Please use this identifier to cite or link to this item: http://hdl.handle.net/11527/14040
Title: Göçmen Kadınların Kentsel Hareketliliğinin Arttırılması: Berlin’den İstanbul’a Deneyim Transferi - kurfalı, Kartal’da Bir Pilot Çalışma
Other Titles: Increasing The Urban Mobility Of Migrant Women: transferring Experience From Berlin To Istanbul - a Pilot Study In Kurfali, Kartal
Authors: Özçevik, Özlem
Oğuz, Melis
10099392
Şehir ve Bölge Planlaması
Department of Urban and Regional Planing
Keywords: Göç
kadın
kentsel hareketlilik
kamusal alan
deneyim transferi
Berlin
İstanbul
Kurfalı
Kartal
Stadtteilmütter
Migration
women
urban mobility
public space
experience transfer
Berlin
Istanbul
Kurfalı
Kartal
Stadtteilmütter
Issue Date: 25-Jan-2016
Publisher: Fen Bilimleri Enstitüsü
Institute of Science And Technology
Abstract: Göçmen kadınların kentle ilişkisi çok sınırlıdır (Erman, 1997). Kentteki hareketlilik sahaları çok dar, kente bağlanırlıkları ve kente dair bilgi seviyeleri oldukça düşüktür (Pattadath, 2014). Sınırlı ya da eksik kent algısının göçmen kadınlar üzerinde olumsuz etkileri vardır (Hannan, 2007); bunların derin travmatik sosyal ve ekonomik sonuçları olabilmektedir (Demirler & Eşsiz, 2008). Bu tez çalışması ile amaç, göçmen kadınların göç ettikleri kent içerisindeki sınırlılıklarını ve kente entegrasyon önündeki bariyerlerini mahalle ölçeğinde analiz etmektir. Göçmen kadınların sinirli kentsel mekan kullanımlarının genişletilmesinin koşullarının araştırılması ve bu konuda yerel yönetimlere uygulanabilir bir yol haritası bırakmak hedeflenmektedir. Bu yolla, ev ve mahalle ekseninde sinirli bir hareketlilik kabiliyetine sahip göçmen kadınların (İlkkaracan, 1998) farklı sosyal kesimlerden kabalıkların birbiri ile buluşmasına olanak sağlayan kamusal alanda mevcudiyetlerini arttırabilmelerinin önünün açılması amaç edinilmiştir. Bu kapsamda, tezin dayandırıldığı araştırma, göçmen kadınların yeni geldikleri kentte sosyal içselleştirilmelerinin ölçütü olabilecek iki parametreye dayandırılmaktadır; kamusal alan kullanımı ve kentsel hareketlilik. Bu çalışma çok aşamalı ve karma sosyal araştırma metotları kullanımı ile gerçekleştirilmiştir. Uygulanan yöntemlerin seçiminde, sorunun doğasına uygunluğu özellikle gözetilmiştir. Bu çalışma sırasında ortaya çıkartılan PATET (Participatory Action towards Experience Transfer) yöntem uygulaması, Berlin, Neukölln ve İstanbul, Kartal’da gerçekleştirilmiştir. Her iki sahada da es zamanlı olarak çalışmalar yürütülmüştür. Berlin en iyi uygulama modelinin seçildiği ve deneyimin kaynağı olan saha çalışmasına ev sahipliği yaparken, İstanbul da bu deneyimlerin aktarımının yapılacağı pilot çalışma alanı olarak tespit edilmiştir.  Bu tez çalışması İstanbul Teknik Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projesi (BAP) fonu ile finanse edilmiş ve bir pilot çalışma ile desteklenmiştir; Berlin’deki saha çalışmaları ise DAAD (Deutscher Akademischer Austauschdienst) tarafından finanse edilmiştir. Pilot alan araştırması ölçeğindeki en kuvvetli aktör olan Kartal Belediyesi’nin bu süreçteki işbirliği ve desteği önem arz etmektedir. Bu işbirliği, Kartal Belediyesi adına Kartal Kent Konseyi (KKK) ile araştırmacılar arasında imzalanan işbirliği anlaşması ile yazıya dökülmüştür.  Berlin örneği göçmenlerin sosyal ve kentsel sisteme entegrasyonu konusunda hem literatür hem de pratikte öne çıkmaktadır (Mathey & Stuka, 2011; Karakasoglu & Waltz, 2002; Bernath, vd., 2009). Bu deneyim aktarımı öncelikle araştırmacılardan uygulayıcılara (Kartal Belediyesi adına KKK) doğru tek yönlü bir bilgi akışını içermektedir. Ancak çalışma, dolaylı olarak araştırmacılar, uygulayıcılar, Kurfalı’da yasayan göçmen kadınlar, Berlin, Neukölln’de incelenen Stadtteilmütter  (StM) projesinin katılımcıları, koordinatörler ve liderleri ile geçmiş ve mevcut örnek anneler arasında çok yönlü bir deneyim alışverişinin gerçekleştirilmesinde tetikleyici rol oynandığının da bilincindedir.  Niteliksel ve niceliksel araştırma tekniklerini gerektiren çeşitli araştırma yöntemleri ve es zamanlı olarak yürütülen saha çalışmalarından elde edilen geri bildirimlere göre sürekli yenilenerek revize edilen zaman planlaması PATET aşamalarının tasarımını ve uygulamasını sağlamıştır. Saha araştırmalarının çeşitli aşamalarının değerlendirilmesi sırasında, her iki kentte de göçmen kadınların kentsel hareketlilik ve kamusal alan kullanımı açısından benzer tavır sergiledikleri görülmüştür.  İstanbul’da pilot projenin gerçekleştirileceği alan, Kartal ilçesinde Kurfalı olarak bilinen, Hürriyet ve Cumhuriyet Mahalleleri olarak tespit edilmiştir. Bu tez çalışmasına konu olan pilot proje, iki şehir arasında yerel yönetsel düzeyde bilgi ve deneyim aktarımı gerçekleştirmeye çalışmaktadır.  Kurfalı’da yaşayan 594 kadınla kamusal alan kullanımları ve hareketliliklerini analiz etmek için anket yapılmıştır. Anket sorgularında davranışsal kalıplarının nedenleri sorgulanmıştır. Sahadan elde edilen veri toplama sürecinde olabildiğince geçerli ve fazla bilgi elde edebilmek için anket niceliksel olarak derlenmiştir. Böylelikle anket yapılan kadınları sıkmadan olabildiğince geçerli veri toplanması hedeflenmiştir.   Anket çalışmasının bulgularına göre, göçmen kadınların mahallelerindeki kamusal alan, aktivite ve hizmetleri tanımadığı ve tanımlayamadığı tespit edilmiştir. Göçmen kadınların günlük hareketlilik ve kamusal alan kullanımları ise evin ve çocuklarının ihtiyaçları çerçevesinde belirlenmektedir.  Bu çalışmaya konu olan kadınların çoğunluğunu genç yasta evlenen ve çocuk sahibi olan kadınlar oluşturmaktadır. Kentsel hareketlilik üzerine literatür incelendiğinde, özellikle ücretsiz ve kapsamlı çocuk bakımının olmadığı yerlerde çocuğun varlığı kadının hareketliliğinin önündeki en önemli engel olarak kabul edilmektedir (Lopata, 1981; Macário ve Marques, 2008). Ancak bu çalışma ile ortaya konmuştur ki, bu tip uygunsuz koşullarda dahi, çok kısıtlı bir hareketlilik gösteren kadınlarda çocuğun varlığı kadının hareketliliğinde önemli bir motivasyon kaynağı hatta tetikleyicisi olabilmektedir.  Kadınların çocukları ve onların ihtiyaçları ile doğrudan ilgili kamusal alanlarla ilgili farkındalıkları yüksekken, kendi bireysel gelişimleri ya da ihtiyaçları ile ilgili kamusal alanlarla ilgili farkındalıkları oldukça düşüktür. Kendilerine mahalleleri için yerel yönetimden ne istedikleri sorulduğunda ise çoğunlukla istedikleri mekanlar, aktiviteler ve hizmetlerin hali hazırd amahallelerinde mevcut olduğu görülmektedir. Ancak, kadınlar ya bu yerlerin ve hizmetlerin varlığından haberdar olmadıkları ya da bu mekan ve hizmetlerin erişilebilirlik açısından (zaman ya da uzaklık) yetersiz oldukları belirtilmelidir. Kentle ilgili bilgi eksikliği zaman ve uzaklık algısının gelişememesine yol açmaktadır; bu durum ise göçmen kadınların kentteki hareketliliklerini doğrudan etkilemektedir. Bu sebeple de kadınlar, gündelik hareketliliklerini zorunlulukları üzerinden şekillendirmekte ve çocuklarının gündelik zorunlu hareketlerine eşlik etmektedirler. Göçmen kadınların en kuvvetli özelliklerinden bir tanesi de çevreleri ile ilgili öğrendikleri tüm “yenilik”leri birbirlerine dedikodu gazetesi vasıtasıyla aktarmaya gönüllü birer mekanizma seklinde çalışmalarıdır. Ancak bu durum, aktarılan bilgi doğru olmadığında olumsuz bir özelliğe dönüşmektedir. Örneğin, görüşmeler sırasında mahallelerindeki kamusal alanlara yalnız gidemediklerini ya da hiç gidemediklerini belirten çoğu kadın, buna sebep olarak ücretlerin yüksekliğinden şikayet etmişlerdir. Oysaki mahallelerindeki pek çok kurs ve kamusal alan kullanımı ücretsizdir. Kadınların bu kullanımların ücreti olduğunu düşünmeleri ve bu ücretin de “pahalı” olduğu kanısında olmalarının sebebi, “mahalle dedikodu”larına dayanmaktadır. Bu ise kadınların ellerinin altındaki fırsatlardan yararlanamamalarına ve daha fazla araştırıp bu konu ile ilgili doğruları öğrenmek ile ilgili bir girişimde bulunmalarının önünde bir engel oluşturmaktadır.  Zaman ve mekan algısı ile ilgili farklılaşmalardan ötürü, göçmen kadınların sunulan bu hizmetleri talep edişleri ve yerel yönetimlerin bu hizmetlerin arzı birbiriyle uyuşmamaktadır. Bu çalışmaya konu olan kadınlarla yapılan görüşmeler coğrafi bariyerleri ortalama kentli bir vatandaştan farklı algıladıklarını ortaya koymuştur. • Kadınlar kendilerine genellikle toplu taşıma akslarıyla örtüşen “güvenli patikalar” üretmektedirler; bu akslar ayni zamanda en kalabalık rotalardır. Bu rotayı kullanan insanların farklılaşan profilleri kadınlardaki güvenlik duygusunun oluşmasındaki en önemli faktörlerden birisidir.  • Ayrıca kaldırımların ve yürüyüş yollarının da çocuk ve kadın dostu tasarlanmamış olması da kadınların kendi bağlantı/bağlantısızlık algılarının oluşmasında etkilidir.  • Kadınlar genellikle kestirmelerden kaçınmakta, gitmek istedikleri yerin yakinlik ya da uzaklığını kestirmekte zorlanmakta ve bu yolculuğun ne kadar süreceğini tahmin edememektedir. Bu sebeple ulaşmak istedikleri mekanlar ve aktivitelere ne kadar zamanda ulaşabileceklerini ve bunların ne kadar uzaklıkta olduklarını kestirmekte zorlanmakta, bu etkinliklere katılmak ya da bu mekânları kullanmaktan kaçınabilmektedirler.  Bu bir öğrenme sürecidir; dolayısıyla zaman ve mekanla ilgili kapasitenin her kişide hali hazırda var olduğunu kabul etmek yanlış bir varsayımdır. Yerel yönetimler bu kapasitenin artırımını sağlamak ile ilgili yaratıcı yöntemler geliştirmekle sorumludur.
The relationship of migrant women to the city is very limited (Erman, 1997). The range of their mobility is highly restricted (Pattadath, 2014); their connection to the city and their level of knowledge about the city are quite little(Kofman, Kaye, & Caliskan, 2012). Migrant women’s limited perception of urban space has negative effects (Hannan, 2007); it may even become deeply traumatic and lead to social and economic consequences (Demirler & Eşsiz, 2008), yet there are good “best-practice” examples to avoid such unfortunate outcomes (Birch & Keating, 2011).  This study’s aim is to understand the limitations of migrant women that affront their inclusion into the city where they have migrated. The purpose is to search the circumstances of the extension of the limited urban space of migrant women and to leave an applicable road map for local administrations on this matter. In this way, migrant women capable of only limited mobility within the home and neighbourhood centreline (İlkkaracan, 1998) can take part in public spaces, which enable people from various social circumstances to meet in new crowds. Within this context, the research focuses on two parameters, the use of public space and urban mobility, as measures of the social inclusion of migrant women in their place of immigration.  Fields to apply PATET (Participatory Action towards Experience Transfer) have been chosen as Neukölln in Berlin and Kartal in Istanbul. Synchronically, the researchers have worked in these two fields. Berlin hosted the field study as the source of experience for the investigated “best practice” model, whereas Istanbul was the pilot study area.  To conceptualize a way of including the migrants into the society and system, German policy has made great progress from the feedback they have received in the field. Berlin, in terms of including migrants into the social and urban system, stands out as prominently within literature and practice (Mathey & Stuka, 2011; Karakasoglu & Waltz, 2002; Bernath, et al., 2009). Currently, discussions about integration in Berlin revolve around the strategic governance of the process.  The Ph.D. thesis has been supported with a pilot project –financed by Scientific Research Project Fund of Istanbul Technical University; the studies in Berlin have been financed by DAAD (Deutscher Akademischer Austauschdienst) . As the most powerful local actor, the participation of Kartal Municipality has been crucially important in this process. The researchers have made a cooperation agreement with Kartal City Council (KCC), and a voluntary experience transfer and exchange has been ensured between the two cities by neighbourhood-level administrative units.  This experience transfer involves primarily a one-way flow of knowledge from the researchers to the practitioners (to KCC on behalf of Kartal District Municipality). However, this study also takes into consideration that there is actually multiple movements of knowledge between researchers, practitioners, and migrant women in Kurfalı, as well as the participants, coordinators and leaders of the project scrutinized in Berlin, Stadtteilmütter (StM) Neukölln, and the current and former StM. This study is comprised several steps and a mix of various research methodologies. In each step of the study, the research question’s focus slightly changes in parallel to the methodology applied. In choosing the methodology, great care has been taken to ensure the suitability of the relevant problematic.  Qualitative and quantitative research techniques as well as time scheduling shaped by the feedbacks taken from synchronic field studies have allowed for the design and application of the following steps of the participatory action. On the one hand, standardized questionnaires have been operated and, on the other hand, in-depth interviews alongside focus group discussions have been applied. In an evaluation of the outcomes of the several stages of the field studies, it is evident that migrant women show similar behaviour in terms of urban mobility and the use of public space in both cities.  According to the findings of the questionnaire, women cannot define and identify the public spaces, activities and facilities within their neighbourhood. The mobility of everyday life and the use of public space of migrant women are shaped by the needs of the household and of their children. The literature on mobility and women identifies the existence of children alongside with the lack of free and extensive childcare as a barrier for womens’ mobility.Yet, in this case, it has been proven that to some extent the existence of children may become a motivation for the mobility and sometimes even an accelerator. The awareness of women about public spaces in relation to their children and needs is great, whereas awareness of women about other public spaces that might actually be beneficial to them, is quite low. When asked, what they would want to have in the neighbourhood from the local administrations, women usually demand places, activities and services, which are already available on the neighbourhood level. It must be mentioned, however, that either women are not aware of the existence of them, or that these services they not adequately accessible (e.g.time-wise or distance-wise). It is a very strong characteristic of women that they use the word of mouth to spread news and to learn about their environment. This characteristics, however, can become a negative asset if the “information” exchanged is not accurate. E.g. most of the women who said that they cannot go to the public spaces in their neighbourhood alone or not at all made the excuse that they are expensive. On the contrary, most of the courses offered or the usage of public spaces are free of charge. The fact that women believe that there is a cost and that it would be unaffordable is based on “neighbourhood rumours”, which prevents them from using these opportunities at hand and to explore more – as high costs are an impenetrable barrier for them. It is also noteworthy that time and topography do not adjust to the traditional understanding of service provisions of local administrations as well as to how migrant women seem to demand these services. The women subject to this study proved that they do not perceive geographical limitations as an average urban citizen would. They have created “safety paths” that usually collide with the public transportation routes, which appear to be the most crowded routes through which they can walk. The diversity of people using such streets is an important factor to establish the feeling of safety for women. Sidewalks and walking routes that are not especially women- and children-friendly also affect women's choices in creating their own connection/dis-connection recognitions. However, they usually avoid shortcuts and cannot imagine the vicinity around the places they go or how long such a journey can take. This is why sometimes they falsely guess the time and distance within the neighbourhood in terms of reaching public spaces and activities, and thus may avoid participating in some events or using these places. It is a process of learning, and thus it is wrong to assume the capability of understanding time and topography should be an asset of everyone, yet it is the duty of urban local administrations to bring this asset to the “new-comers”. It should be beared in mind, that this process is not a short-term investment, but one in which the fruits can be only picked after a long time, yet in a sustainable way.
Description: Tez (Doktora) -- İstanbul Teknik Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü, 2015
Thesis (PhD) -- İstanbul Technical University, Institute of Science and Technology, 2015
URI: http://hdl.handle.net/11527/14040
Appears in Collections:Şehir ve Bölge Planlama Lisansüstü Programı - Doktora

Files in This Item:
File Description SizeFormat 
10099392.pdf6.6 MBAdobe PDFView/Open


Items in DSpace are protected by copyright, with all rights reserved, unless otherwise indicated.