteleriyle “Ege’nin ruhu”nu yeniden hatırlatmaya çalışan ikili, dünyanın farklı yerlerinde verdikleri konserlerle zihinlerdeki Türk-Yunan çatışmasına alternatif bir “gerçek” sunmuş oldular. Siyasetin dışlayıcı üslubuna karşın melodilerle uyumlu bir birliktelik sunan Livaneli ve Theodorakis, Türk-Yunan dostluğunun da simgesi haline gelmiş olur. Doğu-Batı Divanı Orkestrası, Ortadoğu’daki kültürel önyargıyı kırmaya çalışan ve hoşgörüyü aşılayan bir görev üstlenmiştir. Müziği bir iletişim aracı olarak kullanan orkestra, vicdanları harekete geçirerek zihinlere konuk olmaya çalışır. Sözlerle anlatılamayanı seslerle aktarır. Doğu-Batı Divanı Orkestrası örneği üzerinden din, dil, ırk, cinsiyet fark etmeksizin müziğin çoğul yaşamı destekleyen, kapsayıcı ve birleştirici yönüne işaret etmiş olacağız. Ayrıca Barenboim ve Said’in konserler ve atölye çalışmalarıyla tartışma zeminini sürekli açık bırakarak önyargıların kırılmasına ne kadar etki ettiğini incelemeler neticesinde değerlendirmiş olacağız. Doğu-Batı Divanı Orkestrasının incelenmesinde kullanılacak makale, kitap ve dijital kaynaklar çalışmamızın üçüncü bölümünü oluşturmuş olacak. Bunlar arasında özellikle; Rachel Beckles Willson’un “Whose Utopia; Perspectives on the West-Eastern Divan Orchestra” (2009) ve “The Parallax Worlds of the Divan Orchestra” (2009) adlı çalışmalar dikkat çekmektedir. Willson, “Whose Utopia” adlı çalışmasında Barenboim’in ütopik cumhuriyetini ele almaktadır. 2006 yılında Daniel Barenboim ve Edward Said’in eşi Mariam Said’in izniyle gözlemci olarak yer aldığı atölye 16 çalışmalarında edindiği izlenimleri aktarmaktadır. Willson, bu çalışma esnasında antropolog Alfred Gell’in yönteminden faydalanarak Divan Orkestrası konserlerinin sosyal açıdan önemini ortaya koyar ve orkestranın “ütopik bir proje” olarak anlamını tartışmaya açar. Tez çalışmaları arasında Shirley Mak’ın Amsterdam Üniversitesinde yapmış olduğu “Performing Cosmopolitanism in the Silkroad Ensemble and the West-Eastern Divan Orchestra” (2018) adlı yüksek lisans çalışmasında karşılaştırmalı bir analiz ile orkestralar içindeki çok uluslu yapı ele alınmıştır. Burada farklı kültürden bireylerin müzik aracılığıyla bir araya gelerek oluşturdukları çok uluslu yapı incelenmiştir. Mak, tezini “İpekyolu Topluluğu” (Silkroad Ensemble) ile “Doğu-Batı Divanı Orkestrası”nı karşılaştırarak farklı uluslardan meydana gelmiş toplum yapısını müzik üzerinden anlamaya çalışır. Ağırlıklı olarak farklı geleneklerin karışımı bir repertuar ile müzik yapan “İpekyolu Topluluğu” ve klasik Batı müziği repertuarıyla Ortadoğulu müzisyenleri bir araya getiren “Doğu-Batı Divanı Orkestrası”nın müziği kullanarak Avrupa-merkezci bir yaklaşımdan uzaklaşmaya çalıştıkları görülür. Ancak Mak’a göre her iki topluluk da pek çok açıdan hala Batılı görünmekte. “İpekyolu Topluğu” ABD diplomasisinin bir ürünü, Divan Orkestrası ise Daniel Barenboim’in İsrail’in politikalarını eleştirebileceği bir alan olarak değerlendirilmektedir. Buna rağmen müzik, çokuluslu yaşamın mümkün olabileceğini gösteren önemli bir araç olarak ifade edilir. Nitekim çalışmamızın temeli de bu düşünceye dayanmaktadır: Müzik, bir arada yaşamın oluşturulmasına etki edebilir mi? Solveig Riiser’in Oslo Üniversitesinde yapmış olduğu “Negotiating the Divan” (2009) adlı yüksek lisans tezi ise, Divan Orkestrasını altı bölüm hâlinde genel hatlarıyla ele alarak orkestrayı milliyetçilik, müzik ve güç dengesi üzerinden inceler. Riiser, 2007 yılında ilk kez Divan Orkestrasının bir konserini izledikten sonra çok etkilenir ve orkestra hakkında bir araştırma yapmaya karar verir. Orkestranın ütopik yapısını tartışmaya açan bu çalışma, kimlik ve çokulusluluk gibi konuları ele alır. Divan Orkestrası ile yaratılmaya çalışılan çokuluslu kültürel yapıyı eleştirel bir yaklaşımla değerlendirir. Ayrıca farklı kültürel anlamlara yeterince dikkat edilemeyeceği için müziğin “evrensel” bir dil olarak nitelendirilemeyeceğini ifade eder. Buna göre Doğu- Batı Divanı Orkestrasına yapılan “evrensel” yakıştırmaları da doğru bulmaz. Yani orkestradaki sosyal ilişkilerin müziğin “evrensel”liğinden değil, ortak kimlik ve ortak değerlerin yaratılmasından ileri geldiği belirtilir. Bu düşünceden yola çıkarak Divan 17 Orkestrasıyla birlikte müziğin kimlik yaratımındaki biçimlendirici rolünün öne çıktığı söylenebilir. Başka bir ifadeyle, yeni ve eski kimliklerin yeniden üretimi söz konusudur. Araştırmamız boyunca bir arada yaşamı sağlayacak “barış kültürü”nün oluşturulmasında müziğin işlevine yer verirken kimlik oluşturmada entelektüellerin rolüne de yer vermiş olacağız. Riiser, National Identity and the West-Eastern Divan Orchestra, Music & Arts in Action adlı makalesinde yine Doğu-Batı Divanı Orkestrasını detaylı bir şekilde inceler. Bu kez ise orkestranın ulusal kimlikler üzerindeki etkisine yoğunlaşır. Orkestranın farklı uluslardan gelen müzisyenleri bir araya getirerek ulusal kimliklerin nasıl şekillendiği ve dönüştüğüyle ilgili tespitlerde bulunur. Bu bağlamda kültürel etkileşimle çatışma sonrası toplumlarda anlayışın geliştirildiğine dair çıkarımlar yapılır. Riiser’e göre Doğu-Batı Divanı Orkestrası karşılıklı iletişim için alan sağlarken, katılımcıların kendi kimliklerini yeniden değerlendirmelerine de yardımcı olur. Sara Soltani’nin University of Southern Denmark’ta yapmış olduğu “The Power Within Music” (2017) adlı yüksek lisans tezinde ise “Giving Voice to the Voiceless – Empowerment through Music” başlığı altında Divan Orkestrası incelemeye dâhil edilmiştir. Burada eşitlik ve ayrımcılık konuları müzikle bağlantılı olarak ele alınmıştır. Tezin genelinde İran’daki müzik sansürü ve sanatsal ifade özgürlüğüne ağırlık verilirken, Doğu-Batı Divanı Orkestrasının farklı kültürler arasındaki anlayışı artırmada ve orkestra üyelerinin katılımıyla gerçekleşen atölye çalışmaların ifade özgürlüğünün yayılmasına katkı sağladığı düşüncesine yer verilmektedir. Bu düşünceden hareketle tezimiz aracılığıyla tartışma kültürünün önemine Divan Orkestrasının müzik dışındaki çalışmaları üzerinden de vurgu yapmaya çalışacağız. Ambigay Yudkoff’un University of South Africa’da yapmış olduğu “When Voices Meet: Sharon Katz as Musical Activist during the Apartheit Era and Beyond” (2018) adlı ayrıntılı doktora çalışmasının altıncı bölümünde “Musical Activities and Social Change” başlığı altında Divan Orkestrasından bahsetmektedir. Yudkoff, çalışmasında Willson, Riiser, Katz ve Cheah gibi çeşitli araştırmacıların görüşlerine yer vererek Divan Orkestrasının kültürel farklılıkların anlaşılmasındaki rolüne dikkat çeker. Müziğin eşitliği artırmada ve barış tesisindeki katkılarını bu araştırmacıların bulgularıyla güçlendirmeye çalışır. Bu düşünceye paralel olarak müziğin barışı 18 sağlamadaki görevine ilişkin farklı görüş ve tespitlerin incelenmesiyle tezimizi daha da zenginleştirmeye çalışacağız. Müzik aracılığıyla farklı kültürler arasında iletişim ve anlayışın arttığını belirten çalışmalar arasında Emilie Aussems’in “Reconciliation: Does Music Matter” adlı makalesi gösterilebilir. Özellikle zor zamanlarda müziğin iyileştirmedeki rolü, çatışma sonrası yaraları sarma ve kolektif kimlik oluşturmadaki katkısı ele alınırken müziğin barış inşasında oynayabileceği kritik role vurgu yapılır. Aussems, politikaların müziği aktif bir bileşen olarak kullanmasını önerir. Bu bakımdan Aussems’in çalışması araştırmamızla da benzerlik taşır. Müziğin toplumsal bağları pekiştirmedeki rolü üzerine yapılan bir diğer araştırma ise David M. Washington ve Devin G. Beecher’in “Music as social medicine: Two perspectives on the West-Eastern Divan Orchestra” adlı çalışmadır. Makalede, Divan Orkestrasının kültürel ve sosyal etkileşimleri güçlendirmedeki görevi üzerine bilgiler sunulur. Ayrıca, genç müzisyenlerin bir araya gelerek farklı geçmişlerden gelen bireylerle ortak bir amaç etrafında birleşmelerinin, barış inşası ve anlayış geliştirme açısından önemi vurgulanmakta. Washington ve Beecher, genel olarak müziğin toplumsal iyileşme ve dayanışmadaki işlevselliğine dair derinlemesine bir analiz sunar. Müziğin insanları bir araya getirme ve politik meselelerin çözümünde diplomatik bir araç olarak kullanımını inceleyen bir başka çalışma ise Inger-Marie Schjonberg’in “Soft power to the people: Music and Diplomacy in International History” (2019) adlı yüksek lisans tezidir. Müziğin birleştirici rolü üzerine yapılan bu incelemede Divan Orkestrasından da kısaca bahsedilir. Tezimiz boyunca gerek Doğu-Batı Divanı Orkestrası olsun gerekse Türkiye-Yunanistan Dostluk Konserleri, müzik ve biraradalık konusu ayrıntılı örneklerle işlenmeye çalışılacak. Bu bağlamda Elena Cheah’ın katılımcı-gözlemci olarak ele aldığı “An Orchestra Beyond Borders” adlı incelemesi, müziğin birleştirici rolü hakkında daha somut bilgiler almamıza yardımcı olacaktır. Divan Orkestrasının müzisyenlerine odaklanan bu çalışma, topluluk üyeleri ve orkestranın yapısı hakkında bilgi edinebileceğimiz önemli kaynaklar arasında yer almaktadır. Cheah’ın çalışması, Arap ve İsrailli müzisyenlerin orkestraya katılmadan önceki düşünceleriyle birlikte müzik yapmaya başladıktan sonraki görüşlerinin değişimini temel alır. Cellist olarak orkestradaki 19 katılımıyla sadece kendi görüşlerine değil, topluluktaki diğer üyelerin görüşlerine de yer vererek müzik aracılığıyla anlayışı artırma konusuna ağırlık verir. Tezimizi geliştirmek amacıyla Osseily Hanna’nın “müzik ve bir arada yaşam” adlı kitabından örnekler sunarak müziğin biraradalık ve anlayışı artırmadaki etkisini değerlendirmiş olacağız. Araştırmamızın bu bölümünde başta Barenboim ve Said’in çalışmaları olmak üzere, çeşitli makale ve kitapların incelemesine yer verilecektir. Bununla birlikte YouTube’dan edindiğimiz görüntülü kaynaklar, belgesel ve haberler de tezimizin önemli kaynakları arasında yer almaktadır. Tez çalışmamızın dördüncü bölümünü oluşturan “Türkiye-Yunanistan Dostluk Konserleri” ise, Türk-Yunan çatışmasını gidermeye yönelik ortaya çıkmıştır. Türk ve Yunan ezgileriyle dostluğa çağrı yapan Mikis Theodorakis ve Zülfü Livaneli, müzik yoluyla “barış kültürü”nü yaymaya çalışır. Sahneyi eleştirel bir platform olarak kullanan ikili, seyirciyi siyasetin dışında düşünmeye davet eder. Ortak bir kültürün parçası olan Türk ve Yunan halkına birlikte yaşamın önemini hatırlatır. Bununla birlikte çatışmanın giderilmesi için düzenlenen toplantılara katılarak çözüme daha etkin bir katkı sağlamaya çalıştıkları görülür. Livaneli de tıpkı Arendt ve Berktay gibi değişimin anahtarı olarak düşünmeyi gösterir ve düşünme eylemini sınırlandıran anlayışı “düşünmeye düşmanlık” olarak ifade eder (Köse, 2019, s. 51). Düşünme eylemi toplumsal gelişim için büyük önem taşımaktadır. Hatta halkların sürekliliği için ihtiyaç duyulan eleştirinin özüdür. Livaneli’nin belirttiği gibi düşüncenin ve sanatın özgür olmadığı yerde eleştiri de olmaz. Gerçeğe düşman bir anlayış, tenkide ve muhalefete tahammül edemez. 1980’li ve 90’lı yıllarda Türk-Yunan dostluğu için çaba gösteren Livaneli ve Theodorakis, birlikte verdikleri konserlerle sadece Türk-Yunan halkının değil, bütün dünya halklarının da ilgisini çekerler. Bu sayede “Türkiye-Yunanistan Dostluk Konserleri”yle ortak kültürün sevgiyle paylaşılması gerektiği hatırlatılmıştır. İkili, özellikle 80’li ve 90’lı yıllarda Türkiye ile Yunanistan arasında artan çatışma dilinin sona ermesi ve savaş ihtimalinin son bulması için sanatsal çalışmaların yanında diplomatik faaliyetlerde bulunmuşlardır. Bu bakımdan sanatçı kimliklerinin yanında kültürel arabulucu olarak da öne çıkmaktadırlar. Müzikleriyle “barış kültürü”nü aşılamaya çalışan bu iki entelektüel kimlik, çözümün politikada olmadığını, ortak kültürün birlikte deneyimlenmesiyle mümkün 20 olabileceğini anlatmaya çalıştılar. Hatta Milliyet’in 1986 yılındaki haberinde Livaneli ve Theodorakis’in yanı sıra dönemin önemli isimlerinin de yer aldığı (Stelyos Yeranis, Andreas Politakis, Aziz Nesin, Yaşar Kemal, Melih Cevdet Anday vb.) “Türk-Yunan Dostluk Komitesi”nin toplantısı sonrasında düşmanlığı politikacıların körüklediği mesajını verdiler. Komitenin üyelerinden Yaşar Kemal, Theodorakis ve Livaneli’nin verdiği konser sonrası şu sözleri ifade eder: “Yeryüzünde dost olması gereken iki ulus varsa Türkler ve Yunanlılar olmalıdır” (Oral, 1986c, s. 10). Gazeteci-Yazar Zeynep Oral’ın 1986 yılında Milliyet’te yayınlanan haberine göre Yunanistan’da kurulan “Yunan-Türk Dostluk Derneği”nin üyeleri İstanbul’da bir araya gelir ve benzer bir girişimin kurulması için toplantı düzenlenir. Ancak kurulacak olan derneğin bağımsız bir kuruluş olması gerektiğine de vurgu yapılır. Yunan-Türk Dostluk Komitesi’nin bildirisi “Abdi İpekçi Türk-Yunan Barış ve Dostluk Ödülü”nün kurucusu olan Andreas Politakis tarafından okunur: Bu metni imzalayan biz Yunan vatandaşları uzun zamandan bu yana Yunanistan ile Türkiye halkları arasında işbirliği ve dostluğun ivedilikle kurulmasını hayati önem taşıdığını idrak etmiş bulunuyoruz. Amacımız belirli olup, özünde barışı hedeflemektedir. Belirsiz ve genel bir uğraşı değildir. Her iki halkın; Türklerin ve Yunanlıların, büyük bir çoğunluğunun demokrasi ve özgürlüğe paralel olarak kışkırtıcıları dikkate almadan aralarındaki yakınlaşmayı ve dostluğu arzuladığı kuşkusuzdur. Özellikle komşu olan ülkeler arasında sık sık sorunlar doğmaktadır. Bugünkü bilinen sorunlar, barış yoluyla çözümlenebilir. Venizelos ve Atatürk bunun tarihi örneğini vermişlerdir. Kıbrıs sorunu Yunan-Türk ilişkilerini etkilemektedir. Bu sorun Birleşmiş Milletler aracılığıyla çözümlenebilir. Tüm bu nedenlerle ilk Türk- Yunan Dostluğu grubunu kurmuş bulunuyoruz. Bu komite yavaş yavaş ülkeye de yayılacaktır. (Oral, 1986c, s. 10) Komite sonrası Theodorakis, Oral ile yaptığı görüşmede barışa katkı sağlayacak kuruluşların önemini şu sözlerle vurgular: “Geç bile kaldık. Türk-Yunan Dostluk Derneklerini kurup, çalışmaya başlamakta siz de biz de geç bile kaldık” (Oral, 1986c, s. 10). 1986 dünya barış yılı dolayısıyla Livaneli ve Theodorakis işbirliğinde Abdi İpekçi’ye ithafen yapılan “Güneş Topla Benim İçin”, diğer adıyla “Together/Birlikte” adlı albüm dünya çapında ses getirir. Livaneli, Milliyet’e albümle ilgili şu demeci verir: “Yaptığımız çalışma ufak da olsa iki ülke halkları arasında barış getirilmesine 21 katkıda bulunuyor. Buna ilave olarak ise Theodorakis şöyle der: Bu çalışmalar Türk- Yunan işbirliği ve halkları arasındaki ilişkilerde bahar kırlangıcı uçursun” (Oral, 1986c, s. 10). Livaneli ve Theodorakis gibi sanatçılar aracılığıyla toplumun düşünmeye yönelmesi ve beraberinde sorgulama yapması, değişim için gerekli koşulların da hazırlanması anlamına gelmektedir. Thedorakis ve Livaneli gibi entelektüel kimliklerin Türkiye-Yunanistan arasındaki sorunların giderilmesine yönelik çabalarına rağmen ilişkilerin gerek toplumsal gerekse siyaset alanında yaşanan olaylar karşısında kırılgan bir seviyede devam edebildiğini görmekteyiz. Çalışmamızda bu sorunun nedenlerini arayacağımız gibi müziğin bir arada yaşam için önemi hakkında Türkiye-Yunanistan çatışması üzerinden bir değerlendirme yapmış olacağız. Tezimizin dördüncü bölümünde ağırlıklı olarak yayımlanmış gazete, dergi, kitap ve dijital kaynaklar üzerinden ayrıntılı bir inceleme yapacağız. Ancak belirtmek gerekir ki özellikle 1980’li ve 90’lı yılların gazete arşivleri üzerinden yapacağımız araştırma bu bölümün temelini oluşturmuş olacak. Milliyet ve Cumhuriyet gazetesinde Türk- Yunan çatışmasıyla ilgili yapılmış haberlerin yanı sıra yine ilgili gazetelerde Livaneli ve Theodorakis’le yapılmış söyleşiler, araştırmamıza derinlik katacak en önemli kaynaklar olarak düşünülebilir. Çalışmamızın bu bölümünde “Türkiye-Yunanistan Dostluk Konserleri”nin barışın sağlanmasındaki işlevini inceleyeceğimiz gibi, Livaneli ve Theodorakis’in sanatçı ve politik kimliklerini de değerlendirmiş olacağız. Özellikle otobiyografiler bu iki sanatçı hakkında bizlere daha iyi fikir verecektir. Bunlar arasında; Mikis Theodorakis’in “Yapayalnız Kalacaksın Gecenin Ortasında, Yaşamım ve Müziğim” adlı çalışmasıyla birlikte, 1960’lı yıllarda ele aldığı ve Cunta döneminde yaşadıklarını anlattığı “Direnme Günlüğü” adlı kitabı yardımcı olacaktır. Asteris Kutulas’ın “Ein Leben in Bildern” adlı Theodorakis biyografisi ise sanatçının yaşamı, ideolojisi, çalışmaları ve çevresi hakkında önemli bilgiler sunmaktadır. Aynı çalışma, “Türkiye-Yunanistan Dostluk Konserleri”nin etkinlikleri hakkında da bilgiler içerir. Theodorakis’le ilgili incelememizi tamamladıktan sonra bu bölümün diğer bir önemli aktörü olan Zülfü Livaneli’nin yaşamı ve dünya görüşünü otobiyografisi “Sevdalım Hayat” ile anlamaya çalışacağız. Livaneli’nin Zafer Köse ile yapmış olduğu söyleşi de hayatının farklı dönemlerine ve çalışmalarına açıklık getiren kaynaklar arasında değerlendirilebilir. Livaneli ve Theodorakis’le birlikte Türk-Yunan dostluğu için şarkılarıyla katkı sağlamaya çalışan bir diğer önemli isim de Maria Farandouri’dir. 22 Araştırmamızı zenginleştirmek adına Farandouri’nin sanatçı kimliği ve Livaneli’yle konserlerini incelemeye almış olacağız. Bu konuda da yine gazetelerde yer almış haber ve söyleşiler birincil kaynaklar olarak öne çıkmaktadır. İsrail-Filistin çatışmasını daha iyi anlayabilmek adına yapmış olduğumuz tarihsel analizde olduğu gibi, tezimizin bu bölümünde de Türk-Yunan çatışmasının anlaşılmasını sağlayacak detaylı bir tarihsel inceleme yapılmıştır. Bununla birlikte çatışmayı besleyen ve stereotiplerin oluşturulmasına etki eden “sanatsal” çalışmalara da yer verilecek. Tuğçe Saklıca Rigatos ve Herkül Milas’ın incelemeleri sanat aracılığıyla yapılan “öteki”leştirmeyi daha iyi anlamamızı sağlayacaktır. Özetlemek gerekirse, çalışmamızın amacı müzik aracılığıyla dostluk köprüleri kurmaya çalışan entelektüellerin çalışmalarının incelenmesi ve bir arada yaşam için bu tarz çalışmaların gerekliliği hakkında bir değerlendirmenin yapılmasını sağlamaktır. Tezimize konu olan entelektüel kimliklerin kültürel arabulucu olarak müziğe barışın tesisinde atfettikleri rol, kimine göre ütopik gelmekle birlikte aslında toplumları birbirine yaklaştıran, bir arada yaşama fikrini güçlendiren ve “biz- ilişkisini” vurgulayan projelerin öznesi olduğunda müziğin en azından bir iletişim aracı olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz. Müzik entelektüeller aracılığıyla küresel bir dile dönüşerek kültürlerarası köprü oluşturmada önemli bir rol üstlenmektedir. Orkestranın anlamı bir arada yaşamı destekleyici niteliktedir. Barenboim’in ifade ettiği gibi orkestra bir “demokrasi okulu”na (URL-3) dönüşmektedir. Daha açık bir ifadeyle tek bir sesin hâkim olmadığı ve yine tek bir sesin karar vermede yetkin olmadığı anlayışına dayalı olarak her bireyin kendisini ifade edebildiği çoğulcu bir toplumsal düzen örneği sunmaktadır. 23 2. BARIŞ KÜLTÜRÜNÜ MÜZİK İLE YAYMAK 2.1 Barış İnşasının Kültürel Harcı Müzik Çatışma ve barış, geçmişten günümüze var olan ve sürekli değişen, insanların anlamaya çalıştığı iki karşıt kavramdır. Barış, insanların ulaşmak istediği ve genel anlamda insanlığın en büyük arzu ettiği şeydir. Her alanda ulaşılmaya çalışılan bir hedeftir. Barış konusuyla ilgili çalışmalar, özellikle dünya savaşlarının yol açtığı felaketlerin tekrarlanmaması amacıyla uluslararası örgütler, akademik çevreler ve sivil kuruluşlar tarafından geliştirilen bir alandır. Bu bağlamda diplomasi yeniden şekillenmiş, çok yönlü bir diplomasi anlayışı ortaya çıkmıştır. Hükümetler, yumuşak güçlerini artırmak, politikalarına destek bulmak ve toplumları etkilemek amacıyla diplomasi alanını daha fazla sivil aktörle paylaşmaya başlamışlardır. Barış kavramı; mutluluk, adalet, sağlık gibi ideallerin temeli olarak düşünülebilir. Bir toplumda barış varsa, mutluluk da vardır. Dolayısıyla barış, mutluluğun ön koşulu olarak ifade edilebilir. Charles Webel’in belirttiği gibi, Barış sosyal uyumun, ekonomik eşitliğin ve siyasi adaletin temel taşıdır, ancak barış da savaşlar ve diğer şiddet içeren çatışma biçimleri tarafından sürekli olarak bozulmaktadır. Mutluluk gibi, barış da çok yakınımızda...ve yine de kalıcı sevgi gibi, çok uzakta (2007, s. 5-6). Esasında barış kavramı varlığında değil, daha çok yokluğunda değerini bildiğimiz bir ihtiyaç olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak Johan Galtung gibi araştırmacılar “pozitif” ve “negatif” barış arasında önemli bir ayrım yaparlar. Buna göre “pozitif” barış; uyum, adalet, eşitlik gibi arzu edilen durumların aynı anda varlığına işaret ederken, “negatif” barış; tarihsel olarak “savaşın yokluğunu” ve diğer geniş çaplı şiddet biçimlerinin eksikliğini ifade eder (2007, s. 7). Bununla birlikte felsefi, dini ve kültürel geleneklerin barışa olumlu anlamlar yüklediği görülür. Webel’in çalışmasında da görüleceği gibi, Çince’de “heping” kelimesi dünya barışını ve uluslararası barışı ifade ederken, “an” ve “mingsi” kelimeleri iç huzuru ve uyumlu bir zihin durumunu ifade eder (2007, s. 6). Diğer yandan İngilizce’ye baktığımızda barışa atıfta bulunan ve farklı yönlerini tanımlayan zengin bir çeşitlilik 24 mevcuttur. Örneğin, “Webster’s Third New International Dictionary’de” barışın çeşitli anlamları ayrıntılı bir şekilde açıklanmıştır. Buna göre olumsuz anlamda barış, “sivil yaygara ve çatışmadan uzak olma”, olumlu anlamda ise “kamusal sükûnet hali” olarak tanımlanmaktadır. Bununla birlikte “bir topluluk içinde kanun, gelenek ya da kamuoyu tarafından sağlanan bir güvenlik veya düzen durumu” olarak ifade edilir. Barış, sadece kişiler arası değil, hükümetler arasında karşılıklı uyum durumu, düşmanlıkların veya savaşların olmaması hali demektir. Webster’s’da yer alan başka bir örnekte ise; ruhun dinginliği, zihnin ve kalbin sakinliği anlamına gelen “içsel barış”dan söz edilir. Aynı çalışmada yer alan diğer bir örneğe göre barış; “insani ya da kişisel ilişkilerde uyum, yani karşılıklı uyum ve saygı” anlamına gelir. “İlahi barış” ise Tanrının yeryüzündeki sükûneti olarak tanımlanır (1993, s. 1660). Birçok insana göre barış kavramı; gerçekçi olmaktan ziyade, ulaşılması güç veya insanların hayal ettiği ulaşılmaz bir hedef olarak görülebilir. Nitekim insan var olduğundan beri savaşların eksilmediği ve toplumlararası çatışmanın çoğu zaman giderilemediği gerçeği açık bir şekilde ortadadır. Ancak belirtmek gerekir ki geçmişte çözümü zor gibi görünen birçok olumsuz uygulama büyük ölçüde giderilmiş, hatta bazı siyasi ideallerin gerçekleşmesi sağlanmıştır. Bunlar arasında öne çıkan kazanımlar; insan haklarının meşrulaştırılması ve köleliğin yasaklanmasıdır. Bu düşünceden hareketle oldukça soyut olan barış kavramı imkânsız olmaktan çok gerçekleşmesi mümkün bir hedef olarak düşünülmelidir. Webel’in ifade ettiği gibi: “Barış, arzulanan ve istenen tüm insani idealler ve ihtiyaçlar gibi, fark edilmesi zor ve gerçekleştirilmesi görünüşte imkânsız olsa bile, her zaman potansiyel olarak içimizdedir. Barış yapmak kahramanca bir iştir ve öyle de olmalıdır. Barış, bu yeni bin yılın kahramanca arayışıdır. Hatta öyle olmalıdır, eğer hayatta kalmak istiyorsak” (2007, s. 13). Bununla birlikte barış, başka bir açıdan bakıldığında hayalet gibidir. Bir bakıma yanıltıcı olabilir. Örneğin sürekli savaş dönemlerinde zar zor görünen geçici bir etkiye sahip olduğu söylenebilir. Ancak birçok kültür ve toplumda savaşın son hali, nihai hedef olarak da belirtilebilir. Yine Webel’in belirttiği gibi “mutlak barış” hiç var olmayabileceği için bir yanılsama ya da hayal olabilir. Hatta kendi içinde çelişen bir yapıya sahip olduğu düşünülebilir. Buna göre gerek doğamız gerekse kültürlerimiz tarafından özlem duyulan ve idealize edilen barış, yine aynı doğa ve kültürler tarafından direnilen bir şey olarak dikkat çekmektedir (2007, s. 12). 25 Galtung, çatışmayı benlik ve öteki arasındaki uyumsuzluğa benzetir. Çatışmanın dönüştürülmesi gerektiğini ifade eder. Dönüştürülmemiş çatışma sorunlu bir ilişkiye işaret eder. Bu ilişki ister kişiler arasında olsun isterse ulus veya devlet, dönüştürülmemiş çatışma Galtung’a göre büyük bir beladır. Barış çalışmaları; çatışmayı çözme, dönüştürme ve çelişkiyi giderme (Paxogen) olarak nitelendirilebilir. Galtung’a göre barış kültürünün oluşturulmasında temel sorun şiddeti meşrulaştıran çok sayıda unsurun güvenlik söylemleriyle birleşmesidir. Bu bakımdan “barış eğitimi” önemli bir araç olarak öne çıkmaktadır. Ancak burada kast edilen şey; okulla ilişkilendirilen ve sonrasında mezun olunan bir yapı değildir. Olayları zafer odaklı güvenlik söylemi dışında, çözüme dayalı barış söylemi içinde değerlendirmek gerekir. Dolayısıyla gerek kültürel çevre gerekse kamusal alan ve sokaklarda barış söylemini yaymak ve gözlemlemek, barış kültürünün gerçekleşmesine etki edecektir (2007, s. 15). Barış inşası kavramı ise Johan Galtung’un 1