Please use this identifier to cite or link to this item: http://hdl.handle.net/11527/17679
Title: Competetive Advantages Of Nations "glass Industry In Turkey"
Authors: Sezgin, Selime
Büyüközer, Selçuk
53316
Management
İşletme
Keywords: Glass industry
Diamond model
Competition
International competition
İşletme
Cam endüstrisi
Diamond modeli
Rekabet
Uluslararası rekabet
Issue Date: 1996
Publisher: Institute of Social Sciences
Sosyal Bilimler Enstitüsü
Abstract: International competition has become one of the most important issues facing firms and governments. Therefore, one must understand how firms create and sustain competitive advantage, and what role the nation plays in this process. According to Michael Porter, firms gain and sustain competitive advantage in international competition through improvement, innovation, and upgrading. Innovation should include both technology and methods, encompassing new products, new production methods, new ways of marketing, identification of new customer groups. Nowadays, advantages can soon be nullified. Improvement and innovation in an industry are never ending processes. This thesis will try to explain why a nation provides an environment in which firms improve and innovate faster than their international rivals. The real question is which nation will reap the advantages and why. Michael Porter indicates that this answer lies in six broad attributes of a nation:. Factor conditions. Demand conditions. Related and supporting industries Rivalry and firm strategy. Role of government. Role of chance. The glass industry in Turkey is examined according to the above criteria. Glass is considered as one of the most essential industries and a pioneering industry in the industrialization process of Turkey. VI In terms of factor conditions, Turkey has many passively inherited basic factors like low wages, and natural resources. However, such factors are either unimportant to international competitive advantage or the advantages they provide for a nation's firms are unsustainable. Advanced factors are now the most significant ones for competitive advantage. The quantity of ' domestic demand in Turkey is very high, but the quality is low. The quality of home demand is more important than the. quantity because it is the high quality home demand that motivates firms to create sophisticated and high quality products that can be supplied in the global markets. The domestic rivalry, related and supporting industries are not very developed, and government can not prepare all the necessary infrastructure for the glass industry to be more competitive internationally. As a result, glass industry in Turkey has the potential to compete internationally and be a world leader in certain sections if the certain precautions are taken both by the government and the Turkish companies.
Uluslararası rekabet gücü günümüzde firmaların ve hükümetlerin karşı karşıya kaldıkları en önemli konulardan birisidir. Bir ülkenin uluslararası alanda rekabet gücünün yüksek olması, o ülkenin dünya ekonomik ve ticari pozisyonu bakımıdan büyük önem taşımaktadır. Neden bazı ülkeler ve firmalar ilerleyip başarı elde ederlerken, diğerleri uluslararası alanda kaybediyorlar? Bu soru bir çok hükümetin ve firmanın ilgisini çekmiştir. Ürün tasarımlarında, yönetim ve pazarlama tekniklerinde, üretim teknik ve sosyal organizasyonunda ve finansal alanda gerçekleşen yenilikler, ülkelerin dış dünya ile ilişkilerini önemli ölçüde etkilemiştir. Yeni dünya ekonomik düzeninin aldığı biçim, gelişmekte olan ülkelere artık sadece ucuz iş gücü ve esnek kur ayarlamaları ile rekabet etme olanağı tanımamaktadır. Uluslararası rekabet gücünü belirleyen faktörler üzerinde yapılan bazı çalışmaların sonuçlarına göre, döviz kuru ve ücret maliyeti gibi fiyat değişkenlerindeki değişmeler, ülkelerin dış pazarlardaki rekabet gücünü ancak kısa dönemde etkilediğini, uzun dönemde ise ülkelere rekabet gücü ve yeteneği kazandıran en önemli faktörün teknolojik gelişme ve verimlilik artışları olduğu anlaşılmaktadır. Bu çalışmada soracağımız sorular : "Neden bir ülke belirli bir endüstri alanında başarılı olurken, diğer bir ülke bunu başaramıyor?" ve "Neden bir ülkedeki bazı sektörlerin uluslarası rekabet gücü olurken, aynı ülkedeki diğer sektörlerin olamıyor?" olacaktır. Böylece, bir ülkenin firmalarının rekabet avantajı yaratıp devam ettirmelerini sağlayan belirleyici karakterleri anlayabiliriz. Firmaları global alanda rekabet ederken, bir ülkenin hangi özelliklerinin bunu etkilediği incelenecektir. Günümüzde varolan dinamik rekabette esas olan özellik yaratıcılık ve değişimdir. Önemli olan devamlı yeni viii ürünler, yeni pazarlama yöntemleri, yeni üretim metodları, ve tümüyle yepyeni pazar bölümleri ortaya çıkartmaktır. Dolayısıyla get iriyi yeni ürünler ve üretim metodları ile artırmaktır. Böylece, bir faktör havuzunu üretime yatırmak yerine, daha önemli olan husus, ülke ve firmaların faktörlerin kalitesini nasıl arttıracaklarını ve yenilerini nasıl yaratacaklarını olmuştur. Bu araştırma, Harvard Üniversitesi profesörlerinden Michael Porter' in rekabet üzerine yazdığı kitaplara dayandırılarak hazırlanmıştır. Michael Porter, serinin son eseri olan "Milletlerin Rekabetsel Avantajları" (Competitive Advantages of Nations) adlı kitabında global rekabette başarılı olmuş onbir ülkeyi inceleyerek bunların başarıyı nasıl elde ettiklerini anlatmıştır. Bu başarıları "Diamond" diye adlandırdığı altı ana faktöre dayalı bir modele göre açıklamaktadır.. Kaynak koşulları. Talep koşulları. Yan sanayi koşulları. Rekabet ve firma stratejisi. Hükümetin rolü. Şansın rolü Bu teoriye göre, ulusal çevre, firmaların başarısında merkezi bir rol oynuyor. Bireysel endüstri ve rakiplerinden başlayıp, bir ekonomiyi buradan hareketle bir bütün olarak inşa ediyor. Porter, ilerleme ve yaratıcılığı temel taş olarak alırken, devletin yaratıcılık sürecindeki rolünü açıklıyor ve önemli olanın ülkenin firmalar için yaratıcılıklarını arttırabilecekleri bir çevreyi sağlamak olduğunu vurguluyor. Teorinin temelinde rekabet stratejisi fikri yatıyor. Ancak teori teknolojik icat, uluslararası ticaret, coğrafi ekonomi gibi alanlarla da beslenmekte. Çünkü dün önemli olan doğal kaynaklar, pazarlara yakınlık gibi kalkınma unsurları artık önemini yitirmiş durumdadır. Ucuz işçiliğin önemi de yerini eğitimli iş gücüne devretmiştir. Ucuz ve vasıfsız iş gücü artık gelişmekte olan ülkere önemli rekabet avantajı sağlamamaktadır. Bu tip avantajların kolaylıkla taklit edilmeleri söz konusudur. Rakipler başka düşük maliyetli bir yerleşim ve kaynak bularak veya aynı yerde üretim yaparak bu avantajları kolaylıkla önemsiz hale getirebilmektedirler. ix Uluslararası pazarlarda rekabet eden ülkeler değil firmalardır. Bu bakımdan ülkenin oynadığı rolü açıklayabilmemiz için öncelikle firmaların nasıl rekabet avantajı yaratıp, bunu muhafaza ettiklerini anlamalıyız. Bütün bu nedenlerden dolayı uzun vadede bir ülkenin rekabet gücünün, dolayısıyla ekonomik başarısı ve yaşam standardının tamamıyla verimliliğe bağlı olduğu belirginleşiyor. Eğitime daha fazla yatırım yapan ülkelerin, ekonomik yarışta avantaj sağlayacakları kesinleşiyor. Bir ülkenin ve vatandaşlarının yaşam seviyesinin artması, firmaların rekabet ettikleri alanlarda uzun dönemde artan ve yükselen verimlilik seviyelerine ulaşmaları ile ancak mümkündür. Bu da ancak artan kalite ve etkinlik ile sağlanabilir. Global stratejiler ile firmalar bir sürü ülkede aktivitelerini sürdürebilirler. Bu bakımdan global stratejilerin rekabet avantajına nasıl etki ettiklerini ve firmanın kendi ülkesinin rolünü nasıl yeniden yapılandırdığını incelemek gerekecektir. Globalleşmenin, hükümetlerin önemini azalttığını düşünmek hatalı olacaktır. Bu bakımdan firmalar ulusal çevrelerini gerçekçi bir açıdan anlamalı ve bunu geliştirmenin yollarını bulmalıdırlar. Hükümetlerin asıl görevleri, endüstrilerine yardım etmek yerine, mücadeleye davet etmek olmalıdır. Globalleşmenin lokomatifi her gün daha da çok hız kazanan teknoloji fırtınasıdır. Bu alandaki en önemli gelişmeleri bilgi depolama ve işlemede, ulaşım ve haberleşmede, ileri teknoloji ile üretilmiş materyallerde, bioteknolojide ve süper iletkenlerde görebiliriz. Zaten teknolojik alt yapı global bir niteliği sahip. Bu bakımdan her ülke global teknolojik alt yapı ve onun üzerine oturtulan ekonomik sisteme nasıl entegre olacağına karar vermek zorunda. Özellikle başarılı ülkelerin artan verimliliklerini ve rekabet güçlerinin eğitimden kaynaklandığını ve yeni ekonomik düzende, eğitime daha fazla yatırım yapan ülkelerin ekonomik yarışta avantaj sağlayacakları görülmektedir. Araştırmacılar, bir ülkenin- eğitim sisteminin kalitesi ile uluslararası rekabet gücü arasında tam bir karşılıklı ilişki gözlemliyorlar. Yüksek tasarruf ve yatırım oranları, gelişmiş bir x mühendislik ve üretim kültüre, iyi tasarlanmış ve yüksek katma değere sahip ürünleri üretip, uluslararası pazarlarda pazarlayabilen ve ticaret fazlası yaratabilen bir sanayi yapısı, üniversitelere giremeyenleri de kapsayan mükemmel bir eğitim sistemine sahip ülkeler, 21. yüzyıldaki rekabet yarışında öne geçebilirler. Ülkeler gelişmelerini ve ilerlemelerini sürdürürken 4 önemli aşamadan geçmekteler. Bunlar;. kaynak güdümlü. yatırım güdümlü. yenilik ve icat güdümlü. refah güdümlü aşamalardır. Kaynak güdümlü ekonomilerde rekabet ucuz iş gücü, doğal kaynaklar ve kur ayarlamaları ile sağlanmaktadır. Dolayısıyla ülke ancak kısıtlı pazarlarda rekabet edebilmektedir. Fiyat en büyük avantaj olarak görülmekte ve teknoloji yurt dışından transfer edilmektedir. Genelde bütün gelişmekte olan ülkeleri bu sınıfa sokabiliriz. Yatırım güdümlü ekonomi ise, adından da anlaşılacağı gibi, teknolojik yatırımlara ağırlık veren bir devredir. Firmalar, global pazarlarda rekabet şansı elde edebilmek için büyük boyutlarda ve en son teknolojiyi içeren yatırımlar yaparlar. Yurt dışındaki üstün teknolojiye sahip firmalarla iş birliğine gidilir, ancak firma kendi modellerini ve özgün ürünlerini üretme çabasındadır. Kalifiye işçi ve teknik personel sayısı kaynak güdümlü devreye göre daha fazladır, ancak maaşlar -hala düşüktür. Hükümetler kısıtlı kaynakları doğru endüstrilere kanalize ederek, risk sermayesi yaratarak, yabancı sermayeyi özendirerek ve iç pazarda rekabeti körükleyerek bu devrede rol oynarlar. Yatırımlar büyümenin en önemli unsurudur. Yenilik ve icat güdümlü devrede, tüketici çok bilgili ve kültürlü olduğu için, talepleri de çok karmaşık ve tefarruatlı bir hal almıştır. Eğitim ve kişisel gelir yüksektir. Kaliteli ve yeni ürünler icat edilir ve bu daha çok kaynak avantajları yerine kaynak dezavantajlarından ortaya çıkabilir. Örneğin ' yeterli petrolü olmayan bir ülke, devamlı alternatif enerji kaynakları üzerine çalışmalar yapar ve yeni, ürünler xi icat eder. Verimlilik yüksektir. Hükümet yeni iş yaratmada firmaları motive edici bir rol üstlenir. Porter, refah güdümlü devrenin sonunda bir geriye dönüş başlayacağını savunmaktadır. Artık yenilikler yapmak ve ilerlemek için gereken motivasyon azalmıştır. Kişisel gelirler çok yüksektir. Ülkemiz 2000 yılına yaklaşırken ihracatın kompozisyonu her ne kadar tarım, ürünlerinden, %80'ler gibi yüksek oranlara ulaşan sanayi ürünlerini barındırır hale gelmişse de, daha önümüzde katedilecek çok uzun bir yol bulunmaktadır. İhracatta bundan sonraki aşama ve hedef emek yoğun ürünlerden, bilgi ve teknoloji yoğun ürünlere, yani yüksek katma değer içeren ürünlere yönelmek olmalıdır. Türkiye, 1980' lerin başından itibaren kaynak güdümlü devreden yatırım güdümlü devreye geçmek için uğraşmaktadır. Türk üretim sektöründe üretim teknolojisinin yenilenmemiş olmasından kaynaklanan ciddi sorunlar bulunmaktadır. Türkiye'de rekabet gücü yüksek bir sanayi yapısının oluşturulabilmesi için pek çok sektörde fiziki yatırımların canlandırılması, optimal firma ölçeğine geçilmesi, ileri teknoloji ve kaliteli insan gücü kaynaklarını en iyi biçimde kullanabilmek amacıyla firma ve sektör düzeyinde yeni stratejilerin izlenmesi gerekmektedir. Türkiye'de cam sektörü, yapısal ve ekonomik özelliklerinin yanı sıra, ekonomideki ağırlığı, çok sayıda sektöre girdi vermesi ve yüksek teknoloji düzeyi gibi özellikleriyle, öncelikli ve hassas sektör olarak değerlendirilmektedir. Bu çalışmada, Türkiye'deki cam sektörünün gelişimi, ve Michael Porter' m "Diamond" diye adlandırdığı modeli kullanılarak, cam sektörünün mevcut ve potansiyel yapısı incelenmiştir. Cam sektörünün kaynak koşulları, talep koşulları, yan sanayi koşulları, rekabet ve firma stratejisi, hükümetin rolü ve şansın rolü ele alınarak cam sektörünün Türkiye'de niye öne çıkmış sektörlerden biri olduğu sorusu cevaplanmaya çalışılmıştır. Sonuç olarak, cam sektörünün uluslararası rekabete en açık sektörlerden bir olduğu sonucu ortaya çıkmıştır. Türk cam endüstrisi, kaydettiği hızlı gelişme ve ihracata dönük yapısıyla dinamik bir görünüm sergilemektedir. Cam sektörünün Türkiye ekonomisine en xii önemli etkisi, yüksek ihracat kapasitesi ile sağladığı döviz getirişi ve dış ticaret dengesini iyileştirici işlevidir. Sektör, üretiminin %50'sini ihraç eder durumdadır ve ihracat ağırlıklı olarak Avrupa gibi istikrarlı pazarlara yapılmaktadır.
Description: Thesis (M.A.) -- İstanbul Technical University, Institute of Social Sciences, 1996
Tez (M.A.) -- İstanbul Teknik Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 1996
URI: http://hdl.handle.net/11527/17679
Appears in Collections:İşletme Lisansüstü Programı - Yüksek Lİsans

Files in This Item:
File Description SizeFormat 
53316.pdf4.71 MBAdobe PDFView/Open


Items in DSpace are protected by copyright, with all rights reserved, unless otherwise indicated.