Please use this identifier to cite or link to this item: http://hdl.handle.net/11527/3439
Title: “Doku Nakli” Ve Yeni Kimlik Oluşturma Bağlamında Endüstri Mirasının Değerlendirilmesi
Other Titles: Utilizing Industrial Heritage In The Context Of “grafting” And Creating New Identity
Authors: Arı, Hülya
Ersine, Cemile Sanem
438693
Mimari Tasarım
Architectural Design
Keywords: kentsel–sosyal doku
endüstri mirası
kimlik
yeniden değerlendirme
doku nakli
urban-social fabric
industrial heritage
identity
utilizing
grafting
Issue Date: 27-Jul-2012
Publisher: Fen Bilimleri Enstitüsü
Institute of Science and Technology
Abstract: 19. yüzyıl ortalarında başladığı kabul edilen endüstrileşme; bölgesel ve kentsel ölçekte, yoğunlaştığı alanlarda hızlı fiziksel değişimlere, tüm dünyada radikal sosyal ve kültürel gelişimlere sebep olmuştur. Ağır endüstrilerin yerleşimi, altyapı ve kaynağa sahip bölgelerin gelişimini, dolayısıyla hızlı kentleşmesini; ve tüm dünyada da küreselleşmeyi doğurmuştur. Endüstri Çağı’yla yaşanan ekonomik büyüme, sadece üreticilere ve devletlere değil, gerçekleştiği toplumlara da istihdam yaratarak genel anlamda kalkınmayı sağlamıştır. Öte yandan, bu üretim sistemindeki hızlı ve karmaşık işleyiş, sert çalışma koşulları, işveren ve işçi arasındaki mevcut sınırları daha da keskinleştirmiştir. Bu durumun sonucunda, tam da bu endüstri sayesinde gerçekleşen bilgi dolaşımı imkânı, bireysel fikirlerin geniş çevrelere, hatta tüm dünyaya yayılmasını sağlayarak toplumsal yaşamdaki değişimi farklı yönlere, çok-sesli, özgürlükçü bir dünya arayışına yönlendirmeyi başarmıştır. Sürekli yenilenen teknoloji, 20. yüzyıl başlarından itibaren meta ürünlerinin ve bilginin erişilebilirliğini kolaylaştırarak; mimari, sanat ve zanaat gibi konularda tasarım ve üretim imkânlarının ve dolayısıyla ürünlerin genişlemesiyle de kısa sürede gelişen yeniliklerin, yaratıcılığın önünü açmıştır. Bahsedilen yeni malzemeler ve teknolojilerin kullanımı ve de ürünlerin üretim bölgesinden tüm dünyaya ulaştırılması amacı, kentsel dokularda da büyük yenilikler meydana getirmiştir. Tarihi kent merkezi yakınında, ya da tamamen dışında ayrı bir kent gibi yapılandırılan endüstriyel alanlar, kendilerine ait mimari fragmanları oluşturmuştur. Hızla büyütülen demiryolları, kent merkezlerinden kasabalara uzatılmaya başlanarak merkez ile çeperler arasındaki sınırları yumuşatırken, bir yandan da kent dokusunda bölgesel sınırlar çizmiştir. Deniz yollarının da ticaret için yoğun kullanımı, limanların büyümesine ve çeşitlenmesine, tersane ve diğer gemi üretim yapılarının kent kıyılarını sarmasına sebep olmuştur. 20. yüzyılın ilk yarısının sonlarına doğru ise, hizmet sektörü neo-liberal ekonomik politikalarda ön plana çıkmaya; ağır endüstriyel üretim merkezlerinin desantralizasyonu sonucunda bu bölgeler veya yapılar kullanım dışı kalmaya başlamıştır. Günümüzde neredeyse her çalışma disiplininin merkezine oturmuş olan ‘sürdürülebilirlik’ nosyonu çerçevesinde, mevcut olan kaynakları en iyi şekilde korumak ve kullanmak yaklaşımı benimsenmektedir. Bu doğrultuda, kentlerin taşıma kapasitesini aşmadan büyüyebilmesini sürekli kılmak için çaba gösterilmelidir. Sürdürülebilirlik, fiziksel olduğu kadar sosyal açıdan da göz önünde bulundurulmaktadır. 20. yüzyılda yaşanan hızlı küreselleşme yapay genelleşmeyi doğurmuş; ancak on yıllar geçtikten sonra yerelin cazibesine tekrar dikkat çekilmiştir. Sürdürülebilirlik politikalarında özellikle 1980 sonrası belirginleşen yerel enerjiyi, maddi ve manevi kaynakları kullanarak gelişme stratejisi, çağdaş kentsel ve yapısal ölçekte yenileme projelerinde sıkça kullanılmaktadır. Kültürel miras yapılarında mevcut bu potansiyel, küresel dünyanın genelleşmiş, tek tipleşmiş mekânlarının aksine, özgün bir kimliğe sahip, belleklerde geçmişiyle iz bırakmış ve güncel var oluşu ve kullanımıyla da iz bırakan ‘yer’lerde açığa çıkarılmaktadır. Tüm gelişmiş ülkeler sürdürülebilir bir toplum amacıyla hareket ederken, kültürel miraslarını değerlendirme ve ‘yeni endüstriler’ olarak tanımlanan kültürel ve yaratıcı endüstrileri geliştirme stratejilerini birbirlerine entegre etmektedir. Hem yerel, ulusal hem de uluslar arası tarihlerin önemli bir parçası olan kültür mirası olarak endüstri mirasının korunması ve kimliğini hatırlatarak yaşamını sürdürmesi konusu ilgi çekicidir. Bu tip ‘yer-yapıcı’ (‘place-making’) projelerle yeniden işlevlendirilmesinde, konut, otel, ticaret gibi işlevlere rastlanmakla beraber, çoğunlukla endüstri yapılarının sahip oldukları ‘üretim’ kimliğinin sürdürülmesi söz konusudur. Bu projelerde, eski endüstri alanlarında yeni endüstriler üretilmektedir. Kültür ve bilginin herkese ulaşması, kamusal yaşamı canlandıracak aktiviteler düzenlenmesi, bir arada ve özgür olma durumu yaratılması, bahsedilen projelerin odak noktalarını oluşturmaktadır. Gerçek kamusal mekânların rolünün de tekrar önem kazandığı yaklaşık son otuz yılda gerçekleşen bu dönüşümler, yaratıcı sosyal çevreler (‘creative milieu’) yaratırken, bulundukları bölgenin hatta kentin çekim merkezlerinden biri haline gelmektedir. Mimarlık alanında yeni arayışları tetikleyen bu gelişmeler, mekâna bakış açısında; mekânın tasarlanmasında, üretilmesinde ve kullanılmasında önemli değişimlere kaynak oluşturmaktadır. Üretilen yeni mekânları, sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik yaşamdaki ve de kentsel yapılanmalardaki değişimlere cevap verecek ve sürdürülebilecek nitelikte düzenleme endişesi mevcuttur. Bu çalışmada, ünik, ayrıksı kentsel fragmanlar olarak addedilen endüstri mirası alanlarının, yeni endüstrilerle işlevlendirilerek dönüştürülmesi, eski kimliğin yeni kimliğin içine taşması olarak yorumlanmaktadır. Bu ‘kimlik kayması’ doğrultusunda da, mevcut bir dokuya aşılama yapılarak melez bir doku oluşturulması, kentsel bir ‘doku nakli’ (‘grafting’) gerçekleşmesi özgün metaforu ortaya konulmuştur. Geniş çaplı bir literatür araştırması, örneklemeler ve referans projeler incelemesinin analizleri doğrultusunda, bu ‘graft’ların kentsel dokuya ve toplumsal yaşama hızlı entegrasyonunun yorumlanmasıyla çalışma sonuçlanmıştır.
Industrialization which began in the mid 19th century, caused fast physical changes at the places it concentrated on, both regional and urban scale, and led to radical social and cultural developments all around the world. Locating of heavy industries induced development at regions which own the requisite infrastructure and energy sources, thereby rapid urbanization of those and globalization all across the nations. The economic growth along with the Industrial Age brought employement opportunities, not only for manufacturers and governments but also for societies in which it occured, so it created a development generally. On the other hand, the fast and complicated mechanism in this production system, hard working conditions, sharpened up the existing borders between employers and employees. As a result of this, with the roaming of information owing to that industrialization, personal ideas could reach out to wider environments, even to the greater world. For that reason it changed the communal living, succeed to led to the search for a polyvocal, liberal world. From the beginning of the 20th century, constantly regenerated technology easified to obtain merchandise products and information, and it provoked innovation and creativity on design and production, in subjects like architecture, arts and crafts. Using these new materials and technologies and the aim to transport the products far away from the manufacture area to the worls, created big improvements on the urban fabrics. Industrial areas, placed near the historical city centres or outside it as a zone seperated from the city, composed just from industrial spaces, brought their own urban fragments into existence. Quickly enlarged railroads reached suburbs from the city centers that’s how the borders between the core and the periphery textures softened. But at the same time, they drawed new lines on the texture, seperating regions physically from each other. Using seaways for mercantile as well entailed the enlargement and vary of ports, the city centers seashores began to be covered with dockyards and other ship manufacturing constructions. Towards the end of the first half of 20th century, service sector took over the neo-liberal economic politics, that’s why these spaces and constructions became redundant, because of the decentralizition of heavy industrial manufacturing centres. No matter how, favorable or damaging, heavy industries absolutely changed the way of thinking and acting in economical, political, social, cultural and many more scopes. Industrialization took a great part in individual and common lives. All these parts of its history gives us a informations about cultural codes changing through time, so that a cumulative knowledge is created universally. As tangible presentations of these codes, architectural structures are the most important heritages which should be carried from past to the future, if feasible. Architectural items constitute both cities’ and communities’ fabrics. These influence the surrounding individuals’ identities and make their own distinct places through experience and visual perception in the individuals’ minds. On the contrary, the items’ identities are effected by the users. It is those types of architectural spaces, allowing us to be able to perceive time and body, with the chance of communication and interaction. In order to create ‘creative milieus’, a communicated and qualified city life is dependent on how the communities pay attention to identical and cultural heritage values. For sustaining this values, there is a need for consciousness and interest in revaluating them. Nowadays, in the framework of ‘sustainability’ notion that is at the center of almost every working discipline, the approach for preserving and using existing sources ideally is embraced. Accordingly, an effort must be given in order to making the growing of cities permanent without going beyond their bearing capacity. In relation to this, reusing the built environment comes out as a crucial issue. Besides the heritage values, the reuse of industrial buildings is feasible and legitimate for many reasons. These are built to last, with their days most advanced technology, material and techniques. They brought a new vision to building large structures, different architectural styles and modernism. Most of them have great openness and flexible plannings in closed spaces, and surrounding open landscape, too. So, re-designing and re-programming industrial buildings becomes easier than another building type. It is excepted that, always recalling the notion sustainability and all its under title components, which are effective on a great variety of disciplines nowadays, result in regenerating and developing the urban fabrics throughout contemporary preservation approaches. On this direction, the existing constituents, most importantly identical ones, tangible and/or intangible, should be conserved for the healthy, meaningful future of the urban environment. So, particular fragments of the built environment could be renewed with using the potential in their chracteristic values. Old and new qualities should be gathered in a special kind of a design process, so that the result of the designed space and life is an unique hybrid. Sustainability should be took into consideration socially as well as physically. The fast globalization accured in the 20th century created an artificial generalization of everything, yet the attraction of the local could be recognized after many decades. Especially after 1980, in sustainability policies, developing strategies about urban and constructional renewing projects with using local energy and tangible and intangible sources is often consulted. This potential existing in cultural heritage structures stands opposed to global worlds generalized, prototyped spaces. This potential is brougt into open in places, where heritages with unique identity leaved traces from their history, and still leaving traces with their contemporary being as well. Moving towars a sustainable society, all developed nations integrate strategies, which are evaluating cultural heritage together with cultural and creative industries known as ‘new industries’. Being a very important part of local, national and international histories, the conservation and subsistence of the industrial heritage as a cultural heritage with reminding its old identity, is an interesting issue. In this kind of ‘place-making’ reuse projects, there are examples of giving these old industrial buildings new functions like residential or commercial, but mostly the ‘production’ identity they had is sustained. With this projects new industries are produced in the old indusry areas. Culture and information reaching out to everyone, activities orginized to vitalize public living, creation of the condition of being together and free, are the focal points of these projects. This transformations are recognized in about last thirty years when the role of genuine public spaces became important again. Such transformations build creative milieus, composing centers of attraction, hotspots for the region and even for the city in which they exist. This progresses triggered new quests in architecture. Significant changes arised from the way of looking to place, designing, producing and using it. Newly producted places are tried to be organized sufficient and sustainable enough to respond to changes in socio-cultural and socio-economic living, and urban structure, too. The physical fragmentation in the urban fabrics appear specially in the last 30 years. These ‘gated communities’ border strict lines, in which they offer a city within a city where residential, commercial, educational, health spaces and all the other necessities like entertainment are gathered. But behind this big ‘image-spaces’ the public or semi-public spaces are not living as real ones should. Mostly, people living behind these borders don’t interact with each other. The standarts are for high-class income groups. They don’t bring communities together, on the contrary the social segregation emerges from the physical one. Because of this relations, the fast marketing of such places is threatening for cities and communities. Accordingly, regenerating an urban fragment with conserving, developing and promoting its unique identity, is transforming ‘place-making’ into ‘place-marketing’. That’s why heritage and image conservation connects the gaps between local and global cultural tourism. These topics effect contemporary cities’ competitions and growing strategies directly. In this study, industrial heritage spaces are esteemed as exceptional, unique urban fragments. And their transformation into new industry spaces is interpreted as old identity overflowing into the new identity. Throughout this ‘identity shift’ a hybrid fabric is created by the new form and function, a ‘re-architecture’ is realized. In the study, this stimulus vaccine to an old fabric is called ‘grafting’. The original definition of the medical term ‘graft’ is “a desired living fabric taken from a part of a body or another body to fix a problematic point of that body”. Thus, ‘grafting’ is the action of imbuing the existing fabric and creating a hybrid identity and form. As an inventive metaphor in this study, ‘urban grafting’ is introduced, which is examined over the platform industrial heritage buildings. In the case of their changes of meanings and uses through time, old and new industries are juxtaposed conceptually. The regenerated architecture creating a contemporary but not common fabric, increases the value of the heritage. Cities use this potential local energy as an encouragment for sustainable design and development. These kind of regeneration projects are sustainable not just for reusing the buildings, cleaning wastelands, etc. but for creating livable creative and cultural public areas and a vital public life. Through a wide range of literature review, exemplification and case study analysis, an interpretation of the fast integration of these grafts to urban fabric and public living terminated this study.
Description: Tez (Yüksek Lisans) -- İstanbul Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2012
Thesis (M.Sc.) -- İstanbul Technical University, Institute of Science and Technology, 2012
URI: http://hdl.handle.net/11527/3439
Appears in Collections:Mimari Tasarım Lisansüstü Programı - Yüksek Lisans

Files in This Item:
File Description SizeFormat 
12909.pdf7.71 MBAdobe PDFView/Open


Items in DSpace are protected by copyright, with all rights reserved, unless otherwise indicated.