Welcome to the Polen - ITU Academic Archive
Polen stores all academic resources—such as books, articles, theses, papers, reports, and research data—directly or indirectly published by the academic and administrative staff and students of Istanbul Technical University in a digital environment in accordance with international standards. It facilitates monitoring the university’s academic performance, ensures the long-term preservation of resources, and provides open access to publications in compliance with copyright regulations to enhance their impact.

Recent Submissions
Item type:Item, Access status: Open Access , Osmanlı/Türk makam müziği tarihinde kültürel bir figür Ali Ufki Bey(Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025-09-08) Öney Altun, Şengül; Sarı Çolakoğlu, Gözde; 414182016; Müzikoloji ve Müzik TeorisiBu tez çalışması, erken modern dönem Osmanlı/Türk makammüziği tarihinde kültürel bir figür olarak Ali Ufki Bey'in çok katmanlı entelektüel ve müzikal kimliğini tarihsel bağlam ve müzikal açıdan yeniden değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Yaklaşık yirmi yıl boyunca Osmanlı Sarayı'nda görev alan Ali Ufki Bey, yalnızca bir müzik adamı değil; bir poliglot, çok kültürlü entelektüel bir figürdür. Onun hem yaşadığı çağda hem de günümüz kültürel ve akademik çevrelerinde çok yönlü entellektüel f bir igür olarak değerlendirilmesi, bu çalışmanın temel çıkış noktasını oluşturmuştur. Polonya-Lehistan kökenli Bobovski'nin, Osmanlı'daki adıyla Ali Ufki Bey'in kaleme aldığı üç müzik yazması (Mecmûa-i Sâz ü Söz, Turc 292 ve Mezmurlar) müzik alanındaki kültürel üretiminin başlıca örnekleridir. Bu eserler yalnızca müzikal repertuvar aktarımı sağlamakla kalmaz; aynı zamanda Batı müzik notasyonu ile Osmanlı makam müziğinin teknik unsurlarının, sembolik düzeyde dahi olsa, 'yeni' ve melez bir müzik dili kurgusu içinde temsilinin örneklerini ortaya koyar. Yazmaların her biri, farklı düzeylerde kültürel uyarlama ve çokkültürlü temsil örnekleri sunar. Tezin ikinci bölümünde tarihsel arka planı oluşturmak amacıyla, tarih disiplininde kabul gören 'erken modern dönem' kavramı kullanılmış ve Osmanlı'nın çok kültürlü yapısına işaret eden bir çerçeve kurulmuştur. Ali Ufki Bey, bu yapının içinde yalnızca müzik, dil ve teoloji alanlarındaki beceri ve yetkinlikleriyle değil; aynı zamanda kültürel etkileşim alanlarının aktif bir unsuru olarak değerlendirilmiştir. Özellikle 17. yüzyıl Osmanlı İstanbul'u ile Avrupa arasında süregiden kitap transferi süreçlerinde adeta aranan bir isim hâline gelmiş; bu yönüyle 'örtük bir kültürel ağ' içinde yer alan, entelektüel bağlantılar ve bilgi aktarım süreçlerinde etkin rol üstlenmiş bir figür olarak öne çıkmıştır. Bu kapsamda, Ali Ufki Bey'in İstanbul'daki kültürel ve entelektüel etkileşim alanlarındaki konumu ele alınmış; onun, erken modern dönem 17. yüzyıl Osmanlı İstanbul'unda belirgin şekilde görünür olan bir 'aydın tipinin' karakteristik özelliklerini taşıdığı vurgulanmıştır. Osmanlı tarihçisi Cemal Kafadar'ın bu tipolojiyi tanımlamak üzere geliştirdiği 'Çelebiler Çağı' kavramı çerçevesinde, Ali Ufki Bey'in de bu sembolik figürlerden biri olarak değerlendirilebileceği öne sürülmüştür. Tezin üçüncü bölümünde, Ali Ufki Bey'in Bobovski olarak yaşadığı dönemde Polonya'daki muhtemel yaşamı ve eğitimi, Osmanlı esareti ve sonunda özgürlükle sonlanan yaşam serüveni tarihsel kaynaklar doğrultusunda yeniden analiz edilmiştir. Ufki'nin biyografisine dair mevcut literatür, bu bölümde yöntem açısından yeni bir bakışla ele alınmıştır. Polonyalı yaşamından bahsederken Bobovski, Osmanlı'daki yaşamından söz edilirken Ali Ufki Bey şeklinde bilinçli bir ayrıma gidilmiş, onun iki kültürlü yaşamına vurgu yapılmak istenmiştir. Bu yaklaşım içinde, mevcut biyografi literatürü, kendisinden öğrendiklerimiz ve onu tanıyanların aktardığı bilgiler şeklinde tasnif edilmiş, eleştirel bir bakışla yeniden yorumlanmıştır. Bölüm kapsamında Ufki'nin Polonyalı Wojciech'ten Osmanlı'nın Ali Ufki Bey'ine 'dönüşümü' tarihsel açıdan kronolojik olarak irdelenmiş; özellikle net şekilde bilinmeyen birkaç noktanın altı çizilmiştir. Bu noktalardan, esaretinin Edirne Sarayı bölümünün yeterince aydınlatılamadığı ve bu düğümün yeni tarihsel bulgular ışığında çözümlenmesinin, Ali Ufki Bey'in yaşam serüveninin kronolojik açıdan bilinmezliklerine ışık tutabileceği değerlendirilmiştir. Öte yandan, Bobovski iken almış olduğu muhtemel eğitimin menşei, içeriği yeni tarihsel veriler ışığında çözümlenmeye çalışılmıştır. Edinilen bulgular doğrultusunda, Polonya eğitim sisteminin, ağırlıklı olarak Cizvit tarikatı ve bu yaklaşıma bağlı okullar tarafından domine edildiği sonucuna ulaşılmış; eğitim müfredatında ve özellikle müzik eğitiminde baskın olan İtalyan etkisine dikkat çekilmiş, Bobovski'nin bu okullardan birinde eğitim görmüş olma olasılığına değinilmiştir. Öte yandan ikinci bir olasılık olarak, Polonya'daki soylu ailelerin büyük malikânelerinde çocuklarına çok dilli ve çok yönlü bir eğitim sağladıkları hatırlatılmış; Bobovski'nin de böyle bir ortamda yetişmiş olabileceği güçlü ihtimaller arasında gösterilmiştir. Tezin eser analizleri bölümünde, Ali Ufki Bey'e atfedilen yedi saz eseri detaylı biçimde incelenmiştir. Feldman'ın dönemlendirme kriterlerine göre yapılan analizlerde, bu eserlerin 17. yüzyıl Osmanlı müzik diliyle biçimsel uyumu tartışılmış; Londra ve Paris yazmaları arasında notasyon ve yapı farklılıkları değerlendirilmiştir. Londra yazmasının sistematik yapısı, Paris yazmasının ise Batı müziğine yakınlık gösteren semboller içermesi dikkat çekici bulunmuş; özellikle Mezmur çevirilerinde kültürel aktarıma dair yöntemsel tutum irdelenmiştir. Bu çalışmada kültürel yetkinlik, kültürel ve sosyal sermaye, teolojik çerçeveleme, örtük ağ ve Çelebiler Çağı gibi kavramsal araçlara yer verilmiştir. Ancak bu kavramlar, tez boyunca kuramsal bir temel oluşturmak amacıyla değil; yalnızca pragmatik ve işlevsel bir yaklaşımla, analitik açıklama gücünü pekiştiren araçlar olarak kullanılmıştır. "Osmanlı/Türk Makam Müziği Tarihinde Kültürel Bir Figür: Ali Ufki Bey" başlıklı bu tez çalışmasında Ali Ufki Bey'in entelektüel kimliği, üretim biçimleri ve içinde bulunduğu tarihsel bağlamın disiplinler arası ve çok yönlü bir bakış açısıyla değerlendirilmesi gerektiği ortaya konmuştur. Ufki'nin çokkültürlü ve çokkatmanlı entelektüel kimliğini anlamaya yönelik bütüncül bir metodolojik çerçevenin geliştirilmesi gerekliliği ise, tezin ulaştığı en temel sonuçlardan biri olarak değerlendirilmektedir.Item type:Item, Access status: Open Access , Mimar kimliğinin kurulumu ve çözünümü: Arkitekt ve mimarlık dergilerinde müellif ve telif kavramlarının incelenmesi(Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025-07-25) Hazar, Ezgi; Dursun Çebi, Pelin; 502162019; Mimari TasarımOrtaçağ'da sanat ile teknik; sanatçı ile zanaatçı arasında belirgin bir söylemsel ayrım bulunmamaktadır. Bu dönemde bir yapı ustası, zanaatçı niteliğiyle eser üreten, müellif olarak adı bilinmeyen isimsiz bir tasarımcıdır. Ancak bu durum, aynı çağda mülkiyet ilişkilerinde yaşanan dönüşümle, dolayısıyla ekonomik süreçlerin etkisiyle değişmeye başlamıştır. İlk kırılma, İtalya'da kolektif üretim biçiminden ayrılarak kendi tasarımı üzerinden isim kazanmaya başlayan Ortaçağ'ın gezgin zanaatçılarına verilen tekel patentleri ve kral mektupları gibi imtiyazlar aracılığıyla gerçekleşmiştir. İkinci kırılma ise, sanatçının öncül figür haline gelmesine olanak sağlayan mülkiyet ilişkilerinin oluştuğu Rönesans döneminde yaşanmıştır. Bu dönemde "deha sanatçı" figürü öne çıkmış; sanatçıların adları bilinmeye başlanmış ve onlar adına kitaplar yazılmıştır. Böylece sanatçının tekil ve özgün üretimleri üzerinden toplumsal ve ekonomik ilişkiler şekillenmiştir. Avrupa'da 15.yy'da ortasında matbaanın kullanımı, kitapların ve sanatsal üretimlerin çoğaltılarak birçok Avrupa kentine yayılmasını kolaylaştırmış; bu gelişme ile müellif, loncalara bağlı basımevlerine müelliflik haklarını devretmeye başlamıştır. Böylece, edebi alanda kopya üzerinden telif korumasının kabulüne olanak sağlayan koşullar gelişmiştir. 15. yüzyılda Alberti (1988), mimarı düşünsel üretim yapan bir müellif olarak tanımlamış; onu hem zihinsel hem bedensel emeği kullanan uygulayıcı zanaatçıdan ayırarak, yalnızca zihinsel emeği üzerinden yüceltmiştir. Bu durum, mimarı bir "author" (müellif ya da otorite) olarak yücelten anlayıştan ve mimarın bir uygulayıcı olduğunu ileri süren Vitruvius'un yaklaşımından söylemsel bir ayrışma biçimi olarak değerlendirilebilir. 17. yüzyılın sonunda kapitalist üretim ilişkilerinin gelişmesiyle birlikte, tarihsel sürecin hukuki açıdan en önemli eşiği, 1709 yılında İngiltere'de kabul edilen Anne Yasası olarak değerlendirilmektedir. Bu yasa, yalnızca edebi müelliflere ilk kez yasal telif hakkı tanımakla kalmamış; aynı zamanda müellif figürünü hukuksal düzeyde kurumsallaştırmıştır. Bu yasada, eserlerin kopyalanmasının engellenmesine yönelik olarak seçilen 'copy' (kopya) terimi ile dönemin kapitalist basımevlerinde kullanılan 'copy right' (kopya hakkı) ifadesi, günümüzde yasanın 'copyright' olarak adlandırılmasına zemin hazırlamıştır. 18. yüzyılın sonunda taş baskı tekniğiyle birçok harita, resim ve çizimin basılarak çoğaltılması, telif haklarının yalnızca yazılı metinlerle sınırlı kalmayıp çeşitli meslek alanlarını da kapsamasına yol açmıştır (Bozgeyik, 2019). 19. yüzyılda bu kurumsallaşma, birçok Avrupa ülkesine yayılmış; kabul edilen uluslararası sözleşmelerle birlikte telif yasaları mimari çizimlerin sahiplerini de içine alacak biçimde genişletilmiştir. Mimarlığın bir sektör haline geldiği 20. yüzyılın başında ise, uygulanmış mimarlık eserlerinin tasarımcıları, uluslararası yasalar çerçevesinde hukuki olarak koruma altına alınmıştır (Bozgeyik, 2019). Bu bağlamda, telif yasalarının mimarın özgün eser üretimini teşvik etmesi ve onun maddi ve manevi haklarını koruması, söz konusu tarihsel dönüşümde belirleyici bir rol oynamaktadır. Telif ya da fikri mülkiyet hakkı, eser sahibine zihinsel emeğiyle oluşturduğu eser üzerinden tanınan maddi ve manevi haklardan oluşmaktadır. Avrupa menşeli "author" kelimesinin Türkçe karşılığı olan "müellif" ile, 'authorship' terimine karşılık gelen 'müelliflik, telif' kavramları, benzer anlamları yansıtmaktadır.Günümüzde Türkiye'de mimarlık alanında da kullanılmaya devam eden 'müellif' kavramı, 'eser yazarı' anlamının yanı sıra, 'mü' ve 'elif' bileşimi üzerinden (Nişanyan, 2018) 'ilk yapan' ve 'otorite sahibi' şeklinde de yorumlanmaktadır. Bu anlamıyla 'müellif', etimolojik olarak "author–authority" ilişkisinde olduğu gibi, otorite kuran yaratıcı bir özneye işaret etmektedir. Bu tez çalışması, mimarın telif yasaları sonucunda "müellif" olarak adlandırılmasına neden olan tarihsel ve söylemsel koşulları ortaya koymayı amaçlamaktadır. Çalışmada ele alınan temel problemler; Türkiye'de mimarın 'müellif' statüsü kazanmadan kendi tasarımlarını gerçekleştirememesi ve müellifliğin, mimari yarışmalar dışında yalnızca büro sahibi mimara tanınan bir hak olarak, doğrudan mülkiyet ilişkilerinin aracı haline gelmesidir. Foucault'nun (2014) da ifade ettiği üzere, müellif kavramının kazandırdığı söylemsel güç, mimarı sanatsal yeteneğinden ziyade siyasi ve ekonomik ilişkileri üzerinden nesneleştirmektedir. İktidar söyleminin bir yansıması olarak, günümüzde de geçerliliğini koruyan telif ya da müellif hakları, kimi zaman mimarın mimari eserinin yıkımına da neden olmasına zemin hazırlamaktadır. Bu bağlamda, tezin hipotezi, günümüz mimari pratikleri üzerinden Türkiye'de mimarın telif hakkı aracılığıyla kendi öznesine, eserine ve topluma yabancılaştığını; dolayısıyla telif kavramının mimari yaratıcılığı bütünüyle kapsamakta yetersiz bir çerçeve sunduğunu ileri sürmektedir.Item type:Item, Access status: Open Access , Mecra-mekân olarak arkeoloji müzesi: Geçmişin temsilinde görme aygıtı metaforu, 'Arkeoskop'(Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 2025-07-14) Sarhan Sezen, Beril; Şentürer, Ayşe; 502162002; Mimari TasarımArkeoloji müzeleri, geçmişin görselleştirildiği ve mekânsal düzenlemelerle ziyaretçilere sunulduğu mecralardır. Tarihteki müzeleşme pratiklerine bakıldığında modern müzenin icadından türeyen ve zaman-mekân ilişkisinin tek yönlü kurulduğu yerleşik bir temsil kodu göze çarpmaktadır. Söz konusu kodlar yirminci yüzyılda modernizmin etkisiyle dönüşmeye başlamış, post-kolonyal süreçte ise epistemolojik ve estetik yönelimleri çeşitli perspektiflerden sorgulanmıştır. Sonucunda eleştirel ve yerel yeni müze uygulamaları çoğalmış, mimari artikülasyon müze tasarımının çatkısı olarak ön plana çıkmıştır. Bu süreçte geçmişin anlatısının yeni ve çoğul eksenler üzerinde dağıtıldığına, muhafaza etmek ve sergilemekten öte başka bağlantısallıklar arandığına tanık oluruz. Bunlar, topografyadan tutun da coğrafik bağlam, ören yeri, kamusallık, kentsellik, duyusal deneyim şeklinde çeşitlenebilir. Bu bağlamda, araştırmada arkeoloji müzesi nesnesini muhafaza eden ve belgeleyen bir zarf olmaktan öte, onu görüntü olarak üreten mekân-mecra hibriti bir aygıt olarak ele alınamaktadır. Müze, sistemli mekânsal ve anlatısal kodlar üreten, görüntü üreten modern bir düzenek olarak sorunsallaştırılmaktadır. Buradaki vurgu müzenin basitçe aracılık eden değil, üretici oluşudur. Tıpkı bir kamera gibi, sadece bir görüntüyü yakalamaya yaramaz, o görüntüyü oluşturur da. Bu sebeple müzenin bir tür görme aygıtı olduğu söylenebilir. Tezde bu metaforik ilişki 'arkeoskop' kavramı ile açımlanmaktadır. Arkeoskop, geçmişi icat ettiği görme biçimleri üzerinden temsil eden arkeoloji müzesine bir atıftır. Çalışmada, arkeoskop geçmişin üzerinde düşünmeye, yorumlamaya dair bir politikanın örgütlendiği bir mekânsallık olarak ele alınmaktadır. Yorumlama süreci arkeolojik fragmanların belirli bir kurgu içinde temsil edilmesiyle mümkündür. Dolayısıyla gerçekliğine nüfuz edilemeyen ancak kurgu aracılığıyla temsil edilebilir. Özellikle son otuz-kırk sene içinde Batı coğrafyasında tasarlanan arkeoloji müzesi örneklerinde söz konusu kurgunun teşhir ve tanzim uygulamalarından ötesinde, mimari tasarımın etkinliğinde kurulduğu gözlenmektedir. Bu müzelerin ören yerinde kurulması ve yerin bağlamına ilişkin mimari buluşlar sergilemesi dikkat çekicidir. Çalışmanın amacı, arkeoloji müzeleri özelinde ifade edilen yeni mimari kurguların geçmişe ilişkin ürettiği temsil biçimlerini araştırmaktır. Bunun için müzelerin mimari bileşenlerinin tanımladığı görme mekanizmaları irdelenerek mimari tasarımın rolü tartışılmaktadır. Tez çalışmasının yöntemi çeşitli optik aygıtlar ile arkeoloji müzeleri arasında metaforik ilişkiler kurmaya dayanır. Bu çerçevede müze tarihi farklı epistemolojik eşikler altında ele alınmakta ve bu farklı bilgi anlayışlarının müze mekânına yansımaları araştırılmaktadır. Müzelerin mimari kurgusu hem kavramsal hem de fiziksel bir unsur olarak çözümlenir. Arkeoloji müzelerinin arkeoskopik düzeneklerini oluşturan mekânsal öğe ve senaryoların neler olduğu, bunların nasıl bir araya geldiği ve bu kurguların ne türden estetik, politik ve etik söylemlerle ilişki içinde olduğu tartışılmaktadır. Sonuçlar açısından özellikle son dönemdeki güncel arkeoloji müzesi yaklaşımlarında arkeolojik alanın varlığıyla beraber müzenin tipolojik kodlarının dönüşümüne tanık olunmuştur. Nitekim, hakim müze paradigmalarının taksonomik ve kronolojik tarihyazımı, dayandıkları bilgi sistemlerinin çökmesiyle geçerliliklerini günbegün yitirmektedir. Bu çerçevede ele alınan müze tasarımlarının ören yeriyle fiziksel ve görsel ilişkiler kurma yönündeki arayışları, görmenin hegemonik kodlarından uzaklaşarak hafızanın öngörülmedik biçimlerde etkinleşebileceği yeni durumlar yaratmaları açısından incelenmektedir. Mimari kurgunun geçmişe bakma biçimlerinde açtığı yeni aralıklar, geçmişi hasbelkader geride kalan fragmanların nesnelliğinden kopararak, arkeolojik geçmişe dair üretken yorumlar yapmaya olanak tanımaları bağlamında değerlendirilmektedir.Item type:Publication, Access status: Metadata only , FLEXURAL-TORSIONAL COUPLED VIBRATION ANALYSIS OF A THIN-WALLED CLOSED SECTION COMPOSITE TIMOSHENKO BEAM BY USING THE DIFFERENTIAL TRANSFORM METHOD(Springer Netherlands, 2006-01-01) Kaya, Metin Orhan; Özdemir, ÖzgeIn this study, a new mathematical technique called the Differential Transform Method (DTM) is introduced to analyse the free undamped vibration of an axially loaded, thin-walled closed section composite Timoshenko beam including material coupling between the bending and torsional modes of deformation, which is usually present in laminated composite beams due to ply orientation. The partial differential equations of motion are derived applying the Hamilton's principle and solved using DTM. Natural frequencies are calculated, related graphics and the mode shapes are plotted.Item type:Item, Access status: Open Access , Creation, application and analysis of choreography in choral performance, with a proposed notation system(Graduate School, 2025-06-12) Kuntman, Ayşegül, Begüm; Gül, Recep; 409211216; Music Theory and CompositionThis thesis explores the integration of choreography into choral performances, framing concerts as multi-sensory experiences that engage both auditory and visual perception. The core objective of the study is to explore choreography creation processes and to analyze how movement is used as a tool to enhance musical expression and narrative design. The methodology combines ethnographic fieldwork including participant observation and conversations with fellow singers, developing a movement notation system for musicians' use and analyses of scores and videos. The literature review contains historical and perceptual connections between music and movement, movement in choral history, existing movement notation systems and movement classifications. Field research draws from the author's personal experience as a choral performer and a composer. This section explores the choreography creation processes and the reasoning behind them. This section exhibits that the creation process is usually a collaborative one and most of the time it happens close to the concert. The source of inspiration for creation is usually the lyrics or cultural connotations, sometimes other performances. Recognizing a gap in standardized movement notation systems tailored for musicians, the study introduces a newly developed notation system. This notation system encompasses hands, arms, body direction, steps, and spatial formations. This innovation is both a creative and analytical tool, aiming to document and communicate choreographic elements in a structured way. In the analysis section, selected performances are examined using the proposed system. On top of the hand, step and body direction movements, movement in space, movement of soloists and cultural influence on movement are also presented and the expressive potential of choreographed elements are discussed. The analysis revealed consistent correlations between musical and physical gestures in choral performances. Movements often reflect musical qualities - legato lines are matched with smooth, continuous motion, while slow arm raises frequently accompany glissandos, crescendos, or ascending melodic lines. Rhythmic patterns are visually emphasized through swaying or stepping, which can also introduce new rhythmic layers or reframe subdivisions. Movement phrases tend to mirror musical phrases, and choreographic tools like soloist isolation, formation changes, and gesture cues signal structural or expressive shifts. Repeated musical material is sometimes varied visually through choreographic additions, while contrapuntal movement can parallel musical polyphony. Spatial orientation is used dynamically - choirs face the audience during forte passages and turn away or shift position for softer dynamics, especially at conclusions. Strategic stillness, gesture-based cadential emphasis, and narrative or literal movements further enrich the performance. Cultural context also shapes choreography; various choirs incorporate regional dance elements into their movement language, enhancing both visual identity and interpretive depth. These culturally rooted gestures, drawn from folk or traditional forms, contribute to a more immersive and resonant concert experience. The conclusion highlights the study's contributions to choral composition and performance practices, emphasizing the importance of codifying movement not as a restrictive framework but as a means to enhance artistic expression. It also outlines possible directions for further research, such as broader audience studies and implementation of the system in varied choral repertoires.
