Kentsel Tasarım Lisansüstü Programı - Yüksek Lisans

Bu koleksiyon için kalıcı URI

Gözat

Son Başvurular

Şimdi gösteriliyor 1 - 5 / 112
  • Öge
    Doğa koruma alanları için bir yönetişim modeli önerisi
    (Fen Bilimleri Enstitüsü, 2020) Gündoğan, Şeymanur ; Gülersoy, Nuran Zeren ; 637476 ; Kentsel Tasarım
    Doğa koruma alanlarının iyi yönetilmesi, biyolojik çeşitliliğin korunması, doğal kaynakların yönetilmesi ve iklim değişikliğinin önlenmesi gibi küresel ölçekte var olan sorunlar için çözüm olması anlamına gelmektedir. Bu nedenle, koruma ve yönetim eylemleri doğa koruma alanlarının korunarak gelecek nesillere aktarımında kilit unsur olarak görülmektedir. Son yıllarda IUCN gibi global olarak doğa koruma alanlarının korunmasında görev yapan kuruluşlar tarafından yeni yaklaşımlar ortaya konulmuştur. Doğa koruma alanlarının yönetimi yerine yönetişimi kavramı ortaya konularak işbirlikçi korumaya vurgu yapılmaktadır. Yönetişim kavramı Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi'nin Archi hedeflerinde yer almakta olup, ülkelerin ulusal mevzuatlarına farklı yönetişim türlerinin eklenmesi konusunda birçok uluslararası direktif bulunmaktadır. Ülkemizde ise doğa koruma sistemi içerisinde 2011 yılında köklü değişiklikler meydana gelmiştir. Bu durum yetkili kurumlar arasında yetki karmaşası, yasaların uygulanması konusunda farklı yorumlara sebebiyet vererek etkin ve verimli korumanın önünde engel oluşturmuştur. Bu noktadan hareket ile, bu tez çalışması, doğa koruma alanlarının etkin ve verimli bir şekilde korunması için gerekli olan kilit unsurlardan birinin yönetişim olduğu hipotezinden yola çıkarak doğa koruma ve yönetişim konuları arasındaki ilişkiyi incelemiştir. Doğa koruma alanlarının sınırlarının çizilmesi ve ilan edilmesi süreci ile koruma eyleminin tamamlanmadığı, tüm bu süreçlerin yanında dinamik bir yapı sergileyen doğa koruma alanlarının yönetimi ve yönetişimi konusunda yapılması gereken eylemler olduğu düşünülmektedir. Bu tez çalışması boyunca doğa koruma alanlarının yönetişimini etkileyen ana unsurlar üzerinde durularak yeni yaklaşımlar incelenmiştir. Türkiye'de mevcut yönetim sorunlarından olan doğa koruma alanlarının korunmasında, etkin ve verimli yönetimin önünde engel olarak görülen iki farklı bakanlığın bulunması ve kurumlar arası eş güdümün sağlanmaması, bütüncül bir doğa koruma yasasının oluşturulmaması gibi koruma yönetimine ait sorunların çözümünde dünyada hızla yayılan "yönetişim" modeli ile yeni bir yapılanma önerilmesi araştırmanın amacı olarak belirlenmiştir. Tez çalışmasının araştırma yöntemi, literatür araştırması yapılması ve konuyla ilgili uygulama örneklerinin incelenerek sistem önerisi geliştirilmesi şeklinde belirlenmiştir. Tez çalışmasının literatür araştırması bölümünde, doğa koruma alanlarının tarihsel gelişimi ve doğa koruma alanı kavramı üzerinde durularak koruma ve yönetim eylemlerinin öznesi araştırılmıştır. Doğa koruma alanlarının farklı özelliklerine göre ayrılarak sınıflandırılması yönetim ve koruma eylemleri açısından gerekli olduğu için doğa koruma alanlarının uluslararası ve ulusal sınıflandırma sistemleri incelenmiştir. Literatür araştırmasının son bölümünde ise, doğa koruma alanlarındaki yönetişim kavramı, yönetişim tipolojileri ve ne tür yönetişim modeli uygulamalarının yapıldığı araştırılarak doğa koruma ve yönetişim ilişkisi incelenmiştir. Tez çalışmasının üçüncü bölümünde örnek ülkelerin ve Türkiye'nin doğa koruma sistemleri, idari yapı, doğa koruma sistemine dahil olan aktörler ve kurumlar, yasal mevzuat ve doğa koruma alanlarının yönetiminde belirlenen ulusal stratejiler bağlamında karşılaştırılmıştır. Türkiye ile karşılaştırılan ülkelerin (Fransa, İtalya, İspanya) doğa koruma sistemlerinin yönetimi konusunda potansiyelleri üzerinde durulmuş ve model önerisi için veri toplanmıştır. Bu bölüm içerisinde dünya genelinde uygulama örnekleri seçilerek ve başarılı kabul edilen yönetişim modelleri incelenmiştir. Uygulama örnekleri olarak Avustralya'dan UNESCO Doğal Miras Listesinde yer alan Riding Mountain Biyosfer Rezervi ve Kanada'da yine UNESCO Doğal Miras Listesinde yer alan Büyük Set Resifi Deniz Parkı incelenmiştir. Yönetişim modelleri incelenirken yine coğrafi yapı, aktörler ve kurumlar, yasal mevzuat ve stratejiler üzerinden sistematik bir inceleme yapılmıştır. Tez çalışmasının dördüncü bölümünde, Türkiye'de bulunan doğa koruma alanları için bir yönetişim modeli önerilmiştir. Önerilen bu model Türkiye'deki doğa koruma sisteminin yasal ve yönetsel yapısı üzerinden kurgulanmıştır. Yönetişim modeline oluşturulurken yararlanılan kavram ve örnek model incelemeleri üzerinde durulduktan sonra dört aşamaları bir model ortaya konmuştur. Modelin ilk aşaması olan hazırlık aşamasında doğa koruma sistemine ilişkin ilke ve kriterler ortaya konulmuştur. Hazırlık aşamasında modele ilişkin değerler ortaya konulduktan sonra 8 adet ilke ve 22 adet kriter belirlenerek bir çerçeve oluşturulmuştur. Ardından mevcut yönetim modeli için yönetişim analizleri yapılarak bir değerlendirme çalışması yapılarak mevcut durum ve sorunları belirlenmiştir. Yapılan bu analizler ile doğa koruma sisteminin mevcut yönetişim yapısının mekansal dağılımı, yasal mevzuattaki varlığı ve türü, yönetişim kalitesi gibi konularda durum analizi yapılarak varılmak istenilen amaca ilişkin değerlendirmeler yapılmıştır. Değerlendirme ve analiz aşamasından sonra üçüncü aşama olan öneri aşamasında mevcut sistemin yeni amaca uygun hale getirilmesi için birtakım önerilerde bulunulmuştur. Öneri aşamasında mevcut doğa koruma sistemini daha güçlü hale getirmek ve yönetişim etkinliği artırmak için yapılacakların yasal mevzuata tanınması için gerekli aşamalar sıralanmıştır. Modelin son aşaması olarak yönetişim eylem planı ile kısa, orta ve uzun vadeli plan ve teşvikler ile yönetişim etkinliği artırmak ve bunun sürdürülebilirliği sağlamak yapılcaklar zaman çizelgesine göre listelenmiştir. Sonuç olarak doğa koruma alanlarının etkin ve verimli korunması bağlamında, doğa koruma alanlarının yönetişim modelinin etkinliği önem teşkil etmektedir. Ortaya konulan doğa koruma alanlarının yönetişim modeli önerisi ile mevcut yetki çatışmalarının yasal ve yönetsel boyutta çözüme ulaştırılması ve doğa koruma alanlarının çok aktörlü bir yapı ile yönetilerek koruma eyleminin sadece merkezi hükümet düzeyinde değil, yerel düzeyde de bilinçli bir çaba haline gelmesini sağlamaktır.
  • Öge
    Büyük veri ile kentsel ritmin ölçülmesi: İstanbul örneği
    (Fen Bilimleri Enstitüsü, 2019-06) Gökçe, Pınar ; Terzi, Fatih ; 302365 ; Urban and Reigonal planning
    Kentlerin sahip olduğu zamansal özelliği ifade eden kent ritimleri kent aktivitelerinin zaman ile ilişkisini kent mekânında görmemize yardımcı olmaktadır. Özellikle sanayi devriminden ve internetin icadından itibaren artan hareketlilik ile birlikte kentlerin ritimlerinin analiz edilmesi karmaşıklaşmış ve hareketliliğin kayıt altına alınmasının zorluğu ile birlikte kentin dinamik yapısı yeterince anlaşılamamıştır. Statik bir süreç gibi düşünülen kentsel planlama ve tasarım anlayışına koşut olarak, artık hareketli kent yaşamına uyum sağlaması açısından dinamik bir süreç olarak kent planlamasında, tasarımında ve yönteminde ihtiyaç duyulan anında müdahale ve hızlı operasyonel müdahaleler için kentsel ritim çalışmaları bir gereklilik haline gelmektedir. Büyük verinin yükselişi ile beraber, gelişen bilgi keşfi süreci, kentsel bilişim alanında yarattığı yenilikler mekânsal analizlerde de gelişme sağlamış ve kentsel ritim çalışmaları için de bir fırsat sunmaktadır. Ritmin sahip olduğu karmaşıklığı Lefebvre polyrhthm olarak tanımlarken, Crang kentsel ritimleri birbirine benzer ritmik alanların olduğunu öne sürmektedir. Bir başka görüş olan pacemaker ise çeşitli aktivitelerin kentsel ritimler üzerinden değişiklik yarattığını vurgulamaktadır. Zaman ve mekânnın temel olduğu bu yaklaşımlar temelde mekânın konumu itibari ile sahip olduğu özelliklerin yanında zamansal olarak da bazı niteliklere sahip olduğunu savunmaktadır. Mekanların zamansal olarak birbirine benzemesi ya da zamansal olarak birbirinden ayrışması mümkündür. Kentlerin bu dinamik yapısını takip etmek günümüze kadar kent bütününde zordu. Planlama ve tasarım araçlarının gelişmesi ve kentlerin okunabilirliği için önemli bir nokta olan kentin dinamik yapısını okuma, yani yılın belirli döngüsel periyotlarına ve sosyal aktivitelerine bağlı olarak artan ve azalan ritim, gelişen teknoloji sayesinde kent bütününde izlenebilir bir hal almıştır. Dijital ayak izleri olarak da geçen bu kayıtlar, insanların mekânda gerçekleştirdikleri aktiviteleri sanal ortamda kayıt ederek bu izlerin gözlemlenebilir bir olguya dönüştürmektedir. Kentsel ritmin önemli bir katmanı olan kentsel hareketliliğin değişimi kentlerin büyümesi ve yayılması ile birlikte çeşitlenmiş ve zamansal farklılaşmalar ortaya çıkarmıştır. Ulaşım kartları gibi çeşitli teknolojiler sayesinde bu hareketliliğin izlenmesi bir fenomen olmaktan çıkmıştır. Bilgisayarların kent mekanına ve kent yönetim süreçlerine girmesi ile birlikte başlayan kentsel bilişimin gelişmesi akıllı kent yaklaşımlarını geliştirmiştir. Akıllı kentlerin sunduğu siber fiziksel sitemler ve oluşturduğu güçlü bağlantılar sayesinde artan kentsel büyük veri, yeni veri odaklı yaklaşımları geliştirmekte ve daha net sonuçlar sunmaktadır. Kentsel bilişim doğrultusunda geliştirilen yaklaşımlar kent yönetimi, kaynak kullanımı, politika gelişme süreçleri gibi birçok alanda gelişme sağlamıştır. Yaşanan bu gelişmeler ile birlikte büyük veri teknolojilerinin de gelişimi sayesinde kentsel büyük verinin analizi planlama ve tasarım alanın kentsel mekân kalitesini arttırmaya yardımcı olacak bir dizi analiz fırsatı sunmaktadır. Kentsel büyük verinin sunduğu ve sunacağı imkanlar göz önüne alındığı vakit kentsel büyük verinin nasıl ele alındığı, işlendiği ve büyük veriden nasıl yarar sağlandığı önemli ve kritik bir hal almaya başlamıştır. Büyük veriden elde edilecek faydaların hızlı ve pratik olması yönündeki ihtiyaç kent plancısı ve tasarımcısını bu konuda çalışmaya itmektedir. Plancı ve tasarımcının günümüz teknolojisine adaptesi kent yönetimleri açısından önemli olmaya başlamıştır. Bu tez kapsamında İstanbul bütününde büyük veri yardımıyla kentsel ritim modeli geliştirilmiş ve bu model üzerinde mekânların sosyal ve döngüsel takvimlerden nasıl etkilendiği bilgi keşfi yaklaşımı ile ortaya koyulmuştur. 12 adımlı kentsel hareketlilik ritim modeli geliştirilerek sosyal ve döngüsel ritimler değerlendirilmiştir. 2 ana aşamadan oluşan kentsel hareketlilik ritim modelinin ilk aşaması büyük hacimdeki veriyi çalışmanın amacına uygun olarak bir veri özeti sistemi geliştirmektedir. Çeşitli veri dönüşümleri ve bilgi özetleme pratikleri ile birlikte veri hacminde %99,9 oranında bir azalma sağlanarak İstanbul bütününde yıllık, mevsimlik, aylık, haftalık, günlük ve saatlik ritim analizlerinin yanında sosyal taksimler olan, bayram dönemleri, eğitim başlangıç ve bitiş tarihlerinde kentsel ritim analizleri gerçekleştirilmiştir. İstanbul ölçeğinde 2018 yılı kentsel ritim sonuçlarında kent merkezinde yoğun olan hareketlilik Zincirlikuyu aktarma istasyonun noktasal bir birikme gösterse de kentin en hareketli bölgesi Tarihi Yarımada olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun yanında kentin ana bir arteri olan metrobüs hattı boyunca yığılma göstererek kentsel ritim, kentin yeni arterleri hakkında da ipuçları vermektedir. Çeperlerde azalmakta olan kentsel ritim, kentin doğusunda bulunan Gebze bağlantısında dikkat çekmektedir. Gebze ile bir ekonomik-sosyal koridora sahip olan İstanbul, kentsel ritim açısından da sınırda da bir artış göstermektedir. Mevsimlik ritim analizi sonuçlarına göre İstanbul’da %11’ik bir ritim azalışı görülmektedir. Yaz aylarında insanların kent dışına çıktığını veya dışarı çıkmayı daha az tercih ettiğini gösteren bu analiz sonucunda turistik bölgelerin yaz aylarında kentsel ritim artışı olduğu elde edilmiştir. Zaman ölçeği daraltılıp aylık analizler yapıldığında kent ritminin en çok azaldığı ay ağustos ayı, en çok yükseldiği ay ise kasım ayı olarak karşımıza çıkmaktadır. Zaman ölçeği hafta ölçeğinde daraltıldığı zaman hafta içi ve hafta sonu ritim farklılıkları karşımıza çıkmaktadır. Hafta içi benzer kentsel ritme sahip olan şehir cumartesi günü düşüşe geçmekte ve pazar günü en düşük kentsel ritim değerine gelmektedir. Hafta için sabah 6:00–9:00 saatleri arasında iş ve okula gidiş saatleri olarak kabul edilen zaman dilimi kentin en hareketli zaman dilimi olurken akşam 17:00 ve 19:00 saatleri arası insanların eve dönüş zaman dilimini oluşturduğu görülmektedir. Sabah saatlerinde konut bölgelerinde başlayan kentsel ritim öğlen saatlerinde kent merkezinde yoğunlaşırken akşam saatlerine konut bölgelerine yeniden dağılmaktadır. Döngüsel takvimlerin rutinlerinde etkilerini görebildiğimiz sosyal takvimler kent hareketliliğinde değişiklik yaparak kentsel ritmi değiştirmektedir. Eğitimin başlangıcı ile birlikte artan kentsel ritim, bayramlarda bütün kent ritmi değişirken ve futbol maçı gibi etkinlikler daha bölgesel yerlerde ritim değişikliklerine neden olmaktadır. Sosyal takvimlerin oluşturduğu mekânsal ritmik değişiklik döngüsel ritimlere göre daha fazla hissedildiği görülmektedir. Geçmişe yönelik döngüsel ve sosyal takvimler bazında kentsel ritim analizi değerlendirildiğinde kentin dinamik sistemi anlaşılmakta ve gelecekteki etkinliklerde nasıl bir tepki vereceği tahmin edilebilir duruma gelmektedir. Yapılan bu döngüsel ve sosyal zaman dilimlerine bağlı analizlerden insanların dönemsel ve saat olarak hangi bölgelerde yoğunlaştığını, sürekli bir hareket içinde olan kent yaşamının nerelerde yoğunlaştığını statik olmaktan çok dinamik bir biçimde gözlemleme imkanını bize sunmaktadır. Statik planlamanın yanında dinamik planlama için bir zemin sağlama potansiyeli olan kentsel ritim çalışmaları kentin yeniden yorumlanmasına ve zamansal olarak nasıl müdahaleler gerektirdiği açısından plancılar ve kent yöneticileri için yeni bir bakış açısı sunması önemli bir konu haline gelmektedir. Dinamikleşen kent sisteminin çözümlenmesi ve izlenebilmesi için şehir plancısı artık geleneksel yöntemlere ek olarak kenti okumanın yeni bir yolunu aramaya girmiştir. Kent yönetiminin artık operasyonel bir sistem bütününde işletilmesi gerekliliği plancıyı/tasarımcıyı kendi çerçevelenmiş rolünden çıkarıp yönetimin ve uygulamanın her alanında yön gösterici bir rol biçmeye itmektedir. Dinamikliği artan kentlerin yeni yönetim anlayışında operasyonel müdahale biçimleri için anlık olarak kenti izleyip analiz edebilme yeteneği kent planlama sistemlerinin göz ardı edilemez bir parçası haline gelmektedir. Geliştirilen kentsel ritim modeli ile birlikte İstanbul’un hareketlilik üzerine dinamik yorumlaması gerçekleştirilebilmektedir. Bu tez çalışması, mevcut analizlerle kentleri izlemenin bir alternatifi olarak dinamik kent yapısını izleme adına başvurulacak uygulamalar için bir yol gösterici niteliktedir.
  • Öge
    Kent coğrafyasında diyalektik bir yöntem olarak ritimanaliz: İstanbul, Kadıköy kent araştırmaları üzerine
    (Fen Bilimleri Enstitüsü, 2020-08) Söylemez, Emre ; Koramaz, Tugay Kerem ; Kentsel Tasarım Programı
    Gündelik yaşam, kenti ve kentsel yaşamı anlamak için tartışılan çok boyutlu bir kavramdır. Özellikle endüstri devriminden sonra kalabalıklaşan ve karmaşıklaşan kentsel mekandaki gündelik yaşam, zamanın anlık kesitinden anlaşılamayacak kadar çok sayıda dinamikler dizisinin anlaşılmasında önemli bir araç haline gelmiştir. Kapitalizm etkisindeki gündelik yaşamı oluşturan kentsel ve toplumsal dinamiklerin okunmasında, kentsel yaşamı an'dan çıkarıp bir süreç olarak ele almayı sağlayan ritim ve ritimanaliz konusu önem kazanmaktadır. 1931'de Lúcio Alberto Pinheiro dos Santos'un "La rythmanalyse" kitabıyla başlayan ve Henri Lefebvre'in "Gündelik Hayatın Eleştirisi" (1981) serisinin 3. cildinde kentsel anlamda ele aldığı ritim ve ritimanaliz konusu, kentlere kapsamlı bir bakış açısı sunmaktadır. Lefebvre'nin ölümünün ardından derlenip yayınlanan "Ritimanaliz: Mekân, Zaman ve Gündelik Hayat" (2004) kitabı, geçmişte çoğunlukla modern kartezyen mekân düşüncesiyle ele alınmış kentin karmaşık yapısını okuyabilmek adına alternatif bir yöntem olarak gözükmektedir. Toplumsal yaşamın kentsel mekânda kendini gösteriş biçimini, diğer bir anlamıyla toplumun gündelik yaşamını, bir dizine oturtarak anlamaya çalışan bu yöntem, sürekli akış halinde olduğu varsayılan zaman boyutunu toplum-mekân boyutuyla birlikte ele almada önemli bir bakış açısı sunmaktadır. Lefebvre'nin (2004) "Muhalefetteki birlik" (unity in opposition) olarak adlandırdığı diyalektik bir görüş olan bu yöntem, karmaşık yapıların tüm boyutlarıyla kapsamlı şekilde anlaşılması için fırsat sunmaktadır. Lefebvre'nin tanımladığı ritimanaliz kavramında, ritimlerin çıkış noktası olarak kozmolojik, ekolojik ve fizyolojik (solunum, sindirim vs.) döngüler baz alınmaktadır (Lefebvre, 2004). Bu döngülerin gündelik yaşamda mekânsal ve toplumsal ritimler olarak kendini göstermesi, kent coğrafyası özelinde ağırlıkla kentsel mekân bağlamında olmaktadır.
  • Öge
    İstanbul'da hazırlanan kentsel tasarım projelerinin planlama sistematiğindeki yerinin karşılaştırmalı hukuka göre değerlendirilmesi
    (Fen Bilimleri Enstitüsü, 2020-05-11) Sayram, Aycan Nur ; Eyuboğlu, Engin Eyüp ; 519171003 ; Kentsel Tasarım ; Urban Design
    Planlamanın sırasıyla ülke, bölge ve kent ölçeğinden uygulamaya yönelik olan kentsel tasarım projeleri ile entegrasyonu; kentsel tasarım projelerinin fiziki mekânın üçüncü boyutta ve detaylarıyla birlikte alınması, kentsel planlama ve mimarlık ölçeği arasında arakesit sunması ve planlama yaklaşımının bütünleyici bir parçası olması sebebiyle önem taşımaktadır. Ancak, Türkiye'de mevcut planlama sistematiğinde kentsel tasarım projesinin yapılması için bir araç olan kentsel tasarım çerçeveleri, gelişme özetleri, kentsel tasarım rehberlerinin kentsel tasarım projesinin elde edilme yöntemleri içerisinde bulunduğu hukuki ve uygulamaya yönelik konum tanımlanmamış olup, plandan bağımsız olarak üretilen kentsel tasarım projeleri uygulama aşamasına yönelik süreci organize etmemektedir. Çalışmanın ilk literatür kısmı olan 2. bölümünde öncelikle dünyada planlama sistemlerinin plan bazlı ve proje bazlı sistem yaklaşımının tanımı yapılmıştır. Sonrasında Türkiye kent planlama tarihi yasal çerçevede değerlendirilmiş ve bu kapsam içersinde cumhuriyet öncesi ve cumhuriyet sonrası dönemin (1923-1957 dönemi, 1957-1985 dönemi, 1985 ve sonrası dönem) kent ölçeğinde ve mimari ölçekte yaklaşımı üzerinde durulmuştur. Türkiye'de şuan kentsel tasarımı yönlendiren temel yönetmelik ve kanunlar; kentsel tasarımı yönlendiren temel mevzuat, kentsel tasarımın yönlendirilmesine katkı sağlayabilecek ilave mevzuat ve kentsel tasarımı bina ölçeğinde yönlendiren mevzuat olarak 3 başlıkta ele alınmıştır. Türkiye'de kentsel tasarım projelerini yönlendiren güncel 5 temel kanun ve yönetmelik bulunmaktadır. Bunlar: ''3194 Sayılı İmar Kanunu'', ''6306 Sayılı Kanun'', ''Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği'', ''Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği'' ve ''Otopark Yönetmeliğidir''. İçerisinde kentsel tasarımla ilişkisi tanımlanmamış fakat kentsel mekânın değerlendirilmesine katkıda bulunabilecek ilave yönetmelikler bulunmaktadır. Bunlar; Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği, Atık Yönetimi Yönetmeliği, Erişebilirlik İzleme ve Denetleme Yönetmeliği, Genel Aydınlatma Yönetmeliği, Hava Kalitesi Değerlendirme ve Yönetimi Yönetmeliği, Şehir İçi Yollarda Bisiklet Yolları, Bisiklet İstasyonları ve Bisiklet Park Yerleri Tasarımına ve Yapımına Dair Yönetmelik, Sürdürülebilir Yeşil Binalar ile Sürdürülebilir Yerleşmelerin Belgelendirilmesine Dair Yönetmelik, Ulaşımda Enerji Verimliliğinin Artırılmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik, Yüksek Çevre Kurulu ve Mahalli Çevre Kurullarının Çalışma Usul ve Esaslarına İlişkin yönetmeliktir. Ayrıca, İçerisinde kentsel tasarımla ilişkisi tanımlanmamış fakat kentsel mekânın değerlendirilmesine katkıda bulunabilecek bina ölçeğinde ilave yönetmelikler bulunmaktadır. Bunlar; Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliği, Yapı Malzemeleri Yönetmeliği, Afet Bölgelerinde Yapılacak Yapılar Hakkında Yönetmelik, Sığınak Yönetmeliği, Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği, Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmeliktir. Türkiye'de kaliteli mekân oluşturulmasına yönelik en temel kanun anayasadır ve 56. Maddesinde ''Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir'' ifadesi ile fiziki çevreler için genel bir yaklaşım sağlamaktadır. Planlamanın kentsel tasarım ile ilişkisi (Çevre ve Şehircilik bakanlığının hazırlamış olduğu yönetmelik ve yönerge dışında) belediye uygulamalarında belediyelerin tercihlerine göre yönlendirilmektedir. Belediye tercihlerine yönelik olarak olarak yapılan bazı uygulamalarda plan notlarına eklenen kentsel tasarım notları ve tasarım projelerinin plan eki olarak tanımlanması yapılmaktadır. Türkiye'de ayrıca kentsel tasarım projesi kavramına yönelik ilgili yapılmış projeleri gruplandıran ve tek çatı altında toplayan bir yaklaşım bulunmamakla birlikte tasarım projesi olarak değerlendirilebilecek ''Yerleşme Tasarım Projesi'', ''Sokak Sağlıklaştırma Projesi'', ''Çevre Düzenleme Projesi'', ''Master Plan'' ve ''Vaziyet Planı'' gibi plan ve projeler mevcuttur. Bu farklılık projelerin isimlerine yönelik oluşturduğu farklılıkların yanında gösterim tekniği, planla olan ilişkisi, projenin onay, yapım süreci ve hukuki olarak değerlendirilmesine yönelik karmaşayı da ön plana çıkarmaktadır. Belediyelerin ise kentsel tasarımla ilgili birimlerin çalışma usül ve esaslarının belirlenmesi kendi insiyatiflerine bırakılmış olup ''5393 sayılı Belediye Kanunu'' ve ''Belediye ve Bağlı Kuruluşları ile Mahalli İdare Birlikleri Norm Kadro İlke ve Standartlarına Dair Yönetmelik'' dayanağı ile kentsel tasarım birimi oluşturulmakta ve sorumluluk alanları tanımlanmaktadır. Avrupa'da, yerel yönetimlerin ortak değerleri, tüm ülkeler tarafından kabul edilmesine rağmen kurum içi birimler ve çevre arasındaki uyum eğilimleri, sorumlulukların dağılımı, yerel demokrasinin biçimleri, yerel finans ve yerel kentsel gelişim konusunda ortak bir standart bulunmamaktadır. Bu yüzden literatürde avrupa 4 hukuk ve yönetsel aileden oluşmaktadır. Bunlar İngiliz (British), İskandinav (Scandinavian), Napolyon (Napoleonic) ve Germanik (Germanic) hukuk aileleridir. Çalışma kapsamında 4 hukuk ailesinden İngiltere, Almanya, Hollanda ve İsveç ele alınmıştır. Bu kapsamda kentsel tasarım yaklaşımının planlama sistematiğinde , örgütsel yapıda (merkezi yönetim, bölge yönetimi ve yerel yönetim), hukuki çerçevede (ülkedeki mekansal planlamayı yönelndiren temel mevzuat ve kentsel tasarımı yönlendiren mevzuat), yerel plan uygulaması ve kontrolünün sağlanması açısından bulunduğu konum incelenmiştir. Tezin karşılaştırmalı şehir planlama hukukunu ve kentsel tasarım yaklaşımını içeren bu bölümü yöntemin ilk aşamasını oluşturup, Türkiye'de kentsel tasarımın planlama yaklaşımında ve hukuki çerçevede eksik olduğu noktaları tanımlamak ve değerlendirme parametrelerinin oluşturulması açısından kritiktir. Türkiye'de kentsel tasarım projeleri; ''6306 Sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun'', onaylı uygulama imar planında ''Özel Proje Alanı'' ilan edilmiş alanlarda, ''5366 sayılı Yıpranan Tarihi ve Kültürel Taşınmaz Varlıkların Yenilenerek Korunması ve Yaşatılarak Kullanılması Hakkında Kanun'', ''5216 Sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu'' ile meydan, cadde, bulvar ve sokak için yapılan kentsel tasarım projeleri, ''Mimarlık, Peyzaj Mimarlığı, Mühendislik, Kentsel Tasarım Projeleri, Şehir ve Bölge Planlama ve Güzel Sanat Eserleri Yarışmaları Yönetmeliğine'' bağlı olarak yapılan kentsel tasarım projeleri ile elde edilmektedir. Örnek alan olarak Türkiye'de en fazla kentsel tasarım projesi hazırlanan il olan İstanbul çalışma alanı seçilmiştir ve öncelikle İstanbuldaki Büyükşehir Belediyesi ve diğer belediyelerin kentsel tasarım projesi hazırlanmasına yönelik hukuki altyapısı ve ilgili birimleri incelenmiştir. Sonrasında çalışma kapsamında İstanbul'da kentsel tasarım projesi elde etmenin beş hukuki aracı için 2 örnek ele alınıp kentsel tasarım projesi üretilirken; sorumlu olan birim (Kentsel Tasarım Müdürlüğü, Park ve Bahçeler Müdürlüğü, Kentsel Estetik Müdürlüğü, Altyapı Projeler Müdürlüğü, Üstayapı Projeler Müdürlüğü, Kentsel Dönüşüm Müdürlüğü, Ulaşım Planlama Müdürlüğü, Plan ve Proje Müdürlüğü, KUDEB) ve hukuki altyapısı, projeye yönelik uygulama, program ve bütçe planı mevcudiyeti, proje üretim aşamasında değerlendirilen hususlar (ulaşım, otopark, yapı fonksiyonları, yapı yoğunlukları, doğal çevre, spor alanı, peyzaj düzenlemesi, kent mobilyaları, altyapı, malzeme ve estetik gibi), projenin hazırlama, uygulama ve onay biçimi, kentsel tasarım projesi teslim formatı (ilişkili plan, ölçek, kesit, proje 3d modeli ulaşım, yapı yoğunluk, yapı fonksiyon, doğal yapı ve peyzaj şeması ve altyapı şeması) ve detay şemaların (Cephe tipolojisi, kent mobilyası) mevcudiyeti ve kentsel tasarım projelerinin hazırlanmasına ve değerlendirilmesine yönelik hukuki altyapı varlığı ve projeyi hukuki olarak değerlendirme kriterleri(Kentsel Tasarım Projelerinin Hazırlanmasına ve Değerlendirilmesine İlişkin Yönerge, 3194 sayılı Kanun, 6306 sayılı Kanun, 644 sayılı KHK ile Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği, Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği, Otopark Yönetmeliği, Onaylı İmar Planı ve plan notları) ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Kentsel Tasarım, Karşılaştırmalı Hukuk, Planlama Sistematiği, İmar Hukuku.
  • Öge
    Kentsel tasarımda toplum katılımına yönelik dijital araçların kullanımı
    (Fen Bilimleri Enstitüsü, 2020-06-11) Türken, Araf Öykü ; Eyuboğlu, Engin Eyüp ; 519171001 ; Kentsel Tasarım ; Urban Design
    Katılım olgusu sıklıkla demokrasi kavramıyla kullanılmakla birlikte, kentsel karar alma süreçlerine yurttaşın dahil edilmesi Antik Yunan'a kadar uzanır. Tasarım ve planlama süreçlerinde katılımın bir yaklaşım olarak benimsenmesi ise 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren gittikçe yaygınlaşmıştır. Demokratik, çoğulcu, geçişken, iletişimsel planlama modellerinin ortaya çıkışı, ikinci dünya savaşı sonrası toplu konutlarda yaşanan problemler, kent hakkı kavramı ve getirdiği çağırışımlar, yurttaşların kentsel mekandaki aktif rollerini vurgulayan Jacobs, Sanoff gibi uzmanların fikirleriyle birlikte "katılım" mekânsal üretim süreçlerinde gittikçe güçlenen bir yaklaşım olarak kullanılmıştır. Bu doğrultuda Arnstein'ın (1969) katılım basamağı öncü olmak üzere, yurttaş yetkilendirmesine bağlı olarak farklı katılım seviyelerinin tanımlandığı birçok skala ve yöntem ortaya konmuştur. Ancak bu uygulamaların birçoğu zaman alıcı ve maliyetlidir, katılım seviyesini arttırmak, aktörler arası uzlaşmayı sağlamak oldukça zorludur. 90'lı yıllardan itibaren ise bilgi iletişim teknolojileri, coğrafi bilgi sistemleri gibi teknolojik gelişmeler hız kazanmış, planlama ve tasarım süreçleri de dijital gelişmelerin etkisiyle evrilmiştir. Toplumsal yaşam biçimimiz üzerinde kalıcı etkisi olan bu teknolojiler, ağ toplumunu yaratmış, yeni gündelik yaşam alışkanlıkları oluşturarak, bireylerin kendilerini ifade edip birbirleriyle iletişime geçebilecekleri, zaman ve mekan bağımsızlığı sağlayan sanal ortamlar inşa etmiştir. Dijital teknolojilerin kentte kullanımının artmasıyla birlikte veri odaklı kent modelleri ortaya çıkmaya başlamıştır. Sürdürülebilir, dijital, akıllı, duyarlı kent gibi modeller, büyük veri ve kitle kaynak araştırmaları üzerinden insan ve kent etkileşimini yeniden tanımlamışlardır. Kaçınılmaz olarak planlama ve tasarımda toplum katılımı süreçleri de bu gelişmelerle birlikte dönüşüm geçirmiş, e-demokrasi, e-yönetişim, e-katılım gibi yurttaş ve yönetimler arasındaki ilişkiyi teknoloji üzerinden kurgulayan yeni dinamikler oluşmuştur. Aktörler arası iletişimde teknolojinin araç olarak kullanılmaya başlanmasıyla, geleneksel katılım yöntemlerinin yanı sıra, blog, podcast, online tartışma forumları, e-oylama, e-panel, dijital karar alma oyunları, gis araçları vb. yeni yöntemler yaygınlaşmıştır. 2000'li yıllarda ise akıllı telefon, tablet ve giyilebilir teknolojinin kullanımının artması, e-katılım süreçlerinden m-katılıma (mobil katılım) doğru bir ilerlemeye sebep olmuş, katılımcı planlama aplikasyonları, yurttaş aplikasyonları, sivil katılım aplikasyonları vb. isimlerle anılan mobil uygulamalar üzerinden yurttaş, yerel yönetim ve diğer paydaşlar arasında bilgi alışverişine olanak tanıyan platformlar gelişmiştir. Akıllı yönetişim, yurttaşın tasarım bilimi gibi konseptlerle birlikte ise kalabalığın yaratıcı katılımı göz önünde bulundurularak, uzman olmayan kişilerin mekânsal üretim süreçlerinde aktifleştirilmesine odaklanılmıştır. Web tabanlı, mobil ya da hibrit olarak kullanılabilen bu arayüzler ilgisiz yurttaşları katılım süreçlerine dahil etme, bilgi verirken veri toplama, açık kaynak kullanımı gibi avantajlara sahip olup, katılımcı süreçler için katalizör görevi üstlenirler. Ülkemizde katılım ve e-katılıma ilişkin süreç incelendiğinde görülür ki, yasal ve yönetsel olarak katılımı destekleyici unsurlar planlama ve kentsel tasarım süreçlerinde var olmakla birlikte, pratikte yurttaş yetkilendirmesine izin veren örnekler oldukça azdır. Planlama ve tasarımda yurttaş katılımına odaklanan faaliyetler çoğunlukla tokenizm seviyesinde şekillenmiş olup, yerel yönetim ve sivil toplum ağırlıklı olarak yürütülmektedir. E-katılım bağlamında gerçekleştirilen uygulamalar ise, sıklıkla şeffaf yönetim, açık kaynak kullanımı, altyapı, hizmetlerin geliştirilmesi üzerinden yapılandırılmıştır. Son yıllarda ülke genelinde 'akıllı kent' odağında yürütülen çalışmalarda katılım söylemi vurgulanmaktadır. Dijital teknolojiler, yerel yönetimler tarafından stratejik planların oluşturulması, ilçe düzeyinde yönetime katılım gibi hedefler doğrultusunda kullanılmaktadır. Ancak genellikle web tabanlı platformlar üzerinden gerçekleştirilen örneklerin sayı ve kapsamları sınırlıdır. Bu bağlamda e-katılımın ülkemizde, uluslararası örneklere kıyasla güncel gelişmeleri geriden takip ettiği söylenebilir. Araştırma kapsamında, yukarıda bahsi geçen kentsel tasarım ve planlamaya katılım olgusunun gelişimi, dijital araçların katılım süreçlerine entegrasyonu, e-katılım seviyeleri, yöntemleri, avantaj ve dezavatajlar, veri odaklı kent modellerinin yönetişime etkisi ve Türkiye'de katılım ve e-katılıma ilişkin yasal/yönetsel durum ve güncel pratiklerin kapsamlı literatür taramaları gerçekleştirilmiştir. E-katılım ve m-katılıma ilişkin değerlendirme kriterleri benzer çalışmalar üzerinden derlenerek, yeniden uyarlanmış, uluslararası 20 örnek ve ulusal 11 örnek üzerinden e-katılım platformlarının kentsel tasarım odağında kullanımı irdelenmiştir. Uluslararası örnekler belirlenirken, alanda kabul görmüş ya da veri üretimi, analiz sistemi, katılım yöntemi gibi konularda yenilikçi yaklaşımlar sergileyen örnekler tercih edilmiştir. Yurttaş raporlaması ve hizmet kapsamında veri üretimine odaklanan platformlar göz ardı edilerek (fixmystreet, beyaz masa, mavi masa vb.), yurttaşın mekânsal tasarım ve karar üretimine destek olan, işbirlikçi, dahil eden ve danışan güncel uygulamalar tekrara düşülmeden ele alınmıştır. Örnekler uygulamaya yönelik, katılımcı süreci kapsayan ve sosyo-teknik kriterler olmak üzere üç temel kategoride; uygulama tipolojisi, amacı, alan ve niteliği, süreç, platform, devamlılık; bilgi akış yönü, katılım seviyesi, yöntemi, motivasyonu, geribildirim; veri üretim biçimi, kullanılan teknolojiler, arayüz ve kullanıcı deneyimi, güvenlik, erişilebilirlik ve analiz gibi parametreler üzerinden değerlendirilmiş, platformlar üzerinden GZFT analizleri yapılandırılmıştır. Bu bağlamda geliştirilebilecek yerel bir modele yönelik öneriler ortaya konulmuştur. Araştırma sonucunda, uluslararası örneklerde üst seviyede katılımı temsil eden platformlarda yurttaşın mekânsal tasarımına izin verilen sistemler geliştirildiği (2D /3D) ya da konum tabanlı etkileşime ve karar almaya olanak tanındığı, bu tür platformlarda aktörler arası çift yönlü etkileşimin sağlandığı, motivasyonu arttırmak amacıyla oyun unsuru ve eğlenceli arayüzlerin tercih edildiği, üretilen çoğu sistemin kapsamlı mekânsal ve istatistiksel analizlere olanak tanıdığı, e-katılım ve geleneksel katılım yöntemlerinin birbirini destekleyecek şekilde sürece dahil edildiği, oluşturulan platformların neredeyse tamamında amaca yönelik yazılım/arayüz üretildiği gibi yargılara varılmıştır. E-katılım platformlarının üretimi profesyonel desteği gerektirdiğinden ve geliştirilmeleri yüksek maliyetli olduğundan, incelenen örneklerin çoğunda yazılımların ihtiyaç ve projelere yönelik adaptasyonu mümkün kılınmıştır. Bu noktada ülkemizden farklı olarak uluslararası çerçevede özel sektör, üniversite, laboratuvarlar ve farklı aktörlerin oluşturduğu iş birliklerinin bu platformların üretiminde öncü roller üstlendiği görülmektedir. Uluslararası kabul görmüş örnekler ve Türkiye'deki platformlar kıyaslandığında ise, ülkemizdeki uygulamaların yerel yönetim tabanlı üretildiği, farklı projelere adaptasyon noktasında zayıf kaldığı, karar destek sistemi, coğrafi bilgi sistemi gibi gelişmiş teknolojilerin kullanılmadığı, katılımın ise çoğunlukla danışma seviyesinde kalarak, yurttaşın mekânsal tasarımına ve konum tabanlı karar üretebilmesine olanak tanımadığı görülmektedir. Ancak katılım motivasyonun sağlanması, erişilebilirlik ve gizlilik sorunlarını çözümü, çift yönlü iletişim ve bilgilendirme noktasında ülkemizdeki platformlar da yerel çözümler geliştirmişlerdir. Yerelde yurttaşın mekânsal kararlara katılımının dijital platformlar aracılığıyla sağlanması, bu süreçlerin planlama ve kentsel tasarıma adaptasyonu oldukça yeni bir alan olup, kapsamlı çalışmaların bir kısmı akademik olarak üretilse de pratiğe dökülememiştir. Özel sektör tarafından desteklenen örnekler oldukça kısıtlı olmuş, yürütücü kurum fark etmeksizin bazı platformların tekil projeler kapsamında üretilip, proje tamamlandığın işlevini yitirdiği gözlemlenmiştir. Bu noktada katılım süreçlerinin ve e-katılım süreçlerinin birbirini destekleyecek şekilde kullanımı ve mekânsal üretim süreçlerinde katılım geleneğinin oluşturulması önem arz etmektedir. Paydaş ve projelerin ihtiyaçları doğrultusunda adapte edilebilir platformlar üretilerek, süreklilik sağlanabilir. Kapsamlı analizler ve raporlar sunan sistemler yardımıyla, e-katılım süreçleri; geliştirilecek projeleri yönlendirme, kent mekanında yurttaş kararlarını aktif hale getirme, kentsel tasarım süreçlerini demokratikleştirme anlamında fayda sağlarlar.