Please use this identifier to cite or link to this item: http://hdl.handle.net/11527/14390
Title: Kent Deneyiminde Özgürleşme Aralıkları Olarak Heterojen Mekan
Other Titles: Heterogenous Space As Liberating Intervals Within Urban Experience
Authors: Şentürer, Ayşe
Önder, Deniz
10081473
Mimarlık
Architecture
Keywords: heterojen mekan
homojen mekan
kamusal alan
özel alan
alan
kent deneyimi
kentte barınma
heterogeneous space
homogeneous space
public space
private space
field
urban dwelling
Issue Date: 23-Oct-2015
Publisher: Fen Bilimleri Enstitüsü
Institute of Science And Technology
Abstract: Mimarlık, ister vahşi hayvanlara, ister düşmana, ister ‘düşük gelirli gruplara’, ister ‘başkalarına’, ister ‘doğaya’, ister yağmura karşı tarih boyunca kendini ‘ötekinden’ koruyan bir pratik olagelmiş olsa da, bu çalışmada mimarlığın herhangi bir öteki oluşturmadan varolabilme potansiyellerinin izi sürülür. Bugün mimarlık kitlesel bir üretim, temsil ve tüketim nesnesi haline gelmiştir. Günden güne mimarlıkla ilgili sorunlar kitlesel iletişim araçlarında ve toplumsal bütünlükler içinde daha çok konuşulmakta ve tartışılmaktadır. Kent içinde yeşil alanlar bir bir spekülasyon alanına dönüşmekte, kentsel mekanın niteliği üzerinden değil rant üzerinden kararlar alınmaktadır. Hızlı üretim-tüketim sistemi, iyi planlanmamış hızlı dönüşümlere yol açmaktadır. En güncel ve tarifi belirsiz konulardan biri olan ekoloji sorunu! dahi ekolojik kent üretimleri biçimine (işlevsiz ecocity’ler) bürünerek yeni bir tüketim ortamı oluşturmaktadır. Tüketim ve güç ilişkilerinin şekillendirdiği kent deneyimi kesintisiz homojen bir mekan örgüsüne dönüşmektedir. Kent hayatı hatta kamusal alan bile ‘olay’ kavramından uzaklaşmış, alışkanlıkların ve rutinin mekanı olmuştur. Kentte insan ‘tüketici’ olmanın ötesine geçememektedir. Tanık olunan bu homojenleşmeye karşın mimarlığın nasıl bir pozisyon aldığı/alacağı ya da almakta olup olmadığı oldukça kritiktir. ‘Küreselik etkisinde’, kent-kır ayrımının silikleştiği ve yapılı çevre ile doğal çevrenin bir bütün içinde değerlendirildiği ortamda, ‘öteki’ yaratmadan, kendi mekansallığını değişken kılabilen bir mimarlık mümkün müdür? Mimarlık ‘tekil bir nesne’den ‘kent, yapı, peyzaj’ olan açık bir ‘alan’a dönüşebilir mi? Bu tartışmalar kamusal alan/özel alan bir diğer deyişle kent mekanı ve barınma mekanlarının bir bütünsellik halinde açılma potansiyelleri ve heterojen mekan kavramı üzerinden sorgulanacak, kent deneyiminde özgürleşme aralıklarının izi sürülecektir. Çalışmanın oluşmasında rol oynayan faktörler son yıllarda Türkiye iç gündeminin büyük bir kısmını oluşturan kamusal alan, yeşil alan ve şehir hakkı üzerinden tartışmalara yol açan ‘’kriz’’lerdir. Çalışmanın amacı krizleri kabul edilmiş karşıtlıklar (kamusal alan/özel alan) ekseninde tartışmak yerine, bu karşıtlıkları aşan mekansal arayışlara ulaşmak hedeflenmiştir. Böylece kamusal alanın yüzleşmekte olduğu dönüşüme karşı oluşturulacak direniş kamusal ve özel alanı kapsayacak üçüncü bir mekanda aranır. Bu kapsayıcı mekanda mimarlık edimlerinin güncel düşünce sistemleri üzerinden tekrar düşünülmesi amaç edilmiştir.
Throughout history, architecture has always been seen as a practice against wild life, nature, enemies or low-income groups; briefly ‘others’. Anyhow, this study aims to trace potentials of ‘architecture without ‘others’’. Architecture has become a mass production and consumption object which has been critised within mass media and public masses yet still the public spaces and green areas have been rapidly speculated as urban rant strategies by productionconsumption chains which gives way to poorly designed and misguided urban areas. The processes shaped by power and consumption relations forms continous homogenous urban scapes in which urban experience acting within a routine lack of ‘event’, in which urban dweller is obliged to be a consumer. Today, even the ecological crisis turns out to be huge dwelling constructions in terms of ‘eco-cities’ which becomes abandoned dysfunctional satellite settlements. At this point it is so critical that how will architecture act opposed to this homogenezation processes of urban experience inside urban scape which is rapidly enclosed as spaced of consumption? The main intend of the thesis is keeping a position which is not trying to defend public space, it is trying to put forward a way to achieve a different way of dwelling without private and public notions, in another way to achieve all kinds of dualities that architecture has to face. Within the massive impact of globalisation, boundaries between modern dualities such as urban/rural, public/private and nature/architecture blurring. Instead of thinking between dualities blurring boundaries give way to reach the conception of thirding which can be regarded as ‘heterogeneity’ of urban entities and space itself. The heterogeneity could be a way to a defeat quasi-public spaces by not defending public space against private ones, but proposing an alternative conception of public and private which means an alternative way to dwell and experience the city with the help of heterogeneous spaces. One of the main reasons of studying this subject is also the crisis of public space we witness today which is also linked to the green areas and city right discussions heavily held by urban dwellers. The solution for solving the public space crisis should be first establishing a perspective over public/private duality. The aim is to find out a way to liberate urban dweller within hetereogenous urban intervals which are capturing a third way of dwelling. Is it possible to ‘extend’ the limits of architecture and find out a way to architecture without ‘others’? Is it possible to capture a way of creating heterogeneous spaces which welcomes different groups of people and different ways of dwelling. Thus, the study aims to find out a way of practicing architecture which captures all alternatives beyond fixed spaces, even beyond architecture itself. A ‘field’ whose entities are constantly changing, which can be considered as infrastructure or programme. Main theme of the study is the ‘Field Theory’ which is proposed by Stan Allen, architectural theoretician. In order to analyse ‘Field Theory’, two main theoretical approaches of two philosophers and one geographer are selected to examine the possibilities of heteregenous field practices. First one is the ‘Third Space’ of Edward Soja, second one is ‘Holey Space’ of Gilles Deleuze and Felix Guattari. These two theories are examined in order to get main notions of ‘field’. Thereafter, the study comes closer to the practical approaches by surveying architectural works from the ‘field’ point of view. Regarding all the notions gathered from the theoritical and practical approaches the study attains three conceptions; simultaneity, formation and act, which are considered to be the guidelines of ‘field’ practices. These conceptions also surveyed in three contemporary architectural examples in the last chapter. The aim was to find the common values of each project and try to enforce the guidelines of ‘field’ practices. In conlusion, in order to overcome the crisis we are witnessing today, the architecture should extend it’s boundaries and lead a way to an architecture which is not othering but capturing the multiplicities, simultaneities, formation, process, program and act.
Description: Tez (Yüksek Lisans) -- İstanbul Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2015
Thesis (M.Sc.) -- İstanbul Technical University, Institute of Science and Technology, 2015
URI: http://hdl.handle.net/11527/14390
Appears in Collections:Mimarlık Lisansüstü Programı - Yüksek Lisans

Files in This Item:
File Description SizeFormat 
10081473.pdf28.4 MBAdobe PDFView/Open


Items in DSpace are protected by copyright, with all rights reserved, unless otherwise indicated.