İTÜ 250. YIL KÜLLİYATI S E M P O Z Y U M K İ T A B I 2 www.itu.edu.tr İstanbul Teknik Üniversitesi, bilimsel ve teknolojik alanlarda sayısız ilerlemenin mimarı kimliğiyle bugüne kadar ülkemizdeki birçok ilke imza atmış; bilimsel gelişmelere öncülük etmiştir. İTÜ, kurumsal tarihi, entelektüel hafızası ve seçkin ortamıyla geçmişten geleceğe uzanan güçlü bir köprü oluşturmaktadır. Çağın gereklerine uygun biçimde gelişimi, yenilikçi bakış açısı ve dünyayla ilişki kurmayı önemseyen yapısıyla İTÜ; dünün, bugünün ve yarının üniversitesidir. İTÜ 250. Yıl Külliyatı aracılığıyla kurumun iki buçuk asırlık yolculuğunun bütünüyle olmasa da belli başlı köşe taşlarıyla anlatılması hedeflenmiştir. İTÜ’nün Osmanlı İmparatorluğu’ndan Türkiye Cumhuriyeti’ne taşınarak bugünlere kadar gelen tarihsel serüveni; tıpkıbasımlarla, biyografilerle, monografilerle, iz bırakanlar ve iz projelerle birlikte aktarılmaya çalışılmıştır. ED İ TµR : EM İNALP MALKO∑ E-ISBN 978-975-561-683-4 ISBN 978-975-561-657-5 2023 Editör: Eminalp MALKOÇ T∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK T∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL IVE MİMARL IĞ IN 250 Y IL I 2 . c İlt2 . c İlt İMTİYAZ SAHİBİ Prof. Dr. İsmail KOYUNCU (Rektör) YAYIN KURULU Prof. Dr. İsmail KOYUNCU Prof. Dr. Mustafa KUMRAL Prof. Dr. Ali DENİZ Prof. Dr. Şule Itır SATOĞLU Prof. Dr. Lütfiye DURAK ATA Prof. Dr. Mustafa KAÇAR Prof. Dr. İ. Serdar ÖZOĞUZ Doç. Dr. Aras NEFTÇİ Doç. Dr. Eminalp MALKOÇ Doç. Dr. Yavuz Selim GÜÇLÜ Dr. Öğr. Üyesi Burak BARUTÇU Dr. Öğr. Üyesi Ümit KARADOĞAN Öğr. Gör. Dr. U. Duygu AYSAL CİN Aslı ÖZABALI SABUNCUGİL Adem DÖNMEZ EDİTÖR Doç. Dr. Eminalp MALKOÇ ISBN 978-975-561-657-5 (2.c) E-ISBN 978-975-561-683-4 (2.c) ISBN 978-975-561-655-1 (Tk) E-ISBN 978-975-561-681-0 (Tk) İTÜ 250. YIL KÜLLİYATI - SEMPOZYUM KİTABI - TÜRKİYE’DE MÜHENDİSLİK VE MİMARLIĞIN 250 YILI – 2. CİLT İstanbul, 2023 Birinci Basım © İTÜ Yayınevi Bu kitabın her hakkı saklıdır ve tüm yayın hakları “İTÜ Yayınevi”ne aittir. Bu kitabın tamamı ya da herhan- gi bir bölümü, yayınevinin izni olmaksızın yayınlanamaz, basılamaz, mikrofilme çekilemez, doğrudan veya dolaylı olarak kullanılamaz. Teksir, fotokopi veya başka teknikle çoğaltılamaz, bilgisayarda veya dizgi maki- nelerinde işlenebilecek bir ortama aktarılamaz. Kitapta yayınlanan tüm metin ve görsellerin sorumluluğu yazar/yazarlara aittir. İTÜ YAYINEVİ Sertifika No: 70051 İTÜ Ayazağa Kampüsü Mustafa İnan Kütüphanesi 34469 Maslak İSTANBUL 0212 285 75 05 www.ituyayinevi.itu.edu.tr / ituyayinevi@itu.edu.tr EDİTÖR Doç. Dr. Eminalp MALKOÇ PROJE KOORDİNATÖRÜ Doç. Dr. Yavuz Selim GÜÇLÜ YAYIN YÖNETMENİ Adem DÖNMEZ YAYIN İÇİ KATALOGLAMA (CIP) Öğr. Gör. Figen AKSU BASKIYA HAZIRLIK Yavuz TÜRK Funda YAĞMURLUGİL ONAT Mehtap BALİ GRAFİK-TASARIM Serdar CANLI BASKI-CİLT Mavi Ofset Sertifika No: 45756 0212 549 25 30 maviofset@maviofset.com Türkiye’de Mühendislik ve Mimarlığın 250 Yılı Uluslararası Sempozyumu, 19-21 Mayıs 2022 Bildiri Kitabı / editör, Eminalp Malkoç--İstanbul: İTÜ Yayınevi, 2023. 2 cilt (1507 sayfa).--(İTÜ 250. Yıl Külliyatı - Sempozyum Kitabı) Kaynakçalar var ISBN 978-975-561-657-5 (2.c) (E-ISBN 978-975-561-683-4 (2.c)) ISBN 978-975-561-655-1 (Tk) (E-ISBN 978-975-651-681-0 (Tk)) 1.Mühendislik--Türkiye--Kongreler. 2.Engineering--Turkiye--Congresses. 3.Mimarlık--Türkiye--Kongreler. 4.Architecture--Turkiye--Congresses. 5.İstanbul Teknik Üniversitesi--Tarihi. 6.Istanbul Technical University-- History. I.Malkoç, Eminalp. TA111.T87 2023 CIP T∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL I T∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL I -- 2 . c İlt 2 . c İlt SUNUŞ 1. CİLT AÇILIŞ KONUŞMALARI Sempozyum ve Söyleşiler Komisyonu Başkanı Doç. Dr. Eminalp Malkoç İstanbul Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İsmail Koyuncu BİLDİRİLER DÜNDEN BUGÜNE İTÜ Mühendishanelerin Kuruluşu Arifesinde Osmanlı Devleti’nde Siyasî ve Sosyal Dinamikler Prof. Dr. Mustafa Kaçar Türkiye’de Modern Bilimin Öncüsü Başhoca İshak Efendi Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu Ana Hatlarıyla Mühendislik Tarihimiz Prof. Dr. Attila Bir İTÜ ve Bilim: Bazı Kişisel Gözlemler Prof. Dr. A. M. Celâl Şengör İTÜ Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zekâi Şen MİMARLIK/MÜHENDİSLİĞİN GELECEĞİ VE İTÜ Prof . Dr. Rafet Bozdoğan TUSAŞ Yönetim Kurulu Başkanı Prof . Dr. Hacı Ali Mantar İTÜ Rektör Yardımcısı Prof . Dr. Yüksel Demir İTÜ Mimarlık Bölüm Başkanı Dr. Cüneyt Fırat C2tech CEO 11 27 29 31 37 37 39 61 69 89 99 113 115 121 125 139 i ç i n d e k i l e r İLK FAKÜLTELERİN KURULUŞU Yüksek Mühendis Mektebi’nden Teknik Üniversite’ye: Çok-Disiplinli Mühendislik Eğitiminde Jeoloji Nilgün Okay İnşaat Fakültesi Ünal Aldemir (Dekan) Geçmişten Günümüze Mustafa Kumral İTÜ Makina Fakültesi Kuruluşu ve İlk Yılları Ekrem Tüfekci (Dekan) Uğurcan Eroğlu Elektrik Fakültesi İbrahim Akduman (Dekan) İTÜ Mimarlık Fakültesinin Kökleri: Fakültenin Kuruluş Anlatısına Yeniden Bakmak Özlem Özcan Kuruluşundan Günümüze Türk Musikisi Devlet Konservatuarı Ali Tüfekçi İTÜ’NÜN İLKLERİ İTÜ Radyosu Suha Çalkıvik , Osman Palamutçuoğlu Eşref Adalı İTÜ Televizyonu Eşref Adalı, Avni Morgül Türkiye ve İTÜ’nün İlk Bilgisayarları Ekin Ünlü, Eşref Adalı, Eminalp Malkoç Bir Fakültenin Kuruluş Hikayesi Bülent Özipek 143 145 193 217 231 279 283 309 327 329 351 383 401 411 413 435 445 461 473 487 489 523 537 559 585 587 TARİHİ MÜHENDİSLİK EKİPMANLARININ BİR ÖRNEĞİ OLARAK USTURLAB VE İTÜ GEOMATİK BÖLÜMÜ KOLEKSİYONU ÜZERİNE Endülüs’ten Mühendishâne-i Hümâyûn’a Muhammed b. Fettûh el-Hamâirî’nin 10 Motifli 10 Usturlabı Eslem Günaydın Ölçme ve Konumlandırma Tarihi Mustafa Yanalak Geomatik Mühendisliğinde Güncel Teknolojiler M. Enes Atik Evrensel Ekvatoral Güneş Saati Burak Barutçu Mühendis Mekteb-i Âlîsi Mühendislik Eğitiminde Bilimsel Aletler ve Laboratuvarlar Ulaş Duygu Aysal Cin HER YÖNÜYLE MİMARLIK FAKÜLTESİ Mimari Tasarım Eğitiminde Bina III Kürsüsünün Mirası, Aktörleri ve Ortamı Belkıs Uluoğlu Bina Tasarımının Ötesinde Bir Olgu Olarak Mimari Tasarım Yüksel Demir İTÜ'de Şehircilik Eğitiminin Türkiye'deki Öncü Rolü, Dinamikleri ve Gelişimi Mehmet Ocakçı Tarihi Belge Olarak Mimarlık: Taşkışla Aygül Ağır İTÜ NADİR ESERLER SEÇKİSİ Başhoca İshak Efendi ve Kavâid-i Ressâmiye İsimli Eseri Aras Neftçi Mühendishâne’den Mühendis Mekteb-i Âlîsi’ne Mektep Kütüphanesi Ulaş Duygu Aysal Cin İTÜ Nadir Eserler Koleksiyonu, Osmanlı İmparatorluğu ve Erken Cumhuriyet Dönemi Nafia Projeleri Arşivi Ulaş Duygu Aysal Cin SES MÜHENDİSLİĞİ ÜZERİNE NOTLAR Disiplinlerarası Bir Tasarım Örneği Olarak İTÜ Miam Üç Boyutlu Ses Stüdyosu Can Karadoğan, Ahmet Sertaç Öztürk, Oğuz Öz Müzik Prodüksiyonunda Akıllı Sistemler ve Bir Otomatik Ses Miksaj Hazırlığı Uygulaması Modeli Taylan Özdemir, İsmet Emre Yücel Gürültü Kavramı Üzerinden Sese Mühendislik, Mimarlık ve Müzik Pratiğinden Bakış Örnekleri ve Disiplinler Ötesi Yaklaşım Önerileri Sair Sinan Kestelli Elektromanyetizma, Geribesleme ve Canlı Ses İşleme Yöntemleri ile Kendi Kendine Çalan Piyano Gökhan Deneç 2. CİLT DÜNYADAN/TÜRKİYE’DEN ÖNEMLİ MÜHENDİSLİK VE MİMARLIK PROJELERİ Dünyada ve Ülkemizde Öne Çıkan Binaların Cephe Sistemlerinin İncelenmesi Ayşe Nil Türkeri, Canan Baş Tüberküloz ve Modernizm: Tıbbi Tedavinin Mekânsal Bir Yansıması Olarak Paimio Sanatoryumu Melike Karali Kuzeyde Mimari Bir Öğe: Lakhta Center Muhammed Kadri Filiz, Bade Kanatlı 609 629 649 651 671 687 705 737 739 759 779 Yer Altındaki Mühendislik ve Mimarlık Yapıları Bir Metro İstasyonunun Hikayesi Üsküdar Metro İstasyonu’nun İmalat Süreçleri Hatice Gül Selman MÜHENDİSLİK/MİMARLIĞIN TARİHİ VE GELİŞİMİ İnsan Aklının Evrimi: Lebombo Mağarası’ndan Mouseion’a Matematiğin Serüveni Fikret Gölgeleyen, Veli Akarsu Geometrik Süsleme ve Kaplamaların Matematiksel İncelemesi Hatice Kübra Özkan Karşı Ağırlıklı Mancınık ve Bizans'taki Serüveni Kutsi Aybars Çetinalp, Burak Barutçu The Historical Basis of Cybernetics In the Context of Artificial Intelligence Nazlı Gülşah Cimilli, Aytekin Çökelez, Burak Barutçu CUMHURİYET ÖNCESİ VE SONRASINDA TÜRKİYE’DE MÜHENDİSLİK VE MİMARLIK 18. Yüzyıl İstanbul’unda Teknolojinin Kent Mekânına Etkisi: Hortumlu Yangın Tulumbası Ayhan Han İktidarın Temsiliyetinde Mimarinin Rolü: Erken Cumhuriyet Dönemi Ayasofya’sı Üzerinden Bir Değerlendirme Esra Babul, Sena Göknur Koç Tanzimat Sonrasında İnşa Edilmiş Büyük Programlı Yapıların Cumhuriyet Devrinde Yeniden Kullanımı ve Miras Değerleri Üzerine Bir Okuma Saadet Mutlu Kaytan, Can Binan 801 819 821 841 855 873 889 891 917 937 MÜHENDİSLİK VE MİMARLIK EĞİTİMİ Mühendishâne İdâdîlerinde Geometri Öğretimi: Mükemmel Hendese Örneği Müjdat Takıcak Türkiye ve Dünya’da Maden Mühendisliği Eğitimi Muammer Kaya Demiryolu Mühendislik Eğitimi ve Zonguldak- Irmak Demiryolu Elif Akbulut, Gülsün Tanyeli Mimarlık ve İnşaat Mühendisliği Pratiğinde Proje ve Yapım Yönetimi Eğitimi Ecem Tezel, Pınar Irlayıcı Çakmak MÜHENDİSLİK VE MİMARLIK EĞİTİMİ: KURUMLAR Yüksek Mühendis Mektebi'nde Makine-Tayyare Şubesinin Kuruluşu ve Eğitim Faaliyetleri (1941) Emir Öngüner Havacılık Eğitimi Tarihinde Unutulmuş Bir Kurum: İstanbul Teknik Üniversitesi Sivil Havacılık Enstitüsü Akansel Yalçınkaya Bauhaus ve Köy Enstitülerinde Eğitim Deneyimleri Asena Kübra İmren, Levent Arıdağ MÜHENDİSLİK VE MİMARLIK EĞİTİMİ: BİYOGRAFİ-LİTERATÜR Mühendis Mektebi’nde Avusturyalı bir Mühendis İdareci: Philipp Forchheimer ve Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Faaliyetleri Mustafa İnce, C. Ozan Ceyhan Türkiye’nin İlk Kadın Mühendisi: "Mühendis Hanım" Sabiha Rıfat Gürayman Gül Aydın 961 963 989 1009 1029 1049 1051 1067 1093 1119 1121 1149 Ord. Prof. Ahmed İhsan İnan Akademik Yaşantısı ve Homojen Olmayan Kirişlere Dair Eseri Uğurcan Eroğlu, Ömer Ekim Genel, Ekrem Tüfekçi İTÜ Mimarlık Tarihinde Dikkat Çeken Bir Sima: Ord. Prof. Dr. Mukbil Gökdoğan (1909-1992) Tuğba Yılmaz Mühendis Mektebi Muallimlerinden Koca Mü’minzade Muallim Ali Ziya (Kocainan) ve Demir İnşaat İsimli Eseri Ömer Dabanlı, Suphi Saatçi MÜHENDİSLİK VE MİMARLIK EĞİTİMİ: LİTERATÜR Osmanlı Matematikçilerinin Modern Matematiğe İştiraki Ahmed Hamdi ve Mühendis Tayyar’ın Bilimsel Çalışmaları Semiha Betül Takıcak Mehmed Refik FENMEN’in Fenn-i Elektrik ve Tatbikat-ı Sınaiyesi ve Diğer Baskılarının İzinden Bilim Dilinin Gelişimi Hande Vural, Burak Barutçu, Aytekin Çökelez Vitruvius ve Kazım Çeçen Örneklerinde Suyun Taşınması (Aquam Ducere) Hatice Şeyma Selbesoğlu, Aytekin Çökelez, Burak Barutçu Türkçe Yayınlanan Termodinamik Kitapları: Bibliyografik Bir Yaklaşım Asım Sinan Karakurt, Kağan Esat Özlü MESLEKLER ARASI ETKİLEŞİM Mimari Koruma Kuram ve Uygulamalarının Bilim ve Teknoloji İle Etkileşimi Ceyda Yurttaş Şahin, Serbülent Vural Karma Gerçeklik Ortamında Etkileşimli Tasarım ve Robotik Fabrikasyon Yöntemi Yusuf Buyruk, Gülen Çağdaş 1175 1203 1225 1237 1239 1257 1279 1307 1325 1327 1351 Türkiye’de Akademiden Sahaya Mimar-Sanatçı İşbirliği: Utarit İzgi Mimarlığı Tuba Sarı Yangın Güvenliğinde Mühendislik ve Mimarlık Disiplinlerinin Etkileşimi Tolga Aycı ENGINEERING & ARCHITECTURE IN THE WORLD/TURKEY Analysis of Modernismo through various buildings in Valencia, Spain Nagehan Yağmur Şimşek Sönmez, Zafer Sağdıç Engineer Ivan Ivanov and the Rila-Sofia water pipeline as one of major engineering infrastructure projects of Interwar Bulgaria Ivaylo Chadarov Nachev Modern Reflections on Vernacular Architecture in Early Republican Period: The Boylu House in Aydın, Turkey Güneş Ünal, Aybüke Safi İdil Malgil , Gizemnur Zengin MÜHENDİSLİK VE MİMARLIK ALGISI Karantina Sürecinde Evin Mekansal Yorumu: Mimarlık Öğrencilerinin Tespitleri Ayşe Nur Şenel Fidangenç Contemporary Architecture Inbetween Zumthor & Ingels: Architectural Perception of 2020s Zafer Sağdıç Bir İnsansal Etkinlik Olarak Mimarlık ve Mimarın Borcu Esra Nur Erşahin 1375 1397 1405 1407 1429 1441 1459 1461 1471 1495 1773 yılında kurulan İstanbul Teknik Üniversitesi, 250. yaşına girmenin gururunu yaşıyor. 2023 yılı boyunca birçok farklı alanda sürdürdüğümüz etkinliklerle 250. yaşımızı kutlarken, aynı zamanda Cumhuriyetimizin 100. yılını idrak etmenin de gururunu yaşadık. İstanbul Teknik Üniversitesi; 250 yıllık büyük bir geleneğin mirasını her gün yeni akademisyenlerine ve öğrencilerine aktararak, ülkemizdeki bilim- sel ve teknolojik yeniliğin her daim öncüsü olmuştur. Dünyanın en köklü teknik üniversitelerinden biri olan İTÜ’nün adı, mühendislik ve mimarlık öğretimi ile adeta özdeşleşmiştir. Bilimsel ve teknolojik sayısız ilerlemenin mimarı olarak bugüne dek ülkemizdeki birçok ilke imza atmış ve bilimsel gelişmelere öncülük etmiştir. İTÜ’nün kurumsal tarihi, entelektüel hafızası ve sahip olduğu seçkin ortam, geçmişten geleceğe uzanan güçlü bir köprüdür. Çağın gereklerine uygun bi- çimde gelişimi, yenilikçi bakış açısı ve dünyayla ilişki kurmayı önemseyen yapısıyla İTÜ; dünün, bugünün ve yarının üniversitesidir. 250. yılını geride bırakmış büyük bir kurum olarak İTÜ, 2023 yılı içinde iki buçuk asırlık yolculuğunu ortaya koyan birçok detaylı çalışmaya da imza at- mıştır. İTÜ’nün köklü tarihini yeni nesillere aktarabilmek adına hazırlanan SUNUŞ 732 I 733 T∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL IT∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL I İTÜ 250. Yıl Belgeseller Serisi, İTÜ Müzesi ve İTÜ 250. Yıl Külliyatı bu çaba- ların birer ürünüdür. 250. yaşımızda ayrıca birçok etkinliğe imza atarken; seminerler, yarışmalar ve turnuvalar da düzenledik… İTÜ Hafıza ve Bilim Yolu’nu yaptık. 250. Yılda 250 Bin Fidan kampanyasını başlattık ve İTÜ Ödülleri’ni hayata geçirdik. Son iki yıla yayılan 250. Yıl Etkinliklerimiz süresince vurgulamak istediği- miz en önemli şey; İTÜ’nün köklü geçmişi ve mirası olduğu kadar, aslında İTÜ’lü olmanın kıymetini, “İTÜ Ailesi”nin ne demek olduğunu ön plana çı- karmaktır. İTÜ 250. Yıl Külliyatı da bu çalışmalardan biri olarak ortaya çıktı. Bu önemli çalışma ile hedeflenen, iki buçuk asırlık bir yolculuğu tümüyle olmasa dahi, belli başlı köşe taşlarıyla anlatabilmektir. İTÜ’nün Osmanlı İmparatorlu- ğu’ndan Cumhuriyet’e taşınan, ardından bugünlere kadar gelen tarihsel serüvenini tıpkıbasımlarla, biyografilerle, monografilerle, iz bırakanlar ve iz projelerle birlikte elimizden geldiğince anlatmaya çalıştık. İTÜ gibi köklü bir kurumun tarihsel yolculuğunu anlatabilmek de elbette özenli ve derinlikli bir çabayı gerektirmektedir. Hazırlıkları uzun bir zama- na yayılan bu külliyatın hazırlanmasından yayın kurulumuz, yazarlarımız, editörlerimiz, çevirmenlerimiz ve koordinasyonu sağlayan çalışma arka- daşlarımız büyük özveriyle çalıştılar. İTÜ’nün kurumsal tarihini geleceğe taşımak adına bu önemli çalışmanın gelecek nesillere kalması bizler için ön- celikli motivasyon oldu. Bu eserlere katkı sunan herkese teşekkür ediyoruz. 250. yılını geride bırakan büyük ve güçlü bir kurum olarak İTÜ, geçmişin- den ve birikiminden aldığı güçle, güzel işler yapmaya, ülkemizin eğitim ka- litesine değer katmaya devam edecektir. *** İstanbul Teknik Üniversitesi’nin 250 yıllık bilimsel eğitim ve teknik atılım serüveninin gelişiminin incelenmesi, mühendislikten mimarlığa birçok alanda ülkemizin bilimler ve kurumlar tarihinin oluşum süreci hakkında T∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL IT∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL I değerli veriler sunması bakımından önemlidir. İTÜ’nün köklü geçmişi, ay- rıca geleceği dönüştürme yolunda yapılacak hamlelerin ilham kaynağıdır. Uzman isimlerin, “İTÜ Tarihi”nin farklı boyutlarını irdelediği bu çok disip- linli çalışmanın ikinci cildi, Mühendis Mekteb-i Âlîsi ve Yüksek Mühendis Mektebi yıllarını merkezine alarak, Türkiye’nin imarı ve kalkınması yolun- da atılan adımların arkasındaki beyinlerin yetiştirilmesi için gösterilen ça- baların bilimsel ve somut veriler ışığında mercek altına alındığı özgün bir tarihsel çalışmayı içeriyor. Değişen dünya karşısında, değişen bilimsel ve teknik imkânlara adapte olma yolundaki atılımların irdelendiği bu kitap, alanında öncü laboratuvarların kurulmasından, Türkiye’nin ilk kadın mü- hendislerinin yetişme serüvenine kadar mühendislik tarihimizin pek çok kilometre taşına ışık tutuyor. Kitabın hazırlanması sırasında özveriyle çalışan ve emeği geçen herkese iç- tenlikle teşekkür eder, eserin tüm okurlarına ilham vermesini umarım. Prof. Dr. İsmail Koyuncu Rektör 734 I 735 T∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL IT∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL I Dünyadan/Türkiye’den Önemli Mühendislik ve Mimarlık Projeleri Oturum Başkanı: Prof. Dr. Yüksel Demir BİLD İR İLERB İLD İR İLER T∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL IT∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL I Prof. Dr. A. Nil Türkeri * Araş. Gör. Canan Baş ** ÖZ İnşaat sektörü, yarattığı katma değer ve istihdam imkânlarıyla ülkemiz eko- nomisine önemli katkı sağlar. Cephelerin bina kimliği oluşturması, pres- tij göstergesi olarak görülmesi ve genellikle binada en büyük alan kaplayan eleman olmasından dolayı cephe sektörü, inşaat sektörünün önemli bir alt sektörünü oluşturur. Cephe sistemi estetik algısı, sokak görünüşüne etki- si ile mimari tasarım açısından, çevresel etmenlerin binada karşılaştığı ilk DÜNYADA VE ÜLKEMİZDE ÖNE ÇIKAN BİNALARIN CEPHE SİSTEMLERİNİN İNCELENMESİ * İstanbul Teknik Üniversitesi, Mimarlık Bölümü, İstanbul – Türkiye, sahal@itu.edu.tr ** İstanbul Teknik Üniversitesi, Mimarlık Bölümü, İstanbul – Türkiye, bascana@itu.edu.tr 738 I 739 DÜNYADAN/TÜRKİYE’DEN ÖNEMLİ MÜHENDİSLİK VE MİMARLIK PROJELERİ yüzey olmasından dolayı yapısal tasarım açısından öneme sahiptir. Çevresel etmenlere karşı iç ortamda kullanıcı gereksinimlerini karşılayacak konfor koşullarını yaratma işlevini üstlenen cephe sisteminin her bir bileşeninin bu çevresel etmenler altında belli performanslar göstermesi beklenir. Bu çalış- manın amacı, dünyada ve ülkemizde öne çıkan binaların cephe bileşenlerini ve bu bileşenlerin göstermesi beklenen performansları incelemektir. Cephe sistemi ve bileşenlerinin performansları konusunda literatürden bilgiler der- lendikten sonra, biri yurtiçi biri yurtdışında olmak üzere beton panel cephe sistemi ile çubuk ve panel cephe sistemine sahip dört projenin cephe sistem- leri bilgileri yüzyüze görüşme yöntemiyle elde edilmiştir. Dört projenin cep- he sistemi bileşenleri ve gösterdikleri performanslar fotoğraflar ve çizimler üzerinden incelenmiştir. İncelemeler sonucunda ülkemizde cephe sektörü profesyonellerinin cephe sistemi teknolojisinin gelişmesindeki katkılarının yanında, deneyimlerini yurtdışındaki projelerin cephe sistemlerinin mima- ri tasarımı, yapısal tasarımı, üretimi ve montajında rol alarak kanıtladıkları görülmüştür. Söz konusu profesyonellerin belirli bir bölümünün Üniversite- miz mimarlık ve mühendislik bölümlerinden mezun oldukları anlaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Cephe Teknolojisi, Beton Panel Cephe Sistemleri, Çubuk ve Panel Cephe Sistemleri, Cephe Performansı 1. Giriş Cephe sistemi hem mimari hem de yapısal bağlamda önemli bir yapı ele- manıdır. Mimari açıdan bakıldığında binalarda ilk algılanan eleman oldu- ğundan estetik değeri yüksektir. Ek olarak cephe sisteminin oluşturduğu bina görünüşleri, binanın bulunduğu sokağın görünüşünü, mahallenin do- kusunu ve şehrin silüetini etkiler. Cephe sisteminin mimari tasarımı yerel mimari bir kimlik oluşturmaya da büyük katkı sağlar. Diğer yandan, cephe sisteminin yapısal tasarımında yıllar içinde gelişen teknolojiye bağlı olarak kullanılan yapım yöntemleri, yapı malzeme ve bileşenleri sürekli bir deği- şim içindedir. Bina iç ortamında oluşturulması gereken kullanıcı konfor ko- şulları beklentisi de zamanla artmıştır. Bu sebeple gerekli konfor koşullarını sağlamak için tasarlanan cephe bileşenlerinin karmaşıklık düzeyi gelişen T∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL IT∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL I teknolojinin de desteğiyle yükselmiştir. Cephe sisteminin karmaşıklık dü- zeyinin artmasında cephe sistemine farklı işlevler yüklenmesi ve bina alt sistemlerinin entegre tasarımı da rol almıştır. Güneş kontrolü amacıyla güneş kırıcı elemanlar ile birlikte tasarlanan cephe sistemi; ısıtma, soğut- ma ve havalandırma sistemleri ile entegre çalışan çift cidarlı cephe siste- mi; yenilenebilir enerji üretebilen teknolojiler ile entegre tasarlanmış enerji üretebilen cephe sistemi günümüzde kullanımı yaygınlaşmakta olan güncel cephe teknolojileri arasında sayılabilir. İnşaat sektörü yarattığı katma değer ve istihdam imkânlarıyla ülkemiz ekonomisine önemli katkı sağlar. Cephe sistemi ise diğer yapı elemanları- na kıyasla en büyük yüzey alanına sahip olması, teknolojik ve karmaşık bir sistem olması, estetik ve prestijli bir görünüşe katkısı nedenlerinden dolayı önemli bir proje kalemi olmaktadır. Bu nedenle, cephe sektörü, inşaat sek- törü içinde ekonomiye katkısı bakımından önemli alt sektörlerden biridir. Mimarlar, mühendisler, danışmanlar, malzeme ve sistem üreticileri ile yükleniciler cephe sektöründeki paydaşları oluşturmaktadır. Bu profesyo- nel ekipler, cephe sisteminin tasarım, imalat ve montaj aşamalarında görev alır. Türkiye’de cephe sistemi tasarımı, imalatı ve montajında rol alan pro- fesyoneller hem Türkiye cephe sektörünün teknolojik gelişmeleri takiben gelişimine katkıda bulunmuş, hem de bu gelişmiş sistemlerdeki uzmanlık- larını diğer ülkelerdeki projelerde uygulamışlardır. Böylece cephe sektörü paydaşları ülkemizde ve yurtdışında pek çok önemli projenin cephe sistem- lerinin tasarım, imalat ve montaj aşamalarında rol almışlardır. 2. Cephe Sistemleri Tanımı, İşlevi ve Türleri 2.1. Cephe Sistemleri Tanımı ve İşlevi Cephe sistemleri dış unsurları ve kuvvetleri kullanılan iç ortamdan ayıran dikey, eğimli, yatay veya diğer geometrik biçimlerle binayı çevreleyen çeper olarak tanımlanabilir [1]. Dış ortamdaki etmenlere karşı bina kullanıcıları- na korunaklı bir iç ortam yaratırken aynı zamanda kullanıcıların dış ortam ile iletişimini de sağlar. Dış ortam ile iç ortam arasında ayırıcı ve filtreleyici bir katman olarak yer alan cephe sistemi, bina iç ortamında kabul edilebi- 740 I 741 DÜNYADAN/TÜRKİYE’DEN ÖNEMLİ MÜHENDİSLİK VE MİMARLIK PROJELERİ lir koşulları yaratmak amacıyla dış etmenleri kontrol etme ve düzenleme işlevlerini yüklenir [2]. Yağışlar, güneş ışınımı, gürültü ve yangın gibi dış etmenler altında cephe sisteminin göstermesi beklenen performans gerek- sinimleri vardır. Cephe sistemi kendi ağırlığını güvenli bir şekilde taşıyıp bina taşıyıcı sistemine iletmelidir. Aynı şekilde rüzgar ve deprem yükleri gibi yanal yükleri bünyesinde karşılayıp bina taşıyıcı sistemine güvenli bir şekilde iletmelidir. Değişen dış ortam sıcaklığına karşı iç ortam sıcaklığını konfor koşullarında tutmak için ısı geçişini kontrol etmesi gereklidir. İç or- tamda kullanıcının hijyen ve kuruluk konfor koşullarını sağlayabilmek için yağışlar ile cephe yüzeyine gelen suyu kontrol ederek iç ortama geçişine en- gel olmalıdır. Kullanıcının görsel konforu için yeterli aydınlanma düzeyini sağlayacak miktarda gün ışığı geçişine izin verip, görsel konfor ve ısıl konfor açısından gereken miktardan fazla olan güneş ışınımını kontrol etmelidir. Hava hareketlerinin iç ortama kontrollü bir şekilde ulaşmasını sağlayarak doğal havalandırma yoluyla kullanıcının temiz hava ihtiyacını karşılamaya yardımcı olmalıdır. Dış ortamdaki ses kaynaklarından gelen gürültünün iç ortamdaki akustik konfor koşullarını aşan kısmını engelleyecek düzeyde ses yalıtım değerine sahip olmalıdır. Yangın ve duman yayılımını engelleyerek yangına karşı kullanıcı güvenliğini sağlamalıdır. Cephe sistemleri tüm bu performans gerekliliklerini sağlarken sürdürürlebilirlik ilkelerini göz önü- ne alarak, enerji tüketimini minimum düzeye indirecek, minimum bakım ve onarım gerekliliği ile uzun süre boyunca performansını beklenen seviye- nin üzerinde tutabilecek şekilde tasarlanmalıdır. 2.2. Cephe Sistemleri Türleri Cephe sistemleri, bileşenler ve katmanlaşma türleri açısından temel olarak dört gruba ayrılabilir. Bunlar aşağıda verilmiştir ; • kaplamalı cephe sistemi • beton panel cephe sistemi • transparan cephe sistemi • çubuk ve panel cephe sistemi T∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL IT∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL I Kaplamalı cephe sistemi, bina taşıyıcı sisteminin bir parçası olan ya da yal- nızca cephe sisteminin ağırlığını ve üzerine gelen yatay yükleri taşıyarak bina taşıyıcı sistemine güvenli bir şekilde ileten bir duvar çekirdeğine sa- hiptir. Kaplamalı cephe sistemi kendisinden beklenen performanslara göre duvar çekirdeğine tespit edilmiş iç kaplama ve dış kaplama ile ısı yalıtımı, su yalıtımı, buhar kesici gibi çeşitli bileşenlerin farklı katmanlaşma model- lerinden oluşur. Beton panel cephe sistemi, kalıba dökülerek şekil verilmiş betonarme ya da hafif beton içeren, genellikle kat yüksekliğinde olan ve bina taşıyıcı sistemine asılarak tespit edilen panellerden oluşur. Transpa- ran cephe sistemi ana sistem bileşeni cam olan ve cam, kablolar, kafes kiriş- ler veya diğer kendine özgü tasarlanmış ikincil taşıyıcı sistemlere camların görsel olarak minimum bağlantı içerecek şekilde tespit edilmesiyle oluşan cephe sistemidir [1]. Genellikle iskelet taşıyıcı sistem bileşenlerinin önüne asılarak kendi ağırlıklarını ve yatay yükleri bina taşıyıcı sistemine ankraj- lar aracılığı ile aktaran, yatay profiller, düşey profiller ve dolgu panellerden oluşan cephe sistemlerine çubuk ve panel cephe sistemleri adı verilir [3]. Bu çalışmanın amacı, ulusal ve uluslararası düzeyde öne çıkan binaların cephe sistemlerini oluşturan beton panel sistem ile çubuk ve panel cephe sistemi- nin ve bu sistemlerin performanslarının incelenmesidir. 3. Çalışmanın Yöntemi Çalışmada öncelikle literatür taraması ile cephe sistemleri ile ilgili genel bil- gilere ulaşılmıştır. Sonrasında beton panel cephe sistemi ile çubuk ve panel cephe sistemi konularında literatürdeki veriler toplanmıştır. Biri beton pa- nel cephe sistemi üreticisi, diğeri ise çubuk ve panel cephe sistemi üreticisi olan iki firmanın ulusal ve uluslararası öne çıkan birer projeleri seçilmiştir. Seçilen projeler ile ilgili bilgiler yüz yüze görüşme yöntemi ile elde edilmiş- tir. Dört projenin cephe sistemleri ve sistem bileşenleri performansları açı- sından incelenmiştir. 742 I 743 DÜNYADAN/TÜRKİYE’DEN ÖNEMLİ MÜHENDİSLİK VE MİMARLIK PROJELERİ 4. Beton Panel Cephe Sistemi Tanımı ve Örnek Projeler 4.1. Beton Panel Cephe Sistemi Tanımı Betonarmenin bina cephelerinde kullanımı 1903’te Auguste Perret’in Rue Franklin, Paris’te yer alan konut binası ile başlamış, 1920 sonrasında beto- narme üretiminin endüstriyelleşmesi önem kazanmış ve 1950-1960 yılların- da büyük boyutlu taşıyıcı prekast betonarme panellerin cephede kullanımı yaygınlaşmıştır [2]. Karbon fiber takviyeli ya da ultra yüksek performanslı beton gibi daha yakın zamanlarda geliştirilen malzemeler, geleneksel mal- zemeler ile yapılanlardan daha ince ve daha hafif olan panellerin üretimine olanak tanımıştır [4]. Beton panel cephe sistemi ağır beton prekast paneller ve hafif beton prekast paneller olarak ikiye ayrılır. Ağır beton paneller, tek katmanlı ağır beton panel ve sandviç ağır beton panellerden oluşurken; hafif beton paneller, tek katmanlı hafif beton panel, metal ızgaralı hafif beton pa- neller ve sandviç hafif beton paneller olarak gruplanır. Ağır beton panellerde beton ve çelik donatılardan oluşan betonarme kullanılırken, hafif beton pa- nellerde çelik donatı yerine çeşitli lifler katkısıyla beton güçlendirilir. Sand- viç panellerde iç ve dış kaplamayı oluşturan beton malzemeleri arasında bir ısı yalıtım malzemesi yer alır. Metal ızgaralı hafif beton paneller ise kalıba dökülen hafif betonun üzerine genellikle hafif çelik profillerden oluşan bir ızgaranın yerleştirilmesi ile elde edilir. Beton paneller bir fabrikada üretildik- ten sonra inşaat alanına taşınır ve vinç yardımı ile kaldırılarak bina taşıyı- cı sistemine tespit edilir. Beton panellerin bina taşıyıcı sistemine tespitinde ankrajlar ve bulonlardan oluşan bağlantılar kullanılır. Her beton panelin tes- pitinde en az iki adet beton panelin ağırlığını taşıyarak bu yükü bina taşıyıcı sistemine aktaran yerçekimi yükü bağlantısı, en az iki adet de yatay yükleri bina taşıyıcı sistemine aktaran yatay yük bağlantısı kullanılır [5]. 4.2. Diamant Ofis Projesi 4.2.1. Diamant Ofis Projesi Cephe Sistemi Bileşenleri Beton panel cephe sistemine sahip olan ve incelenen projelerden ilki Bel- çika’nın Ghent şehrinde yer alan Diamant ofis binasıdır (Şekil 1). Binanın T∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL IT∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL I cephe tasarımında üçgen formlar öne çıkarken, beton ve cam malzeme kul- lanımı göze çarpmaktadır. Beton panel kullanılan kısımlarda iki üçgenin yan yana gelmesiyle oluşan eşkenar dörtgen şeklinde modüllerden cephe sistemi oluşmaktadır. Cephe sisteminin taşıyıcısı olarak bu eşkenar dört- gen formun sınırlarını takip edecek şekilde düşey ve yatay ile belli bir açıda duran alüminyum profiller bina taşıyıcı sistemine tespit edilmektedir (Şekil 2). Duvar gövdesi iki galvaniz levha arasında yerleştirilmiş ısı yalıtım mal- zemesinden oluşmakta ve düşey ve yatay alüminyum profillere tespit edil- mektedir (Şekil 3). Düşey ve yatay alüminyum profillerin kesiştiği köşelere cam lifi takviyeli beton panellerin montajı için çelik ankrajlar yerleştiril- miştir. Duvar gövdesi üzerine gelen cam lifi takviyeli beton paneller her bir eşkenar dörtgen modülün dört köşesinde panel içine gömülü olarak bulu- nan paslanmaz çelik tespit bileşenleri kullanılarak çelik ankrajlara bağlanır (Şekil 2). Sonrasında bu bağlantılar için her modülün dört köşesinde bıra- kılmış boşluklar cam lifi takviyeli betondan üretilen küçük üçgen parçalar yapıştırılarak kapatılmıştır. Duvar iç kaplaması olarak kompozit paneller kullanılmıştır. Cephe modüllerinin her birinde yer alan iki üçgen formun ortasında duvar gövdesine tespit edilmiş alüminyum doğrama ve çift taba- kalı camdan oluşan üçgen şekilli pencereler bulunmaktadır. Şekil-1: Diamant Ofis proje künyesi ve cephe fotoğrafları, fotoğraflar: Fibrobeton 744 I 745 DÜNYADAN/TÜRKİYE’DEN ÖNEMLİ MÜHENDİSLİK VE MİMARLIK PROJELERİ Şekil-2: Diamant Ofis projesi cephe sistemi imalat fotoğrafları, fotoğraflar: Fi- brobeton Şekil-3: Diamant Ofis projesi cephe sistemi kısmi plan, kısmi kesit ve kısmi görünüş çizimleri, çizimler: Fibrobeton T∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL IT∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL I 4.2.2. Diamant Ofis Projesi Cephe Sistemi Performansı Diamant Ofis binasının cephe sisteminde yer alan düşey ve yatay alümin- yum profiller kendilerinin ve tüm cephe bileşenlerinin ağırlıkları ile bera- ber cepheye gelen rüzgar, deprem gibi yatay yükleri güvenle taşıyarak bina taşıyıcı sistemine iletmektedir. Duvar gövdesinde bulunan ısı yalıtımı ısı ge- çişini kontrol ederek iç ortamda kullanıcının ısıl konfor koşullarının sağlan- masına yardımcı olmaktadır. Duvar gövdesinde bulunan galvaniz paneller ise hava, su ve buhar geçirimsizlik sağlamaktadır. Kaplama olarak kullanı- lan cam lifi takviyeli beton paneller güneş ışınlarını yansıtarak kullanıcı- nın ısıl konfor koşullarının yaratılmasına katkıda bulunmaktadır. İç duvar kaplaması estetik gerekçeler ile kullanılmıştır. Çift tabakalı camlar ve alü- minyum doğramalardan oluşan pencereler güneş ışınlarını iç ortama ala- rak kullanıcının ısıl ve görsel konforunu sağlama konusunda görev üstlenir. Buna ek olarak pencere sistemi dış ortamla iletişimi sağlayarak kullanıcının sosyal ve psikolojik gereksinimlerini sağlamakta rol oynar. 4.3. Moment Beştepe Projesi 4.3.1. Moment Beştepe Projesi Cephe Sistemi Bileşenleri İncelenen ikinci bina Ankara’da bulunan, ofis ve ticari işlevlere sahip Mo- ment Beştepe binasıdır (Şekil 4). Dikdörtgen prizması şeklinde kütlelerin farklı açılarla bir araya gelmesiyle oluşan yapının zemine yakın kısımda yer alan kütlelerin beton panellerden oluşan cephesi bu çalışma kapsamında incelenmiştir. Bir ve iki kat yüksekliğindeki cam lifi takviyeli beton panel- ler, camlı çubuk cephe sisteminden oluşan duvardaki açıklıkları çevreleyen opak duvar bileşenleri üzerinde kaplama olarak yer almaktadır (Şekil 5). Cephenin opak kısımlarında, bina taşıyıcı sistemini oluşturan betonarme kiriş alnına çelik ankrajlar ile tespit edilen dikdörtgen kesitli çelik düşey ve yatay profiller cephe sistemini taşıyan bileşenlerdir (Şekil 6). Çelik pro- fillerin iç ve dış yüzeyine galvaniz levhalar tespit edilmiş, levhalar arasına taşyünü panel ısı yalıtım malzemesi yerleştirilmiştir. Çelik profillerin dış yüzeyinde cam lifi takviyeli beton panellerin bağlanması için çelik L profil 746 I 747 DÜNYADAN/TÜRKİYE’DEN ÖNEMLİ MÜHENDİSLİK VE MİMARLIK PROJELERİ ankrajlar bulunmaktadır. Ankrajlar arasında bir kez daha taşyünü paneller ısı yalıtım amacıyla yerleştirilmiştir. Sonrasında çelik kutu profil ızgaralı cam lifi takviyeli beton paneller, çelik L profil ankrajlara tespit edilmekte- dir. Duvar iç kaplaması olarak kullanılan malzeme ile ilgili bir bilgiye ulaşı- lamamıştır. Duvarda bırakılan boşluklara düşey ve yatay alüminyum pro- filler ile çift tabakalı camdan oluşan çubuk cephe sistemi tespit edilmiştir. 4.3.2. Moment Beştepe Projesi Cephe Sistemi Performansı Bu projenin cephe sisteminde yer alan düşey ve yatay çelik profiller yatay yükleri ve cephe bileşenlerinin ağırlığından kaynaklanan yükleri ankrajlar aracılığıyla betonarme kirişlere aktararak kullanıcının güvenliğini sağlar. Çelik profillerin iç ve dış yüzeyinde kullanılan galvaniz levhalar hava, nem ve su geçirimsizlik performansı göstererek iç ortamda kullanıcının kuruluk- la ilişkili hijyen gereksinimlerinin karşılar. Duvar gövdesi içinde ve önünde yer alan taşyünü paneller ısı geçişini kontrol ederek ısıl performans gösterir. Cam lifi takviyeli beton panellerin ardında yer alan çelik kutu profillerden oluşan ızgara, beton panelin kendi ağırlığını ve üzerine gelen yükleri çelik L profil ankrajlar yardımıyla cephenin taşıyıcı bileşenini oluşturan çelik pro- fillere aktarır. En dışta yer alan katman olan cam lifi takviyeli beton panel- ler ise üzerlerine gelen güneş ışınlarını yansıtıp iç ortama iletilebilecek ısı miktarını azaltarak ısıl konfor koşullarının sağlanmasına destek olur. Opak duvar kesitinde görülen çelik proillere benzer şekilde, çubuk sistem kullanı- lan kısımlarda alüminyum düşey ve yatay profiller taşıyıcılık performansı gösterir. Bu profillere tespit edilen çift tabakalı cam, iç ortamla dış ortamın bağlantısını kurarak kullanıcının dış ortamla iletişimini sağlar. Güneş ışın- ları cam aracılığıyla iç ortama ulaşırken, iç ortamda görsel konfor ve ısıl konfor koşullarının oluşmasına yardımcı olur. T∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL IT∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL I Şekil-4: Moment Beştepe proje künyesi ve cephe fotoğrafları, fotoğraflar: Fibrobeton Şekil-5: Moment Beştepe projesi cephe sistemi imalat fotoğrafları, fotoğraflar: Fibrobeton 748 I 749 DÜNYADAN/TÜRKİYE’DEN ÖNEMLİ MÜHENDİSLİK VE MİMARLIK PROJELERİ Şekil-6: Moment Beştepe projesi cephe sistemi kısmi plan, kısmi kesit ve kısmi görünüş çizimleri, çizimler: Fibrobeton T∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL IT∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL I 5. Çubuk ve Panel Cephe Sistemleri Tanımı ve Örnek Binalar 5.1. Çubuk ve Panel Cephe Sistemleri Tanımı Tarihi 1930’lu yıllara dayanan alüminyum çerçeveli duvar sistemleri, ikinci dünya savaşından sonra alüminyumun askeri alanlar dışında tedariğinin mümkün hale gelmesi ile hızla gelişmiştir [6]. Düşey ve yatay çerçeve ele- manlarının yarattığı dikdörtgen biçimli ızgaralardan oluşan giydirme cephe sistemleri özellikle 1950’li yıllarda Amerika, New York’ta yapılan Niemeyer, Corbusier ve Harrison tarafından tasarlanan Birleşmiş Milletler Sekreterya Binası ve Skidmore, Owings ve Merrill (SOM) tarafından tasarlanan Lever House gibi yüksek katlı ofis binalarında kullanılması ile popülerliğini arttırdı [3]. Çubuk sistemler düşey ve yatay çerçeve bileşenleri ile cam, alüminyum, taş, ya da diğer malzemelerden oluşan bir dolgu bileşenden meydana gelir- ken panel sistemler bu çerçeve bileşenleri ile dolgu bileşenlerinin fabrikada bir araya getirilmesi ile oluşur [1]. Çubuk ve panel cephe sistemlerinde dolgu bileşenlerini çerçeveleyen düşey ve yatay profiller genellikler aluminyum, çelik ya da ahşap malzemelerden yapılır. Çubuk sistemlerde düşey profiller ankrajlar yardımı ile bina taşıyıcı sistemine bağlanarak cephe sisteminin ağırlığını ve yatay yükleri bina taşıyıcı sistemine aktarır. Düşey profillerin arasına yatay profiller tespit ediltikten sonra bazı yardımcı bileşenler ile dolgu malzemesi oluşturulan bu ızgaraya yerleştirilir. Benzer şekilde panel sistemlerde fabrikada üretilip inşaat sahasına taşınan cephe sistemi birim- lerinin her biri vinç yardımı ile kaldırılıp ankrajlar ile bina taşıyıcı sistemi- ne tespit edilir. Çubuk ve panel cephe sistemlerinde dolgu bileşenin düşey ve yatay profillere tespitinde baskı çıtalı birleşim ya da strüktürel silikonlu birleşim yöntemleri kullanılabilir. Baskı çıtalı birleşimde dolgu bileşenini tutan baskı çıtaları yatay ve düşey profillere eşit dağılan çizgisel bir baskı uygulayacak şekilde tespit edilir ve hem profiller ile dolgu bileşeni arasına hem de dolgu bileşen ile baskı çıtası arasına sızdırmazlık sağlayacak elastik fitiller yerleştirilir [7]. Farklı biçim ve geometrilere sahip kapaklardan biri seçilerek baskı çıtaları üzerine geçmeli bağlantı ile tespit edilmesiyle sistem tamamlanır. Cephedeki profillerin görünüşünü minimum düzeye indirmek 750 I 751 DÜNYADAN/TÜRKİYE’DEN ÖNEMLİ MÜHENDİSLİK VE MİMARLIK PROJELERİ amacıyla geliştirilen strüktürel silikonlu sistemlerde, cam dolgu bileşenle- ri mekanik tespit yerine strüktürel yapıştırıcı kullanılarak profillere tespit edilir [7]. Çubuk sistemler düşük nakliye hacmine sahip olması ve öngörü- lemeyen saha koşullarına uyum yetenekleri ile avantajlı olmasına rağmen panel sistemler gibi kontrollü bir alan ile ideal aletlere sahip bir fabrika orta- mında üretilmek yerine inşaat sahasında değişken koşullar altında montajı yapılması konusunda dezavantajlıdır [4]. 5.2. Flame Tower Projesi 5.2.1. Flame Tower Projesi Cephe Sistemi Bileşenleri Bakü’de yer alan Flame Tower projesi konut, otel, ofis ve alışveriş merkezi işleverine sahip üç yüksek katlı binadan oluşmaktadır (Şekil 7). Cephe siste- mi dolgu bileşeni olarak çift tabakalı cam içeren düşey ve yatay alüminyum profillerle çevrelenmiş panel sistem modüllerden meydana gelmektedir. Panellerin üst kısmında motorlu dışa açılan pencere kanatları ve bu kanat- ları taşıyan yatay alüminum profil orta kayıtlar bulunmaktadır (Şekil 8). Dolgu bileşenlerinin düşey ve yatay profillere tespitinde strüktürel silikon kullanılmıştır. Paneller fabrikada üretildikten sonra inşaat sahasına taşın- makta ve bir vinç yardımıyla kaldırılarak betonarme bina taşıyıcı sistemi kirişlerine tespit edilmektedir. Betonarme kiriş alnına tespit edilen ankraj plakası ve panel askı aparatı kullanılarak panellerin montajı yapılmıştır. Döşeme alnı ile panel arasına taşyünü ısı yalıtımı yerleştirilerek döşeme alnı alüminyum levha ile kaplanmıştır. Düşeyde panellerin birleşim nok- talarında panellerin birbiri ile bağlantısını sağlayan panel kılavuz parçaları bulunmaktadır. Ayrıca bu birleşimde iç ve dışta düşeyde devam eden EPDM fitiller ile birlikte dışta özel PVC yalıtımlı profil yer almaktadır. T∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL IT∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL I Şekil-7: Flame Tower proje künyesi ve cephe fotoğrafları; fotoğraflar: Schüco Şekil-8: Flame Tower projesi cephe sistemi kısmi plan, kısmi kesit ve kısmi görünüş çizimleri, çizimler: Schüco 752 I 753 DÜNYADAN/TÜRKİYE’DEN ÖNEMLİ MÜHENDİSLİK VE MİMARLIK PROJELERİ 5.2.2. Flame Tower Projesi Cephe Sistemi Performansı Flame Tower projesinin cephe sistemi bileşenleri gösterdikleri performans yönünden incelendiğinde ilk olarak tüm cephe sisteminin ağırlığını ve cep- heye gelen yatay yükleri taşıyarak betonarme kirişlere aktaran düşey ve ya- tay alüminyum profillerin taşıyıcılık performansından bahsedilebilir. Dolgu bileşeni olarak kullanılan çift tabakalı camın ağırlığı ve cama gelen yükler strüktürel silikon aracılığıyla düşey ve yatay profillere aktarılır. Panellerde- ki dolgu bileşeni olan çift tabakalı camlar kullanıcının dış ortamla ilişki kur- masını sağlamak yanında güneş ışınlarını iç ortama ileterek kulllanıcının görsel ve ısıl konfor ihtiyaçlarını karşılar. Ayrıca çift tabakalı cam olması se- bebiyle ısıl geçirgenlik direnci yüksek olduğundan ısı geçişini kontrol eder. Açılabilir kanatlar iç ortama temiz hava girişini sağlayarak doğal havalan- dırma görevini üstlenir. Panelleri oluşturan alüminyum ve cam malzemeler hava, su ve nem geçirimsizdir. Panellerin birleşim noktasında bu sızdırmaz- lık performansını sağlamak için ise içte ve dışta EPDM fitiller kullanılmıştır. 5.3. Quasar Projesi 5.3.1. Quasar Projesi Cephe Sistemi Bileşenleri Panel cephe sistemi incelenen ikinci proje İstanbul’da yer alan Quasar’dır (Şekil 9). Karma kullanımlı projenin konut, ofis ve otel işlevli kısımları bu- lunmaktadır. Cephe sistemini oluşturan modüler paneller iki adet yatay ka- yıtla bölünerek çift tabakalı cam dolgulu kısma ek olarak motorlu açılabilir bir kanat ve opak cam bölgeleri oluşturulmuştur. Dolgu bileşenlerinin yatay ve düşey alüminyum profillere tespitinde paneli çevreleyen profiller üzerin- de alüminyum kapak profili kullanılırken, yatay ara kayıtlarda strüktürel silikonlu birleşim yapılmıştır (Şekil 10). Bina taşıyıcı sisteminin bir parçası olan betonarme kirişlere tespit edilen panel ankrajları ve panel askı apa- ratları kullanılarak panellerin montajı yapılmıştır. Panel üst noktası ankraj ile tespit edilirken panel alt noktasında alttaki panelde yer alan askı lama- sına geçmeli bir bağlantı kurulmaktadır. Betonarme kiriş ve cephe sistemi arasında kalan boşluğa taşyünü ısı yalıtımı yerleştirilmiştir. Döşeme alnını T∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL IT∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL I kapatan bölgede taşyünü ısı yalıtımı, alüminyum levha ve opak çift taba- kalı cam katmanlarını içeren dolgu bileşenleri bulunmaktadır. Opak dolgu bileşeninin alt kısmında yer alan alüminyum profil yatay orta kayıtta, açılı duran alüminyum profillerden oluşan yatay güneş kırıcı sistemi ve cephe aydınlatması yer almaktadır. 5.3.2. Quasar Projesi Cephe Sistemi Performansı Panellerde yer alan düşey ve yatay alüminyum profiller taşıyıcılık perfor- mansı göstererek cephe sisteminin kendi ağırlığını ve üzerine gelen yükleri güvenle taşıyıp, betonarme kirişler yoluyla bina taşıyıcı sistemine aktar- maktadır. Dolgu bileşenlerinin ağırlıklarının ve üzerlerine gelen yatay yük- lerin düşey ve yatay alüminyum profillere aktarılması strüktürel silikon, alüminyum kapak profili bağlantısı ile sağlanmaktdır. Isı geçişinin kontolü çift tabakalı camlar, opak cam ardındaki taşyünü ısı yalıtımı ve alüminyum profillerde yer alan plastik ısı kesiciler ile sağlanarak iç ortamda ısıl kon- for koşulları oluşturulmaktadır. Saydam camlı kısımlardan iç ortama geçen Şekil-9: Quasar proje künyesi ve cephe fotoğrafları, fotoğraflar: Schüco 754 I 755 DÜNYADAN/TÜRKİYE’DEN ÖNEMLİ MÜHENDİSLİK VE MİMARLIK PROJELERİ güneş ışınları iç ortamdaki ısıl konfor koşullarına katkıda bulunur. Ayrıca camdan iç ortama geçen güneş ışınları gereken aydınlık düzeyini gün ışığı ile sağlayarak görsel konfor koşullarının oluşturulmasında rol oynar. Panelleri çevreleyen yatay ve düşey yöndeki kapak profilleri ile yatay güneş kırıcılar iç ortama ulaşan güneş ışınlarını kontrol ederek iç ortamdaki görsel konforu arttırmaktadır. Cam ve alüminyum hava, nem ve su geçirimsiz malzemeler olduğundan panel cephe sisteminde geçirimsizlik açısından hassas olan pa- nellerin birleşim noktalarında sızdırmazlık bileşenleri kullanılmıştır. Şekil-10: Quasar projesi cephe sistemi kısmi plan, kısmi kesit ve kısmi görünüş çizimleri, çizimler: Schüco T∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL IT∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL I 6. Sonuçlar Ülkemizde inşaat sektörü ekonomiye büyük bir katkı sunmaktadır. İnşaat sektörü içindeyse cephe sektörü hem cephenin estetik ve prestij algısı sebe- biyle hem de en büyük yüzey alanına sahip yapı elemanı olması sebebiyle önemli bir yere sahiptir. Bu çalışmada kaplamalı cephe sistemi, beton panel cephe sistemi, transparan cephe sistemi, çubuk ve panel cephe sistemi ola- rak dörde ayrılan cephe sistemlerinden iki tip cephe sistemi ele alınmıştır. Beton panel cephe sistemi ile çubuk ve panel cephe sistemi ile tasarlanmış iki ulusal, iki uluslararası olmak üzere önemli dört projenin cephe bileşenle- ri ve sistem performansları incelenmiştir. Beton panel cephe sistemi ile ta- sarlanan projeler karşılaştırıldığında ikisinde de düşey ve yatay profillerden oluşan ızgara sistemin iki yanına metal sac tespit edilmesi ve bunlar arasına ısı yalıtımı yerleştirilmesi ile duvar gövdesi oluşturulduğu görülmüştür. İki projede de beton panellerin tespiti için düşey ve yatay cephe taşıyıcılarına bağlanan ankrajlar bulunmaktadır. Bu iki projede cephe tasarıma bağlı ola- rak beton panellerin boyutu ve geometrisi birbirinden farklılaşmaktadır. Beton panellerin geometri ve boyutunun değişmesi ankraj ile beton panelin bağlantı türünü ve beton paneller arkasında paneli taşıyan bir ızgara olup olmamasını etkileyerek cephe sistemlerinin kurgusunun birbirinden ay- rılmasına sebep olmuştur. Çubuk ve panel cephe sistemleri ile tasarlanmış iki projenin incelenmesi sonucunda yüksek katlı binalar olmaları sebebiyle ikisinde de panel sistem tercih edildiği görülmüştür. İki projede de havalan- dırma amacıyla panellerin üst kısımlarında motorlu açılır kanatlar bulun- maktadır. Binalardaki döşeme taşıyıcı sistemindeki farklılıklar sebebiyle panellerin tespitinde kullanılan ankrajlar Quasar projesinde kiriş alnına, Flame Tower projesinde ise döşeme alnına tespit edilmiştir. Cephe sistemi tasarımındaki farklılıklar nedeniyle Quasar projesinde cephede kiriş alnına denk gelen kısımlarda spandrel cam kullanılırken Flame Tower projesinde tüm cephede görüşe izin veren şeffaf camlar kullanılmış, döşeme alnı alü- minyum profil ve asma tavan ile kapatılmıştır. Quasar projesinde iklime bağlı olarak kullanıcının ısıl ve görsel konforu ile beraber binanın enerji et- kinliği tasarım yaklaşımında göz önüne alınarak panellerde yatay güneş kı- rıcılar kullanılmıştır. İki projede kullanılan çift cam sisteminde, iklime bağlı 756 I 757 DÜNYADAN/TÜRKİYE’DEN ÖNEMLİ MÜHENDİSLİK VE MİMARLIK PROJELERİ olarak değişen ısı yalıtım performansı sebebiyle camlar arasındaki boşluğun boyutu ve çevredeki gürültü kaynaklarına bağlı beklenen ses yalıtımı perfor- manslarının farklı olması sebebiyle dış camın kalınlığı değişmektedir. Tasa- rımdaki farklı yaklaşımların ve iklim gibi çevresel etmenlerdeki farklılıkla- rın cephe sistemlerine yansıması sonucu cephe kurgularında değişiklikler görülmesine rağmen incelenen projelerde cephe bileşenleri kendilerinden beklenen performansları karşılamaktadır. Yapılan inceleme sonucunda, cephe sisteminin mimari tasarım ile yapısal tasarım, sistemlerin üretim ve montajında görev alan profesyonellerin ülkemizde cephe sistemlerinin gün- cel teknolojiyi yakalamasında ve bu konudaki teknik uzmanlık seviyesinin artmasında büyük katkıları olduğu görülmüştür. Cephe paydaşları, bu uz- manlıklarını ve deneyimlerini yurtdışında uluslararası projelerin cephe sis- temlerinin tasarım, üretim ve montaj aşamalarında başarılı bir şekilde rol alarak ortaya koymuşlardır. Ülkemizde ve yurtdışında öne çıkan binaların cephe sistemleri süreçlerinde yer alan profesyonellerin belirli bir bölümü- nün Üniversitemiz mimarlık ve mühendislik bölümlerinden mezun olduğu bilinmektedir. 7. Teşekkürler Yazarlar, çalışmaya sağladıkları bilgiler için cephe sistem üreticisi Fibrobe- ton ve Schüco firmalarına teşekkürlerini sunarlar. KAYNAKÇA [1] K. Boswell, Exterior Building Enclosures: Design Process and Composition for Innovative Façades, John Wiley & Sons, 2013. [2] T. Herzog, R. Krippner, W. Lang, Facade Construction Manual, Walter de Gruyter, 2004. [3] A. J. Brookes, M. Meijs, Cladding of Buildings, Taylor & Francis, 2008. [4] E. Allen, J. Iano, Fundamentals Of Building Construction: Materials and Methods, John Wiley & Sons, 2009. [5] M. Mehta, W. Scarborough, D. Armpriest, Building Construction: Principles, Materials, and Systems, Pearson Prentice Hall, 2009. [6] https://www.wbdg.org/guides-specifications/building-envelope-design-guide/fenest- ration-systems/curtain-walls (Erişim tarihi: 28 Ocak 2022). [7] A. Reichel, K. Schultz, Enclose Build : Walls, Facade, Roof, Birkhäuser, 2015. T∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL IT∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL I Melike Karali * ÖZ Tüberküloz dünyanın en bulaşıcı katillerinden biri olmaya devam etmek- tedir. Dünya Sağlık Örgütü’nün yayımladığı Küresel Tüberküloz Raporu’na göre 2020 yılında dünya çapında tahmini 9,9 milyon insan tüberküloza ya- kalanmış ve 1,5 milyon insan tüberkülozdan dolayı hayatını kaybetmiştir. COVID-19 pandemisi ile tekrar gündeme gelen salgın hastalıklar konusu, tarihte bilimsel, kültürel ve toplumsal yankısı büyük olmuş salgınlardan tü- berkülozun tarihinin bilimsel, tıbbi, teknolojik, sosyal ve kültürel boyutları TÜBERKÜLOZ VE MODERNİZM: TIBBİ TEDAVİNİN MEKÂNSAL BİR YANSIMASI OLARAK PAIMIO SANATORYUMU * İstanbul Teknik Üniversitesi, Bilim ve Teknoloji Tarihi, İstanbul – Türkiye, karalim@itu.edu.tr 758 I 759 DÜNYADAN/TÜRKİYE’DEN ÖNEMLİ MÜHENDİSLİK VE MİMARLIK PROJELERİ ile daha geniş kapsamda ele alınmasının gerekliliğini ortaya koymaktadır. Geçmişteki tüberküloz hastalığı deneyimlerine bakılarak, bu deneyimlerin insanlığa neler aktarabildiği ve geleceği şekillendirmede ne gibi roller oyna- yabileceği konusu büyük önem taşımaktadır. Bu kapsamda çalışmada, 19. yüzyılın ortalarından 20. yüzyılın ortalarına kadar etkili olmuş sanatoryum hareketine odaklanılmış, tıp tarihi ve mimarlık arakesitinde sanatoryum konusu ele alınmış ve dünyada modern mimarlığın önemli temsillerinden biri olan Paimio Sanatoryumu modernist mimarinin özellikleri ve modern mimarlık tasarım ilkeleri göz önünde bulundurularak incelenmiştir. Mo- dern mimari ve tasarımın öncüsü Alvar Aalto ve Aino Aalto tarafından 1929'da tasarlanan sanatoryumun, yerleşim ölçeğinden insan ölçeğine ka- dar tüberküloz tedavisi ile ilişkilendirilen mimari unsurları, tasarım yakla- şımları ve kavramları ortaya çıkarılmış ve bulgular çalışmaya yansıtılmıştır. Tüberküloz, sağlık ve hijyen kavramlarının ön plana çıktığı modern mimari tasarımları etkilemiş, 20. yüzyılın ilk yarısındaki tüberküloz sanatoryum- ları iyileştirme mekânları olarak modernist hareketin bir parçası olmuştur. Anahtar Kelimeler: Tüberküloz, Sanatoryum, Modern Mimarlık ve Tasa- rım, Paimio Sanatoryumu 1. Giriş İnsanlık tarihi boyunca diğer bulaşıcı hastalıklara göre daha fazla insanın ölümüne neden olduğu düşünülen tüberküloz Mycobacterium tuberculosis mikrobunun neden olduğu bulaşıcı ve ölümcül bir hastalıktır. Tarihsel sü- reç içinde Pott hastalığı, phthisis, sıraca hastalığı, tüketim hastalığı, beyaz ölüm, beyaz veba, tüm ölümlerin kaptanı ve ince hastalık gibi isimlerle ad- landırılan tüberküloz bilinen en eski hastalıklardan biridir. Antik Mısır döneminde mezar odalarının duvarlarındaki cenazeye ait port- reler dikkate alınarak yapılan incelemelerde bu eski resimlerin Pott has- talığı olarak adlandırılan omurga tüberkülozunun varlığını temsil ettiği düşünülmüş ve antik Mısırlıların kalıntılarında tüberküloz lezyonlarının bulunması ile hastalık kanıtlanmıştır [1]. Sömürge öncesi Amerika’da da T∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL IT∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL I Pott hastalığı dâhil olmak üzere kemik tüberkülozu Perulu mumyalarda bulunmuş, Mısır’da olduğu gibi mumyalanmış dokulardan Mycobacterium tuberculosis DNA’sı elde edilmiştir [2]. Antik Yunan’da Hipokrat tarafından tüberküloz için en yaygın olarak kullanılan kelime phthisis’tir [3]. Hipokrat Külliyatı’nda tüberkülozun en yaygın hastalık olduğu belirtilmekte ve ölüm- lerin çoğunun bu hastalık yüzünden olduğu vurgulanmaktadır [4]. Phthisis hastalığının çoğunlukla 18-35 yaş arasındaki insanlarda kendini gösterdi- ği ifade edilmektedir [5]. Bergamalı hekim Galen phthisis’i ateş, terleme ve kanlı balgam öksürmesi ile tanımlamış ve phûma adını verdiği ftizik akci- ğerlerde şişliklere rastlamıştır. Galen hastalığın bulaşıcı olduğunu düşün- müş ve hastalığı olan insanlarla yakın temasa karşı uyarıda bulunmuştur [6]. Orta Çağ’da tüberkülozun bir türü olan sıraca hastalığını iyileştirmek için kraliyet dokunuşu olarak bilinen uygulama Kral Clovis tarafından başla- tılmış ve birkaç yüzyıl boyunca kral veya kraliçeler, sağlığına kavuşturmak amacıyla sıraca hastalarına dokunmuştur [7]. Doktor İbn-i Sina’nın El-Ka- nun fi’t-Tıb isimli eserinde iç yaralar ve göğüs duvarını çevreleyen dokuların iltihapları -solunum sistemi hastalıkları- bölümünde akciğer çevresindeki dokular ve hastalıkları ele alınmakta ayrıca tüberküloz ve belirtileri tartı- şılmaktadır. Akciğer ve çevresindeki doku hastalıklarının ortak tedavisinin pratik ilkeleri bölümünde tüberküloz, zatürre ve zatülcenp tedavisi ile ilgili bilgiler yer almaktadır. Rejim ve çevresel faktörlerin solunum yolu hasta- lıklarına etkisine değinilmekte, tüberkülozun en sık sonbahar mevsiminde görüldüğü belirtilmektedir. Akciğer tüberkülozunda baş gösteren belirtiler geceleri daha şiddetli olan kronik ateş, terleme, kanlı olabilen balgam, nefes darlığı ve şiddetli halsizlik olarak sıralanmaktadır [8]. Hekim Sylvius de la Boë'nin, 1679'da yayımlanan Opera Medica adlı eserinde, tubercula glandu- losa olarak adlandırdığı akciğer iltihabında tüberkül terimini ilk kez kullan- dığı görülmektedir. Sylvius, tüberküllerin apselere, ülserlere ve ampiyeme ilerlemesini anlatmış ve phthisis ile sıraca hastalığı arasındaki ilişkiyi ta- nımlamıştır [9]. Doktor René Laennec 1816 yılında steteskopu icat etmiş, tüberkülozlu hastaların göğüslerini dinlemek için stetoskopunu kullanmış- tır. Hasta muayenesini diseksiyon bulgularıyla ilişkilendirmiş, akciğer ve akciğer dışı tüberkülleri ayrıntılı olarak tanımlamıştır [10]. 1865’te doktor 760 I 761 DÜNYADAN/TÜRKİYE’DEN ÖNEMLİ MÜHENDİSLİK VE MİMARLIK PROJELERİ Jean-Antoine Villemin kısa bir süre önce ölen tüberküloz hastasının akci- ğer boşluğundan aldığı irini tavşanların deri altına enjekte ederek yaptığı deney ile tüberkülozun geçişini göstermiş ve hastalığın bulaşıcı olduğunu kanıtlamıştır [11]. Bakteriyolojinin öncüsü Robert Koch 1882’de tüberküloz etkeni mikrobu Mycobacterium tuberculosis’i tanımlayarak mikrop teorisi- nin yerleşmesini sağlamıştır. Koch, bir mikrobun bir hastalığın etkeni ola- bilmesi için Koch postülatları adı verilen gerekli ölçütleri ortaya koymuştur [12]. Albert Calmette, Camille Guérin ile birlikte Calmette-Guérin olarak ad- landırılan tüberküloza karşı BCG aşısını geliştirmiştir. 1921 yılında annesi doğumdan sonraki gün akciğer tüberkülozundan ölen 3 günlük bir bebeğe ağızdan BCG vererek aşının ilk kullanımını başlatmışlardır [13]. 1945’te Sel- man Waksman’ın lisansüstü öğrencisi Albert Shatz ile birlikte geliştirdikle- ri streptomisin tüberküloz tedavisinde kullanılmaya başlanmıştır [14]. 1949 yılında streptomisin tedavisine para-amino salisilik asit, 1952’de izoniazid eklenmiş, ilaca dirençli tüberkülozun tedavisinde bu üçlü tedavi yöntemi temel alınmıştır. 1963 yılında rifampin tedavide kullanılmaya başlanmış, bundan sonraki süreçte ilaca karşı direnci azaltabilmek için çoklu ilaç teda- visi ile hastalar tedavi edilmiştir [15]. 18. yüzyılın ortalarında tüberkülozun romantik olma durumu ile ilişkilen- dirilmesi ve sanatçı hastalığı olarak görülmesi, sanatçı-melankoli temelleri- ne dayandırılarak iyi hastalık olarak algılanmasına neden olmuştur. Fakat bu durum 19. yüzyılda değişime uğramış, sanayileşme sonucu kötü çevre koşullarında yaşayan insanlarda hastalığın hızla yayılması sonucu tüberkü- loz yoksulluk ile ilişkilendirilmiş ve alt tabaka hastalığı olarak görülmüştür. 1882 yılında Robert Koch’un tüberküloz basilini tanımlaması ile hastalık yapıcı mikrop teorisi bilimsel olarak ispatlanmıştır. Koch’un bu keşfi hasta- lığın etiyolojisi ile ilgili üretilen ve süregelen tanımlamalar adına bir kırılma noktası olmuştur. Böylelikle 1882 yılına kadar romantizm veya yoksulluk ile hastalık arasında kurulan bağlantı yerini tanımlanmış bir bakterinin hastalığa neden olduğu görüşüne bırakmıştır. Ancak Koch’un keşfinden an- tibiyotiklerin kullanımına kadar olan süreçte tüberkülozun tedavisi için ke- sin bir yaklaşım bulunmamaktaydı. Bu dönemde hastaları toplumdan izole T∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL IT∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL I etmek ve hastalığın kontrolünü sağlamak için sanatoryum hareketi etkili olmuş, sanatoryumlarda kalan hastalara uygulanan kür ile tüberküloz sey- rinin hafifletilmesi sağlanmıştır. Sağlıkta rejim, temiz hava, güneş ışığı ve egzersiz gibi tedavi yöntemleri Hi- pokrat dönemine kadar dayanmaktadır. Hipokrat döneminde hastalar ta- pınaklarda bakılır, bol ve iyi yemek, süt ve egzersiz ile tedavi edilirdi [16]. Galen ise sağlığı etkileyen ve vücudun dışında kalan şeyleri hava, yiyecek ve içecek, dinlenme ve egzersiz, uyku, boşaltım ve zihin durumu olarak sırala- mıştır [17]. Galen ve zamanının diğer doktorları temiz hava, süt, iyi beslen- me ve Mısır ve Libya gibi hafif elverişli rüzgârlara sahip bölgelere deniz seya- hatlerini tavsiye etmişlerdir [18]. Hipokrat ve Galen zamanlarından bilinen temiz havanın iyileştirici etkileri George Bodington ve Hermann Brehmer gibi doktorlar tarafından 19. yüzyılda akciğer tüberkülozunun açık hava te- davisinde kullanılmıştır. Hermann Brehmer, bir sanatoryumda temiz hava, egzersiz ve iyi beslenme rejimiyle tüberkülozu tedavi edebileceğini öne sür- müştür. Brehmer’in 1854 yılında Görbersdorf’ta Heilanstalt ismini verdiği sanatoryumu kurması ile sanatoryum hareketi başlamıştır [19]. 19. yüzyılın ortasında başlayan sanatoryum hareketi antibiyotiklerin keş- fine kadar devam etmiştir. 1945’te streptomisinin tüberküloz tedavisinde kullanılmaya başlanması ile sanatoryum hareketinin son bulduğu söylene- bilir. 20. yüzyılın başlarında, tüberküloz hastalığının tedavisi için geliştirilen yöntemlerle işlevsel tasarım anlayışına dayalı sosyal amacı olan mimarlıkta Modern Hareket’in yolları kesişmiştir. Modern tasarım ilkeleri ile hijyenik mekânlar tasarlanmış, mimarinin birey ve toplum sağlığına katkıda bulun- ması amaçlanmıştır. Çalışmada tüberküloz ve modernizm arasındaki bağıntıdan yola çıkılarak sağlık ve hijyen kavramlarının ön plana çıktığı modernist tasarımlar ele alınmıştır. Modern mimarlığın ikonik temsillerinden biri olan Villa Savo- ye’un -mimar Le Corbusier tarafından modern mimarlığın beş ilkesine göre tasarlanmıştır- 20. yüzyıl modern mimarlığını şekillendirmesindeki önemi belirtilmiştir. Ardından mimar Alvar Aalto tarafından 1929-1933’te tasar- 762 I 763 DÜNYADAN/TÜRKİYE’DEN ÖNEMLİ MÜHENDİSLİK VE MİMARLIK PROJELERİ lanmış, modern sanatoryum uygulamalarının en önemli örneklerinden biri olan Paimio Sanatoryumu projesi ile ilgili bilgiler verilmiştir. Sanatoryum yapısının tüberküloz tedavisi ile ilişkilendirilen mimari unsurları belirtil- miş, modern sanatoryum tasarım ilkelerinin ortaya konulmasında bir mo- del olduğu vurgulanmıştır. 2. Tüberküloz ve Modernizm Sanayi Devrimi, uygarlık tarihinde büyük çaplı teknolojik, sosyoekonomik ve kültürel değişimlere yol açmış bir dönüm noktasıdır. Makineleşme ve seri üretim kavramlarının ön plana çıktığı bu teknolojik devrim ile demir ve çe- lik gibi yeni malzemelerin kullanımı, ulaşım ve iletişim araçlarının gelişimi, yeni enerji kaynaklarının kullanımı, yeni makinelerin icadı ve fabrika sis- temi gibi gelişmeler meydana gelmiştir. Sanayi Devrimi sonrası kentleşme başlamış, sanayileşmenin hızlı gelişimi ile birlikte kentsel alanlara -sanayi kentlerine- göç artmıştır. Sanayi kentlerinde aşırı nüfus yoğunluğu, yoksul- luk ve kirlilik gibi ciddi problemler bulaşıcı hastalıkların hızla yayılmasına neden olmuştur. Orta Çağ’da bataklıklardan ve çürümüş organik maddelerden açığa çıkan kötü koku ve zehirli buharların salgın hastalıklara yol açtığına inanılan mi- yasma teorisi hâkimdi. Hipokrat ve Galen’in ilkelerini genişleten bu teori 19. yüzyıla kadar geçerliliğini korumuş, hastalıkların sebebinin mikroplar olduğunun bulunmasından önce kasaba ve kentlerin sanitasyonunda etki- li olmuştur [20]. 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren kentlerde kötüleşen yaşam koşullarını iyileştirmek ve insanların doğa ile uyumlu yaşayabilme- sini sağlamak için Park Hareketi, Şehri Güzelleştirme Hareketi ve Bahçe Şehir Hareketi gibi önemli gelişmelerin ortaya çıktığı görülmektedir. Bu ha- reketlerin amacı kent sakinlerinin fiziksel aktivitelerini, psikolojik refahını ve halk sağlığını destekleyerek kentsel yaşam kalitesini artırmaktı. Avrupa seyahati boyunca kent parkları ve kırsal manzaradan etkilenen peyzaj mi- marı Frederick Law Olmsted, Amerika’da şehirlerdeki yaşam koşullarını iyileştirmek için büyük ölçekli pastoral ve pitoresk stilde parklar tasarlama- ya başladı [21]. Olmsted, kent sakinlerinin hastalıklara ve strese karşı açık T∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL IT∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL I hava, güneş ışığı ve açık alana ihtiyacı olduğunu düşünüyordu [22]. Central Park, kamusal alan kavramını geliştiren Olmsted’in ilk halka açık park ta- sarımıydı ve işçi sınıfı sakinleri için şehirden kaçış yeriydi. 20. yüzyılın başlarında sanat, tasarım, mimarlık ve planlama alanların- da etkisini gösteren sosyal ve kültürel bir hareket olan Modernizm ortaya çıkmıştır. Sanayi Devrimi’nin bir sonucu olan toplumdaki değişimlere yeni teknolojik gelişmeleri kullanarak çözüm sunmak amacıyla ortaya çıkan mo- dern mimarlık; işlevsel tasarım, yeni malzemelerin kullanımı -beton, cam, çelik-, süsleme ve dekorasyonun ortadan kaldırılması ve yapısal yeniliklere açıklık ile ilişkilendirilmiştir [23]. Tüberküloz hastalığının araştırılması ve tedavisi, mimari ve tasarımda bi- çim ve toplumsal amacın bütünleştirilmesini temel alan, sınıfsız ve hijyenik yeni bir yaşam tarzı oluşturmaya çalışan Modernizm’in ortaya çıkışı ile ke- sişmiştir [24]. Modernizm, mimari açıdan, temel bir faktör olarak seri üre- tim ile pratik, ekonomik bir tasarım estetiğini birleştiren özgürleştirilmiş bir eşitlik ifadesi ile sonuçlanmıştır [25]. Düz çatılar, balkonlar ve teraslar gibi ayırt edici mimari özellikler, “Modern Hareket” ve daha sonra “Ulusla- rarası Tarz” binalarla ilişkilendirilmeleri nedeniyle modernist olarak kabul edilmiştir [26]. Modern mimarlığın öncülerinden Le Corbusier, mimarlığın Sanayi Devrimi sonucu değişen yaşam tarzına bir yanıt getirmesi gerektiğini savunmuştur. 1923 yılında yayımladığı Bir Mimarlığa Doğru isimli eseri ile -metnin aslı L’Esprit Nouveau isimli dergide yayımladığı makalelerden oluşmaktadır- modern mimarlığın tasarım ilkelerinin belirlenmesini sağlamış ve Ulusla- rarası Mimarlık biçeminin oluşmasına çok büyük katkıda bulunmuştur. Le Corbusier, Sanayi Devrimi’nin neden olduğu yeni yaşam şekli ile bu duru- mun ihtiyaçlarına yanıt getiremeyen konut mimarisi arasındaki paradoksu o dönemde yaşanan toplumsal bunalımın sebebi olarak görmüştür [27]. Bir Mimarlığa Doğru adlı kitabında Le Corbusier’nin konut tasarımı ile ilgili öne çıkan düşünceleri şu şekildedir: “Gereç-konut, içinde yaşamak için makine” [28]. “Yeni çağ evini inşa etme gereksinimi. Konutun bizi doğaya karşı koru- 764 I 765 DÜNYADAN/TÜRKİYE’DEN ÖNEMLİ MÜHENDİSLİK VE MİMARLIK PROJELERİ ması, biz insanlara, insana özgü bir ortam sağlayarak insanca bir fiziksel çev- re oluşturması gerekir: Bir konutun yaratılması gerekir” [29]. “Sıradan insan için, herkes için konut araştırması yapmak demek, insana özgü temel ilkeleri, insan ölçeğini, gereksinimi karşılayan tipi, işleve yönelik tipi, duyarlı tipi yeni- den bulmak demektir” [30]. Le Corbusier, 1926 yılında yayımladığı Yeni Bir Mimarlığın Beş Noktası isim- li manifestosu ile modern mimarlığın stilinin oluşmasını sağlamıştır. Cor- busier’nin ortaya koyduğu beş ilke: pilotis (sütunlar), çatı bahçeleri, serbest plan, uzun pencere ve serbest cephedir. Bina sütunlar aracılığıyla zeminden yükseltilerek, karanlık ve nemli odaların son bulması ve bahçenin evin altı- na girmesi ile yeşil alanların sürekliliği sağlanmıştır. Çiçekler, çalılar, ağaç- lar ve çim ile zenginleşen çatı teraslarının teknik, ekonomik, konfor ve duy- gusal nedenlerden dolayı benimsenmesi gerektiği öne sürülmüştür. Serbest plan ile mekânı bölen taşıyıcı duvarlardan bağımsız bir planlama sistemi önerilmiştir. Bant şeklinde pencereler cephenin bir ucundan diğer ucuna kadar uzanabilmektedir. Serbest cephe ile pencereler, kesintiye uğramadan cephenin bir kenarından diğerine geçebilmektedir [31]. Le Corbusier’nin başyapıtı, Poissy’de yer alan Villa Savoye 20. yüzyıl modern mimarlığının en önemli örneklerinden biridir ve modern mimarlığın beş ilkesine göre ta- sarlanmıştır. Düz çatı sayesinde çatı teras alanları açık havada rahatlama, güneşlenme ve fiziksel egzersiz için bir mekân oluşturmakta, Corbusier’nin sağlık ve hijyen konusundaki mimari fikirlerini yansıtmaktadır. Corbusier, konut sorununa nesnel ve eleştirel bir perspektifle yaklaşıldığında; herke- sin sahip olabileceği, seri üretime dayalı, sağlıklı ve işlevsel bir konuta erişi- lebileceğinin altını çizmektedir [32]. Hipokrat ve Galen dönemlerinden beri bilinen temiz havanın iyileştiri- ci tesirleri, 19. yüzyılda tüberkülozun tedavisi için açılan sanatoryumların önemli ilkelerinden biri olmuştur. Erken dönem sanatoryumlar, kuru ha- vanın tüberküloz tedavisi için olumlu olduğuna inanıldığından dolayı Alpin bölgelerinde yer almıştır. Bu sanatoryum tasarımlarında görülen belirli mimari özellikler; verandalar, üstü kapalı koridorlar ve kür için yatar se- T∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL IT∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL I dirlerle döşenmiş bahçe barınaklarından oluşmaktaydı [33]. 20. yüzyılın ilk yarısında sanatoryumlarda, açık havada yaşam, rejim, egzersizlerle des- teklenen dinlenme ve hastaların sağlık personeli tarafından denetlenmesi olmak üzere dört ana ilke tüberkülozun tedavisinde esas alınmıştır [34]. Mo- dernizm’in etkili olduğu 20. yüzyılın ilk yarısında, tüberküloz hastalarının tedavi edildiği yeni tüberküloz sanatoryumları inşa edilmiştir. Yüzyılın baş- larında, tüberküloz mikrobunun bulaşıcılığı ve ev tozunda yaşayabildiğine dair bilinç, güneş ışığının sağlığa iyi geldiği ve tüberküloz basilini yok ettiği düşüncesini ortaya çıkarmıştır. Düz çatılar, balkonlar, teraslar ve yatar kol- tukların tasarımı için modernist hijyenik fikirlerin yorumlanmasında ışık, hava ve güneş ışığı etkili olmuştur [35]. Modern tüberküloz sanatoryumlarının en önemli örneklerinden biri olan Paimio Sanatoryumu, mimar Alvar Aalto tarafından tasarlanmıştır. Aal- to, işlevsel tasarımda hümanist bir yorum geliştirmiş, hastaların ve perso- nelin kişisel ihtiyaçlarını dikkate almıştır [36]. Le Corbusier’nin modernist mimar Alvar Aalto üzerindeki etkisi büyüktür [37]. Aalto, ışığın ve havanın doğal enerjisinin doğrudan binalara getirilmesini istemiştir ve insan yaşa- mı için gerekli biyolojik koşulların hava, ışık ve güneş olduğunun altını çiz- miştir. Her konutun, büyük şehirler gelişmeden önce insanın alışkın olduğu doğaya biyolojik olarak eşdeğer, kullanılabilir bir dış mekân içerecek şekilde inşa edilmesi gerektiğini vurgulamıştır [38]. Tarihsel süreç içinde bilimsel ve teknolojik gelişmeler ile modern mimarlık ve tasarım arasındaki ilişkiye dayalı zaman çizelgesi şekil-1’de gösterilmiştir. 766 I 767 DÜNYADAN/TÜRKİYE’DEN ÖNEMLİ MÜHENDİSLİK VE MİMARLIK PROJELERİ Şekil-1: Zaman Çizelgesi T∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL IT∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL I 3. Paimio Sanatoryumu Eski bir tüberküloz sanatoryumu olan Paimio Sanatoryumu, Finlandiya’nın güneybatısındaki Paimio şehrinde yer almaktadır. Kırsal alanda bulunan sağlık tesisi çam ormanı ile çevrilidir [39]. 20. yüzyıl modern mimarisinin önemli bir örneği olan Paimio Sanatoryu- mu’nun tasarımcısı Hugo Alvar Henrik Aalto 1898’de Batı Finlandiya’da yer alan Kuortane’de doğdu. 1921 yılında Helsinki Teknoloji Enstitüsü’n- den mimar olarak mezun olan Alvar Aalto 1923’te Jyväskylä’da ilk mimar- lık ofisini kurmuştur. 1924 senesinde işe aldığı mimar Aino Marsio ile aynı yıl evlenmiştir. Aino Aalto, eşiyle birlikte eşit statüde bir tasarımcı olarak çalışmış ve Paris Uluslararası Sergisi ve New York Dünya Fuarı pavyonları gibi birçok yarışma projeleri çift tarafından birlikte sunulmuştur. Vyborg Kütüphanesi, Paimio Sanatoryumu ve Helsinki’deki Aalto Evi gibi önemli eserlerin çoğu Aino ve Alvar Aalto arasındaki iş birliği ile ortaya çıkmıştır. 1920’lerin sonlarında ve 1930’ların başlarında, Alvar Aalto eşi Aino Aalto ile birlikte Avrupa’ya bir dizi yolculuk yapmış ve bu seyahatlerde Moder- nizm’deki en son eğilimlerden biri olan Uluslararası Üslup hakkında bilgi sahibi olmuştur. Aalto 1927 yılında Güneybatı Finlandiya Tarım Kooperati- fi Binası yarışmasını kazanmış ve aile Turku’ya taşınmıştır. Aalto, moder- nizm ile ilgilenen Erik Bryggman dâhil olmak üzere Turku’da bir grup ilham veren meslektaşıyla tanışmıştır. 1929’da Aalto, Bryggman ile Finlandiya’da modern mimari için önemli bir etkinlik olan Turku 700. Yıldönümü Sergi- si’ni tasarlamıştır. Aynı sene Aalto, CIAM (Uluslararası Modern Mimarlık Kongreleri) aracılığıyla eleştirmen Siegfried Giedion ve Bauhaus öğretmeni Lazlo Moholy-Nagy gibi yeni mimarinin savunucuları ile tanışmıştır. Aal- to’nun benimsediği yeni fikirler, Paimio için tasarladığı tüberküloz sanator- yumunda bir senteze ulaşmıştır. 1933 yılında Paimio Sanatoryumu olarak tamamlanan bina, mimarlar Alvar ve Aino Aalto’nun uluslararası kariyeri için kilit öneme sahiptir [40]. Paimio Sanatoryumu için açık mimari yarışmaya davet Arkkitehti’nin Ka- sım 1928 sayısında yayımlanmıştır. Yarışma projelerinin 31 Ocak 1929 ta- 768 I 769 DÜNYADAN/TÜRKİYE’DEN ÖNEMLİ MÜHENDİSLİK VE MİMARLIK PROJELERİ rihine kadar teslim edilmesi gerekmekteydi [41]. Yarışmadaki vazife, dört ayrı koğuşta 184 hasta için bir sanatoryum binası tasarlamaktı. Bunlara ek olarak, binada ortak bir kütüphane, okuma odası, hastalar için yemekhane ve mutfağın bulunması gerekiyordu. Gerekli personel konaklaması, banyo- lar, dezenfeksiyon tesisleri ve salgın hastalıklar için bir koğuş da olmalıydı. Doktorlar ve diğer personeller için konutlar, fırın, çamaşırhane ve sauna için ayrı binaların yapılması bekleniyordu [42]. Aalto’nun yarışma projesi ana bina, başhekim konutu, yardımcı hekimler için bir sıra konut, personel konutu ve morg olmak üzere beş binadan oluşu- yordu. Ana bina dört katlı bir bina, bir çatı terası ve bodrum katından oluş- maktaydı. Sanatoryuma ana giriş hastaların yemek odası, okuma odası ve hasta odalarının uzun koridorlarından görülebilecek şekilde merkeze yer- leştirilmişti. Ayrıca ana giriş avlusunun yanında hekim odaları yer almak- taydı. Ana bina üç farklı kanattan oluşuyordu ve her kanatta farklı işlevler bulunuyordu. Yarışmaya katılan on üç proje arasından Alvar Aalto’nun pro- jesi birinci seçilmiştir [43]. İnşaat komitesi, prensip olarak sanatoryum tasarımının Aalto tarafından yapılması gerektiğini düşünmüş, ancak yine de Aalto’nun projesi hakkın- da doktorlardan görüş almaya karar vermiştir. İnşaat komitesi görüşleri değerlendirdikten sonra hem binaların hem de mobilya ve donanımlarının tasarımı için komisyonu, ayrıca inşaat işlerini denetleyecek ve uygulama süresince tasarımda gerekli değişiklikleri yapacak olan Aalto’ya verme ka- rarı almıştır. Aalto ile sözleşme 28 Haziran 1929’da imzalanmıştır. Proje- nin gerçekleştirilebilmesi için Aalto’nun yarışma projesinin birçok yönden değiştirilmesi gerekmiştir. Ana binanın genel kompozisyonu korunmuş, ancak iç mekânların ve belirli alanların çoğu yeniden tasarlanmıştır [44]. 1930 yılının Nisan ayında sanatoryumun inşaat süreci başlamış ve 1933’te tamamlanmıştır [45]. 1971’de Paimio Sanatoryumu, Paimio Hastanesi olarak yeniden adlandı- rılmıştır [46]. Paimio Sanatoryumu binalarındaki hastane kullanımları 2010’larda kademeli olarak kapatılmış ve son rehabilitasyon koğuşu 2015’te T∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL IT∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL I Turku Kaskenlinna Hastanesi’ne taşınmıştır [47]. 1993 yılında Finlandiya Hükümeti tarafından Paimio Sanatoryumu’nun ulusal bir anıt olarak ko- runması kararı alınmıştır [48]. Paimio Sanatoryumu çağdaş mimarinin yükselişi ile ilişkilendirilen üç ku- rumsal binadan -Walter Gropius’un Bauhaus’u ve Le Corbusier’in Milletler Cemiyeti Sarayı ile birlikte- biri olarak görülmektedir. Yaklaşık 290 hasta için konaklama yeri olan tüberküloz sanatoryumunun kesintisiz altı kattan oluşan ana binası, güneybatıya doğru yöneltilmiştir [49]. Oda ve balkon ara- sındaki ayrımın kasıtlı olduğu sanatoryumda odalarla bağlantılı balkonlar yoktur. Hastaların dinlenme küründe kendi tercihlerine göre küçük gruplar halinde bir araya getirilmesi hekimler tarafından çok önemli bir faktör ola- rak görülmüştür. Hastaların küçük gruplara ayrılması için küçük bölme du- varları yapılmıştır, böylelikle uzayan hasta sıraları izlenimi önlenmiştir. En üst kat dinlenme alanı olarak kullanılmaktadır [50]. Şezlonglardan yakın- lardaki köknar ağaçlarının tepelerine bakılabilmekte ve onların ötesindeki ormanlar görülebilmektedir. Balkonlardaki beton düzlemleri yumuşatmak için bitki saksılarına çam ağaçları dikilmiştir. Bireysel odaların temel yer- leşim planında insani taraf da göz önünde bulundurulmuştur. Tasarımda hümanist yaklaşım elektrik lambasının yatağın yakınındaki konumu, kü- çük dolabın oval şekilli kontrplak kapıları, cereyana neden olmadan temiz hava sağlamak için penceredeki basit düzenleme, sessiz bir su akışına im- kân veren özel tasarım lavabolar ve tavandan ısıtma gibi detaylardan açıkça görülebilmektedir [51]. Sanatoryumun vaziyet planı; A kanadı: hasta odaları ve hemşire daireleri, B kanadı: resepsiyon, ameliyathane, fototerapi tedavisi, yemekhane, kütüp- hane, atölyeler ve personel yatakhanesi, C kanadı: personel yatakhanesi, mutfak ve çamaşırhane, D: bölgesel ısıtma tesisi, E: doktorlar ve idari mü- dürün teraslı konutları, F: işçilerin apartman binasından oluşmaktadır [52]. Bu unsurların yerleşiminde her ayrı bloğun işlevlerinin yanı sıra özellikle güneş ışığı, çevredeki arazi ve alanın doğal özelliklerine de dikkat edilmiş- tir. A kanadı -ana kanat- her hastanın sabah güneşini doğrudan yatağın- 770 I 771 DÜNYADAN/TÜRKİYE’DEN ÖNEMLİ MÜHENDİSLİK VE MİMARLIK PROJELERİ da alabilmesi için güney güneydoğuya doğru bakmaktadır. Sonundaki açık hava terasları bloğu, gün ortası ve öğleden sonra ışığı alabilmek için hafifçe güneye doğru eğilmiştir. Yemek odası ve sosyal odaları içeren B kanadı, bu alanların da doğrudan güneş ışınlarıyla dolması için döndürülmüştür. Pla- nın diğer unsurları da benzer şekilde yönlendirilmiştir. Aalto’nun mimari düşüncesi, insanlar için inşa edilen herhangi bir yapının insanların ihti- yaçlarını karşılaması gerektiği yönündedir. Aalto, tüberküloz hastalarının fiziksel ihtiyaçlarını ve psikolojik durumlarını dikkate alarak iki yataklı bir hasta odası tasarlamıştır. Sırt üstü yatan birinin gözlerini hastane beyazının yansıyan parıltısından korumak için duvarlar yumuşak bir tonda ve tavan bir ton daha koyu renkte boyanmıştır. Doğal ışık pencereden gelmektedir. Yapay ışık, ışık kaynağının hastanın görüş alanında olmaması için her ya- tağın başının üstüne ve arkasına yerleştirilmiştir. Gardıroplar, odanın ko- lay temizlenebilmesi için duvara asılan hafif kontrplaktan yapılmıştır. Özel tasarım lavabolar ile eller yıkanırken su sıçraması önlenmiştir. Aalto, has- tayla ilgili olarak en küçük sorunun bile analizini ve çözümünü sürdürmeye devam etmiş, ele tam oturan kapı kolları tasarlamıştır. Paimio Sanatoryu- mu’nda odaların duvarları yankının meydana gelmesini önleyecek şekilde yapılmıştır. Böylelikle rahatsız edici hastane seslerinin ortaya çıkması en- gellenmiştir. Standart oda birimleri sanatoryumun ana kanadını oluştur- maktadır. Çatısında ve her katın doğu ucunda, ayrı birimlerin sakinlerinin güneş banyosu sırasında bir araya geldikleri açık hava terasları vardır [53]. Paimio Sanatoryumu’nun kırsal üzerindeki yerleşimi, vaziyet planı, bazı mimari ve tasarım unsurları şekil-2’de gösterilmiştir. T∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL IT∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL I Şekil-2: Paimio Sanatoryumu 772 I 773 DÜNYADAN/TÜRKİYE’DEN ÖNEMLİ MÜHENDİSLİK VE MİMARLIK PROJELERİ 4. Sonuç Tıp ve mimarlık mesleklerinin iş birliği esasına dayanan sanatoryum kuru- mu, mimarlığın toplumun iyileşmesine katkıda bulunması açısından tarih- sel süreç içinde önemli bir yere sahiptir. 19. yüzyılın ortalarında başlayan sanatoryum hareketi 20. yüzyılın ortalarına dek sürmüştür. Bu süreç için- de modernist hareket ile yolları kesişmiş, tüberküloz tedavisi için ışık, açık hava ve güneş ışığı esaslarına dayalı erken dönem sanatoryumları modern mimari için ilham kaynağı olmuştur. İşlevsel tasarım anlayışına dayalı, tek- nolojinin ve yeni malzemelerin kullanıldığı, insanların yaşayabileceği sağ- lıklı mekânların üretilmesini temel alan modern mimarlık, modern sana- toryum uygulamalarını da kapsamaktadır. Düz çatı, teras, balkon ve şezlong unsurları modern sanatoryumların belirli mimari özelliklerini oluşturmak- tadır. Paimio Sanatoryumu tüberküloz sanatoryumu alanında en önemli mimari uygulamalardan biridir ve modern mimarinin uluslararası alanda tanınan bir başyapıtıdır. Sanatoryum şehirden uzak, kırsal bir alanda inşa edilmiştir. Yapının tamamı betonarmedir. Mekânların yerleşimi temiz hava ve güneş ışığı esas alınarak belirlenmiştir. Sanatoryum balkonları ve orman manzarasına sahip geniş çatı terası ile hastaların açık hava kürü ve helyo- terapisi için tedavi mekânları sağlamaktadır. Standartlaştırılmış hasta odaları ve hijyenik iç mekânları ile tüberküloz hastalarının ihtiyaçlarına ve hastalığın tedavisine katkıda bulunmaktadır. Hastaların psikolojik ve sosyal ihtiyaçlarını temel alarak tasarlanan Paimio Sanatoryumu tüberkülozun tıbbi tedavisinde hümanist yaklaşımların ön plana çıktığı bir iyileştirme mekânı olarak hizmet etmiştir. T∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL IT∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL I KAYNAKÇA [1] A. J. E. Cave, “The Evidence for the Incidence of Tuberculosis in Ancient Egypt”, Journal of Tuberculosis, S.33/3, 1939, s.144-147 [2] T. Daniel, “The History of Tuberculosis”, Respiratory Medicine, S.100/11, 2006, s.1863 [3] T. Daniel, “Hippocrates and Tuberculosis”, The International Journal of Tuberculosis and Lung Disease, S.19/4, 2015, s.373 [4] J. Jouanna, C. Magdelaine (Ed.), Hippokrates külliyatı, (Çev. N. Nirven), Pinhan Yayıncılık, 2021, s.135. [5] Jouanna, Magdelaine (Ed.), a.g.e., 252. [6] J. Frith, “History of Tuberculosis. Part 1 - Phthisis, Consumption and the White Plague”, Journal of Military and Veterans’ Health, S.22/2, 2014, s.30 [7] T. Daniel, “The History of Tuberculosis”, Respiratory Medicine, S.100/11, 2006, s.1863 [8] S. M. Hashemi, M. Raza, “The Traditional Diagnosis and Treatment of Respiratory Diseases: A Description from Avicenna’s Canon of Medicine”, Therapeutic Advances in Respiratory Disease, S.3/6, 2009, s.323 [9] Frith, a.g.m., s.30 [10] Frith, a.g.m., s.31 [11] I. W. Sherman, Dünyamızı değiştiren on iki hastalık, (Çev. E. Tümbay, M. Küçüker), Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2020, s.157. [12] Sherman, a.g.e., s.159. [13] T. Daniel, “Leon Charles Albert Calmette and BCG Vaccine”, The International Journal of Tuberculosis and Lung Disease, S.9/9, 2005, s.944,945 [14] Sherman, a.g.e., s.173. [15] Sherman, a.g.e., s.174. [16] Frith, a.g.m., s.30 [17] P. Warren, “The Evolution of the Sanatorium: The First Half-Century, 1854-1904”, Canadian Bulletin of Medical History, S.23/2, 2006, s.465 [18] Frith, a.g.m., s.30 [19] T. Daniel, “Hermann Brehmer and the Origins of Tuberculosis Sanatoria”, The International Journal of Tuberculosis and Lung Disease, S.15/2, 2011, s.161 774 I 775 DÜNYADAN/TÜRKİYE’DEN ÖNEMLİ MÜHENDİSLİK VE MİMARLIK PROJELERİ [20] D. H. Crawford, Ölümcül yakınlıklar: Mikroplar tarihimizi nasıl şekillendirdi?, (Çev. G. Koca), Metis Yayınları, 2020, s.162. [21] A. Tate, Great city parks, Routledge, 2015. [22] F. L. Olmsted, Public parks and the enlargement of towns, Routledge, 2020. [23] https://www.designingbuildings.co.uk/wiki/Modernist_architecture (Erişim tarihi: 17 Mart 2022). [24] M. Campbell, “What Tuberculosis did for Modernism: The Influence of a Curative Environment on Modernist Design and Architecture”, Medical History, S.49/4, 2005, s.463 [25] Campbell, a.g.m., s.464 [26] Campbell, a.g.m., s.464,465 [27] C. E. Jeanneret, Bir mimarlığa doğru, (Çev. S. Merzi), Yapı Kredi Yayınları, 2021. [28] Jeanneret, a.g.e., s.20. [29] Jeanneret, a.g.e., s.15. [30] Jeanneret, a.g.e., s.16. [31] C. E. Jeanneret, P. Jeanneret, Oeuvre complète 1910-1929, Les Éditions d’Architecture, 1990, s.128. [32] Jeanneret, a.g.e., s.247. [33] Campbell, a.g.m., s.465 [34] F. M. Snowden, Salgınlar ve toplum: Kara Ölüm’den günümüze, (Çev. A. E. Pilgir), Tellekt, 2021, s.407,408. [35] Campbell, a.g.m., s.469,470 [36] Campbell, a.g.m., s.467 [37] S. Menin, F. Samuel, Nature and space: Aalto and Le Corbusier, Routledge, 2003, s.61. [38] Menin, Samuel, a.g.e., s.73. [39] N. Heikkonen (Ed.), Paimio sanatorium conservation management plan 2016, Alvar Aalto Foundation, 2016, s.17. [40] https://www.alvaraalto.fi/en/information/alvar-aaltos-life/ (Erişim tarihi: 14 Mart 2022). [41] Heikkonen (Ed.), a.g.e., s.51. [42] Heikkonen (Ed.), a.g.e., s.55. [43] Heikkonen (Ed.), a.g.e., s.56. T∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL IT∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL I [44] Heikkonen (Ed.), a.g.e., s.58. [45] Heikkonen (Ed.), a.g.e., s.61. [46] Heikkonen (Ed.), a.g.e., s.140. [47] Heikkonen (Ed.), a.g.e., s.133. [48] Heikkonen (Ed.), a.g.e., s.145. [49] S. Giedion, Space, time and architecture, Harvard University Press, 1959, s.575. [50] Giedion, a.g.e., s.576,577. [51] Giedion, a.g.e., s.578. [52] M. Heikinheimo, Architecture and technology: Alvar Aalto’s Paimio Sanatorium, Aalto ARTS Books, 2016, s.20. [53] The Museum of Modern Art, Architecture and furniture: Aalto, 1938, s.6-8. ŞEKİL-2’DEKİ GÖRSELLERİN KAYNAKLARI: (Şekil-1 ve Şekil-2 yazar tarafından tam metin bildiri için üretilmiştir.) [a] https://artsandculture.google.com/asset/photograph-of-paimio-sanatorium/- gErD4m6KdxiyQ (Erişim tarihi: 15 Mart 2022). [b] https://arquine.com/humanismo-y-tectonica/ (Erişim tarihi: 15 Mart 2022). [c] https://www.alvaraalto.fi/en/architecture/paimio-sanatorium/ (Erişim tarihi: 15 Mart 2022). [d] https://www.alvaraalto.fi/en/architecture/paimio-sanatorium/ (Erişim tarihi: 15 Mart 2022). [e] https://www.alvaraalto.fi/en/architecture/paimio-sanatorium/ (Erişim tarihi: 15 Mart 2022). [f] https://www.alvaraalto.fi/en/architecture/paimio-sanatorium/ (Erişim tarihi: 15 Mart 2022). [g] https://www.alvaraalto.fi/en/architecture/paimio-sanatorium/ (Erişim tarihi: 15 Mart 2022). [h] https://www.alvaraalto.fi/en/architecture/paimio-sanatorium/ (Erişim tarihi: 15 Mart 2022). [ı] https://www.paimiosanatorium.fi (Erişim tarihi: 15 Mart 2022). [j] https://www.alvaraalto.fi/en/work/paimio-chair/ (Erişim tarihi: 15 Mart 2022). [k] https://www.alvaraalto.fi/en/work/paimio-chair/ (Erişim tarihi: 15 Mart 2022). 776 I 777 DÜNYADAN/TÜRKİYE’DEN ÖNEMLİ MÜHENDİSLİK VE MİMARLIK PROJELERİ M. Kadri Filiz * Bade Kanatlı ** ÖZ Lakhta Center, bulunduğu St. Petersburg şehrinin geleneksel yapısının ak- sine modern mimari bir anlayışa sahip, son teknolojilerin kullanıldığı ku- zeyde yer alan modern bir mimari öğedir. Yapı, şehrin banliyö bölgesinde konumlandırılmıştır. Kentin ilk yüksek yapısı olma özelliğinin yanı sıra, Avrupa’nın en yüksek kulesidir. Bu özellikleriyle Türkçe literatüre katkı sağlayacağı düşünülen Lakhta Center projesinin, bu çalışma çerçevesinde mimari ve mühendislik değerlerinin incelenmesi amaçlanmaktadır. İlk olarak kulenin mühendislik ve mimari değerlerini ortaya koyan teknolo- KUZEYDE MİMARİ BİR ÖĞE: LAKHTA CENTER * Rönesans Proje Mühendislik A.Ş, İstanbul – Türkiye, kadri.filiz@ronesans.com ** Rönesans Proje Mühendislik A.Ş, İstanbul – Türkiye, bade.kanatli@ronesans.com 778 I 779 DÜNYADAN/TÜRKİYE’DEN ÖNEMLİ MÜHENDİSLİK VE MİMARLIK PROJELERİ jik gelişimler incelenirken, sonrasında teknolojiyi tasarım ile birleştiren iç mekân tasarımı araştırmanın kapsamına dâhil edilmiştir. Araştırma yön- temi olarak Rönesans Proje Mühendislik A.Ş. Arşivi incelenmesiyle başlan- mış ve ardından Rus normlarını temel alan akademik çalışmalar incelene- rek ulaşılan “inşaat alanı, kulenin temel özellikleri, basınç kontrolü, dikey kontrol, yapım tekniği ve tasarım” parametreleri çerçevesinde araştırma alanı sınırlandırılmıştır. Bu bilgiler ışığında, çalışmada mühendislik, mi- mari ve tasarımın bir bütün olduğunu ve gelişimlerinin doğrudan birbirle- rini etkilediği yönünde çıkarımlar yapılmakta ve disiplinlere göre yapıdaki teknolojik gelişmelere dikkat çekilmektedir. Anahtar Kelimeler: Kuzey Mimarisi, Lakhta Center, Yüksek Bina. 1. Giriş St. Peterburg’da Gazprom şirketi tarafından inşa edilen Lakhta Center, şeh- rin yeni oluşturulan deniz cephesini şekillendirici modern bir öğe olarak tasarlanmıştır. Proje, şehrin kültürel ve çevresel yapısına katkı sağlarken, aynı zamanda Rusya’daki mimari, mühendislik ve inşaat endüstrilerinin gelişimlerinde etkin bir rol oynamaktadır. Öte yandan bu kompleks proje ile birlikte şehrin kuzeyinde yeni ve modern bir çekim merkezi oluşturuldu. Lakhta Center’ın şehirde bu kadar etkin olmasının nedeni, Finlandiya Kör- fez cephesinde yer almasından kaynaklanmakta ve bu konum ona sudan gelen bir güç sağlamaktadır. Ayrıca projenin mimari hâkimiyetini, Avru- pa’nın en yüksek yapısı haline gelen 462 m yükseklikteki kulenin sağladığı- nı söylemek mümkündür. Bu sebeple, Lakhta Center şehirde etkin bir role sahip olurken, ayrıca dünyadaki gözde projeler arasında yerini almıştır. [1] Ek olarak, Mimar Tony Kettle yönetimindeki RMJM ekibi tarafından kon- sept projesi oluşturulmuş ve ardından CSIC Gorproekt firması projeyi ge- liştirmiştir. [2] Lakhta Center Tower, Avrupa sıralamasında en yüksek gök- delen olarak tescillenirken, dünya sıralamasında 11. sırada yer almaktadır (Şekil-1). T∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL IT∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL I Bu noktada çalışmada, geleneksel mimari yapıların hâkim olduğu St. Peter- burg şehrine modern teknolojik anlayış ile ortaya koyulan Lakhta Center pro- jesi, mimari ve mühendislik gelişimlerinin güncel teknolojiler bağlamında incelenmesi amaçlanmaktadır. 462 m yükseklikteki Lakhta Center Tower’ın mimari ve mühendislik değerleri; inşaat alanı, kulenin temel özellikleri, ba- sınç kontrolü, dikey kontrol, yapım tekniği ve tasarım parametreleri çerçe- vesinde incelenmiştir. Ayrıca çalışma kapsamında ortaya koyulan veriler, öncelikle Rönesans Proje Mühendislik A.Ş. proje arşivi üzerinde yapılan in- celemelerle ve ardından yapılan literatür taraması ile ortaya koyulmuştur. 2. İnşaat Alanı St. Petersburg şehrinin bataklıklar üzerine inşa edildiğine dair var olan gö- rüşler nedeniyle, geleneksel mimarinin hâkim olduğu bu şehre gökdelen inşa etmenin mümkün olmayacağı savunulmaktaydı. Ancak inşaatın baş- lamasından bir buçuk yıl kadar önce projenin tasarımcıları ile mühendislik ve jeolojik araştırmalar yapan uzmanlar, şehrin ve yapının konumlanacağı alanı jeolojik (yer bilimi), jeodezik (yer ölçümü), ekolojik (doğa bilimi) ve ta- rihi özellikler çerçevesinde incelemişlerdir. [5] Bu incelemeler sonucu inşaat alanında ulaşılan zemin katmanları ‘yukarıdan-aşağıya’ şu şekildedir: Şekil-1: Lakhta Center Tower’ın dünya sıralamasındaki yeri (solda) [3] ve St. Petersburg şehri ile ilişkisi (sağda) [4] 780 I 781 DÜNYADAN/TÜRKİYE’DEN ÖNEMLİ MÜHENDİSLİK VE MİMARLIK PROJELERİ • Kumlu balçık ve kumdan oluşan ara tabakaya sahip bant killeri (kat- man 1-4) • Moren (katman 5-6) • Vendian ufku (Vendian killeri) (katman 7-9) • Silttaşı ve çamurtaşı ara katmanına sahip kum taşı (katman 10). [1] Ulaşılan bu katmanlardan çıkan sonuç, inşaat alanı için var olan olumsuz görüşlerin aksine zayıf katmanın yalnızca üst tabakayı oluşturduğu ortaya çıkmıştır. Şekil-2’de katman 3 olarak tanımlanan kısım ise, Vendian ufku- dur. Vendian ufku, tarihte bilinen en eski killere verilen isimdir ve 635-540 milyon yıldır dünya üzerinde var olduğu bilinmektedir. Bir kaya veya bir beton kadar güçlü olan bu killer, gökdelen inşaatı için mükemmel bir des- tektir. Ancak inşaat alanında Vendian ufkuna ulaşmak kolay olmamıştır. Çünkü inşaat ekipmanlarının çok yakında dev kayalar ile kumlu ve çakıllı dev birikintiler vardı. İnşaat alanında yapılan bu tip keşiflerden oluşturulan yol haritaları ile Lakhta Center’ın temeli oluşturulmaya başlandı (Şekil-3). [1] Böylelikle Lakhta Center Tower, uzman görüşleri doğrultusunda ve doğru hesaplamalar ile her yerde gökdelen inşa etmenin mümkün olacağını göste- ren spesifik bir örnek olarak ortaya koyuldu. Şekil-2: Lakhta Center arazisinin zemin katmanları [6] T∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL IT∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL I 3. Kulenin Temel Özellikleri Lakhta Center kulesinin temel özellikleri dünyadaki diğer yapılara kıyasla en geniş kütleyi oluşturmaktadır. Kütle oluşturulurken izlenilen adımlar sı- rasıyla; “şaft delinir, ardından donatı kafesi kurulur ve beton dökülür” şek- lindedir. Bu aşamalar, Lakhta Center’ın ihtiyaçlarına özgü ve tam yerinde oluşturulmuştur. Kulenin temeli, çekirdekten yayılan ışınlar doğrultusun- da on adet radyal duvar ile üç levhadan oluşmaktadır. Levhaların en ünlüsü, 3,6 m kalınlığındaki en altta olandır. Bu levha 49 saat boyunca kesintisiz bir şekilde ve tek seferde 19.624 m3 betonlama yapılarak oluşturulmuştur. [7] Radyal duvarlar ise, temeli oluşturan koruyucu bir işleve sahiptir ve beşgen biçiminde kulenin çevresini dönmektedir. Beşgen duvarın yüksekliği 30 m ve uzunluğu 300 m’den fazladır. Ayrıca beşgenin içerisine 72 m ile 82 m de- rinliğe kadar uzanan ve çapları 2 m olan 264 adet fore kazık yerleştirilmiş- tir. Her bir kazık, 30 katlı bina yüksekliğinde ayrı bir kompleks mühendislik yapısıdır (Şekil-4 ve Şekil-5). [9] Bu bilgiler ışığında, döşemenin benzersiz olması yalnızca fiziksel boyutuna bağlı değil; benzer yapılarına kıyasla, ge- rekli taşıma kapasitesini en uygun boyutları ile sağlayan bir teknikte oldu- ğunu gözlemlenmektedir. Şekil-3: Lakhta Center Tower’ın araziye iz düşümü [3] [7] 782 I 783 DÜNYADAN/TÜRKİYE’DEN ÖNEMLİ MÜHENDİSLİK VE MİMARLIK PROJELERİ Şekil-4: Lakhta Center Tower temel analiz aşamaları [3] Şekil-5: Lakhta Center Tower temel kesiti [11] T∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL IT∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL I 4. Basınç Kontrolü Lakhta Center kulesinin ağırlığı 670 bin ton değerinde olmasına rağmen zemini küçük bir alanı taramaktadır. Toprak, yüksek basınçta sıkıştırıla- rak gökdelenin sağlam bir tabana oturması sağlanmıştır. Kuledeki önemli nokta, basıncı eşit bir şekilde dağıtmak ve düşeyden sapmamasını sağla- maktır (Şekil-6). Bu sebeple toprağın davranışını, yer altı yapılarını ve tüm bunların etkileşimlerini izleyebilmek için 4800 adet sensörün dâhil olduğu bir coğrafi izleme sistemi oluşturulmuştur. Sensörler, hem zeminde hem de kulenin yer altı yapılarının tüm elemanlarında bulunmaktadır. 95 adet sensör dikey yer değiştirmeleri incelerken, 40 adet sensör toprağın boşluk basıncını, 336 adet sensör kazıklardaki basıncı, 10 adet sensör temelin al- tındaki basıncı, 2136 adet sen- sör ise temel yapısında bulunan dinamiklerin basınç değerlerini ölçmektedir. Tüm sensörler oto- matik bir sisteme entegre edil- miştir. Bu sebeple, kulenin her beş katının inşasından sonra ze- min, kazıklar ve temel ile ilgili bir rapor yayınlanmaktadır. Yayın- lanan raporlar inşaatın güvenli bir şekilde ilerlemesine katkı sağ- larken, aynı zamanda bilimsel araştırmalar için bir veri tabanı oluşturmaktadır. [7] Bu çalışma- da kuledeki basınç kontrolü dört ayrı ölçüt üzerinden incelenmek- tedir. Bunlar: yangın güvenliği, yapının çekirdeğini oluşturan asansörler, rüzgâr testi ve sismik araştırmalardır. Şekil-6: Lakhta Center Tower kesiti [11] 784 I 785 DÜNYADAN/TÜRKİYE’DEN ÖNEMLİ MÜHENDİSLİK VE MİMARLIK PROJELERİ 4.1. Yangın Güvenliği Yapıda yangın güvenliği için yenilikçi bir sistem olan su sisi kullanılmakta- dır. Sensörler tetiklendiği zaman yangın “yağmur” ile değil, kurum ve kar- bonmonoksiti soğuran yoğun ve kalın bir sis tarafından söndürülmektedir. Ayrıca cephe camlarının otomatik yağmurlama sulaması ve iç mekânlar- da kullanılan yangın koruma perdeleri de yangın güvenliği açısından etkin önem taşımaktadır. [2] [8] 4.2. Asansörler Yapıdaki dengeyi sağlayan asansörler, gökdelenin merkezinde ve 40 adettir. Yolcu asansörleri, idari asansörler ve acil durum asansörleri olarak üç ka- tegoride çözümlenmişlerdir. Asansörde bir kişinin kalma süresi 100 saniye olarak belirlenmiştir. Hızları 2,5 ile 8m/s arasındadır ve bekleme süresi 25 saniyedir. Ayrıca asansör kullanımı yangın güvenliği açısından ilk yardım ekiplerinin ulaşımı konusunda büyük önem taşımaktadır. Yangın anında kendiliğinden kapanan asansör kapıları içeriye duman ve gazın girmesini 30 dakikaya kadar engellemektedir. [8] 4.3. Rüzgâr Testi Yüksek binaların planlanmasında ve tasarlanmasında başlıca kaygılardan biri olan rüzgâr yükleri, genel olarak kulenin tasarım verimliliğini ve kul- lanıcı konforunu arttırmak için önemli bir yapısal analizdir. Lakhta Center kulesi için oluşturulan mimari konsept bükülmüş, konik ve eğik mimari tasarım formu sayesinde dinamik rüzgâr etkilerini azaltmaya yardımcı ol- muştur. Kuledeki açık, havalandırmalı, örgü cephe serbest rüzgâr akışına izin verdi. [7] Kulenin rüzgâr testinin olumlu sonucunu doğrulamak adına, RWDI Laboratuvarı (Kanada) tarafından hazırlanan rüzgâr tünelindeki mo- del çalışmasıyla kulenin olası aerodinamik (kütlelerin hava ile hareketini inceleyen bilim dalı) salınımlarını belirlemek için çalışmalar yapılmıştır (Şekil-7). Yer yüzeyinden 100 metre veya daha fazla yükseklikte bulunan yapıları etkileyen yüzey buz yükleri de dikkate alınarak hesaplanan rüzgâr T∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL IT∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL I testine, kulenin simetrik ve asimetrik yüzeylerinin buz yüklemeleri de dâ- hil edilmiştir. Testin sonucunda, yapının kabul edilen şekli, boyutu, sertliği ve kütlesi ile aerodinamik kararsız titreşimlere maruz kalmadığı ortaya çık- mıştır. [1] 4.4. Sismik Araştırmalar Lakhta Center, Rus standartlarına göre çok düşük sismikte yer almaktadır. Kule, uzun bir yaşam dönemine sahip olacağından depremin kule üzerin- deki etkileri oldukça önemlidir. Bölgede oluşabilecek depremin alansal ve zaman bağlı olarak dağılımı gözden geçirilmiştir. Bununla birlikte, kulenin uzun periyotları ve düşük enerjili sismik kuvvetleri nedeniyle, kulenin ya- nal yüküne dayanıklı sistemi, rüzgâr kuvvetleri tarafından kontrol edilmek- tedir. [7] Şekil-7: RWDI rüzgâr tünelinde bulunan Lakhta Center modeli [1] 786 I 787 DÜNYADAN/TÜRKİYE’DEN ÖNEMLİ MÜHENDİSLİK VE MİMARLIK PROJELERİ 5. Dikey Kontrol Lakhta Center kule tasarımı eğimli olarak yorumlansa dahi, taslaklar eşit bir biçimde planlanmıştır. 462 m yükseklik için sapma oranı, kulenin çekir- değinden yalnızca 6mm’dir. [2] Buradaki amaç sapmayı sıfırda tutmaktır. Ancak Dünya’da yapılan benzer pratiklerde bile, henüz kimse sıfır sapma- ya ulaşamamıştır. Öte yandan gökdelen projelerinde yalnızca 1mm’lik bir sapma üst katlarda 1m’lik sapmaya neden olmaktadır. Lakhta Center özel olarak tasarlanmasına rağmen böyle güçlü bir sapmayı karşılayamaz. Bu sebeple, çekirdeğe dikey bir rotada rehberlik etmek için kullanılan uzay tek- nolojileri, şantiye sürecinde jeo-sensör sisteminin kullanılmasını kaçınıl- maz hale getirilmiştir. Yapının sapma deltası, optik lazer sistemi ile uzman sörveyörler (yeryüzünün şeklini, dağılımını ve konumunu hesaplayarak ra- porlayan kişi) tarafından izlenmektedir. Jeodezik sistem ile beton içerisine çelik çekirdekli kompozit kolonlar üretilirken, ayrıca beton içerisindeki me- tal yapıyı kontrol etmektedir. GPS ve GLONASS sistem okumaları kullanı- larak tam koordinatlar belirlenmekte ve çekirdeğin sapma deltasında çeşitli düzenlemeler yapılmaktadır. [1] [7] 6. Yapım Tekniği Lakhta Center kulesinin stabilitesi çekirdek, payanda ve destek kolonların- dan oluşan yapısal bir sistem tarafından sağlanmaktadır. Şekil-8’de yapı üzerinde tanımlanan bu sistemler aşağıda açıklanmıştır. • Çekirdek, kulenin ana yapı elemanı olarak tanımlanmaktadır. 86. kata kadar yükselmekte ve yapının dikey aksta dengeli olmasını sağlamakta- dır. Yapısal olarak 0,8 m betonarme kalınlığı ile 24,5 çapında bir borudan oluşmaktadır. • Payandalar (Denge ayakları), teknik katlarda gözlemlenmekte ve çekir- dek etrafında bulunan halka şeklinde bir kirişten ve ondan uzanan diya- gonal metal makas ve kolonlardan oluşmaktadır. Bu elemanların işlevi, T∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL IT∂RKİYE ’DE M∂HENDİSL İK VE MİMARL IĞ IN 250 Y IL I yapı üzerindeki oluşan yükleri çekirdekten dış kolonlara