Please use this identifier to cite or link to this item: http://hdl.handle.net/11527/17767
Title: Ortaköy-Sarıyer Arasındaki Bazı Örneklere Dayanarak Yalıların Bugünkü Durumunun Saptanması
Other Titles: An Assesment Of The Current Situation Of Seaside Masions Based On Some Examples In The District Strecting From Ortaköy To Sariyer
Authors: Sözen, Metin
Sayın, Şenay
107338
Sanat Tarihi
Art History
Keywords: Sanat Tarihi
Konut mimarisi
Kıyı mimarisi
Yalılar
İstanbul-Boğaziçi
Art History
Housing architecture
Seaside architecture
Waterside
İstanbul-Boğaziçi
Issue Date: 2001
Publisher: Sosyal Bilimler Enstitüsü
Institute of Social Sciences
Abstract: Tezin konusu olan Boğaziçi Yalıları'na geçmeden önce, Karadeniz ve Akdeniz kültürlerini birleştiren tek su yolu olan İstanbul Boğazı hakkında bilgi verilmiştir. Bu bölümde, Boğaziçi'nin ilkçağdan başlayıp günümüze kadar tarihi ve coğrafî konumu İle ilgili konulara değinilmiştir. Nüfus, ulaşım, göç ve ekonomi gibi tarih boyunca Boğazda yaşayan insanların yaşam biçimlerini yönlendiren etmenler, semt bazında incelenmiştir. Bölümün sonunda ise, Boğaziçi'nde yerleşme başlığı altında; Ortaköy'den Sarıyer'e kadar olan semtler hakkında tanıtıcı bilgiler verilmiştir. İkinci bölüm, tezin esas bölümünü içerip, iki bölümden oluşmaktadır. Boğaziçi yalılarında görülen mimari akımlar, örnekler verilerek incelenmiştir. Barok, Rokoko, Boğaziçi ahşap yapı geleneği, İstanbul'da Art Nouveau ve ahşap yapılar üzerinde uygulanması, Eklektisizm, Ampir gibi mimari akımlar üzerinde durulmuş ve bu mimari akımların geleneksel Türk konut mimarisinde kullanımı ve etkileri hakkında bilgiler verilerek ikinci bölüme giriş yapılmıştır. Boğaziçi yalılarının mimari açıdan değerlendirilmesi yapılarak, denizle iç içe yaşamanın konuta yansıyan bir simgesi sayılan yalıların mimari plan şemaları, iç süslemeleri, kullanılan malzemelerin tarihsel gelişimi ve değişimi üzerinde durulmuştur. Osmanlı İmparatorluğu zamanında, 20. yüzyıla gelinceye kadar, yalı sakinleri, yalılarım günümüz insanları gibi özgürce kullanamamalardır. Tezin bu bölümünde yalı sakinlerinin uyması gereken toplumsal kurallarından bahsedilmiştir. 19. yüzyılın ikinci yansından itibaren İstanbul'a getirilen mimarların geleneksel Türk konut mimarisine kazandırmış olduğu yenilikler açıklanmıştır. Tarihsel bir süreç içerisinde incelenen Türk-Osmanlı sivil mimarisinin içerisinde önemli bir yeri olan yalıların plan şemaları hakkında bilgi verilmiştir. Boğaziçi yalılarının inşa edilmeye başlandığı ilk yıllardan günümüze kadar geçirmiş olduğu aşamalar, cephe düzenlemeleri ve plan şemasında ortaya çıkan yenilikler açıklanmaya çalışılmıştır. Tezin üçüncü bölümünde ise; Türk sivil mimarisinde önemli yeri olan yalılar incelenmiştir. 18. yüzyıldan itibaren Osmanlı İmparatorluğu'nda görülen Batılılaşma hareketlerinin sonucu olarak hanedan üyesi kadınlar adına, yine kendi adlarım taşıyan sahilsaraylar inşa edilmiştir. Ortaköy, Kuruçeşme arasındaki Esma Sultan Yalısı, Fehime Sultan Yalısı ve Hatice Sultan Yalısı cephe düzenlemesi, iç dekorasyon ve plan şeması olarak ele alınmıştır. 18. yüzyılın sonunda inşa edilen, haremlik ve selamlık olmak üzere iki bölümden oluşan, ancak 1946 yılında geçirmiş olduğu yangın nedeniyle sadece selamlık kısmı günümüze ulaşan Yılanlı Yalı geleneksel ahşap mimarisinin son Örneklerinden biridir. Yılanlı Yalı ile aynı yüzyılda inşa edilen Barok üslubun önemli örneklerinden 18. yüzyılda gelişen sivil mimarlığın temsilcisi sayılan vı Şerifler Yalısı, Rumeli Yakası'nın en eski ve iç süslemeleri bakımından en önemli yahşidir. 17. yüzyıldan itibaren Boğaziçi İstanbul'da önemli bir sayfiye yerleşim merkezi haline gelmiştir. 18. yüzyıldan itibaren ise Avrupalılar tarafından önem kazanmaya başlamıştır. 18. yüzyılın sonlarında Yeniköy'den başlamak üzere tüm Avrupa kıyısı Batılılar tarafından tercih edilen bölge haline gelmiştir. Asıl elçilik binaları Pera'da bulunurken, Avrupalı elçiler ve diplomatlar Boğaziçi'nin büyüsüne kapılarak Avrupa kıyısında yazlıklar, yalılar ve köşkler inşa ettirmeye başlamışlardır. Önceleri yazlık elçilik binaları Tarabya'da toplanmıştı. I.Abdülhamit zamanında yaptırılan sahil araba yolu ile birlikte Büyükdere de önem kazanmaya başlar. Tezin bu bölümünde; yabancı ülkelere ait elçilik binalarından; Bebek'te Art- Nouveau üslubunun en güzel örnekleri arasında yer alan Hıdiv İsmail Paşa Yahsı-Mısır Başkonsolosluk Sahilsarayı, Tarabya'da geleneksel ahşap bağdadi üslubunda inşa edilen Alman Büyükelçilik Binası, Ampir üslubu İpsilanti Yalısı- Fransız Büyükelçilik Binası, Neo Barok ve Art Nouveau üslubunda ünlü İtalyan Mimar Raimondo D'Arenco tarafından inşa edilen İtalyan Büyükelçilik Binası, Neo Klasik kagir Cezayirliyan Avusturya Büyükelçilik Binası ve aynı üslupta inşa edilen İspanya Büyükelçilik Binası, Kireçburnu'nda inşa edilen Neo Barok Rusya Konsolosluk Binası incelenmiştir. Plan şeması olarak Art Nouveau, duvarları kagir, içi ahşap-bağdadi tekniğinde inşa edilen Huber Yalısı, günümüzde Cumhurbaşkanlığı yazlık konutu olarak kullanılmaktadır. Mimari planda oryantalist yaklaşımlar gösteren Huber Yalısı, geleneksel Türk sivil mimarisine batı etkisini yansıtması açısından önemlidir. Tez kapsamında incelenen Batı etkili bir diğer önemli yah da günümüzde Sadberk Hanım Müzesi olarak kullanılan ahşap bağdadi tekniğinde inşa edilen Azaryan Yalısı'dır. Sarıyer'de yer alan Sait Halim Paşa Yalısı, plan şeması bakımından oldukça farklılık gösterir. Dış yüzü ampir etkili, içeride Arabesk ve Eklektik derleme dekorasyonu ile eklemeli stil gösteren yalı, Neo Klasik ahşap bağdadi tekniğinde inşa edilmiştir. Son olarak da yine Eklektik üslubunda yapılan Faik Bey-Bekir Bey simetrik yalıları incelenerek üçüncü bölüm tamamlanmıştır. Tezin sonuç bölümünde ise; İstanbul'un ve Boğaziçi'nin kentsel niteliği, sorunları ve çözüm yollan üzerinde durulmuştur. Sanayi devriminden önce Boğaziçi tarihi, gerek doğal çevresi gerekse mimari yapılanması ile oldukça estetik bir görünüme sahip iken, Boğaziçi panoramasını süsleyen ağaçların, vadilerin ve bahçelerin yok olma nedenleri incelenmiştir. Boğaziçi'ni ve yok olmaya yüz tutan geleneksel mimari plan şemasının vazgeçilmez unsuru olan yalıları ve sit alanlarını korumak adına kurulan örgütlerin, belediyelerin, Anıtlar Yüksek Kurulu'nun faaliyetleri hakkında genel bilgiler verilmiştir. Yangınlar, demografik, trafik ve bakımsızlık gibi geleneksel Türk dokusunun değiştirilmesine neden olan etmenlerin ortadan kaldırılabilmesi için yurt dışından birçok mimar ve şehir planlamacısı getirtilerek master planlar hazırlatılmıştır. Günümüz en önemli kentsel problemi olan gecekondular ve izinsiz olarak kooperatiflerce yapılan villalar, Boğaziçi tepelerinde estetik açıdan son derece kötü bir kentsel görünüm teşkil etmektedir. Boğaziçi'nin karakterini ve geleneksel kimliğini zedeleyen tüm bu faktörlerin ortadan kaldırılması ve Boğaziçi'nin gerçek sahipleri olan yalıların korunabilmesi için getirilen düzenlemeler incelenerek tez sonuçlandırılmıştır.
The scope of this master's dissertation is "The Bosphorus Seaside Mansions." The Bosphorus is the name given to the straits connecting the Black Sea to the Sea of Marmara. The research deals with the historical and geographical position of the Bosphorus from antiquity to our days. All the factors touching the demography, transportation, migration and economy of the region that have shaped the life-style of the people living along the Bosphorus is the subject of this present study carried out on the location. The dissertation ends with a view of the recent settlements in the area stretching from Ortaköy to Sarıyer. In the second and main body of the dissertation there are two sections, namely the general outlook of the architectural trends used in the Bosphorus mansions and their reflection in their living examples. The application of Baroque, Rococo, Art Nouveau Styles in the Bosphorus wooden structures, Eclecticism in architectural trends and their use are dealt with in detail. The Bosphorus mansions are studied in the second section from the viewpoint of life along the seaside and its reflection on the architectural plan. The interior decorations and their historical development are also emphasized. From the earliest Ottoman times until the 20th century, the residents of these mansions could not enjoy their accommodation like those of modern people. Those social rules which the mansion residents had to observe is the subject in detail in the second section. Late in the second part of the 19th century, some architects brought housing innovations to Istanbul. The seaside mansions having an important place in the Turkish Ottoman civilization architecture were then begun with a large scale plan. Ever since the Bosphorus seaside mansions were built, their facade arrangements have also been an important decoration issue. In the third section of the dissertation some important mansions are studied from the viewpoint of Turkish civil architecture. After the 18th century as a result of the westernization movement emerging in the Ottoman Empire, women from the Palace started having seaside mansions named for themselves built alongside the Bosphorus. Along the stretch between Ortaköy and Kuruçeşme the Esma Sultan Mansion, Fehime Sultan Mansion and Hatice Sultan Mansion were among the most famous of such mansions which became quite popular with their original facade arrangements, interior designs and their general plans. The Serpentine Mansion (Yılanlı Yalı) built during the last years of the 18th century was formed in two sections, namely women's and men's section, but only the men's section has reached ours day because of a subsequent fire thats destroyed the remaining parts of the mansion. The Baroque style Şerifler Mansion, constructed in the same century as the Serpentine Mansion, is renowned for its interior decorations and is the most important example of vui its genre in the European part of Istanbul. After the 17th century the Bosphorus became an important summer vacationing and settlement district. In the 18th century this region became more favored by the Europeans. At the end of the 18th century the European shore of the Bosphorus from Yeniköy was the site of the main ambassadorial residences while their offices remained in Pera. The European ambassadors and diplomats, charmed by the beauty of the Bosphorus region started having summer houses, mansions and large wooden residents built in gardens. At first, summer ambassadorial buildings were grouped one after another in Tarabya. Then, the sea shore boulevard was constructed during the reign of Abdulhamid I when the Büyükdere region gained more importance. In the last section of the dissertation, the ambassadorial residences are studied among which are: Hidiv İsmail Pasa Mansion, a beautiful example of the art Nouveau, Egyptian Consulate General's Palace, the German Ambassadorial Residence, built in the traditional wooden and stone-brick style of Tarabya; the Ipsilanti Seaside Mansion built in royal style, the great Italian ambassadorial residence, the work by the famous Italian architect Raimondo d'Arenco constructed in Art Nouveau Style, the Algerian Austrian Ambassadorial Residence built in Neo Classic Stone-Brick Style, the Spanish Ambassadorial Residence and the Neo Baroque Russian Consulate General Residence built at Kireçburnu. The Huber Mansion, planned in the Art Nouveau style with its walls of brick- stone and its interior in lath and plaster, is used in our days as the Turkish president's summer residence. The Huber summer mansion, showing an orientalist approach in architectural plan is important in that it reflects western influence in Turkish civilian architecture. Another important mansion built under western influence is the Sadberk Hanım Museum, originally named Azaryan Mansion. The Saim Halim Paşa Mansion located at Sarıyer has a different plan in that its interior facade has empiric influence with arabesque and Eclectic features, collective decoration and, mixed style. It is built in Neo Classic wooden lath and plaster technique. Finally the Faik Bey-Bekir Bey symmetrical mansions built in eclectic style end the series of mansions studied in the dissertation. In the final section of the dissertation the urban make-up of Istanbul and the Bosphorus and its problems are dealt with and some solutions are proposed. Before the industrial revolution, the Bosphorus had quite an esthetic appearance with its historical and natural environment and its architectural masterpieces. Then the orchards filled with various trees adorned the panorama of the Istanbul straits. The nostalgia for the prime of the district and the desire to maintain or revive it have prompted present research and dissertation. Not only the plant life but also the architectural structure have been victimized through the erosion of time and neglect. The seaside mansions on the Bosphorus, which are indispensable factors for the traditional architectural heritage of Istanbul, are now beginning to be destroyed. Fortunately some organizations such as the City Municipality and the Monuments Higher Council are aware of the danger of their extinction and are taking steps to remedy the deteriorating situation. Several master plans have been prepared to remove such destructive factors to the welfare of the city and to remedy fire-fighting measurements, demographic arrangements and traffic regulations. The accumulation of shanty towns in the suburbs which are among the worst problems of the city along
Description: Tez (Yüksek Lisans) -- İstanbul Teknik Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2001
Thesis (M.A.) -- İstanbul Technical University, Institute of Social Sciences, 2001
URI: http://hdl.handle.net/11527/17767
Appears in Collections:Sanat Tarihi Lisansüstü Programı - Yüksek Lisans

Files in This Item:
File Description SizeFormat 
107338.pdf54.32 MBAdobe PDFView/Open


Items in DSpace are protected by copyright, with all rights reserved, unless otherwise indicated.